14 Aralık 2016 Çarşamba

bu kedi mideye indirmeden önce sıçanıyla oynar


İnsaf be. İçime sıçtınız topunuz. Bir bir gelmeyip kamyonla kum boşaltıyorsunuz üstüme. Dedemin hastalığı döneminde bahsedemedim, sonra erteledim ama Hostes birine aşık oldu. Başta iyi biri sanırım desem de sonra ilişkisini hiç desteklemedim. Çocuğun gözleri kaşları fazla oynak ve resmen bizim kızın ona olan zaafını kullanıyor. En büyük problemleri kıskançlıkken boyna ayrılıp barışıyorlar derken, İtalya`da romantik bir evlenme teklifine kandı. Evlenmek istemiyor ama evet dedi, nişan bile yaptılar. Söyledim ne kadar karışmam desem de çünkü çocukluk arkadaşım ve kız kardeşim be o benim. Mantıklı gelen her şeyi dedim, erken karar verme bile dedim ama dilemedi. Çocukla tanıştıktan sonra psikologdan yardım almaya ile başladı ki çocuk ona bile karşı. Ailesi desen Hostes`ten duyduğum kadarıyla bence ucuz insanlar. Annesinin ağızından “Her şeyi sen ödeme bölüşün, taksiyle giderken bırak o ödesin, yedirme ona.” tarzı cümleler sarf etmiş bir kadınken; Babasının iphone azizliğine uğramış whatsapp konuşmasında adamın üzerine alınan ama kredisinin oğlu tarafından ödenecek ev için “Evlenince kıza ödetirsin krediyi” gibi bir cümle sarf edilmiş. Şaka olma olasılığı bile olsa bence iğrenç ve ucuz bir hareket. Nasıl insanlarsınız ya? Hep kendime insanları yargılama derim ama sıçarım kendi ağzıma bu ne kardeşim. Keza Hostes akşam bunlar tartışmışlar ağlayarak bize geldi ve o gittikten bir saat sonra Hostes`in Whatsapp`ından şöyle bir mesaj geldi “Lady Hostese söyle artık eve gitsin yeter bu kadar.” Köpek mi eğitiyorsun ve bu ne! Şifreleri birbirlerine vermişler instagramda ve bizim kızlarla edepsiz bir grup konuşmasının altına bize yorum yazıp ardından “Hostesle birlikte kullanıyoruz haberiniz olsun” dedi yavşak herif. Madem birlikte kullanıyorsun gördün konuşuyoruz çık dimi. Okuyup üzerine böyle bir şey yapmak nedir? Hostes telefonunu hacklediğinden şüpheleniyordu ve bu yazdığı ile durum iyice ayyuka çıktı. Ağzına sıçtım ama az geldi. Oturdum durumla alakalı yasaları araştırdım. Gün olur bunlar ayrılırsa ağzına sıçacağım onun. Tüm kayıtları yedekledim hem bilişim suçundan hem de özel hayatın gizliğinden bastıracağım. Bunun gibi hayvan dolu ülke. Üzerlerine üç beş düzgün şey geçiriyorlar, bir diploma, biraz da para al sana sıçan ordusu. 

11 Aralık 2016 Pazar

lambadan dilek cini çıkmıyor bari ufo duysun


Şu ara hayata dair tek beklentim UFO saldırısı. Şöyle gelseler o koca uzay araçlarını boş buldukları arazilere indirseler ne hoş olur. Önceleri UFO varsa -ki ben varlığına inanıyorum- gelsinler bir beni alsınlar gitseler derdim. Oturur iki çekirdek çitler dedikodu yapardık diyorum. Varlığına kanıtım yok ama yokluğuna da kanıtınız yok. Hem insanoğlu işte fazla kibirli. Koskoca evren sadece biz yaşayalım hatta onunda içine sıçıp bırakalım diye var edilmedi bence. Eğer öyleyse özgür irade zımbırtısını elimize tutuşturularak çok büyük kazıklandık. Bir 3 yıl önce bu kadar karamsar bile değildim. İnsanlara güzel bir günün geleceğine inanırdım. Şimdi  bir UFO`nun sesimi duyacağını  ve kabile lideri dahi olsa kendini lider olarak gören herkesi toplayıp gitmesini istiyorum. Hatta zahmet olmazsa giderken bütün para babalarını, silah tüccarlarını, tecavüzcüleri, organ mafyalarını, insanlık suçu işleyen herkesi ve bunları gerek cezalandırırken -ki genelde cezalandırmayıp misafir ediyorlar- aslında destek olanları, politikanın “p” sini, öldürmek, cinayet, soykırım, katletmek, terör gibi kelimeleri söylemeyi bırakın aklından geçirenleri de toplayıp götürsünler. Tabi elimizdeki tüm silahları da elleri değmişken bizde bırakmasınlar. İçimdeki hayallerine, güvenine kefen geçirilmiş kız oksijensiz bir gezene bırakılmalarını istese de azıcık da olsa vicdan var, şu dünyadan daha güzel bir yere bırakılsınlar. Belki yolculuk sırasında akılları başlarına gelir. Ne bileyim belki oradaki güzelliklere kıyamazlar falan. Bizde nüfusun %10-15  olarak kırk gün kırk gece parti yaptıktan sonra şimdilerde kaybettiğimi adalet, eşitlik, özgürlük, vicdan, insanlık gibi soyut kavramlarla hasret gideririz. Organik tarım, açık sınıflarda eğitim, temiz enerjiden falan faydalanırız. Ne güzel olurdu biraz huzur.

1 Aralık 2016 Perşembe

kusurlarımı sev benim hayaletimi değil



Okuduğum bir kitapta sevgilisi ile beraberken onun hiçbir kusurunu görmediğini söylüyordu yazar. Ne zaman ki ilişki çatladı, terk edildi, incitildi o zaman farkına varıyormuşsun. Eğer geri dönerlerse birbirlerine yine tüm kusurların üstü örtülüyormuş. Etrafındaki herkesin sevgilisi hakkında sıraladıkları kusurlar, hatırlattıkları fayda etmiyormuş. Yani seviyorsan karşındaki mükemmel görmeye meyilli ve bu beklenti içerisinde olduğunu birkaç sayfada anlatmış. Sanırım bu sık duyduğumuz ama biri yazınca hakikaten ya bu böyle dediğimiz, kendimizde bulduğumuz anekdotlardan biridir. Benim içinde öyle olması gerekiyordu. Gariptir ki değil. Ben hep kusursuzda kusur ararım. Sonuçta insan değil miyiz biz? Neden kusursuz olmaya çalışalım ya da kusursuz görelim ki? Bizleri faklı kılan detaylar kusurlar değil mi? Herkes sevgilisinin, eşinin dostunun, ailesinin çok zeki, yakışıklı, iyi, eğlenceli, duyarlı, ahlaklı vs gibi bir çok iyi özelliklerle bezendiğini iddia ederken bu ya gerçekten doğru olsaydı? Herkes birbirinin aynısı olmaz mı? Gidip büyük kötülükler yapın demiyorum ama böyle olsa, herkes prenses pembesi haplarla uyutulmuştan farksız olmazdı bence. Hem bence gerçek sevgi karşındakini kusursuz görmek değil. Eğer biri benim kusurlarımı görüyorsa ve sevmeye devam ediyorsa bu gerçek sevgidir. Sidiklinin insanı delirten konuşmak istemediğinde kimseyi dinlemediği, etrafındaki herkesi değersiz hissettirdiği anları biliyorum. Konuşuyorsunuz ama o tek tepki göstermiyor. Annemin o her şeyi abarta abarta anlatması, bazen kendi düşüncelerini babama bizim düşüncelerimiz gibi anlatması, Uyuz`un sinirlendiğinde kendini kapatıp çekip gitmesi, babamın aklına takılanı size milyon kez söyleyerek dayatması, benim sinirlendiğimde düşünmeden konuşup insanları zayıf noktalarından vurup yaralamam.. Bunların hepsi temelde birer kusur. Gariptir ki tüm bunlara rağmen birbirimizi seviyoruz. Bu sırf bir kaç genetik olay yüzünden olmamalı. Öyle olsa tahtı için oğullarını kardeşlerini öldüren insanlarda olmazdı. Kime sorsam hayatındaki insanın tek kusurunu söylemedi. Herkes ne kadar mükemmel olduğundan bahsedip durdu. İşin garip tarafı benim Joker`i zerre kadar sevmediğimi, sevsem hiç kusur bulmayacağımı söylediler. Ama ben onu kusurlarıyla seviyorum, benim kusurlarımı bilsin öyle sevsin istiyorum. Çünkü bir insanın kusurlarını görüp sevemeye devam etmek o kişiyi sizin için mükemmel kılar. Mükemmel bir ailem yok çünkü insanlar ve hataları var tıpkı benim gibi. Ama benim için mükemmeller. İstediğim Joker için hatalarımla, kusurlarımla mükemmel olmak.

26 Kasım 2016 Cumartesi

gen haritamla oynayabilir misin be


Bilmem kaç yıldızlı otellerde yapılan o düğünleri hiç sevmedim. Ortamdan samimiyetsizlik akıyor. Sonra o kokteyl zımbırtıları hele topuklu giydiysem beni delirtiyor. Masayı bulmak ayrı dert, oturtulduğun insanların kim çıkacağı ayrı dert. Birde sanki herkes birbirini eleştirmek, kulp bulmak için hazır bekliyor gibi geliyor. Zaten bir de otelin salon kısmıysa işler iyice kötüleşiyor. Bizim gibi Karadenizli aile olunca o göt kadar pist horon olayına dayanamıyor. On metre karede horon oynandığı nerde görülmüş. O pistlerde zaten twist oynayanlar için. Kalabalıksa fazladan konulmuş masalar yüzünden gelin damat misafirleri dolaşamıyor, misafirler aman adam yerine koymadılar muhabbetleri döndürüyor. Aynı sofrada hiç yemek yememişsin gibi herkesin birbirini süzdüğü düğünlerden birinde bende o topuklularla eziyet çekerken tabi ki tanıdık tanımadık herkesi süzdüm. Gerçi süzme işlemine kadar beni nereye sürükledilerse gittim, 8313 tane el öptüm. Kıyıda köşede anne ve babamın radarından saklanıp sindiğim köşede de milleti izledim. Kaynana geline nispet yapar gibi beyaz giyen tek insan ki hatun fena taştı. Kendi düğün davetiyesini hazır milleti bulmuşken dağıtayım diyenler şahin kesilmiş. Gözüme babam ve annemle sohbet eden bir hatun kestirdim ki 27, 28 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim, uzun, ince, sarışın biri. Elbisesine hele o derin sırt dekoltesine bayıldım. Babamlarla ayrı masaya oturtulduğum için ilk bulduğum kuzenime oğluna kız bakan anne edasıyla “şöyle güzel bir kız gördüm kim o kız tarafı falan mı, bekar mıymış?” diye sordum. İlk kim olduğunu anlamadı sonra kızı gösterince gözlerini pörtlete pörtlete “Yuh Lady! Yeşil o nasıl tanımazsın.” dedi. Beynim bir idrak edemese de ilk aklıma gelen kaç yaşında ya bu oldu Çünkü benim hesaplarıma göre 35 olmalıydı ki 37 yaşındaymış. Kesin bu Ajda Pekkan ile arkadaş oldu. Anında instagramını buldum ve açık söylüyorum bende o bacaklar olsa yaz kış götüme kadar açardım. On yazlarında da bir oğlu var ama bikinili fotoğrafına dayanarak söylüyorum çocuğu o değil ben doğurmuşum. Hatun kim? Benim kuzenim. Ciddiyim. Anasının elini de öptürmüşler ama ne yengem ne o yanımdan geçse tanımazdım hani. En son çocukken görmüştüm. Aynı şey ne yazık ki amcam içinde geçerli.  Aslında en büyük amcam ve babaannemin ilk eşinden olan oğlu. Hatta dedem evlat edindiği için amcamı soy isimlerimiz bile aynı ama hep teğet geçtik birbirimizi. En son bu Yeşil bir milletvekilinin oğluyla evlendiğinde düğüne alerjim yüzünde gidemediğimi hatırlıyorum. Yeşil`i de hep duydum ama ne bileyim babam da bayramdan bayrama telefonlaşınca farklı yerlerde yaşayınca fark etmiyor insan varlıklarını. Umarım Yeşili taş gibi yapan tüm o genler babaannemdendir ve bende de kendini gösterir. 

Not: Azimle sıçtım elbiseyi buldum. Gerçi zorda olmadı. Kabak gibi Elie Saab elbisesi değilse benzerini yapan biri, öyleyse o koca kaç para kazanıyor be demek istiyorum. Yuh hani.

