Kimlerin eline düştüm ben. Kara bahtımın kör talihine
sıçayım. Ya ne olurdu sonsuza kadar mutlu yaşadılar en azından 60`a kadar mutlu
yaşadı, “eşi ölünce ne kadar üzülse de hayat üzülmekle geçmez dedi ve 63`ünde
ikinci baharı ile bir kez daha aşık oldu” falan olsaydı. Bakın vicdansızda
değilim, 3 yıl yas tutmuşum. Ama ben nelerle uğraşıyorum. Meğer Kakalak,
NilKuşu`na değil bana düşmanmış. Onu çoktan kesmem gerekiyormuş. Lan koloni
halinde aynı yere toplanmışlar bir de. Sanki İstanbul`da başka satılık daire
yok. Birbirlerinin götünden ayrılamamışlar. Hepsi aynı yerden ev alıp
komşuculuk oynuyorlar resmen. NilKuşu yıllardır sevgili Aslan`ı Kakalak
hatundan kıskanıyor. Zamanında bir öpüşmüşler falan kız hala Aslan`a melül
melül bakıyor. Dolayısıyla bizde kızlar kitabın 16. Maddesine dayanarak
Kakalak`tan nefret ediyoruz. Bütün sinsi, samimiyetsiz gülüşlerimizi ona
saklıyoruz. Hak ediyor da hani. Sevgilisi var ama Aslan`a asılmaktan da geri duramıyor
çünkü. Tabi o da benden ve NilKuşundan sonuna kadar nefret ediyor ve her
fırsatta arkamızdan sallıyor, duyuyoruz. Ama zavallı masum ben bunun sadece
NilKuşu`nun arkadaşı kategorisi yüzünden sanıyordum. Meğer kız Joker üstünde hak
sahibi falan olduğunu düşünüyormuş. Neye dayanarak derseniz, benim nefret ve
şüphe dolu bakışlarımla her şey ortaya çıktı. Bu Kakalak pek bir elini kolunu
sevgilimin üzerinde tutuyordu, kıskanıyorum demeyip karizmayı bozmamak için he
dedim geçtim. Buraya da gelip kıskançlıktan midem kurtlandı yazamadım haliyle.
Ama bu iyice sevgilimin ağzının içine içine soktuğu dudaklarla olayı “ruh
çağırıp bunu kurban etsem ne çıkar” boyutlarına getirdi. Narnia Günlükleri
cadısı gibi Jokeri avlamak için zamanı bekledim, lafımı dolandırdım, yumuşakça “Ya
sizin bu Kakalakla aranızda bir şey geçti mi daha önce?” diye sordum ama o
nasıl bir sorma zerre umurumda değil havasında. Nerden çıktıları falanı sümüklü
peçetem yaptım bizim doğrucu davutta zaten dünden hazır “ya biz onla daha önce
takıldık” demesin mi? Takılmak derken aklınıza izlediğiniz Türk dizileri gelmesin.
Bildiğiniz yatmışlar ve ben bunu yeni öğrenmekle birlikte arkadaşız diyorlar ya.
Ben hiç arkadaşımla yatıp kalmadım. Lan Dawson`s Creek mi çekiyoruz burda?
Allah`ım bu kız senin arkadaşının kardeşi ya. Türk örf adetleri ne oldu ya.
Aslında varya kızın abisine de, Joker`i de Aslan`ı da eşek sudan gelene kadar
dövsün. Ya ben bu adamın birlikte olduğu kadınları görmek duymak istemiyorken
şu halime bak. Her yer Konya ovası mübarek. Kafayı yicem yaaa. Bu kız Joker`in
alt dairesinde oturuyor. Joker`in o evden taşınması 3. Dünya Savaşından daha
önemli hala geldi benim için resmen.
ilişkimin anatomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilişkimin anatomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Ekim 2017 Perşembe
10 Şubat 2017 Cuma
ahlak kumkuması kesilceksen okuma
Kansermiş. Son sınıfta beni gereksiz toplantılara sokan bir yerde
staj yaptım. Kodaman tiplerin arasında bağlı olmadığım ama güçlü isimlerden
biri olan ve sanırım ofiste en sevdiğim adam oydu. Gelen giden takım elbise ile
dolanırdı, o ise en güçlü isimlerden biri olmasına rağmen kot pantolon tshirt
ve gömlek giyer uzun saçlarını da toplardı. Dünyanın en rahat tiplerinden
biriydi. Sanırım ayrılırken hoşça kal demeden tüydüğüm için pişman olduğum tek
isimdi. İş tekliflerini kabul etmemiştim. Geçen yıl tekrar iş teklifiyle
geldiklerinde ise çalıştığım yeri yüz üstü bırakmak istemedi. Teklif ettikleri
şeyi reddederken çok gel gitler yaşadım. Onun altında çalışacaktım ve beni
kendi yeri için eğitecekti. Joker`in
beni sevdiğini hiç söylememesinin sebebi de sanırım o. Joker yanımdayken
karşılaştıktan sonra Joker yüzüme şoka girmiş halde “sen bu adamdan
hoşlanıyorsun” demişti. Hoşlanıyor muyum? Ben mi? Hadi ama!! Sevgilim var ne
hoşlanması!! Adam babam yaşında ya da daha doğrusu ondan bir iki yaş büyük!!
