ilişkimin anatomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilişkimin anatomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2017 Perşembe

pagan bayramları için kurbanım hazır


Kimlerin eline düştüm ben. Kara bahtımın kör talihine sıçayım. Ya ne olurdu sonsuza kadar mutlu yaşadılar en azından 60`a kadar mutlu yaşadı, “eşi ölünce ne kadar üzülse de hayat üzülmekle geçmez dedi ve 63`ünde ikinci baharı ile bir kez daha aşık oldu” falan olsaydı. Bakın vicdansızda değilim, 3 yıl yas tutmuşum. Ama ben nelerle uğraşıyorum. Meğer Kakalak, NilKuşu`na değil bana düşmanmış. Onu çoktan kesmem gerekiyormuş. Lan koloni halinde aynı yere toplanmışlar bir de. Sanki İstanbul`da başka satılık daire yok. Birbirlerinin götünden ayrılamamışlar. Hepsi aynı yerden ev alıp komşuculuk oynuyorlar resmen. NilKuşu yıllardır sevgili Aslan`ı Kakalak hatundan kıskanıyor. Zamanında bir öpüşmüşler falan kız hala Aslan`a melül melül bakıyor. Dolayısıyla bizde kızlar kitabın 16. Maddesine dayanarak Kakalak`tan nefret ediyoruz. Bütün sinsi, samimiyetsiz gülüşlerimizi ona saklıyoruz. Hak ediyor da hani. Sevgilisi var ama Aslan`a asılmaktan da geri duramıyor çünkü. Tabi o da benden ve NilKuşundan sonuna kadar nefret ediyor ve her fırsatta arkamızdan sallıyor, duyuyoruz. Ama zavallı masum ben bunun sadece NilKuşu`nun arkadaşı kategorisi yüzünden sanıyordum. Meğer kız Joker üstünde hak sahibi falan olduğunu düşünüyormuş. Neye dayanarak derseniz, benim nefret ve şüphe dolu bakışlarımla her şey ortaya çıktı. Bu Kakalak pek bir elini kolunu sevgilimin üzerinde tutuyordu, kıskanıyorum demeyip karizmayı bozmamak için he dedim geçtim. Buraya da gelip kıskançlıktan midem kurtlandı yazamadım haliyle. Ama bu iyice sevgilimin ağzının içine içine soktuğu dudaklarla olayı “ruh çağırıp bunu kurban etsem ne çıkar” boyutlarına getirdi. Narnia Günlükleri cadısı gibi Jokeri avlamak için zamanı bekledim, lafımı dolandırdım, yumuşakça “Ya sizin bu Kakalakla aranızda bir şey geçti mi daha önce?” diye sordum ama o nasıl bir sorma zerre umurumda değil havasında. Nerden çıktıları falanı sümüklü peçetem yaptım bizim doğrucu davutta zaten dünden hazır “ya biz onla daha önce takıldık” demesin mi? Takılmak derken aklınıza izlediğiniz Türk dizileri gelmesin. Bildiğiniz yatmışlar ve ben bunu yeni öğrenmekle birlikte arkadaşız diyorlar ya. Ben hiç arkadaşımla yatıp kalmadım. Lan Dawson`s Creek mi çekiyoruz burda? Allah`ım bu kız senin arkadaşının kardeşi ya. Türk örf adetleri ne oldu ya. Aslında varya kızın abisine de, Joker`i de Aslan`ı da eşek sudan gelene kadar dövsün. Ya ben bu adamın birlikte olduğu kadınları görmek duymak istemiyorken şu halime bak. Her yer Konya ovası mübarek. Kafayı yicem yaaa. Bu kız Joker`in alt dairesinde oturuyor. Joker`in o evden taşınması 3. Dünya Savaşından daha önemli hala geldi benim için resmen.