19 Kasım 2016 Cumartesi

bir deee


Fazla ağır geliyor. Böyle midem bulanıyor ama sözde değil gerçekten bulanıyor. Umudum tükeniyor. Her geçen gün daha da parçalıyorlar. Sanki bir alıyor tüm o hayallerimin üzerine sıçtıktan sonra sifonu çekiveriyor. Düşünüyorum acaba ben mi hatalıyım diye. Çocukken ilk duyduğumda beyin göçü kelimesini, ne demek olduğunu ilk anladığımda kızmıştım. Bizde gelişmeliydik, zaten harika bir toplumduk öğretmenimiz şöyle hoş görülü şöyle misafirperver şöyle iyi bir toplum diyordu. Şimdi anlıyorum neden gittiler. Çünkü biz o anlattıkları toplum değiliz. Her gün gazetede bir istismar haberi var diye artık okumuyorum. Sapık bir toplumuz, hatta bir çoğumuz pedofili. Kimse kusura bakmasın ama tecavüzü bir kişi değil üç kişi birden gerçekleştiriyor: zanlı, anne ve babası. Bu da bu suçtan yargılanan, dayısı olup işin içinden sıyrılan, üstü örtülen, suçlu bulunan, ortaya çıkmamış sessizce utanmadan devam edenlerin sayısının üç katı demek. Yok çarptırılıyormuş, yok ekleme gelmişmiş.. Hepsi yalan dolan be. Çarptırma dedikleri asıl bu. Bunun oyla falan zerre ilgisi yok. Bunun vicdanla ilgisi var ama ona sahipte üç beş kişi var. Çocuk be o çocuk. Kendi çocuğunuzun başına gelse, torununuz ne bileyim yeğeninizin yine aynı kararı verebilecek misiniz? Daha kendisi oyun oynarken o çocuk bedenin dokunan iğrenç ellerle aynı eve hatta aynı yatağa hapsetmeye kalkmak nedir? Din mi? Hangi din izin veriyor çocuk istismarına. Sizin bahsettiğiniz hangi tanrı? AvukatKız adliye stajı sırasında hakimi eline bir dosya tutuşturmuştu. Tutanağı okuduğu gün ağlaya ağlaya önüme koydu. Üç yaşında bir erkek çocuğuna hatta bebek daha tecavüz edilmiş. Hala satır satır aklımda. Ne yapalım şimdi o çocukta biraz büyüsün sonra o iğrenç adamla mı evlendirilsin? Bunu nasıl halledecekler hemcinsinle evlenmekte yasak? O kadar çok söyleyeceğim şey var ki hangi birini yazayım bilemiyorum. Görmeye duymaya katlanamadıklarımı mı yazayım, bu toplumun bir parçası olduğum için utanç duyduğumu mu? Defalarca tacize uğradım. İstemediğin ellerin bedeninde gezmesi ne demek iyi bilirim. Bu yüzden her gece o imzayı atanların ismine, daha önce tecavüzlerin üstü örtülsün diye kalkmayan ellere ve onlara destek veren herkese, yumuşatıp yönlendiren medyaya adalet için dua edeceğim. Onlara vicdan versin he bir de Allah belalarını versin. 

11 Kasım 2016 Cuma

ben ektim bir zahmet biçsinler


Ne yapıyorsam torunlarım için. Dünyanın çivisi değil boku çıkmışken sifon çekilmeden önce kendimi belgelemeye karar verdim. Günlük tutmaya başladım ve bunu doğacak torunlarım için yapıyorum. Cümleme bile öyle başladım. En sevdiğim torunuma bırakacağım ölünce de. Torun ayırt edilmez demeyin edilir, evlat değil ki bu. Aralarında en aktivist en başına buyruk ya da duygusal vefakar olana bırakırım. Cinsiyet ayrımı yapmak gibi olmasın ama kız olması tercihim. Erkek bir torunum “ne kaşar hatunmuş bizim ki” desin istemem. Kadın kadından anlar ama erkek için aynı şeyi düşünemiyorum. Hem koca ömrü boşa yaşamak istemem. Tamam bir nesle ilham olamam belki ama farklı nesiller aynı problemler felsefesiyle ateş böceği olurum belki. Sonuçta bir nevi tarihe de tanıklık ediyoruz şurda. Başımıza gelmeyen bir uzaylı istilası kaldı onunda eli kulağında. Gerçi bir yandan da tüm anılarımı günün irinde kaybetmek gibi bir korkum var. Hem duygular hissettiğim öfke, üzüntü, hırs, yorulmuşluk, sevgi, mutluluk bunlar değişiyor. Yazarsam o gün nasıl hissetmişim bilirim. Hem onun içine kötü gününde gülebileceği bir büyüğü olsun. Belki arada ağlatırım da. Buraya yazmayı seviyorum, yakalanma korkum olmuyor falan ama elimin altında her gün yazdığım, atlamadığım bir şey olsun istedim. Hem bakarsınız bir gün bir sandık dolusu falan olur, geçmişi bilen kimse kalmaz çünkü nükleer savaş yüzünden birbirimizi yemiş oluruz. Benim günlükte hayatta kalma rehberi diye yok satar.

7 Kasım 2016 Pazartesi

o sizin bildiğiniz Ladylerden değilim


Bu yazıyı yazdığıma o kadar emindim ki bir saate yakın arşiv taradım. Artık nasıl kafamda planladıysam blog kendi kendine sildi diye düşündüm. Ben giriş, gelişme ve sonucumu yazıp son noktalarımı koymuşum yazı için. Size adım neden Lady Witch onu açıklayacağım. Açıkçası kulağa ego manyağı bir isim geliyor. En azından başkası kullansa aklıma gelecek ilk şey, egodan yol yapmış olurdu. Lady bana nedense hep büyük bir kelime geliyor. Böyle fazla burnu havada. Ama ben o sizin bildiğiniz Ladylerden değilim. Lady olmamın sebebi bir köpek. Çocukken bir arkadaşımın köpeğinin adıydı. Öncesinde deli gibi korkan benim köpek sevme sebebim, ölen ilk yakınımdı. Tüm sokak bütün gün onun peşinde koşardık. Lady yıkanacağı zaman bizi seçsin diye dua ederdik. Sonra partneri Jack ile o ilk gerçek belgeselimdi. Lady`i kaybettiğimizde çok üzülmüştüm. O yüzden de onun isminin benimle yaşamasına karar verdim. Witch ise Hostes ve Sidiklinin işi. Ne kadar iyi kalpli, Polyanna bir kız olsam da, kanatlarım eksik olsa da arada 21. Yy koşulları beni azıcık yozlaştırıp mini minnacık kötülükler yapmış olabilirim. Onlarda bana lakap olarak Bitch`i uygun gördüler. Blog yazarken insanlar mal mı bu kız kendine sürtük dedirtiyor demesinler diye harfle oynadım. Ne yapayım toplum baskısı buralarda taş seviyesinde mi değil mi bilemedim. Gerçi ondan sonra saldım terbiyemi malum. Benim adımın tarihi, geçmişi bu. Ay zahmet olmazsa okuyanlar neden ismi o yorum bırakırlarsa şahane olur. Ya da uzun uzun hikayem var diyen üşenmesin yazıp yayınlasın da okuyalım.

22 Ekim 2016 Cumartesi

üzerine eşek işesin inşallah


Kevaşe herif. Piç. Allah belanı versin inşallah. Elin kırılsın. Yok daha iyisi mi o elin götüne girsin. Ya nasıl insanlarsınız siz ya. Bitmiyorsunuz dimi? Hayvan herif ya. Sizde bir annenin evladı değil misiniz? Bıktım lan sizden bıktım. Ne var sen biraz insanlık belirtisi göstersen de ben küfretmesem. Yine yeniden tacize uğradım. Hem de babamım yanında. Sırf babam yanımda diye de sesimi çıkartamadım. Pantolon giymişim, dekoltesi sıfır tshirt ki üstünde montumvar be. Sikik kafalı herif sadece yüzümde makyaja dair tek şey olan ruj mu tahrik etti seni? Kırmızı olması suç tabi. En iyisi üretimden kaldıralım dimi? Her şeyi geçtim ya bu ne cesaret babam yanımdayken beni ellemeye cesaret edebiliyorsun. Ya arkadaşlarımla buluşacaktım, sırf azıcık keyiflenmek için ruj sürdüm. Babamda küçük bir işimizi halletmek ve bu arada beni bırakmak bahanesiyle benime geldik. Arabadan indik yürüyoruz otuzlu yaşlarda bir it babama doğru kafamı çevirmiş konuşurken kıçımı elledi. Öyle kol çarpması falan değil baya şap diye. Arkamı döndüm birde baktım bir yandan yürüyor bir yandan kafayı çevirmiş sırıtıyor. Babam yanımda diye tek laf edemedim. Allahtan fark etmedi, o sıra yürürken sigara yakmaya uğraşıyordu. Biliyorum fark etse adamın üstüne gidecek ama adam elli yaşında ne kadar sağlıklı da olsa ne olcağı belli olmaz. Hem eski babam değil ki. Yaşlanıyor. Saçları beyazlamadı göbeği yok diye hala genç gibi gelse de adam elli yaşında. Ya bir şey olursa ona. Bilirim benim için o adamın ağzını burnunu dağıtır ama ya bir terslik olursa. Yoksa ben biliyordum o herifin ağzına sıçmayı. Kusura bakmayın ama ben tacize göz yumamam. En son popomu elleyen herif gözünü karakolda açtı. Nefret ediyorum sizden ellerinizden. İğrençsiniz.

14 Ekim 2016 Cuma

götünde ayılar kamp kursun sevgilim


Kamp fikren sevdiğim, yapan insanlara özenerek baktığım bir olay. Topla çadırını dünya senin. Gez, gezerken gör ve üzerine eğlen daha ne olsun. Daha önce babamlarla birkaç kez yaptık ve ben insanların burnundan getirdim. “Çok sıcak, böcek var burada, sıkıldım, şarj da bitti, off poff” Annemle babam zavallılarım ne yapsınlar belki bir gün çocuklar karışmış diye biri çıkar gelir diye bekliyorlar. Bense tüm bunları unutup yalvardım yakardım gerçekleri çarpıttım izni kopardım. Jokerle kamp yapacağız diye nasıl mutluyum. Herkesin paylaştığı o romantik fotoğrafları yaşayacağım. Hatta bende istiyorum ama çekmesi için yanımda üçüncü kişiyi taşıyamam, makine sabitleme ayarla pozu içinde fazla üşengecim. Adam inşaat mühendisi çadırı beş dakikada kurdu, bana kalsa kuramaz sazdan barınak yapardım. Gerçi çadır kuramayan adamın yaptığı barınaktan anca Barbie evi olur. Her şey uyuma vaktine iyiydi. Ayaktayken soğuğu bir şekilde atlatıyorsun da, uyumaya çalışırken o soğuk sende sürekli çişim var, altıma kaçırırsam of buralar hep kokar düşüncelerine sürüklüyor. Zaten insanın götü donarken, bacaklarını rahatça açıp yastığına sarılamadığı o uyku tulumunda uyku mümkün olmuyor. Ofladım pufladım Jokerin kılı kıpırdamayınca söylenmeye başladım. Ben söylenirken baktım adam rüya görüyor en son tekmeleyerek uyandırdım kalk gidiyoruz götüm dondu dedim. Evime döndüm sıcak yatağıma girdim demek bende isterdim ama nerde bende o sevgili. Bu saatte araba kullanamazmış, annemler telaşlanırmış. Anam babam asıl ben soğuktan ölürsem telaşlanır desem de dinlemedi. Sonunda çadırı bırakıp arabada yattık. Gözüme gram uyku girmese de sıcaktı. Tüm hayallerim bok oldu bari güneşin doğuşunu birlikte izleyelim dedim aldığım tek cevap “horrr” oldu iyi mi? O gün bugündür de yataktan çıkamadım, yediğim iğneler popomu süzgece çevirdi.  

4 Ekim 2016 Salı

çikolata mıyım baklava mıyım ben be


İki yıl fark olunca tabi anasını da tanıyorsun danasını da. Nil kuşu düğün düğün geziyor Aslan ile. Bana gelirsek ben evimde oturuyorum. NilKuşu sülaleyi sayarken ben iki kardeşi var işte diyorum. He diyeceksin istedin de tanıştırmadı mı? Yok valla ben anasıyla babasının fotoğrafını bile merak edip bakmadım. Instagramda rastlamasam bilmezdim de. Adamdan bir seni seviyorum duyamamışım anasına el öpmeye mi gideceğim? Doğal olarak ben özellikle ailesinin katıldığı hiçbir düğüne gitmiyorum. Bunlarda da ne arkadaş gurubu varsa anca evleniyorlar ve hepsi bir başka ilde. En son düğün Antalya da oldu, burada kalan bir ben oldum. Bu gidince anneannesi beni sormuş. Kadında haklı torunu kimle düşüp kalkıyor bilsin. Yerinde ben olsam kızın anne kızlık soyadına kadar sorardım.  Açmış telefonunu bir fotoğrafımızı göstermiş, annesi de bakınca olan olmuş. Kadın “Üzerindeki senin tshirtün değil mi?” demiş. Hayvan herif göstere göstere o fotoğrafı göstermiş. Kadın kim bilir hakkımda neler düşünmüştür. Zaten ne zaman biz evde oturursak hissetmiş gibi arıyor. Bizimki dışarda olsak “Dışardayım” diye kestirip atarken, evde olduğumuzda “Lady ile evde takılıyoruz” diyor. Bir gün dayanamayıp ağzının ortasına elimin tersiyle yapıştırıp erkeğe şiddet uygulayacağım. Ne takılması be! Kadınla tanışmak istemiyordum artık yolda görsem Nas okur kaçarım. Halbuki valla masumdum. Giydim ama çok terlemiştim, terli tshirtle oturmak istemem. Of fotoğrafta da bir çirkinim sormayın. Ne dediler diye sordum “Tatlı kız” demişler. Bu mu yani? Fark ettiyseniz “aa ne güzel, hoş kız” falan değil. Tatlı ne ya. Kalbi kırılmasın diye geçiştirmek gibi bir şey.