10 Şubat 2017 Cuma

ahlak kumkuması kesilceksen okuma


Kansermiş. Son sınıfta beni gereksiz toplantılara sokan bir yerde staj yaptım. Kodaman tiplerin arasında bağlı olmadığım ama güçlü isimlerden biri olan ve sanırım ofiste en sevdiğim adam oydu. Gelen giden takım elbise ile dolanırdı, o ise en güçlü isimlerden biri olmasına rağmen kot pantolon tshirt ve gömlek giyer uzun saçlarını da toplardı. Dünyanın en rahat tiplerinden biriydi. Sanırım ayrılırken hoşça kal demeden tüydüğüm için pişman olduğum tek isimdi. İş tekliflerini kabul etmemiştim. Geçen yıl tekrar iş teklifiyle geldiklerinde ise çalıştığım yeri yüz üstü bırakmak istemedi. Teklif ettikleri şeyi reddederken çok gel gitler yaşadım. Onun altında çalışacaktım ve beni kendi yeri için eğitecekti.  Joker`in beni sevdiğini hiç söylememesinin sebebi de sanırım o. Joker yanımdayken karşılaştıktan sonra Joker yüzüme şoka girmiş halde “sen bu adamdan hoşlanıyorsun” demişti. Hoşlanıyor muyum? Ben mi? Hadi ama!! Sevgilim var ne hoşlanması!! Adam babam yaşında ya da daha doğrusu ondan bir iki yaş büyük!! Saçmalamayın ne alakası var!! ”Sanırım biraz” oldu ama cevabım. Lan kızım mal mısın? İnsan sevgilisine bunu der mi? Başka birinden hoşlandığını söylememeli, inkar etmeli, üste çıkmalı, sen beni nasıl böyle bir şeyle suçlarsın diye çemkirmeli. Bense onun yerine doğruyu söyledim. Hep kendinden çok yaşlı adamlarla evlenen kadınları para avcılığıyla suçladım. Hep. Çünkü adam yaşlıdır kadın genç. Parası için evlenmediyse ne diye evlendi. Aşk olabilirmiş. Ona aşık olmadım ama ondan hoşlandım. Adamın babamdan büyük olması bile bu durumu değiştiremedi. Hem ne yani ellilik Brad Pitt versek ağzınızın suyu akmaz mı? Bence aramızda koca boşayacaklar bile olabilir. İşin şakası tabi bu. 

Okuldan bir kızla başladık staja. Dışardan bizim geldiğimizde işleri organize etmesi gereken adam bir boka yaramayınca ayrılmıştı. Hiçbir şey bilmeyen biz ve başımızdaki kadın sorumlu kalakalmıştık öylece. Öğrenmek için denemek için çok çırpındık. Gece onlara on birlere kadar çalıştık. Yalnız kalmayalım koca binada diye beklerdi. Diğer kız tüm işi üzerime yıktı gitti tek başıma kaldım, geldi odama benimle bir sandalye çekip muhabbet etti. Stajyerdim ama koca odada tektim. Önümde iki bilgisayar öylece yalnızlıktan sıkılırdım. O gelir konuşur, sorduğum her soruya cevap verirdi. Kaldı ki o kadar bilgiliydi ki, tamamen farklı alanlarda olsak bile çok şey öğrendim ondan. Çünkü biliyordu ve öğretmekten çekinmez, ben kimim havasıyla gezmezdi, paylaşmaktan çekinmezdi. Sonra odamın merkezi sistem zırvalığının bahar ayı girer girmez kesilip benim efsane hasta olduğum dönem odama daldı, bir masa aldırttı dekore edilmiş odasıyla alakası olmayan masayı oraya getirtti. Benden sorumlu olan kadına “Kızı hasta ettik orda bizim odalar hala sıcak” dedi. Bu kadın aman ona dikkat et, patronlar ağzının içine bakıyor, öyle cool göründüğüne bakma diyordu adam benim için odasındaki oturma grubu zırvalığından kurtuluyordu. Sonra ne mi oldu? Okuldan staja giderken daha bir mutlu gitmeye başladım. Saatlerce benimle sohbet ettiği oluyordu. Bir iki kez azardan koruduğu oldu. Sanmayın ki asıldı. Düzgün bir insandı. Göğüs dekolteli şeylerden giymekten sırf insanlar oramdan başka bir yere bakmıyor diye giymem ama o konuşurken sadece yüzüme bakıyordu. Konuşurken diğerlerinin yaptığı gibi bakışlar aşağı yukarı oynamazdı. Bizim sorumlu kadın ve diğerleri ondan çekinse de o komikti, sıcakkanlıydı. Herkesin komik karikatürlerini yapmıştı mesela. Sayesinde saatlerce güldüm. Sayesinde alanının en güçlü insanlarıyla tanıştım. Bir sürü bilmediğim şey öğrendim. Şaka gibi belki ama sohbetler sırasında hayata başka bakmayı bile öğrendim. Kadın sır küpüdür diyordu ama adam hobilerinden bahsediyordu, boşandığı eşinden, gençken batırdğı işlerden, üniversitede yaptıklarından, yıllardır değişmeyen tatile gittiği kıyı kasabasından, arkadaşlarından, ailesinden ne bileyim daha birçok şey. Sorumlu kadına boşandığı eşini sorduğumda anlattığı için aval aval bakmasını mesela hiç unutmuyorum. “Senin hiç kötü bir alışkanlığın yok mu? Sigara içmezsin, sessizsin... Gerçi daha çok gençsin” dediğinde sırf çocuk gibi görmesin diye “Alkol var sayılmaz mı?” demiştim. Nasıl bir imaj çizdiysem şaşırmıştı. Bira sevmem ama tekila ve viski güzel deyince Jack`i viskiden kabul etmeyip ertesi gün ofise viski şişesiyle gelmişti. Fincanda kahve yerine azıcık hakikaten güzel viski yudumlamış olabilirim. Adamdan hoşlanıyordum ama ben lisede milli güvenlik dersine giren Albaydan da hoşlanırdım. Aile üniformalı diye bana diğer kadınlardan daha da çekici gelirdi üniformalı erkek. O kadarki adam gel evlenelim dese benden iki yaş büyük oğluna üvey anne olmaya hazırdım. Hayranlık, belki de gerçekten hoşlantı. Ama adamın ki sadece normal olan dedim. Lan kızım adamın çocuğu yok kesin kızı olsun istiyordu al seni koydu yerine dedim. Lan keşke o kadar seksi sigara içmese. Ya da ne olurdu bir otuz yıl kadar erken doğsam. Sonra bizim patronun beni varisi gibi toplantıdan toplantıya soktuğu bir akşam odaya döndüğümde masamda özel numarasının yazılı olduğu bir kağıt duruyordu. Nasıl sevindim anlatamam. Adam da benden hoşlanıyor olabilirdi. Yoksa neden özel numarasını falan bıraksın. Hem de ev telefonu dahil. Tamam azıcık bu konularda salak olabilirim ama sizden hoşlanan erkeği az çok anlarsınız. Vardı işte bir şeyler. Bir sonraki hafta gittiğimde durdu durdu sonra “Lady, telefon numaramı bıraktım, aldın mı?” dedi. Evet aldım ama eve gidince babamı görünce aklıma direk gelen şu oldu. Baban aklından geçenleri yani bu adamdan hoşlandığını bilse çok üzülürdü. Kim kızının kendinden bir aç yaş büyük birisine aşık olmasını ister ki? Hayır bizim sülale bir Serdar-Chloe çifti kaldıramazlardı biliyorum hani. “Aldım” dedim. ”Aramadın” dedi. Nasıl arayayım babam üzülür annem bacaklarımı kırar. Tüm bunlara rağmen diğer cümlesine başlayana kadar sevincimden uçtum. Sonuçta aramadığımı fark etti. Sonra aklımdan geçenlerin ağzına sıçan o cümleyi kurudu “Neyse bir şey lazım olur, aklına bir şey takılırsa bu  numaralardan daha çabuk ulaşırsın ” Sonra ben sorumluma staj bitirme evraklarını imzalattım. Şansıma Patron o gün gelip benden okul bitince orada devam etmemi, her işi çabuk kavradığımı, alanım olmasa da geleceğimin parlak olduğunu söyledi. Olmaz dedim yüksek lisans yapacağım dedim. Adam “Burada yüksek yapmayan iki dil bilmeyen yok. Çalış çalışırken yaparsın” dedi ama kabul etmedim. Sebep belki hoşlandığım adamın uygun olmamasıydı,  belki kariyerimde ilerlediğim şeyde ne kadar geleceğin parlak deşeler de çok severek yapmamamdı. Hala bilmiyorum. Ama öğrendiğim bir şey var. Kadınlar her zaman para için kendinden büyük erkeklerle birlikte olmuyor. Ondan bana Itzachk Perlman`ı bana sevdiren adam olduğu için hala hoşlanıyorum. Belki de duygularımı yanlış değerlendiriyorum. Hayranlık sadece ama bunu kimseye hiç kimseye anlatmadım. Sidikli`ye bile. Numarasını saklayıp, ne aradım ne kaydettim. Kimseciklere de anlatmadım. Çünkü biliyorum herkes yargılayacak ayıplayacak. Hatta burda bile anlatmak isteyip defalarca vaz geçtim. Çünkü ben bile Yaşlı erkeklerle birlikte olan kadınları yargıladım. Sonra kendim ondan hoşlandığım için yargılanmak istemedim. Sadece sorumluma hoşça kal deyip topukladım, eşyalarımı almak için bile uğramadım. Şimdiyse hala sıcak gülümsemesiyle aklımda, sevgilim olan adamın bana ondan hoşlanıp hoşlanmadığımı sorduğu düşüncesi. Joker ona olan bakışımdan anlamış. Bakışlarımın her şeyi yansıttığını iddia ediyor beyefendi. Yalan söylemek istemedim, çünkü o söylemiyor. “Beni onun için terk etmezsin dimi?” dediğinde Joker tereddütsüz “Hayır” çıktı ağzımdan. Bugün onun yerini almam için aradıklarında kanser olduğunu öğrendim. Canım yanıyor.