29 Eylül 2016 Perşembe

senin sebebin ne


“Kötüsün bu yüzden seviyorum seni”, ”Hiçbir şeyi umursamıyorsun bu yüzden seviyorum seni” insan bu sebeplerden sevilir mi? Ne bileyim iyi bir insan diye sevilir. Neşeli diye sevilir. Ama beni tam olarak yukardaki iki cümleyi söyleyip seven var. Ve söylediklerinde ciddi. Yakınıma aldıklarımdan gerçek beni saklamam. Hani diyorlar ya, ya görün ya ol, herkes maskelenmiş falan. Bunu söyleyip ahkam kesenler sanki maske takmıyor. Onlar, biz ne kadar istiyorsak, nasıl gösteriyorsak kendimizi ancak o kadar görebiliyorlar. Şu mesafe olayı var ya genel bilmem kaç metre, sosyal bilmem ne kişisel ve son olarak 30-35lik mahrem mesafe. Onun gibi mesafelerim var. Güvendim mi gerçek beni göstermekten çekinmiyorum. Düşündüğümü söylüyorum. Kötü veya iyi. Çünkü onu oraya koyduysam söylediğimi yargılamadan önce anlamaya çalışmasını bekliyorum. Bunları söyleyeninse beni yargılamadığını biliyorum. Olduğum gibi gösterdiğim gibi gördüğünü. Ama bilmediğim şey böyle olduğum. Gerçekten öyle miyim kötü umursamaz?

26 Eylül 2016 Pazartesi

dost başa kadın bacağa bakar


Yanımdan bir kaç saniyede geçti ama ben sanki saatlerce süzdüm. Arkasından uzun uzun baktım. Zaten bakılmayacak gibide değildi. Hatunda bir bacak, boy pos vardı süzmeden edemedim. Kadın vücudu çok estetik bir şey zaten. Cidden kadın vücuduna bakmaktan hoşlanıyorum. Ne kadar sutyen sevsekte Victoria`s Secret şovu sırf bundan da izlemiyorum. Biseksüel miyim acaba diye soruyorum kendime bazen, sonra “Yok beeee! Sırf sen değilsin inceleyen eden. Bak Hostes, NilKuşu Sarı falanda senden” diyorum. Sanırım bu dost başa kadın kadına bakar durumu. Kızın vücudunu ne kadar taktir edip beğensem de “Az önce yanımızdan geçen kız benim senden önceki en uzun süreli sevgilimdi” cümlesiyle  aslında kusursuz olmadığını idrak ettim. Bacakları çarpık bunun. Zaten bir böyle biçimsiz falan. Vücut orantısızlığından bahsetmiyorum bile. Bu selülitli haliyle  o şortu hem de bu soğukta giymek nedir? Amerikan filminde mi ki o kazağın altına geçirmiş birde bunu. Güzelim benim götüm dondu senin ateşin kaç derece? Off ben hatunun bacaklara bak bak bitiremedim Joker bunla üç ay birlikteydi. Hem de üniversiteyi İstanbul`da okuma sebebi kız. Kıskançlık falan yapmıyorum. Hem bu kız 90 doğumlu. Gelmişsin 26 yaşına o kaykayda ne işin var. Yaşıtların çoluk çocuk sahibi olmuş. Kaykay tepelerinde gezeceğine evlensen benimde aklım kalmasa sen ve Joker`in geçmişinde. Hızlı geçtiği için yüzünü de göremedim ki. Ama ben de bu şans varken Allah ben bu bacaklara çirkin bir surat koyamam en iyisi son bir kıyak yapayım demiştir. 

11 Eylül 2016 Pazar

ne de olsa baba yüreği öldürmez süründürür


Daha iyisi önerilince adamda ne yapsın değiştirmiş. Babam biz küçükken de küpemizi, künyemizi falan bir iki yılda bir değiştirirdi. Her yıl okula başlarken ayakkabı almak gibi bir ritüeldi bu da. Bugün babam annemin beğendiği bir küpeyi almaya giderken Sidikli uyuşukluğunun kurbanı oldu. Bunun minnacık taşlarından biri düşmüş bir kolyesi vardı. Gözüne bu kadar bakmaz ona bakardı ama bu o taşın düşmesine engel olamadı. Hazır babamda gidiyorken taşı ekletsin diye eline verdi. Babamın eline verdiği kolye ile gelen birbirinden farklıydı. Kuyumcu "abi bunlar yeni model" diye gösterince onu verip hakikaten daha güzel bir kolye alıp eve gelmiş. Babam düşünmüş, üstüne para vermiş yeni kolye almış diye alkış toplayacak diye eve geldi ama aradığı Sidikli`ye ulaşamadı. Ciyak ciyak baba ne yaptın sen diye bağırdı duru. Kolyeyi buna sevgilisi hediye etmişti. Hala tutamayıp gülüyorum ama bu kaçıncı vukuat. Daha önce bir bileklik, bir kolye kaybetmişken şimdide kolyesi sabote edildi. Taşına sahip çıkamadım diye ahlanırken kolyeden oldu. Babam sevgilisinin aldığını öğrenince gidip geri almak istemese de, Sidikli ağlamaya başlayınca kıyamadı. Eh ne de olsa baba yüreği.

9 Eylül 2016 Cuma

reklam değil asıl mesele vapur


Çalışmak istemeyen bir insanı istediğiniz kadar zorlayın onu çalıştıramazsınız. Bilgisayarın başında oturur siz geldiğinizde sayfayı indirir. Bilgisayar gözetliyorsanız, sınırlıyorsanız elindeki telefonla oynar, milyon defa sigara molası verir, orda burda dolaşır ama o gün çalışmaz. Tatil kafasından bir türlü çıkamadım desem ilk günden iki saat geç çıkınca omurilik soğanından vurulmuşa döndüm, dengem şaştı. Bugün içinde çok işim yok diye akşamdan oturdum işlerimi bitirip patrona bahane bulmak için Sidikli ile kafa patlattık. Regl sancım çok gelemiyorum dersem erkek kafasıyla bir stop düğmesine basar tamam der diye düşündüm. Sabah elimdeki birkaç işle ilgili mail attım ardından adamı arayıp ben işe gelemiyorum dedim. Sebep sorunca da “Ben bugün gelsem de çalışmam, çalışıyormuşum gibi yaparım. Cidden gelmek istemiyorum" dedim. İlk bir manyak mısın falan dedi bende “Zorlarsanız regl sancım var diyeceğim” dedim. En son ne halin varsa gör iyi bayramlar gibi bir şeyler dedi. Kovulma falan umurumda değil açıkçası. Her işi yetiştiriyorken boş boş oturmayı ne seviyorum ne de bu kadar fazla fazla çalışırken ofise hapsolmak istiyorum. Hava bu kadar güzelken fırsatı değerlendirmek istedim. Sidikli ile Çengelköy`de kahvaltı yaptık. Peynirli cevizli ve peynirli soğanlı tam buğdaylı börek favorim Çınaraltı`na gittiğinizde hemen ordaki börekçiden alıp denemeyen altın olsun. Kalori umurumda değil derseniz azıcık dolaşıp ordaki çikolatacıyı bulabilirsiniz. Balıkların hafıza durumu ne bilmiyorum ama inanın yerin adını hatırlamıyorum. Ordan Kadıköy`e geçip sokaklarda dolandık. Yalnız bu Ali Usta dondurmanın topunu yakında çeyrek fiyatına çıkaracak belli. Hayır belki ben çok yiyeceğim sürümden kazanayım da demiyor. Ve son durak Eminönü. Kurukahveci Mehmet Efendi`siz şehir turumu olur be. Lokumdan çok haz etmem ama kahve aldıktan sonra mısır çarşısında Malatya Pazarı var orda ki çifte kavrulmuş lokumları deneyin derim ben. En sevdiğim şeylerden biri böyle o Mısır Çarşısıdır, Eminönü’nün arka sokaklarıdır dolaşmak. Gezi yazarlığına soyunmadım, reklam yapıyorum. Şaka tabi, asıl  mesele vapur. O modern vapurlardan nefret ediyorum. Ben böyle yanlarında oturma alanı olan vapurlara bayılıyorum. En büyük zevklerimden biri oraya oturup ayaklarımı demirine uzatmak. Son kalanlarına dokunanın anlını karışlar, isyan ederim. 

8 Eylül 2016 Perşembe

boş gezenin boş kalfası olmuşum demek zor


Geçen gün uzun süredir konuşmadığım bir arkadaşımla görüştüm. İşim gücüm ne falan bilmiyor. Ben hala aynı yerde çalışıyor sanıyorum falan. Sonra bana iş dışında ne yapıyorsun dedi. Cevap vermek için bir dakika bekledim sanırım. İşe gidiyorum, Jokerle görüşüyorum, Arkadaşlarımla görüşüyorum, evdeyken anneme babama şımarmıyorsam kitap okuyorum, dizi izliyorum. Ama bütün bunları söylemeye utandım. Çünkü gözüme bir anda aşırı sıkıcı ve sıradan geldi. O kadar monoton olmuşum ki fark bile etmemişim. Mezun olmadan önce bir sürü hayal kurardım yapacaklarım hakkında. Sıradan olmayacaktım ki tüm o insanları ağır eleştirilerle topa tutan bendim. Peki sonum ne derseniz tükürdüğümü yalıyormuşum. Öğrenci iken daha çok şey yapıp daha çok eğleniyordum ben. Şimdi elime örgü verseniz hayatıma renk katmış olursunuz. Ne bir hobi, ne bir etkinlik. Allah`ım bildiğiniz ot çocuk tanımın genç yetişkin sınıfıyım. Hayır her gün yapmam gereken bir şey olmasa da olurdu. Ama "ya işte Himalayalara tırmandık geçen, sonra Broadway`de oyunumuz vardı ona yetişmeye uğraştık" desem çok da kötü olmazdı hani. Abartıyorum biliyorum ama bir hobiye ihtiyacım var benim. Boş gezenin boş kalfası gibi gezdiğimi hissetmeyeceğim bir şeylere. Soruyu ciddiye almışsın sen demeyin açık açık sordu adam iş dışında ne yapıyorsun diye. Siz ne yapıyorsunuz ya? 

6 Eylül 2016 Salı

patron aşığı oldu


Bir aylık işi adam benden bir buçuk haftada bitirmemi istedim. Hesaplarıma göre günde ortalama 14 saat falan çalışmam gerekiyordu. Yeni birini bulup yardım etmesi falan imkansız zaten bu kadar kısa sürede. Bende her akıllı çalışanın yapacağı gibi pazarlık yaptım. Tarihe yetiştirmem halinde yıllık izinden sayılmayacak iki hafta tatil talep ettim. Manyak mısın diyen oldu ama nasıl iş veren için iş ortamı vahşi doğa ise benim içinde öyle. Eşeği süreklide sağlam kazığa bağlamayı sevdiğim içinde işe başlamadan adama anlaşma imzalattım. Tatile gittim diye sonra izin vermez, kafası eser kovar elimde belge bulunsun. Gerçi bir çok insan sınırı aştığımı düşünse de bizim Patronun hoşuna gitti bu tavrım. Durumdan hoşnut olmayan tek isim Joker. Patronumdan hoşlanıyor ki, bir bayan bu saate kadar çalıştırılmaz diye geziniyor. İş yerinin önünde bir bekle iki bekle derken en sonunda bizim patrona söyledim güvenliğe desin de arabada iki büklüm olmasın çocuk. Başta patronum hakkında asıp kesen Joker ben çalışırken adamla kanka oldu. O saatte ne işi var adamın derseniz adam iş manyağı.  Masada kafası bilgisayara gömülü kaç kez sabah bulduk adamı. Jokerin odama girdiğinde ilk söylediği şey ise “bir de ofiste stiletto giy tam olsun.” Ben saçımı kalemle topluyorum ki ona göre bu dünyadaki en seksi hareketlerde biriymiş. Benim için ise, hiç tokam olmaması ve eczane lastiği değim şeyle toplayınca yolunan saçlarım için çözüm. Ne kadar şikayetçide olsa beni geç saatlere kadar bekledi. Gece ikiyi bulduğu oldu taksiyle olmaz dedi yalnız bırakmadı. Sanırım beni gerçekten seviyor desem de bir kez söylemedi hayvan. Bu ara yeni takındım o iki kelime. İşi benimle yapmış kadar oldu ama bitince benimle değil anasıyla tatile çıktı. Kıskançlık ediyorum ama o ailesiyle yurt dışına giderken ben belki o vaz geçer diye ümit ettim. Sonunda bende kızlarla plan yapıp Fethiye`ye gittik ki on beş yıla ben oraya taşınırım. Oralı bir arkadaşım kalacak yeri sudan ucuza ayarladı. Kaç kere tekne turuna çıktık hatırlamıyorum. Fethiyelinin bir arkadaşının babası sağ olsun yine mi tura geldi bunlar demeden boyna misafir etti bizi. Başımız bağlı olmasa çocuğu yelkenli ile birlikte almak isterdik hani. Gittiğimiz yerlerde de hep hesabın yarısı geldi önümüze ciddiyim. Menüde yazanın yarısını, hatta bazen daha azını ödedik. Fethiyelinin çevresi o kadar genişti ki o yanımızda yokken selamını söylemek hesabı indiriyordu. Hatun kendine orda resmen başka bir şey kurmuş. Bir de haraç toplasa tamam.  Her ne kadar turizmin ölmesine üzülsem de dünyanın en sakin ve eğlenceli tatillerinden birini yaşadım. Kızlar ona on birlere kadar yatarken güneş ile birlikte denize girdim, yeni insanlarla tanıştım, kızlarla tüm gün gülüp geceleri deli gibi eğlendik. Hayatımda bir ilki daha yapıp havaalanında sabahladım bulduğum her yerde uyudum. Şey bir de sevgilimi stalklayıp o kızların hangi kafayla şortun üstüne sweatshirt giydiğine kafa patlattım. Gerçi bu ilk değil.
                                                                                                                   