16 Mayıs 2016 Pazartesi

beşiktaş`ın ancak kuması olurum


Fenerbahçeliysem benim suçum günahım ne? Bu bana revamı? Kendimi bazen drama kraliçesi gibi hissediyorum ama dinlerseniz haksız olmadığımı göreceksiniz. Birlikte olduğunuz insanla aynı şeyleri düşünmek, aynı takımın taraftarı olmak, aynı şeyleri yapmaktan hoşlanmak veya tüm zevklerinizin ortak olması şart değil. Bunlar olsaydı zaten ben kendime katlanabilir miyim emin değilim. Aynı şeylere ilgi duymuyorsunuz diye karşı tarafa da kör sağır olun demiyorum tabi ki. Gerçi boşanmaların çoğunun kör sağır kalmamızla alakalı olduğunu düşünüyorum ya neyse. Joker bana sürpriz yapmak için Joshua Bell konserinin biletleri satışa çıktığında hediye olarak almış. Yüzüm gülsün gibi küçük amaçlarla yola çıkmış. Ben tabi daha Joshua`nın bile Türkiye’ye geleceğinden haberi olmadığı günlerde bu kadar hayranlıkla bahsedince adamdan Joker içinde kaçınılmaz fırsat. Bu nokta da gözden kaçırdığımız tek şey Beşiktaş. Bileti alırken tabi Beşiktaş`ın bu sene yüzüp yüzüp kuyruğun sonuna geldik ama derede önümüze kaya çıkınca başkası şampiyon oldu durumu yaşamayacağını nerden bilsin. Beşiktaş mı ben mi demeyeceğim ne haddime tabi ki o kazanacak salak değilim. Joker cumartesiden verdi elime biletleri, güzelce canımlar cicimlerle bir arkadaşınla gitsen olmaz mı ile beni ortada bıraktı. Maçtan çıkıp yetişmesi imkansız ki şampiyonluk gelince kutlamadan olmaz. Beşiktaş hayatında varken anca kuma olurum dedim çektim sineye. Lakin gelin götünki o Kara Sürtük`ü sineye çekmem imkansız. Kara Sürtük bu Aslanla Joker`in çocukluk arkadaşları. Bunun bir abisi var aslında onla arkadaşlar asılda bunlar detay. Hayır onca erkeğin içinde işin ne. Hadi onu geçtim o kolun senin neden ne zaman arkamı dönse ahtapot misali Joker`in etrafın da sarılı duruyor. Ben tabi instagramda fotoğrafı görünce “Aaa Kara Sürtük ordaymış. Bilseydim bende gelirdim” dedim ama tabi ki yalan. Joshua varken tek seçenek Kara Sürtük`ün maça gitmemesi olurdu. Ama neymiş ben Beşiktaşlı değilmişim o Beşiktaşlı imiş. Hem benim pasolig kartım falanda yokmuş. Bunların hepsini biliyorum da acil pasaport varsa bence acil pasolig de vardır, iki dakika çıkarttırıverirdik. Hayır bu kızın sevgilisi niye demiyor ne o kol öyle diye orayı hiç anlamıyorum. Arkadaşlar falan demeyin ben onun ne yelloz olduğunu biliyorum. Kız zaten ne benden ne Nilkuşu`ndan hoşlanıyor ki duygular karşılıklı. Ama o Joker yok mu, beni tek başıma konserlere gönderip onla maşa gitti, o kıza sarıldı inşallah Beşiktaş’ın şampiyonluğu kaybettiği kabuslar görür. Amin.

11 Mayıs 2016 Çarşamba

küçükken sarışındım aslında


Küçükken elime alıp dolaştırırken iki parmağım arasında sıkıştırıp öldürdüğüm karıncalar yüzünden başıma bunlar geliyor. O yüzden ben hiç mutlu olamıyorum. Öldürdükten sonra ne kadar pişman olduğum ya da arkalarından düzenlediğim cenaze merasimi önemli değilmiş belli ki. Bana seni sevmiyorum dese daha iyiydi. Sanki ben ona yalvardım aman benimle ol, aman yanında beni gezdir diye. Demedim hatta ben ona bırakalım dağınık kalsın her şey dedim. Ne kadar kızgın olsam da hiç bir şey olmamış gibi davranmaya karar vermiştim. Belki dedim öfkem geçince tazmanya canavarımı sakinleştirir insan gibi konuşurum dedim. Ama ben ne kadar görmezden gelmeye çalıştıkça o gözüme gözüme soktu. Böyle ben bir bok yedim affet ama ben hatalı değilim yeter ki başımı şişirme şebekliği. Bir ilgi bir alaka. Ağzından iltifat çıkmayan adam beni benzetmediği ne çiçek ne böcek kaldı. İş yerine çiçekler, çikolatalar göndermeler sonra ben hep yapıyorum zaten havaları. Günde elli kez arıyor bir de üzerine müsait değilimden anlamıyor. Adamlar bütün gün onunla lak lak yapmama için para alıyorum sanki. İki günde bunalttı beni. Anneler gününde annemle kalacağım dedim nefes aldım. O arada olmasa ben sanırım kafayı yiyip bunu öldürürdüm. Hafta boyu bu haline devam etti. Ama hiç bir şekilde beni bozup ağzımın payını verdiği konuya gelmeyip etrafında tur attı. Adam bana evinin anahtarını veriyor ama ilişki bir seni seviyorum diyecek kadar ilerlememiş oluyor. Aldı eline bir gitar şarkı yazmış mırmır söylüyor. Ne romantik dimi? Bana şarkı yazdı diye kalbim falan erimeliydi. Ama salak aptal şarkının sözlerini bile değiştirmeyi becerememiş. Bazen bu çocuk çok mu zeki çok mu salak cidden anlamıyorum. Bir an itiraf ediyorum yiyecektim ama gözlerimin ne renk olduğunu bilecek kadar akıllı bir kızım. Bir de hafızam düşündüğüm kadar kötü değilmiş. Aklıma NilKuşu`nun anlattıkları geldi. Bu bizim joker bir şarkı yazmış lisede. Sonra ne zaman gerekse hop şarkının sözlerindeki kaşın gözün boyun niteliksel özellikleriyle oynayıp zavallı kızlara satıyormuş. Bizim Aslan`da NilKuşu`na jest olsun diye şarkıyı kullanmış sonra tabi hikayesi bize de geldi. Şarkı bildiğiniz kevaşe orası ayrı ama bilmeyen aldanıyor işte. İlk duyduğumda komik gelmişti, sonra unuttum gitti zaten. Ama Joker koca bir sırıtmayla karşısında yelkenleri suya indirmiş bir kız bulmayı umuyorken söylemeden edemedim. "En son baktığımda gözlerim ela değildi ama bir doktora soralım büyüyünce değişir mi. Kaç kız yedi bunu bilmiyorum ama şarkı eskimiş biraz." İt inkar falan etti ama bildiğimi açık açık söyleyince yapacak bir şeyi kalmadı.

5 Mayıs 2016 Perşembe

kaç kilometre gitmem lazım


Şu dünyada en fazla değer verdiğim şeylerden biri hard diskim. Okula başladığımda bilgisayarım bozulup tüm emeklerimin çöpe gittiği zaman almıştım. O günden sonra her bilgi parçasını tek tek klasörledim. Okuldaki projeler, stajlardaki, dışarıya yaptığım işler, üzerinde çalıştığım şeyler hatta koca bir makale arşivi. Dolabıma bile göstermediğim titizlikle düzenler, kimselere vermez, virüsten uzak tutardım ben onu. Sonra kaybettim. Nerde nasıl bulamadım. Tüm evi aradım kitaplığı boşalttım belki kitapların arasında kalmıştır diye sanki kağıt parçası. İş yerindeki odamı aradım yok. Metrobüste falan ya düşürdüm ya çaldırdım diye düşündüm. Sonra Joker "Arabanın bagajında bak ne buldum?" diye çıkarında havalara uçtum. hatta elinden alıp çocuğa ahtopat gibi sarıldım. Sevinç çığlıkları belki bir iki ceylan gibi sekmede yapmış olabilirim. Sonuçta uzun zamandır çalıştığım şeylere yeniden başlamak zorunda kalmayacaktım. Emeklerim çöple buluşmamıştı. Bu arada da sevinirken doğal olarak beni mutlu eden herkese dağıttığım o seni seviyorumlardan birini demişim. Fark bile etmedim. Seni seviyorum çok sık kullandığım kelimelerden biri. Hele beni sevindirecek bir şey yaptıysanız yüzde yüz duymuşsunuzdur. Ama ona ne söyledim ne de onun ağzından duydum. Ne kadardır birlikteyiz bilmiyorum ama sanırım bir 9 10 ay oldu. İlişkimde hala benden korkularımdan ve onun o olmasından kaynaklı bir sürü sorunumuz var. Hiç bir zaman emin olamamışken talep etmek saçma geldi. Belkide kelime duymaya ihtiyacım yoktu sadece. Ama ben fark etmeden bunları söylerken soğuk bir suratla "İlişkimizin bunları söyleyecek kadar ilerlediğini düşünmüyorum" dedi. Anlamadım bile neyden bahsettiğini "Beni sevdiğini söyledinya ondan bahsediyorum" dedi. Kim ayağıma beton döktü bilmiyorum ama kıçıma tekmeyi basan kesinlikle Joker oldu. Köprüden atlayıp hayatta kalan var mı bilmem ama en azından 3. köprüyü beklemeliydi. O köprüden düşüp ölen ilk ben olup hatırlanırdım en azından. Hiç bir şey söyleyemedim. Güldüm teşekkür ettim "Sidikli geldi bugün ben erken dönüyorum eve" dedim ve kaçtım.