roller coaster gibisin güzelim


Aman bu kız yazsın öldük meraktan başına neler geldi demiyorsunuz biliyorum. Mail atanlar nankör bu kız diyor farkındayım. Özet geçelim o zaman. Ülkenin durumu karışıkken içimden yazmak gelmedi. Bir de yazmak yerine oturup anlamaya çalışmaktan fırsatımda olmadı. Tarzan`ın sonu nasıl bitti bilmiyorum. Malum gecede Hostes, kardeşi ve benimkiler sinemadaydık. Şimdi böyle suratımda garip heh tebessümüyle yazıyorum ama filme girdiğim ülkeyle çıktığım ülke birbirinden farklıydı. Filmin ikinci yarısında Hostes`in İtalya`dan sevgilisi aradı ona bile saçmalamış İtalyan basını dedim. Babam eve gelin çabuk diye azarladı, filmi bırakıyorum boş yere diye söylendim, video gördüm inanmadım. Çünkü benim için o kadar imkansızdı. Taksicinin telefonda askerdeki oğlu için endişelendiği konuşmayı duyduğumda inandım. Eve gelip TRT spikerini gördüğümde ise telefon alarmım ne zaman çalacak diye çok baktım. Bu kadar çok bilimkurgu okursam ayaküstü hayal bile görürüm dedim ama nafileymiş. Bizim ailenin elinde ya neşter var ya silah. Mühendistir, öğretmendir iğneyle arar sanatı bulunmaz Hint kumaşı sayarsın. Meslek paletimiz oldukça dardır hani. Gördüklerimin şaka olup olmadığını anlamak için ilk dayımı aradım. Yıllar sonra ilk defa tatile çıkan adamın dünyadan haberi yok. Kendi sorumluluğundakiler bir bok yemesin diye geri dönemeye çalışıyor bir yandan da bizim polis olan küçük dayı için endişeleniyor. Bizim komiser ne yazık ki çok tehlikeli bir bölgede bir de. Kuzenlerimden havacı olanlar birkaç gün öncesinde tatile yollanmış ne hikmetse ki dedemin cenazesine zor yollayıp hemen geri çağıran adamlar tarafından. Uyuz`la babam birbirine girdi bir anda. Uyuz`un kız arkadaşı İngiliz ve karşıda oturuyor. Kız deli gibi korkmuş telefonda ağlıyor Uyuz gitmek için arabanın anahtarını istiyor. Uyuz "Annem orda kalsa onu bırakır mıydın? Hayatında böyle şeyler görmedi o, korkuyor. Ya darbe olursa ne olacak, ona ne yapacaklar" diye bağırıyor. Sanki biz her gün darbe gördük. "Aşığım ona gerekirse yürürüm" dedi çarptı kapıyı çıktı. Annem fenalaştı babam kötü zaten. Anahtarı uzattı “Koş yetiştir” dedi babam sonunda. Plaj terliklerimle arkasından koştum. 3 dakikalık fark yüzünden koca caddeyi endişeyle koştum, telefona bile bakmıyordu. Onu bulduktan sonra etrafıma baktığımda millet bankamatiklerde sıraya girmiş, bazısı market bakkal büfede, tekele girmeyecekler tekelde bir şeyler alıyor. Makarna dolu poşetli bir amca koşturuyor. Babamı ardım “bizde bir şey alalım mı” dedim bir paket sigara istedi. Ciddiyim. Ağzını bir kere bozmayan adam “bir bok yapamazlar” dedi telefonu kapattı. Köprüde ateş açılıyor dediler korktum bir şey olcak kardeşime diye. Saat başı iyiyim mesajı attı. Tpemizden geçen uçak seslerinden bahsetmek bile istemiyorum. Yatağa gidip gözlerimi sımsıkı kapatıp uyanmayı beklemek istedim. Hayatımın en korkunç gecelerinden birini yaşadım herkes gibi. Çok boktan bir temmuz ayı geçirdim. Atatürk`deki patlamada Hostes için endişelendim, nöbetten yeni gelen annem Uyuz`u aldı hastaneye geri döndü ki Uyuz daha sona yaklaşmamış tıp öğrencisi. Bayram dönüşü katıldığımız şehit cenazesinden bahsetmek bile istemiyorum. Annesi, ağlayışları Allah kimseye göstermesin. Tüm bunların üzerine ne yazacak halim kaldı ne okuyacak. Kendimi kapattım yapabileceğim en iyi şeyi yapıp daha çok çalıştım. Gece gündüz çalışma işini abartıp uyumak dışında hiçbir şey yapmaya vakit bulamadım. Mail kutumu bile bugün kontrol ettim. Sosyal medyadan zaten tamamen uzak durdum, haberlere sadece göz ucuyla baktım. Vurdum duymazlıktan derseniz deyin ama görmek istemedim. Hayatta olmaz dediğim şeyler oldu. İlk bir kaç gün bolca bunu yapanlara yaratıcı beddualar bulmaya adamışken kendimi psikopatlığa geçiş sürecimden temizlenmek için en iyisi uzak durmamdı. Sadece lisede Uyuz`un peşinde koşan özel okulları, Sidikli`yi okuldan soğutan tipleri hayalinden vaz geçip mühendis olmasına sebep olan adamları takip ettim. Ve bir sürü iyikili cümle kurdum. İyi ki babam özel okul karşıtı bir adamdı ki Anadolu liselerinden mezun olup gelişen tüm notların yüz olacaklara aldanmadık. İyi ki aklım vardı da kendim okudum araya aracılar koyup cennetten arsa almaya kalkmadık hiç. Cidden güzel bir ülkemiz var, güzel bir dünyamız. Savaş, açlık, güç çatışmaları olmasın, ırklardan milletlerden vazgeçilsin, insan olmak hatta canlı olmak yetsin, vize gibi saçmalıklar olmasın istiyorum. Koca bir dünya ve elimizle yaptığımız saçma sınırlar. Sanırım ütopya istiyorum kendime. Sivrisinek bile öldüremeyen insandan başka ne bekliyorsunuz ki. Tüm bunlar yazmama sebeplerimdi. Özel hayatımda yaşadığım kayıplar, millet olarak yaşadıklarımız bana fazla ağır geldi. Niyetim bunları boş vermek yazmamaktı ama sanırım yazıp rahatlamak istedim. Bu yüzden ricam bu yazıya hiç yorum yapmayın. Bırakın böyle kalsın. Hem tazelenmiş tatil dönüşü eğlenceli ruhumu söz birkaç saate geri çağıracağım.


Merak edene: Uyuz`un sevgilisi kısa süreliğine ülkesine geri döndü. Okul için geri geldi gerçi. Eh kızın ablası zaten bir Türkle evlendi. Ailecek bizim ülkeye mecbur alışacaklar. Sizinkiler ne durumda derseniz bizde tutuklama falan yok. Bu kadar iğrenç bir şeyi yapan tanıdığım kimse olmadığı içinde açıkçası seviniyorum.  Gerçi bizde şu destanla alınan yanlışlık oldu ile salıverilenler vardı. Ülkede zaten roller coaster gibi.

28 Haziran 2016 Salı

taş kağıt öküz


Meğer ben kardeşlerim yok diye sabah akşam onla görüşüyormuşum. Uyuzla Sidikli eve geldiğinden beri eve erken gideyim ne bahane bulsam halindeyim. Kardeşlerimle doğru düzgün görüşemiyorum ne yapayım. Gerçi çalışmıyor olsam evdeki varlıkları onca yalnızlığın üzerine fazla gelir. Geçen sene yazın ya bunlar gitse keşke diye düşündüğüm bile oldu yalan yok. Ancak şu sıralar Joker inişe kardeşlerim yükselişe geçti. Hem kardeşlerim onun gibi hödük değil. İlişkilerde anlam veremediğim yıl gün sayıp dönümüne hediye alma kutlama zımbırtısında fena rezil olan ben üç beş gün sonra olan Joker`in doğum gününde adam gibi bir şeyler almak için oturdum kafa patlattım. Sonra aklıma geçen sene aldığım Star Wars serisinden sonra adam için kafa patlatmak yerine sıkıcılığa boğmak daha iyi olur dedim. Daha önce konuştuğumuz bir ayakkabıyı aldım, sonra yıl dönümünü telafi içinde cüzdan. Hem onunki eskimiş baya işine yarar diye düşündüm. Ama ona göre dürüstlük bana göre hayvanlıkla "Bir cüzdana bu kadar para verilmesine karşıyım" dedi. Lan it benim o cüzdanı bir milyon takside böldürmek hoşuma mı gidiyor. Sırf senin yüzünden aldım onu ben. Donuna kadar para saçan kendisi. Hayır ben çocuğu yanış anlıyorum desem o da değil. Biliyorum azıcık züppe bir tip. Hayatında pazar görmemiş. Üstündeki salak gömleğe 200 lira verip benim sırf onun için aldığım hediyeye pahalı demesi delirtti beni. Ben bilmiyorum sanki pahalı olduğunu. Resmen beni sığlıkla suçladı sonra. Ben kullandığım cüzdanı sokaktan yirmi liraya aldım be. Ben miyim gösteriş budalası. Yazarken bile yine sinirlendim. Joker`i boğazlamamak içinde hafta sonu Sidikli ve Uyuzla seri nostaljisi yaptık. Kurulduk televizyonun karşısına en sevdiğimiz film serilerini izledik. Harry ve Batman bitti, Iron Man yolda. Anlaşamadığımız tek konu çalan kapı falandı onuda hallettik. Annem isme hitaben bile bir şey istese taş kağıt makas yapıp yerimizden kıpırdıyoruz. Gerçi bazen kapıdaki biz turu tamamlamadan gidiyor ya da annem söylenerek kapıya bakıyor ama olsun, bizim ağzımızın tadı bozulmuyor.