4 Nisan 2016 Pazartesi

yularımı kendim çekerim


Bir sweatshirt yüzünden birbirimize girdik. Huysuz, hödük, pislik. Hep onun dediği olmak zorunda hep onun istekleri. Onun yüzünden ben ben olmaktan vazgeçmek zorunda mıyım? Ben hep böyleydim zaten. Onu hiç bir şey için zorlamadım bile. Ama on beni onu değişmeye zorlamakla suçladı. Hayvan. Cumartesi günü aşağıdayım dediğinde beklemesin diye üstümdeki sweatshirt altına bir kot pantolon giydim indim.  İşteki bir sorun yüzünden huysuzdu bugün sinirliyim üstüne çok gelirsem ondan dedi ona da tamam dedim. Onunla görüşürken iç özen göstermediğimden dem vurdu, daha feminem giymemi istedi ses çıkarmadım. Eh onunla görüşürken ekstra uğraşmadığım malum ama ben işe giderken bile makyaj yapmıyorum. Belki ilk bir hafta ancak yapmışımdır. Ama eve bırakacakken o çekmeyi beceremediğim kemer konusunda yardım etmeye kalkınca kıyamet koptu. “Sen sütyensiz mi geziyorsun” diye hayvan herif bana bağırdı. Uyuz`un sweatshirtünü giydiğimden boldu ve  o salak çeyi evde otururken takıyorum. Onun ne kadar rahatsız edici bir şey olduğunu kusura bakmasın ama hayatında bir kere takmamışken bilemez. Ben o salak şeylerden nefret ediyorum. Çok bol olduğundan fark edilmiyor diye giymedim. O beklemesin diye de uğraşmadım giymeye. Hem ona mı sorcam ya neyi giyip giymemeye. Bende onun karışamayacağını söyleyince olayı babasından para almamaya bağladı. Neymiş ben babasından para almaması gerektiğini düşündüğüm için almıyormuş, benim için daha iyi bir insan olmaya çalışıyormuş. Ben bunların hiç birini ondan talep etmemişken benim dünya görüşüme göre şekillenmeye çalışan o. Tek dırdır etmemişken. Ama o düşüncelerimi yapmak zorunda hissediyormuş. Ben ondan hiçbir şey talep etmezken erkek çocuğu gibi giyinme diyen o. O mu karar verecek nasıl giyineceğime. Şu açılan düğme olayınıda attı tabi önüme. O günde giymeseymişim ne olurmuş acaba. Salaktım ben çünkü gömlekle sweatshirt arası farkı bilmiyordum. Böyle onsuz ne kadar sakin ve güzel bir gün geçirdiğimi yazmak istedim ama kendimi bir anda klavyede ona nefret kusarken buldum. İnsanların beni ben olduğum için yargılamasından nefret ediyorum. İşe giderken tüm o plaza havasına uymak için zorunlu bırakıldığım giysilerden, makyaj yapmamamın yargılanmasından, sütyen takmaya mecbur kalmaktan nefret ediyorum. En çok da Joker`in ondan istemediklerim hakkında kendince fikirlere kapılmasından nefret ediyorum. 

12 Şubat 2016 Cuma

sevgililer gününden kaçan kovalanır mı


Sevgililer günü daha önce hiç kutlamadım. Bu sadece saçmalık olarak görmemden de değil, yalnızdım ulan ben. Kara kutuda dönen reklamlara, adım başı afişlere rağmen unutan babam için annem hediye aldım hep. Annem bu tip şeylere ne kadar meraklıysa bana da o kadar saçma gelir. Misal geçen sene salak Sidikli çiçeği onun aldığını ağzından kaçırdıktan sonra annem hepimize küstü. Babamın suratına bile bakmadı. Yalan söyleyip kendi almış gibi vermesine mi, yoksa yıl dönümlerini unutmasına mı takıldı bilmiyorum. Benim için ne kadar önemsizse annem için o kadar önemli. Ben Joker`le ne kadar zamandır birlikteyim onu bile bilmiyorum. Tek tutunacak dalım buraya yazmışımdır düşüncem. Yazmadıysam umarım ikimizde unutmuşuzdur da, utandıramaz beni. Sevgililer gününde annem dışında kimse için hediye seçmemişken liseden beri bir arkadaşım gönderiyor. İlk aldığında kafasına fırlattım. Ben onun için canım arkadaşım derken nasıl böyle bir şey yapar demiş gözüm dönmüştü. Sonra ilişki normale dönse de bir kaç yıl bir sakız alıp gönderdi. Kargo parası sakızdan pahalı. Ben bu kadar deneyimsiz ve öküz olunca bu sevgililer günü konusunda Joker ne düşünüyor emin olamadım. Kutlamak istemiyorum çünkü hep böyle topluca kutlanan günlerin saçma olduğunu savundum. Ondan bir şeyler bekledi diye kendi düşüncemden vazgeçemezdim sonuçta. Bende bu yüzden kökten halletim. Dün kendime bugün için bilet aldım, Joker`i aradım akşam buluşalım dedim. Adamı görür görmez de "Ben yarın Bursa`ya gidiyorum" dedim. Sezon geçmeden kayak yapmış olurum, hem kuzenlerle biraz vakit geçiririm diye bahaneler... Neden kıvranıp durayım bütün akşam nasıl söylesem diye dimi? Kıyamam, onunla gideceğimi sandı bir an için ama tek gidiyorum deyince biraz bozuldu sanırım. Oturup tahlil yapamam ya. Yine beni rahatsız eden şeyin etrafında dolaşıp hiç bir şey söylemiyorum biliyorum. İlişkide iletişim dürüstlük diye atıp tutuyorum ama bizim ilişkide bir dürüst varsa o da Joker. Ne hissediyorsa, düşünüyorsa söyleyen o. Bense söyleyemiyorum. Bu onunla değil benimle ilgili bir şey. Fazla sevmek, güvenmek istemiyorum. Bu tip günleri kutlamak istemiyorum ama söylersem beni garip karşılar, istemem yan cebime koy kızlarından zanneder diye açıkça söyleyemiyorum bile. Niye konuşmak beni bu kadar geriyor? Neden her seferinde kaçmaya kalkıyorum?