15 Haziran 2016 Çarşamba

onda ararken bende buldum öküzü


Reenkarnasyona inansam bundan önceki bir milyon yaşamımı öküz olarak geçirdiğime yemin edebilirdim. Hatırlamadım. Ben oruç tutup Joker tutmayınca işten sonra onla görüşmek yerine direk eve gidip her akşam dakika sayıyorum. Dünde bundan farklı değildi. Sonra bir telefonla beş dakikada hazırlanıp kapımda bekleyen Joker`in yanına indiğimde etrafta cidden kamera aradım. Yağmurun altında şemsiye ile bir insan bu kadar yakışıklı görünmemeli. Adam ne kadar zaman zaman pisliğin teki olsada takım elbise ile cidden dehşet görünüyor. Yırtık kotumla yanına yakışmayacağımı anlamam bir saniye mi bile almadı. Gerçi ne önemi var ki? O anakartımı yakan gülümsemesiyle "Birinci yılımız kutlu olsun" dediğinde yağmurun sıradan bir yağmur olmadığına asit yağdığına yemin edebilirim. Hatırlamakla kalmamış bir de hediye almış. elime poşetleri tutuşturup üstümü değiştirmemi, yemeğe götüreceğini söylediği kısmını pek algılayamadım. Çünkü o sıra adamı öpsem yani gerçekten öpsem orucumun başına ne gelirdi onu düşünüyordum. Hatta bir kereliğe mahsus Allah orucumu bozdu kabul etmese olmaz mı diye pazarlığa bile giriştim de cevap alamadım. Pretty Woman filmindeki Julia Roberts`ın ayaklarının yerden kesilmesi bile benimkinin yanına yaklaşamazdı. Eve çıkarken Joker`in patentini almayı çoktan kafaya koymuştum. Gerçi o elbise ve ayakkabıyı görünce adamı nüfusuma geçirmeye karar verdim. Gerçi birde el çantası alsa harika olurdu ama şanslı ki bende bunlarla sırıtmayacak bir tane vardı. Mutluluk uçağımın ne zaman çakıldığına gelirsek annemin "Sen ne aldın?" sorusuna soru işaretini koymadan hemen önce. Allah benim belamı versin. Ben hediyeyi bırakın tarihi hatırlamaktan geçtim, tarihi bile bilmiyordum. Adam bana bunları alsın ben unutayım. Joker`i azıcık tanıyorsam geri kalan ömrümde bunun dalgasını geçer, lafını yapar, millete beni rezil eder. Zekamı tekrar kullanmaya başladığımda Uyuz`un odasına daldım hediye aldım diye bir şeyler aramaya başladım. Parfüm şişeleri kullanıldığını belli ediyordu, en son aldığım gömlekleri çoktan giymiş. Sonra geçen ay aldığım saati görünce masada Uyuzla biraz kavga etsekte vermeye razı oldu. Tabi daha iyisini almam koşuluyla. Hemen saat kutusuna koydum, hazırlandım çıktım. Çok şık bir yere götürdü, hiç öküzlük yapmadı. Ben aç karnımı doyurup tatlıyı beklerken hediyesini verdim. Paketletemedim diye mırın kırın ettim. Bu hediyeyi açıp gülünce bir bokluk olduğunu anladım. Tek kaşını kaldırıp "bunun benim olduğuna emin misin?" dediğinde yatakta yakalansan inkar politikasıyla evet diye üsteledim. Yemedi çünkü salak ben saatin markasıyla kutusunu tutturamamış Uyuz`un başka bir saat kutusuna koymuşum. Kaldı ki unuttuğum diğer şey bu saati seçerken o da yanımdaydı. Sanırım hayatımda en çok utandığım ikinci an bu an. Sonunda hatırlamadığımı, o hediyeyle gelincede elime yüzüme bulaştırdığım dümeni itiraf ettim. Allah`da benim taksit taksit belamı versin. Açken beynim çalışmıyor diye minareyi çalıp kılıfı uyduramadım resmen.

2 Haziran 2016 Perşembe

annem beni külkedisi kalayım diye doğurmuş


Ne zaman benim özel işim olsa iş yerinde işler patlıyor. Sonra benim tek isteğim gözlerimin altı balon gibi şişsin çok uyumaktan oluyor. Bir insan için bundan daha güzel bir beddua bilmiyorum ben. Gerçi iş bedduaya gelince sanırım o işi çok güzel yapıyorum. Özellikle Joker`e ise. Gözlerim yakında çalışmaktan şişe camına ihtiyaç duyana kadar çalıştım. Beni öyle kafa kaşıyacak zaman kurtarmadı. Bir de dertsiz başıma dert açıp girdiğim şu ikinci okulun finalleri vardı. Vizelerim de nazar değdirmeyin ama çok iyi olunca finallere girmeden duramadım. Tuğla tuğla okuyup sınavlarda bir halt yapamadım gerçi. Gece gündüz uyumayıp çalışınca halime üzülen sevgili Joker beni bir pamuklara sarmadı. Nasılda anlayışlı diye hayaller kurdum. Gerçekler bol dırdır. Adamın içinden öküz çıktı diyeceğim ama dışı da öyle. Allah'ım ne vardı bana da bir prens göndersen. Beyaz atı olmasa da olurdu. Prensesi el üstünde tutsa yeterdi. Ondan bile vazgeçtim bir miktar anlayış yeterdi. Bizimki ne yaptı "o saate kadar çalışılır mı?" isimli roman yazdı. Evde ders çalışıyorsam da bu ne okulu diye söylendi. Bununla da yetinmedi dinozorlar hala hayattayken girilmiş bir iddianın ödülü istedi. Şu masal yüzünden girdiğimiz. O kadar unutmuşum ki hatırlatana kadar ağzımı yaya yaya saçmalama yaa dedim durdum. Ona kahvaltı hazırlamamı isteyince oh dedim yırttım. İki omlet zeytin peynir ayarlarım tamam işte. Birde bunu azıcık süsleyince nasıl zahmetlere katlanmış, özenmiş der. Ama ben kimim ki şeytanın stajyerini kandırabileceğimi düşünüyorum. Adam bana istek listesi bıraktı. Böyle börekli, poğaçalı. liste o kadar uzundu ki bir de altına kuş sütü yazmış. Canı çekmiş. Bir insan hem sigara böreği hem peynirli börek nasıl ister ya. İkisininde mantığı peynirde bitiyor hani. Kıymalıdan bahsetmedim peynirlerin arasına girmemek için. Üç çeşit poğaça istemiş, insan olan iki tanesini yediğinde doyuyor. Pankek mi istememiş, omlet mi istememiş ki onuda kuru kuru istememiş bilmem neli olsun diye dip not yazmış. O kadar çok şey isteyince cumartesi akşamımı mutfakta köle gibi çalışarak harcadım. Pazar sabahı erkenden kalktım doldurdum gelsin alsın diye bekliyorum elim kolum dolu ya! Gelmedi uykusu çokmuş kendim gidecekmişim. Bende bindim taksiye öyle gittim. Tüm kahvaltı tantanası bitince de 70 liramı geri istedim oh olsun ona. Ya ben geldim mutfakta iki tava birden çeviriyorum omletler havada uçuşuyor o horul horul uyudu. Asıl bombaya gelin siz. Meğer Aslanla iddiaya girmiş kaybeden bir ordu dolusu erkeğin isteklerini pişirecekmiş. Tabi bizimkide benim kaybettiğim iddiayı hatırlayınca üstüme, ona acıyıp sadece omlet isteyen arkadaşından ilham alıp kargaların götünü yayıp yattığı saatte ben kahvaltı hazırladım. İnşallah önemli bir görüşmen de ishal olursun tuvaletten çıkamaz işi eline yüzüne bulaştırırsın. Götün açıkta kalır da rüyanda o bana yaptırdığın browninin hamuruyla fırında görürsün kendini.

16 Mayıs 2016 Pazartesi

beşiktaş`ın ancak kuması olurum


Fenerbahçeliysem benim suçum günahım ne? Bu bana revamı? Kendimi bazen drama kraliçesi gibi hissediyorum ama dinlerseniz haksız olmadığımı göreceksiniz. Birlikte olduğunuz insanla aynı şeyleri düşünmek, aynı takımın taraftarı olmak, aynı şeyleri yapmaktan hoşlanmak veya tüm zevklerinizin ortak olması şart değil. Bunlar olsaydı zaten ben kendime katlanabilir miyim emin değilim. Aynı şeylere ilgi duymuyorsunuz diye karşı tarafa da kör sağır olun demiyorum tabi ki. Gerçi boşanmaların çoğunun kör sağır kalmamızla alakalı olduğunu düşünüyorum ya neyse. Joker bana sürpriz yapmak için Joshua Bell konserinin biletleri satışa çıktığında hediye olarak almış. Yüzüm gülsün gibi küçük amaçlarla yola çıkmış. Ben tabi daha Joshua`nın bile Türkiye’ye geleceğinden haberi olmadığı günlerde bu kadar hayranlıkla bahsedince adamdan Joker içinde kaçınılmaz fırsat. Bu nokta da gözden kaçırdığımız tek şey Beşiktaş. Bileti alırken tabi Beşiktaş`ın bu sene yüzüp yüzüp kuyruğun sonuna geldik ama derede önümüze kaya çıkınca başkası şampiyon oldu durumu yaşamayacağını nerden bilsin. Beşiktaş mı ben mi demeyeceğim ne haddime tabi ki o kazanacak salak değilim. Joker cumartesiden verdi elime biletleri, güzelce canımlar cicimlerle bir arkadaşınla gitsen olmaz mı ile beni ortada bıraktı. Maçtan çıkıp yetişmesi imkansız ki şampiyonluk gelince kutlamadan olmaz. Beşiktaş hayatında varken anca kuma olurum dedim çektim sineye. Lakin gelin götünki o Kara Sürtük`ü sineye çekmem imkansız. Kara Sürtük bu Aslanla Joker`in çocukluk arkadaşları. Bunun bir abisi var aslında onla arkadaşlar asılda bunlar detay. Hayır onca erkeğin içinde işin ne. Hadi onu geçtim o kolun senin neden ne zaman arkamı dönse ahtapot misali Joker`in etrafın da sarılı duruyor. Ben tabi instagramda fotoğrafı görünce “Aaa Kara Sürtük ordaymış. Bilseydim bende gelirdim” dedim ama tabi ki yalan. Joshua varken tek seçenek Kara Sürtük`ün maça gitmemesi olurdu. Ama neymiş ben Beşiktaşlı değilmişim o Beşiktaşlı imiş. Hem benim pasolig kartım falanda yokmuş. Bunların hepsini biliyorum da acil pasaport varsa bence acil pasolig de vardır, iki dakika çıkarttırıverirdik. Hayır bu kızın sevgilisi niye demiyor ne o kol öyle diye orayı hiç anlamıyorum. Arkadaşlar falan demeyin ben onun ne yelloz olduğunu biliyorum. Kız zaten ne benden ne Nilkuşu`ndan hoşlanıyor ki duygular karşılıklı. Ama o Joker yok mu, beni tek başıma konserlere gönderip onla maşa gitti, o kıza sarıldı inşallah Beşiktaş’ın şampiyonluğu kaybettiği kabuslar görür. Amin.

11 Mayıs 2016 Çarşamba

küçükken sarışındım aslında


Küçükken elime alıp dolaştırırken iki parmağım arasında sıkıştırıp öldürdüğüm karıncalar yüzünden başıma bunlar geliyor. O yüzden ben hiç mutlu olamıyorum. Öldürdükten sonra ne kadar pişman olduğum ya da arkalarından düzenlediğim cenaze merasimi önemli değilmiş belli ki. Bana seni sevmiyorum dese daha iyiydi. Sanki ben ona yalvardım aman benimle ol, aman yanında beni gezdir diye. Demedim hatta ben ona bırakalım dağınık kalsın her şey dedim. Ne kadar kızgın olsam da hiç bir şey olmamış gibi davranmaya karar vermiştim. Belki dedim öfkem geçince tazmanya canavarımı sakinleştirir insan gibi konuşurum dedim. Ama ben ne kadar görmezden gelmeye çalıştıkça o gözüme gözüme soktu. Böyle ben bir bok yedim affet ama ben hatalı değilim yeter ki başımı şişirme şebekliği. Bir ilgi bir alaka. Ağzından iltifat çıkmayan adam beni benzetmediği ne çiçek ne böcek kaldı. İş yerine çiçekler, çikolatalar göndermeler sonra ben hep yapıyorum zaten havaları. Günde elli kez arıyor bir de üzerine müsait değilimden anlamıyor. Adamlar bütün gün onunla lak lak yapmama için para alıyorum sanki. İki günde bunalttı beni. Anneler gününde annemle kalacağım dedim nefes aldım. O arada olmasa ben sanırım kafayı yiyip bunu öldürürdüm. Hafta boyu bu haline devam etti. Ama hiç bir şekilde beni bozup ağzımın payını verdiği konuya gelmeyip etrafında tur attı. Adam bana evinin anahtarını veriyor ama ilişki bir seni seviyorum diyecek kadar ilerlememiş oluyor. Aldı eline bir gitar şarkı yazmış mırmır söylüyor. Ne romantik dimi? Bana şarkı yazdı diye kalbim falan erimeliydi. Ama salak aptal şarkının sözlerini bile değiştirmeyi becerememiş. Bazen bu çocuk çok mu zeki çok mu salak cidden anlamıyorum. Bir an itiraf ediyorum yiyecektim ama gözlerimin ne renk olduğunu bilecek kadar akıllı bir kızım. Bir de hafızam düşündüğüm kadar kötü değilmiş. Aklıma NilKuşu`nun anlattıkları geldi. Bu bizim joker bir şarkı yazmış lisede. Sonra ne zaman gerekse hop şarkının sözlerindeki kaşın gözün boyun niteliksel özellikleriyle oynayıp zavallı kızlara satıyormuş. Bizim Aslan`da NilKuşu`na jest olsun diye şarkıyı kullanmış sonra tabi hikayesi bize de geldi. Şarkı bildiğiniz kevaşe orası ayrı ama bilmeyen aldanıyor işte. İlk duyduğumda komik gelmişti, sonra unuttum gitti zaten. Ama Joker koca bir sırıtmayla karşısında yelkenleri suya indirmiş bir kız bulmayı umuyorken söylemeden edemedim. "En son baktığımda gözlerim ela değildi ama bir doktora soralım büyüyünce değişir mi. Kaç kız yedi bunu bilmiyorum ama şarkı eskimiş biraz." İt inkar falan etti ama bildiğimi açık açık söyleyince yapacak bir şeyi kalmadı.

5 Mayıs 2016 Perşembe

kaç kilometre gitmem lazım


Şu dünyada en fazla değer verdiğim şeylerden biri hard diskim. Okula başladığımda bilgisayarım bozulup tüm emeklerimin çöpe gittiği zaman almıştım. O günden sonra her bilgi parçasını tek tek klasörledim. Okuldaki projeler, stajlardaki, dışarıya yaptığım işler, üzerinde çalıştığım şeyler hatta koca bir makale arşivi. Dolabıma bile göstermediğim titizlikle düzenler, kimselere vermez, virüsten uzak tutardım ben onu. Sonra kaybettim. Nerde nasıl bulamadım. Tüm evi aradım kitaplığı boşalttım belki kitapların arasında kalmıştır diye sanki kağıt parçası. İş yerindeki odamı aradım yok. Metrobüste falan ya düşürdüm ya çaldırdım diye düşündüm. Sonra Joker "Arabanın bagajında bak ne buldum?" diye çıkarında havalara uçtum. hatta elinden alıp çocuğa ahtopat gibi sarıldım. Sevinç çığlıkları belki bir iki ceylan gibi sekmede yapmış olabilirim. Sonuçta uzun zamandır çalıştığım şeylere yeniden başlamak zorunda kalmayacaktım. Emeklerim çöple buluşmamıştı. Bu arada da sevinirken doğal olarak beni mutlu eden herkese dağıttığım o seni seviyorumlardan birini demişim. Fark bile etmedim. Seni seviyorum çok sık kullandığım kelimelerden biri. Hele beni sevindirecek bir şey yaptıysanız yüzde yüz duymuşsunuzdur. Ama ona ne söyledim ne de onun ağzından duydum. Ne kadardır birlikteyiz bilmiyorum ama sanırım bir 9 10 ay oldu. İlişkimde hala benden korkularımdan ve onun o olmasından kaynaklı bir sürü sorunumuz var. Hiç bir zaman emin olamamışken talep etmek saçma geldi. Belkide kelime duymaya ihtiyacım yoktu sadece. Ama ben fark etmeden bunları söylerken soğuk bir suratla "İlişkimizin bunları söyleyecek kadar ilerlediğini düşünmüyorum" dedi. Anlamadım bile neyden bahsettiğini "Beni sevdiğini söyledinya ondan bahsediyorum" dedi. Kim ayağıma beton döktü bilmiyorum ama kıçıma tekmeyi basan kesinlikle Joker oldu. Köprüden atlayıp hayatta kalan var mı bilmem ama en azından 3. köprüyü beklemeliydi. O köprüden düşüp ölen ilk ben olup hatırlanırdım en azından. Hiç bir şey söyleyemedim. Güldüm teşekkür ettim "Sidikli geldi bugün ben erken dönüyorum eve" dedim ve kaçtım.

26 Nisan 2016 Salı

iç organlarım tozlanmıştı


Çok çabuk değişiyoruz. tüm tecrübelerimiz biz fark etmeden, bizim karakterimizin taşlarını törpülüyor, bazen üç kez sektirmeyi başarmak uğruna suya atılıyor. Bazende sadece atıp yenisini koyuyoruz yerine. Hiç öyle uzun uzun hayatı anlamı düşünen ya da çok derin olan bir insan olmadım. Ölümü çok düşündüğümde söylenemez. Hatta bir çoğunuza göre yüzeysel bir insanım. Duygular derin anlamlar pek bana göre değil. Hep bunlar için ruhumun fazla neşeli olduğunu düşündüm. Anı yaşadığımı falan düşündüm ama fark ettim ki anı değil sadece herkes gibi sıradanlığı yaşıyorum. İsteklerim için tek harekette bulunmuyorum çünkü fazlasını istemek beni korkutuyor. Hiç ölmeyecekmiş gibi zamanımı boşa harcıyorum duygularımı bastırıp söylemek istediklerimi hissetmek istediklerimi hissetmekten geri duruyorum. Dünyayı gezmek istediğimi söyleyip hiç bir adım atmamak geçirdiğim boşa zamanın bir göstergesi sanırım. Bir sürü karar verdim. Ben hep yaşamayı sevdim, acılarımın yaşamı gölgelemesine izin vermedim. En azından uzun süre yaptığım buydu. sonuçta acılarda mutlulukta geçiciyken üç günden fazla ağlamak saçma geldi. Dedem içinse çok uzun süre yas tuttum ve tutmaya devamda edeceğim. Ama bunun yüzüme hayatıma yansımasına izin vermeyeceğim. Gülerken de bir insanı hatırlayabilirsin. Sadece ağlarsan hatırlıyorsun demek değil. O harika bir adamdı ve harika yaşayıp fark ettim ki çok seven biriktirmiş. Bense şu zamana kadar bir çok insan için pis sürtükten başka bir şey değilim. Öyle efsane sevenlerim de yok. Artık kendime yepyeni bir hayat istiyorum. Etrafımdaki ilişkilerin bir çoğunu yüzeysel olduğunu fark ettim bu süreçte.Bu yüzden hepsinin kategori sınıflamasını elden geçireceğim. Pasaportumu aldım, ekim ayından 10-15 günlüğüne yurt dışına çıkıp, şehri hızlıca gezmeyip yaşayacağım. Eylül ayına Kapadokya tutu aldım. Sorun çıkmazsa gideceğim. Görmek istiyorken neden erteleyeyim ki. Birazcık saçlarımı kestirdim. istediğim o blogumdaki header gibi kestirmek bir gün ama o zaman cesaretim yoktu şimdi saç meraklısı sevgilim var.

19 Nisan 2016 Salı

miras



Ölümünden sekiz gün sonra avukatı geldi. Bizler dağılmadan vasiyeti halletmek ve bir kaç sayfalık bir şeyler yazmış, ilk unutmaya başladığında teşhis konulduğunda. Hep kendi açımdan bakıp unutulmanın kötü olduğunu düşünmüştüm ama unutma korkusunun nasıl olduğunu pek düşünmemiştim. Unutmadan hepimiz için birşeyler karalamış. Herşey bittiğinde birçek insan miras için kavga ederken bizim ailede dedemin elinden çıkan son şey için birbirimizi yemeye hazırdık. En son kağıdı eşit bölüp çocuklar ve torunlar arasında paylaştırdık. Torunlarına sembolik sayılcak şeyler bırakıp geri kalanını ne yaparsa yapsın kardeşler arasında demiş. Evin arkasında bir meyve bahçesi var onu tüm torunlarına bırakmış. Her birimizin doğumunda bir ağaç dikmiş. Annemin doğumunda diktiği incir ağacıda bana kaldı. Çocukken sürekli kuzenlerimi ona çıkartır dedemden bir ton azar işitirdim. Silahınıda bana bırakmış. Yasal olarak nasıl olacak bilmiyorum ruhsat falan ama sanırım artık bir silahım var. Küçükken dayılarım gibi asker olucam derdim. Bir keresinde dedemin av tüfeğini alıp ava çıkmaya kalkmıştım. Sanırım çocukken silaha biraz fazla meraklıydım. Bize dair aslında hiç bir detayı unutmamış saklamış gibi. Kuzenime kapalı çarşıda bir arkadaşının adını bırakmış. “Erken mezuniyet hedyen istediğin kadar kumaş al kes biç” demiş. Mezun olalı 2 yıl oldu ama dedem kaçırdı. Uyuz`a bir bnka hesabı bırakmış mesela ama çikolata alması için. Biz çocukken hep çikolatayla gelirdi. Bir kez unuttuğunda Uyuz dayanamayıp sormuştu. Eşşek kadar bile olsak o günden sonra hep unuttuğu zamanı hatırlatıp daha unutmam diyordu. Unutmamış yine ama bence çikolatayı elli kuruştan hesaplamış. Zam geldi be dedem. Sidikli`ye eski madeni paraları bırakmış. Sidikli ilk dedemde görüp sonra madeni para biriktirmeye başlamıştı. Dedemin bizi sevdiğini biliyordum ama ne bileyim bizi bu kadar düşündüğünün farkında değildim. Keşke tüm çocukluğum boyunca okul kapanır kapanmaz dedem bizi yanına aldığında arkadaşlarımı özledim diye kaçmaya çalışmasaydım. Keşke daha çok o dereye girseydimde daha çok azarlasaydın. Neden bilmiyorum ama dedemden bahsetmek hem iyi geliyor hem kötü. Çocukluğumu onunla bu kadar bağdaştırdığımın farkında değildim.  Onun ölümünün bu kadar boktan bir şey olduğunuda bilmiyordum. Herkes tek damla göz yaşı dökmediğimi düşünüyor ama gece uyumak yerine sessizce ağlıyorum. Bu kadar ağlamaya alışık değilim be ben.

18 Nisan 2016 Pazartesi

acı teraziyle de ölçülmüyor ki



Nankörlük ediyorum belki ama kalabalıktan bıktım. Aslında bıkmakdan ziyade yoruldum. Etrafta o kadar insan varken millete servis yapmaktan, iyi dilekleri için kafa sallakmaktan yoruldum. Kalabalığın içinde kafamı yaslayacak bir omuzu bırakın kendimi bulamadım. Kendimi çok robotik hissttim. Hiç bir şey hissetmeye hakkım yokuş gibi. Bir şeyler servis et, topla gelene hoşgeldiniz, gidene hoş çakalın. İnsanların yanımızda olmak için geldiklerini biliyorum ama fazla geliyor. İstediğim yalnızlıkken kendimi kabuklarımı örmekken açık yarayla çay servisi yaptım. Yedi gün istisnasız mevlüt pilavı servis ettim. Nefret etiiğim et tavuk kokusu çektim. En kötüsü de annemin o halini görmekti. Anneannemin yanlızlığını hissetmekti. Herkes aşk evliliği istiyorya bir durup düşündüm gerçekten ne istediğimizi biliyor muyuz? Dedemle anneannem birbirlerine çok aşıklardı. Dedemin tek unutmadığı insan. Aklıma sürekli anneanneme bakışı evden her çıkarken yüzünü iki eliyle tutup anlını öpüşü böyle salak anılar doluşuyor. En son hastanede yatarken sağ elimi tutup kendine çekmesi gözlerimin içine bakmasını unutamıyorum. Belki diyorum bir an hatırladı. Dedemin bizim için ne kadar önemli olduğunu hiç fark etmemiştim. 

16 Nisan 2016 Cumartesi

mükemmelimi çaldılar


Bana haksızlık ediyorlar. Herkes. İnsanlar evren inandığım ne varsa. İyi insanların başına gelen her kötü şeyden sonra gelen sonsuz mutluluğu anlatıyorlar. Yaşadığımız her güzel şey için sana bunları verdik sevinmelisin, daha kötüleri olabilirdi diyen bir akımla büyütüyorlar. Kötüler hep kaybeder diyorlar. Beynimizi saçmalıklarla doldurup sürekli yetinmemizi söylüyorlar. Dedemin benim büyüyüp yetişkin biri olduğumu, başarılı torunları olduğu için sevinmemi söylüyorlar. Dedem benim büyüdüğümü sadece gördü. Bilmedi ben kimim orda ne işim var neler yapıyorum. Mezun olduğumda dedem hayattaydı belki ama gelip göremedi bile. Sevdiğiniz bir insanın karınıza geçip sen kimsin demesinin ne kadar boktan bir duygu olduğunu bilemezsiniz. Her gün kim olduğunuzu anlatmaya çalışmanın onun gözlerinde hatırladığına dair bir işaret görmeyi ummanında ne tür bir duygu olduğunu bilemezsiniz. Kendimi haksızlığa uğramış hissediyorum. Mezuniyetini gördüğü torunlarının karşısında, evlenirken yanında olduğu torunlarını karşısında haksızlığa uğramış hissediyorum. Hayatımda tanıdığım en mükemmel adamı çaldılar.