8 Şubat 2016 Pazartesi

aradığım kaynana annemin içinden çıkmadı


Tük kadının DNA’sında gelin sevmemek var. Tülay’la Caner az çekmediler. İstisnalar var tabi ki ama kaideyi pek bozmuyorlar. Babaannem mesela istisnaydı. Anneme kızı gibi davranırdı. Dedim ya istisna bu. Konuya komşuya bakıyorum hepsi çekiyor. Kaynanaya küsmeler mi dersiniz, tartışmalar mı daha neler neler. Kaynana olmak içinde öyle tutup eve getirmek falan gerekmiyor. Sevgiliyken çektirmeye başlayanlar da çok. Ben hep bir gün bir kaynanam olursa oğlundan çok beni sevsin, çok iyi anlaşalım, dedikodular yapıp eğlenelim istedim. Ama annem Uyuz`un falan kız arkadaşını sevsin istemedim. Gelin görün ki annem içine melek kaçmış şefkatli anne. Kıza bir dünya doluşu yemek yaptı. Elinden gelse suyunu bile kendisi arıtıp verecek. Misafir bir kişilik hazırlanan yemek ordu doyurmasa da küçük bir köyü doyururdu. Bu kadar yemek hazırlamasının tek sebebi de hanım kızımıza Türk mutfağını tanıtmak. Daha önce söyledim mi bilmiyorum ama Uyuz`un sevgilisi İngiliz. Kendisine Sidikli`nin bebeklerinden birinin ismi olan Emma ismini verdim gitti. Emma, bizim ölmeyip de Kate`in tahta giden yolunu tıkayan Elizabeth olsa annem bu kadar hazırlanmazdı. Giydiklerimi beğenmeyi iki kez kıyafetimi değiştirtti. Kızın beni bundan beter hallerimi görmüşlüğü var, koymazdı ona. Gerçi bunu anneme anlatamazdım. Annemin İngilizcesi yok kızında Türkçe`si bir hayli bozuk. Bu sebeple annem her lafından sonra kolumu bacağımı cimcikleyip çevirsene dedi durdu. Kızın İngilizcesi kötü olmasına kötü de annem daha normal konuşsa o da anlayacak. Ama bizimkinin içinden atasözleri deyimler he bir de Osmanlı sözlüğü çıktı. Kadın “Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır.” dedi, sonra beni dürtükleyip çevir diyor. Kıza bizim nadide atasözlerimizdeki metoforları açıklayana kadar canım çıktı. Atasözleri değil mübarek hayvan atlası. İlerde nesli tükenen hayvanların listesini atasözlerinden çıkartırız biz. Annemde nüfus memurluğuna soyunmuşken, bir kütükte gariban hayvanlar için çıkarır. Kızın anne babasının nereli olduğuna kadar sordu anladım da dede falan neydi onu çözemedim. Babam desen zaten çok sevdi kızı. Eh bu saatten sonrada kaynanalık yapmak bana kaldı. Of ama pis cadı çok şeker ve o kırık Türkçesiyle sempatimi kazanıyor.