7 Nisan 2016 Perşembe

çok acıyormuş

Yüzüm vücudum şişmeye şişmeye kızarmaya ve kaşınmaya başladı. Öğlenki toplantıdan sonra dayanamayıp hastaneye gittim. Zehirlenmişim alerjimi tetiklemiş. Akşama kadar üç serum, beş iğne yedim. Saatlerce tek başıma kaldım hastanede. Uyku uyanıklık arasında dedemi gördüm rüyamda. Gidiyorum bırakma beni dedi. Sabah annemde aynı rüyayı gördüğü için bilinçaltıma yerleşti. Taksiciye evin adresini verdiğimi hatırlıyorum ama yatağa kadar nasıl gittim çok net değil. Saat onda komşu uyandırdı.  Eve girerken halimi görünce üstüne ben telefonlara kapıya cevap vermeyince çilingirle açtırmış. Benden haber alamayınca anneme de haber vermiş kadın telefonda deli gibi ağlıyordu. Alerji oldum dedim fazla detay vermeden kapattım telefonu. Deli komşuları da evden gönderip tekrar yattım. Son zamanlardaki gibi yine dedemi gördüm rüyamda. Yayladaki evdeyim, herkes uyuyor. Soğuk olur diye battaniyeyi omzuma atıp dışarı çıkıyorum. Yazın bile soğuk olan sabahının ılık olmasına şaşırıyorum. Battaniyeyi katlayıp kapının önüne bırakıp yürüyorum. Çeşmedeki sudan içiyorum. Her zamankinden daha soğuk. İlerde bağdaş kurmuş oturan dedemi görüyorum. Yanına gidiyorum beni hatırladığından emin olmadığımı hatırlıyorum. Ne yaptığını soruyorum “Uyumaktan sıkıldım” diyor kara ekmek uzatıyor. Taptaze. Güneş iyice doğmuş ama sis hala kalkmamış. Sessizce izliyoruz. Sonra en sevdiğim şeyi yapıp göğsünün sol tarafına kafamı koyuyorum kalp atışlarını dinliyorum, sol elimi yanağına koyuyorum. Kolunu açıp sıkıca sarılıyor. Akıllı kızım diye seviyor. Kardeşlerinle kavga etme hiç diyor. Ateş almadan önce etrafını ne kadar yakacağını düşün diyor. Merhameti ince ince işledim hepinize unutmayın diyor. Kuzenlerini kandırıp incir ağacına çıkartma diyor. Kulağıma anlamadığım birkaç Rumca kelime fısıldıyor, saçımı öpüyor, “namazın vakti geçti” diyor. Ayağa kalkıp yine iki elini arkasında bağlıyor “gidiyorum” deyip sağ elini kaldırıyor. Ağlayarak uyandım yine. Çok korktum nedense. Annemi uyandırmak pahasına aradım. Sesini duyduğum ilk an anladım. Gerçekten gitti. Beni de anneannemi de bırakıp gitti. İyileşir dedim o kadar eminmişim ki meğer. Canım acıyor. Ağladıkça daha çok acıyor. Saat beşten beri havaalanında bekliyorum. O saatten beri sayfadaki imleç öylece gelip gidiyor. İlk defa bu kadar yalnızım. Gitmeye korkuyorum ama uçağa kalan dakikaları sayıyorum. Keşke bu kadar acıtmasa.

4 Nisan 2016 Pazartesi

yularımı kendim çekerim


Bir sweatshirt yüzünden birbirimize girdik. Huysuz, hödük, pislik. Hep onun dediği olmak zorunda hep onun istekleri. Onun yüzünden ben ben olmaktan vazgeçmek zorunda mıyım? Ben hep böyleydim zaten. Onu hiç bir şey için zorlamadım bile. Ama on beni onu değişmeye zorlamakla suçladı. Hayvan. Cumartesi günü aşağıdayım dediğinde beklemesin diye üstümdeki sweatshirt altına bir kot pantolon giydim indim.  İşteki bir sorun yüzünden huysuzdu bugün sinirliyim üstüne çok gelirsem ondan dedi ona da tamam dedim. Onunla görüşürken iç özen göstermediğimden dem vurdu, daha feminem giymemi istedi ses çıkarmadım. Eh onunla görüşürken ekstra uğraşmadığım malum ama ben işe giderken bile makyaj yapmıyorum. Belki ilk bir hafta ancak yapmışımdır. Ama eve bırakacakken o çekmeyi beceremediğim kemer konusunda yardım etmeye kalkınca kıyamet koptu. “Sen sütyensiz mi geziyorsun” diye hayvan herif bana bağırdı. Uyuz`un sweatshirtünü giydiğimden boldu ve  o salak çeyi evde otururken takıyorum. Onun ne kadar rahatsız edici bir şey olduğunu kusura bakmasın ama hayatında bir kere takmamışken bilemez. Ben o salak şeylerden nefret ediyorum. Çok bol olduğundan fark edilmiyor diye giymedim. O beklemesin diye de uğraşmadım giymeye. Hem ona mı sorcam ya neyi giyip giymemeye. Bende onun karışamayacağını söyleyince olayı babasından para almamaya bağladı. Neymiş ben babasından para almaması gerektiğini düşündüğüm için almıyormuş, benim için daha iyi bir insan olmaya çalışıyormuş. Ben bunların hiç birini ondan talep etmemişken benim dünya görüşüme göre şekillenmeye çalışan o. Tek dırdır etmemişken. Ama o düşüncelerimi yapmak zorunda hissediyormuş. Ben ondan hiçbir şey talep etmezken erkek çocuğu gibi giyinme diyen o. O mu karar verecek nasıl giyineceğime. Şu açılan düğme olayınıda attı tabi önüme. O günde giymeseymişim ne olurmuş acaba. Salaktım ben çünkü gömlekle sweatshirt arası farkı bilmiyordum. Böyle onsuz ne kadar sakin ve güzel bir gün geçirdiğimi yazmak istedim ama kendimi bir anda klavyede ona nefret kusarken buldum. İnsanların beni ben olduğum için yargılamasından nefret ediyorum. İşe giderken tüm o plaza havasına uymak için zorunlu bırakıldığım giysilerden, makyaj yapmamamın yargılanmasından, sütyen takmaya mecbur kalmaktan nefret ediyorum. En çok da Joker`in ondan istemediklerim hakkında kendince fikirlere kapılmasından nefret ediyorum. 

1 Nisan 2016 Cuma

haspalarım özgürlük ilan etti


Allahım dedim sanırım bugün yüzüme nur indi. Ay yok o hep vardı, sanırım yüzüme güzellik geldi. Muhteşem diye tanımladıkları şey oldum belli. Çok çirkin bir kız sayılmam ama bu sıra sanırım yediğim içtiğim bana yaradı cildim güzelleşti. Ay buldum sonunda insanlar benim melek gibi olduğumu düşünmekten bir tık öteyi görüp kanadımı, kafamın üstündeki haleyi görmeye başladılar. Yoksa fark etmeden ünlü mü oldum? Ay imza isterlerse yanımda fotoğrafım yok. Umarım vesikalık kabul ederler. Bugünün geleceğini bilseydim afilli bir imza üzerinde çalışırdım. İmza karakteri yansıtır diyorlardı. Şimdi bu imzayla havalı durmam. Yoksa deşifre mi oldum? Kendi fotoğrafımı mı koydum yoksa blogda falan. Yok canım yapmam öyle bir acemilik. Yoksa bu Joker beni keşfedip, 6. Sınıfta çektirdiğim koca yanaklı vesikalık fotoğrafımla öncesi sonrası yazıp anlıma da sürtük damgası yapıştırdı millete mi dağıttı? O da sanki burda yalan söyledik. Ne yaptıysa onu yazdık. Yapmasaydı yazmazdık. Hem niye okuyor ki? Nerde benim özel hayatıma saygı. Ay acaba fermuarım mı açık diye düşündüm ama net hatırlıyorum onu asansörde kontrol etmiştim. Bunların hepsini düşündüm ama gelen geçen herkesin bana bakmasının sebebini anlamadım. Tabi bu kulaklığımın teki kulağımdan çıkana kadar. Kafamı eğdim ve acı gerçekle yüzleştim. İman tahtamdaki düğme her ne kadar edepli edepli kapalı kalsa da göğüs hizamdan başlayıp göbeğe kadar takip eden üç düğme açılmış. Hava sıcak ama bak estiriyor derken meğer ben hava alıyormuşum. İnsan hiç mi fark etmez o düğmelerin açık olduğunu. Millet hava azıcık açılınca kız bir götünü açmadan bırakmış dedi kesin. Fermuarım açık kalsa daha iyiydi, insanlık derlerdi. Şimdi gelen geçen bakıp kim bilir neler dedi. Hayır neden ben sürekli millete sütyen şovu yapmak zorunda kalıyorum. VS mankeni olsam daha az görürlerdi sütyenlerimi. Hayır biz önceden çorabı kaçan kızın arkasından koşup söyleyen millettik, ne zaman bu hallere düştük. Hiçbir teyzede de mi sivri dil kalmadı bir “yuh evladım! O ne öyle! Kapat memelerini!”  diyecek. Kalmamış arkadaş kalmamış. Öyle teyzeler yok diye bugün gelen geçen baktı memelerime. Teyzeyi geçin lan kadınsın sen bir uyar dimi? Ayy elin öküzüne yaptığım göğüs şovu aklıma geldikçe yerin dibine giriyorum resmen. Kaynar sular, mağdur bakışlar dolu bir dram yaşadım yine be. 

29 Mart 2016 Salı

mahalle baskısını da özlettiniz ya


Ben bin bir zorluklara onu evime alayım onun bana yaptıklarına bak. Babam her hafta sonu annemin yanına gidiyor bazen hafta içinden. Bende evde tek kalmak istemediğimden Joker`i yılan dilli komşularımdan kaçıra kaçıra eve alıyorum. Hangi götüme güveniyorum onu da bilmiyorum ama adrenalin seviyorum ben belli. Yakalansak anneme bırakmadan yerler beni. Bari haklı yere yeseler, oynaşmıyorum bile. Uyuzun odasını verdim ona, o da baya parfüm şişesi bırakacak kadar sahiplendi resmen. Yakında çantasıyla gelip dolabı doldurursa şaşırmam. İşte biz oturduk belgesel izlerken bir akşam kapı çaldı. Emin belgeseldir deyip pis pis sırıtmayın valla öyle. Ama kapıdaki komşuya ben belgesel izliyordum desem de ne fayda. Bende telaşla Jokeri annemlerin odasına kapatıp, bardağını lavaboya resmen fırlatıp kapıya koştum. Komşu bir arkadaşıyla gelmiş, kadın iyi fal bakıyormuş tutturdu sana getirdim hadi baktır. Yok dedim, uykumda çok kahve içmiyim dedim ama en son ben mutfakta 3 adet Türk kahvesi yaparken buldum kendimi. Gitsinler diye sohbet muhabbet açmıyorum ama onlar ihtiyaç duymadan bana konuşuyorlar, esniyorum yemiyor. Türk kahvesini diklemememi yanayım, bunların birde soğusun, telvesi çöksün demelerine mi? Saniye saniye saniye saydım o soğurken ben ter attım. Ya bunun telefonu çalarsa, ya bir şeyi ortadan kaldırmadıysam, zaten kapıyı geç açtım diye işkillendiler, ne var yani gerçekten işemişte olabilirdim. Neyse bizim kadın açtı fincanı başladı klasikleri sıralamaya. Sonra bu dedi ki “Bir çocuk varmış olmamış aranız, istememişsin bunu. Çocuk senden baya etkilenmiş ama.” “Ben kim milleti etkilemek kim abla” dedim kadın bana “Yok zaten sen bunun arkadaşını ayartmışsın sonra” dedi.  “Siz hala birliktesiniz bak bu çocukla” dedi. Hayır bu kesin Mühendis`le Joker`de diyemiyorum bir şey. Komşu şok vay efendim neden söylemedin demeye başladı. Bende yok öyle bir şey olsa sevgilim demez miyim diyorum, komşu gelen giden arabadan belli o çocuk mu diyor. İlk bir kaynar su döküldü ama sonra bizimkinin genel gelip gidişinden bahsettiğini fark ettim. Uyanık komşularım anlamasın diye uzakta bir yerlerde bırakıp geliyor çocuk arabasını. Ben inkar ettikçe kadın gıcık oldu “olmadıysa da olur” diye çemkirdi. Sonra bu bana demesin mi sen evlenmek istemiyorum diyorsun ama bir anda evleneceksin. Al bir klasik daha derken kadın ay bir şey gördüm söyleyemem ayağına girdi. Yalvar yakar söylettik söylemese de olurmuş. Evleniyormuşum çünkü hamile kalacakmışım. Ay bir de demez mi ikisi bir olup sevişiyorsun bari korun. Lan ben çocuğu yakalamasınlar diye parmak ucunda gezeyim, bunlar laf etmesin diye endişe edeyim, bunlarda kalksın bana doğum kontrolden bahsetsin. Saçmalamayın falan diyorum, komşu “annen seni vurur bak ama üzülme ona demeden evlendiririz sizi” diyor. Bunlar Joker`i gördüler de ondan mı şüphelendiler diyorum yok bunlar ciddi baya baya. Sinirim tepeme çıkınca tabi ben bunları azıcık tersledim bunlarda trip ata ata gitti. Konu komşu bile eski konu komşu değil. Ay birde bu joker dinleyip “Çocuk kesin benden değil. Seks hayatımın içine sıçmasan böyle göbek yapmazdım.” Demez mi? Gözüm döndü. Bağıramadığımdan ısırıp kapının önüne koydum. Onun seks hayatı şenlensin diye ben aldatılmaya göz mü yumacağım? Bıktım bu erkeklerin seks merakından. İstemiyorum işte zorla mı?