4 Şubat 2016 Perşembe

aynaya değil eski sevgili profiline soruyoruz kim güzel


Ne kadar kaçarsanız kaçın sanırım o eşikte buluyorsunuz kendinizi. Bir hareket, söylenen bir söz, karşılaşılan biri bu anı tetikliyor. Sonra edebiyat öğretmeninizin size zorla okuttuğu, sınav yapacağını söylediği kitapla karşılıklı oturuyorsunuz. Önünüzde iki seçenek var. Ya kurallara uyar o kitabı okursunuz ya da umursamayıp düşük alma riskini göze alırsınız. Tabi bir de özet okuyanlar var. Ben üşenmediysem özeti okuyanlardan oldum. Zorlamasalar beni okurdum belki. Sonunda bizde o çıkmaza geldik. Klasik adıyla eski defterler, Lady`de tarihi geçmiş oje. Bizde bolca ve sıkça karşılaşılan eski kız arkadaş olduğu için ben o topa hiç girmedim. Hep muhteşem yiceklerle dolu bir pastahanede istediğim her şeyi yiyebilecekken alacağı kiloları düşünen kız olarak gördüm. Yerken mutlu sonra pişman.. Sorarsam anlatır, ben merakımı tatmin ederdim ama sonra onun söylediği her kelimeyi analiz edip oturup kalbimden başlar tüm organlarımı yerdim. Kadınım, meraklıyım ve geçmiş bir çift için bok çukurundan başka bir şey değil. Kim kanalizasyona düşmek ister ki? Tarihi geçmiş bir oje hafif garip koku dışında normal gözükür. Sürersiniz, hemen çıkar ve sildiğiniz de o oje tırnağınıza çoktan vereceği zararı vermiştir. Siz bir ağaçsınızdır, oje kabuğunuza aşkını yazan ergen. Bu yüzden hiç sormadım hayatından gelen geçeni, geçmemekte ısrar edeni. Sorarsam daha çok soracağım, merak edip kendime engel olamayacağım. Sarı gibi Dahi`nin eski sevgililerinin her fotoğrafını atıp kim daha güzel yarışına girmek istemedim. Ne yer, ne içer, Joker onda ne buldu düşünüp durmak istemedim. Gördüklerim zaten karabasandı, bir de oturup ruh neden çağırayım. Hem deli gibi eski sevgili izi süren bir sürü kız arkadaşıma her baktığımda durumu aşağılayıcı bulan ben değil miydim? Benim değerimi bir başkasıyla kıyasa sokmak beni değersizleştirirdi. Bir de kendimi üzmemeyi seçecek kadar çok seviyorum sanırım. Çünkü bende tıpkı diğerleri gibi olacağıma eminim. Bakacağım, kıyaslayacağım, Joker`in her davranışını sorgulayacağım, sırf o kızlar yüzünden kavga çıkaracağım. Neden kendimi yıpratıp üzeyim diye düşündüm. Erkeklerde zaten geçmişten konuşmayı sevmiyor. Ama anlaşılan karşılaştığınız sizin geçmişinizken erkekler soru sormamayı başaramıyor. Ne de çocuk gibi işi yarışa sokmamayı beceremiyor. O soruyorken bende sormak zorunda mıyım? Sorular değil mi ilişkileri kabusa çeviren? Kaçmalı mıyım, yoksa anlatıp benim olma potansiyelime mi dönüştürmeliyim onu? Karabasanlar zihnime çökmüşken Felak Nas okusam işe yarar mı?

30 Kasım 2015 Pazartesi

bok sürdürmeseydin bari


Etraftaki ilişkilere gözlerimi dört açıp baktım. Temel sorun kıskançlık. Kadınların erkeklerin ensesinden düşmemesi, erkeklerin kadının giydiği kıyafete çemkirmesi, ilişki boyunca tüm arkadaşları dışlayıp birbirlerini ilişkiye hapsetme temel problemlerdi. Ama benim temel problemlerim güvensizliğim, garanticiliğim, şu olasılıklara dair rakamsal takıntım. Anlayacağınız bir ilişkiye dair korkularım hala gün yüzünde durmakta. Size bahsetmesem de ben anlaşmasız adım atmam. Ne kadar net olursak o kadar iyi olur dedim. “Birine aşık olmayı bırak, hoşlandığında gel söyle boşuna birbirimizi kandırmayalım olaysız sona merhaba diyelim” dedim kabul etti. “İnsanların içinde tartışmaktan hoşlanmam, kadınsal krizlere girip insan içinde olay çıkarma, baş başayken sıçacaksan sıçarsın ağzıma” dedi, “Ben hiç çemkirmem tam bir hanımefendiyim” dedim kabul ettim. “Mıçmıç mesajlaşma, yok aramadın gitmedin nerde günaydın mesajım diye söylenmek yok, çekemem” dedi “İşime gelir” dedim. Sonuçta işsiz olan yatıp uyuyan benim. Niye sabahın köründe salak bir mesaj için uyandırılmak isteyeyim ki. Öyle gerekli gereksiz her konuyu konuştuk ki, saçma triplere girmeyelim, tamamen dürüst olalım istedik.  Bende susmayan bu beyin varken ayakları yerden kesen kıpırtılar vs. hep boş lafmış gibi geliyor. Sonra ben buna “Giydiklerime karışılsın istemem. Yok efendim bu kısa, uzununu giy falan çekemem.” dedim. Yumruğunu masaya vurup karışırım diyen bir Joker beklemiyorsunuz dimi? Hayır bekliyorsanız ben bu adamı size düzgün anlatamamışım demektir. “İşime gelir. Zaten ben pantolona karşıyım. Mini etekler tasarım harikası be hayatım” dedi pişkin pişkin sırıttı. Ah ama bakın nereyi atladım ben. Paşa şiddete karşıymış, öyle laf atarlarsa falan kavgaya giremez karşıymış. Bir annesi için kavga edermiş, yoksa kavga görürse ilk topuklayan o olurmuş. Lan bir anası kadar olamadık. Adam resmen bana seni önemsemiyorum dedi. Bende kavga etsin demedim ama bu kadarı da fazla dürüst geldi be. Hani insan der erkekliğe bok sürdürmeyeyim, böyle bir şeyi itiraf etmeyeyim. Yok, yok bizim ki açık açık söyledi. Eh bende sırtına iki şaplak atıp “Tamam sevgilim. Bir şey olursa sen arkama saklanırsın, ben senide beni de korurum” dedim. Eh bu pısırıktansa  ben daha iyi kendimi savunurum yalan mı?