26 Mart 2016 Cumartesi

sonuna kadar dayanamazsan bilki senden ve benden utanıyorum


İstanbul güvenli bir şehir değil bir çoğumuz için. Etrafta tiner çekenler var, para vermeyince bıçak çekenler, zaten dilenen sizleri soymaya hazır çocuklar kaynıyor. Bir çoğumuza göre Suriyeli sayısının artmasıyla iyice çivisi çıktı. Zaten hiç birinin para ihtiyacı yok, bizlerden iyi yaşıyorlar. Devlette onlara yardım ediyor. Mesela metrobüste son duyduğuma göre devlet onları maaşa da bağlayacakmış. Bütün dertlerimiz sıkıntılarımız onlar yüzünden. Zaten yıllardan beri herkes der çocukları doğurup doğurup sokağa atıyorlar. Biliyor musunuz bu kelimeleri sarf eden herkesten utanıyorum. Çünkü bunları söyleyenler hiç savaş görmedi, hiç yokluk açlık çekmedi, anneleri tarafından hiç terk edilmedi, kışın doğalgaz faturasının çok gelmesinden yakınırken dışarda üşümek nedir bilmedi ya da donarak ölmedi. Hiç biri ayakkabı boyamadı, elini kire bulaştırmadı. Üniversitede ayakkabı boyayarak masraflarını çıkaran bir arkadaşım vardı ama o da tabi hobidir kesin. Hepinizden utanıyorum, sizi duyan kulaklarımdan, iğrenç fikirlerinizi kusan ağızlarınıza o lafları tıkmadığım içinde kendimden. Herkes kışın köprü üstündeki çocukları kınadı ama kimse onların çıplak ayaklarıyla oturduklarını fark etmeyip söylendi. Fark edenlerde acıtasyon dedi geçti. Belki de acıtasyondur ama kimse benim montumla üşüdüğüm havada onları üşümediğini söylemesin. 

Size neler yaşadığımı anlatmak istiyorum. Para benim için hep araç oldu. İlk okuldayken ekonomik kriz babamı da vurdu. Zor, hatta boktan bir yıl geçirdik. Annem o dönemin sonunda işe geri dönmeye karar verdi. Evimiz vardı, pişirecek yemeğimiz vardı ama astım hastası bir kardeş varken eskiyen ayakkabılarınız bahane edemiyorsunuz. Hatta ayağınıza küçük gelse de çünkü biliyorsunuz ki babanız alır ama karşılığında neyden fedakarlık ederek. Hep para konusunda fazla bilinçli ya da fazla kulak misafiriydim. Okulda koşu takımına seçildiğimde hoca son kez baştan aşağı aşağılayıcı bir şekilde süzüp eskimenin hakkını veren spor ayakkabılarıma takılıp "Başka var mı?" dedi. Yoktu. Sonra diğer hocaya dönüp “Bu olmaz. Bir de buna ayakkabımı almaya uğraşacağız” dedi ve gitti. Bu olmuştum. İstanbul`un iyi bir semtinde, iyi bir evimiz vardı, ama paramız yoktu. Okulun öğrencilerinin benden farkı onların hala paraları ve yırtık olmayan ayakkabıları vardı. Ondan sonra işler düzeldi. Babam işlerini toparladı, annemde devletin güvenli kollarına geri döndü. O saatten sonra kardeşlerimin ödevinden, yediği yemeğinden ben sorumlu oldum. Yine istediğimiz her şey alındı, el üstünde tutulduk, yok denmedi. Ama ben o aşağılayıcı bakışı ömrüm boyunca unutmadım. Annem küçükken benim çok kibirli bir çocuk olduğumu söyler ki küçüklüğümü bilen herkes aynı fikirde. Giydiğim kıyafetleri sevmediğim sürece ikinci kez giymek istemez ağlarmışım. Babam nasıl olsa yenisini alıyordu ilk çocuktum, şımartılıyordum. Ama tüm o eskimeyen ayakkabılar içinde olan arkadaşlarım içinde ben bir öğretmen tarafından aşağılandım. O günden sonra bende kibirden eser kalmadı. Aldığım her şeyi parçalana kadar giydim, hatta sevdiğim için dolabımda duran yırtık tshirtlerim var. O gün kendimi bir dilenci gibi hissettim. 

Kimseye bahsetmedim, Ama aşağılayan gözlerle baktığınız o çocukların yaşadığının onda birini bile yaşamadım, bu bile bana yetti. Ama ben bu kış o köprü üstündeki çocuğa ayak numarasını sorup ayakkabı aldığım için, verirken gören insanlar tarafından azar işittim. Pastanenin önünde duran çocuğa sürekli poğaça aldığım için satmayı reddettiler. Sonuçta müşteriyi rahatsız ediyorlardı. Tüm bunları yaşarken, çok az insan bana destek olurken, bir çoğu tarafından azar işittim. Hastane önünde "Simit alın çok açım para istemiyorum" diye yalvaran yaşlı kadına simit alırken, ayağı çukurda amcamız "Hep yapıyorlar burda bunu inanma dedi. Annem o hastanede çalışıyor ve ben o hastaneye bu kadar sık giderken bir kez bile görmedim. Hiç para vermedim de diyemem ya da kandırılmadım.  Cebimdeki son paramı eve gidecek parası yok zannettiğim bir kadına verdiğimde cüzdanına koyarken benden çoktu parası. "Nasılda Türkçe öğrenmişler, bak bak!" derken hiç aç kalıp, savaştan kaçmadı, zorunda kalınca oranın dilini şakımadı. Üzgünüm ama "çok para veriyorlar, bizim evlerimizi kiralıyorlar, lüks daireler alıyorlar" dediğiniz adamların Suriye`de fakir olduğunu düşünmüyorum. Buraya geldi diye onlara kimse milyon dolarlarda vermiyor. Bunları anlatmamın sebebi de aman ben ne kadar iyi bir insanım demenizi sağlamak değil. Öyle olsa hiç kimseye anlatmadığım, içimde ilk gün ki gibi duran o ağır, ezici ,aşağılayıcı bakışları sizlere anlatmazdım. 

Bugün okulda işlerim olduğu içi izin aldım. Öğlene kadar bitince ofise gitmeyip NilKuşu`nun yüksek lisans dersini ektirtip yemek yedik, kahvemizi içtik, alışveriş yaptık. Kuaförden çıkıp eve yürürken 10 11 yaşlarında üzerinde kazağından başka bir şeyi olmayan kirli, kağıt toplayan bir çocuk önümüzde durup “abla para versene karnım aç” dedi. Nilkuşu`nun arkadaşı direk “Paramız yok” dedi. Çocuk tek saniye düşünmeden ilerlemeye başlarken "Bekle" dedim bakkala koştum. NilKuşu daha akıllı davranıp onu da getirdi. Kendisi seçsin diye. "Siz ne alsanız olur" dedi ısrar edince bir paket albeni bisküvi aldı. Daha fazla al dedik kabul etmedi çikolata bile istemedi. Onun yaşında bir çocuğa babası istediğini al dese bakkalı satın aldırırdı. En sevdiğim çikolatayı ben eline verdim. Dışarda duran kolayı zorla aldırdım. Biz parayı verene kadarda gitmedi. Sonra teşekkür etti, boyundan büyük o kağıt topladığı arabayı aldı sonra giderken abla diye seslenip el salladı. Kurgu değil, acıtasyon yapmaya çalışan bir film, kamu spotu tarzı bir şey falan değil. Acıta acıta gerçek. Çünkü onun gibi bir sürü çocuk var. Bizler görmezden gelip, söyleniyoruz, ellerine üç beş kuruş veya benim gibi bir bisküvi sıkıştırıp gönderiyoruz. Onlar için hiçbir bok yapmıyoruz. Kahvemizi yudumlarken masaya gelip mendil uzattı diye onlardan nefret ediyoruz. Bizim için tek dertleri para olanlar onlar. Biz sıcak ofislerimizde, maksimum 10 saat çalışıp, çileler çekerken o iki mendille köşeyi dönüyor. O çocuğun o saatte okulda olması gerektiği, mendil satmak yerine oyun oynaması gerektiğini boktan kurgusal televizyon programlarıyla doldurduğumuz beynimize iletemiyoruz. Almadı , ona daha fazlasını sunarken bile sadece karnını doyuracağı kadarını aldı, teşekkür etti ve gitti. Geride sizlerin ve benim insanlığıma duyduğum utançla bıraktı beni. 

19 Mart 2016 Cumartesi

bugünü de kirlettik


Temiz bıraktığımız tek günümüz kalmadı. Her gün bir yerde bir bomba patlıyor. Her gün gittiğimiz yerlerde, yürüdüğümüz sokaklarda caddelerde. Kimse güvende değil. İşin kötüsü artık kimsede güven kalmadı. Bir okul tatil ediliyor güvenlik için. biz bir şey olmaz diyoruz. Bir gün bu haberlere itimat etmeyin diyenler 24 saat geçmeden ölü yaralı açıklıyor. Yaşananların hiç biri normal değil. Okuduklarımdan gördüklerimden bıktım artık. 22 yaşındayım ve ailemin, kendimin, sevdiğim insanların can güvenliği için endişe ediyorum. Benim 22 yaşında endişe etmem gereken şeyler bunlar olmamalıydı. Bende kariyerim için endişe duymalıydım. Bir yerde patlayacak bomba yüzünden ölme korkum, sevgilimin beni aldatması korkusunun önüne geçmemeliydi. Çok daha basit, yalın endişe ve korkularım olmalıydı. Söyleyecek çok şeyim var ama her biri boğazıma düğümleniyor. Önceden ülke için iki ucu boklu değnek derdim şimdi değneğin tamamı boka batmış gibi geliyor. Korkmayacağım dedim, içeri girmeyeceğim dedim. Bir okul istihbarattan daha iyi çalışamaz dedim. Sabah işlerimi tamalamak için ofise uğrar sonra ikinci el kitapçımdan bir iki kitap almaya Beyoğlu`na uğrar, arkadaşla buluşmak için Karaköy`e yürürüm dedim. Şimdi ofisten çıkmak için Joker`in gelmesini bekliyorum. Üstüne bir de sürekli yok şurda burda patlama oldu diye haberler gelip duruyor. Güvenlik sağlanamıyor belli de sosyal medyanın niye ağzına sıçıyorsunuz. Nişantaşı`nda patlama dediler, Levent metrosunu patlattılar dediler. Her şey yeterince korkunç değildi çünkü.

16 Mart 2016 Çarşamba

mutlu sonla bitiyor kurbağa


“Minnettarım” sevdiğim kelimelerden biridir. Hep bana daha içten gelmiştir. Söylerken ise ilk defa bu kadar içten hissediyorum. Felsefecilerin söylediği değişimle ilgili her şey ne kadar doğruymuş. Bir yıl önce şuan yanında duran adam için hissettiğim minnettarlıktan bahsetseler uyuşturucu komasına falan girdiklerini düşünürdüm herhâlde. Ama öyle hissediyorum. Garip ki Joker`in varlığına şükrediyorum. Kendime de ona da şaşırıyorum. Bu kadar duyarlı olmasını beklemezdim. Ne de bana bu kadar değer vermesini. Belki o bunu sadece arkadaşı olduğu biri için bile yapabilecek biri ama ben aylarca onu tanımamak için uğraşmışım. Dedemin şahit olduğum ilk krizinin üzerine aradığında ağlamaktan zor konuşuyordum ama aradığı için o kadar rahatladım ki. Resmen kuyunun dibine adam ip atmıştı. Çürük ip elimde kaldığında ona ne kadar çok ihtiyacım duyduğumu anladım. Şarjı bitti hemen arayacağını söyledi ama saatlerce aramadı. Ona aramadığı için kızarken bir ipe ne kadar çok ihtiyacım olduğunu anladım. Tam dört saat boyunca aramasını bekledim. Salak bir telefon bu kadar saatte şarj olabileceğine göre beni aramak istemiyor dedim. Ne beni aramak istiyor ne benim için kuyuya ip salmak istiyor diye düşündüm. Hak etmiştim ama. Adama ben gidiyorum deyip sevgililer gününde kaçan bendim. Telefonda soğuk konuşup aramalarına cevap vermeyende bendim. Başıma ne geldiyse hak etmiştim işte. Sürekli ben dedim, özgürlüklerim, hissettiklerim, hissetmek istemediklerim, güvensizliklerim, korkularım. Zaten sonun böyle biteceğini biliyorken çok da şaşırmadım. Tekrar aradığında aklımdaki tek şey hiç ağlamadan, onun benle vakit kaybetmesini engellemekti. Ama o bana “nerdesin” dedi. 5 saat geçimişken ve ben son bir saatte kafamda onunla ayrılık konuşmamı yapmışken “Nerdesin?” dedi. Muhtemelen son dakika dünya kadar para bayıldığı uçak biletine rağmen,  havaalanı hastane arası kiraladığı aracın bozulmasına rağmen yanıma geldi. Ben onun için böyle bir şey yapar mıyım emin bile değilken hatta itiraf etmek gerekirse yapmazken o benim için yaptı. Ona sarılmak sanırım o ara yaşadığım en rahatlatıcı şeydi. Acı çekerken güçlü durmak zorunda kalmadığım tek insandı. Benim için gelmişti, elinde havalimanından aldığı masal kitabıyla. Kitabı verirken dediği “Mutlu sonla bitiyor Kurbağa”  hayatımda duyduğum en romantik cümle. Tek sorunum Fransızcam “je t'aime ve bonjour”dan ibaret.