Saçmalamayın ne alakası var!! ”Sanırım biraz” oldu ama cevabım. Lan kızım mal
mısın? İnsan sevgilisine bunu der mi? Başka birinden hoşlandığını söylememeli,
inkar etmeli, üste çıkmalı, sen beni nasıl böyle bir şeyle suçlarsın diye
çemkirmeli. Bense onun yerine doğruyu söyledim. Hep kendinden çok yaşlı
adamlarla evlenen kadınları para avcılığıyla suçladım. Hep. Çünkü adam yaşlıdır
kadın genç. Parası için evlenmediyse ne diye evlendi. Aşk olabilirmiş. Ona aşık
olmadım ama ondan hoşlandım. Adamın babamdan büyük olması bile bu durumu
değiştiremedi. Hem ne yani ellilik Brad Pitt versek ağzınızın suyu akmaz mı?
Bence aramızda koca boşayacaklar bile olabilir. İşin şakası tabi bu.
Okuldan
bir kızla başladık staja. Dışardan bizim geldiğimizde işleri organize etmesi
gereken adam bir boka yaramayınca ayrılmıştı. Hiçbir şey bilmeyen biz ve başımızdaki
kadın sorumlu kalakalmıştık öylece. Öğrenmek için denemek için çok çırpındık.
Gece onlara on birlere kadar çalıştık. Yalnız kalmayalım koca binada diye
beklerdi. Diğer kız tüm işi üzerime yıktı gitti tek başıma kaldım, geldi odama
benimle bir sandalye çekip muhabbet etti. Stajyerdim ama koca odada tektim. Önümde
iki bilgisayar öylece yalnızlıktan sıkılırdım. O gelir konuşur, sorduğum her
soruya cevap verirdi. Kaldı ki o kadar bilgiliydi ki, tamamen farklı alanlarda
olsak bile çok şey öğrendim ondan. Çünkü biliyordu ve öğretmekten çekinmez, ben
kimim havasıyla gezmezdi, paylaşmaktan çekinmezdi. Sonra odamın merkezi sistem
zırvalığının bahar ayı girer girmez kesilip benim efsane hasta olduğum dönem
odama daldı, bir masa aldırttı dekore edilmiş odasıyla alakası olmayan masayı
oraya getirtti. Benden sorumlu olan kadına “Kızı hasta ettik orda bizim odalar
hala sıcak” dedi. Bu kadın aman ona dikkat et, patronlar ağzının içine bakıyor,
öyle cool göründüğüne bakma diyordu adam benim için odasındaki oturma grubu
zırvalığından kurtuluyordu. Sonra ne mi oldu? Okuldan staja giderken daha bir
mutlu gitmeye başladım. Saatlerce benimle sohbet ettiği oluyordu. Bir iki kez
azardan koruduğu oldu. Sanmayın ki asıldı. Düzgün bir insandı. Göğüs dekolteli
şeylerden giymekten sırf insanlar oramdan başka bir yere bakmıyor diye giymem
ama o konuşurken sadece yüzüme bakıyordu. Konuşurken diğerlerinin yaptığı gibi
bakışlar aşağı yukarı oynamazdı. Bizim sorumlu kadın ve diğerleri ondan çekinse
de o komikti, sıcakkanlıydı. Herkesin komik karikatürlerini yapmıştı mesela.
Sayesinde saatlerce güldüm. Sayesinde alanının en güçlü insanlarıyla tanıştım.
Bir sürü bilmediğim şey öğrendim. Şaka gibi belki ama sohbetler sırasında
hayata başka bakmayı bile öğrendim. Kadın sır küpüdür diyordu ama adam
hobilerinden bahsediyordu, boşandığı eşinden, gençken batırdğı işlerden,
üniversitede yaptıklarından, yıllardır değişmeyen tatile gittiği kıyı
kasabasından, arkadaşlarından, ailesinden ne bileyim daha birçok şey. Sorumlu
kadına boşandığı eşini sorduğumda anlattığı için aval aval bakmasını mesela hiç
unutmuyorum. “Senin hiç kötü bir alışkanlığın yok mu? Sigara içmezsin,
sessizsin... Gerçi daha çok gençsin” dediğinde sırf çocuk gibi görmesin diye
“Alkol var sayılmaz mı?” demiştim. Nasıl bir imaj çizdiysem şaşırmıştı. Bira
sevmem ama tekila ve viski güzel deyince Jack`i viskiden kabul etmeyip ertesi
gün ofise viski şişesiyle gelmişti. Fincanda kahve yerine azıcık hakikaten
güzel viski yudumlamış olabilirim. Adamdan hoşlanıyordum ama ben lisede milli
güvenlik dersine giren Albaydan da hoşlanırdım. Aile üniformalı diye bana diğer
kadınlardan daha da çekici gelirdi üniformalı erkek. O kadarki adam gel
evlenelim dese benden iki yaş büyük oğluna üvey anne olmaya hazırdım. Hayranlık,
belki de gerçekten hoşlantı. Ama adamın ki sadece normal olan dedim. Lan kızım
adamın çocuğu yok kesin kızı olsun istiyordu al seni koydu yerine dedim. Lan
keşke o kadar seksi sigara içmese. Ya da ne olurdu bir otuz yıl kadar erken
doğsam. Sonra bizim patronun beni varisi gibi toplantıdan toplantıya soktuğu
bir akşam odaya döndüğümde masamda özel numarasının yazılı olduğu bir kağıt
duruyordu. Nasıl sevindim anlatamam. Adam da benden hoşlanıyor olabilirdi.
Yoksa neden özel numarasını falan bıraksın. Hem de ev telefonu dahil. Tamam
azıcık bu konularda salak olabilirim ama sizden hoşlanan erkeği az çok
anlarsınız. Vardı işte bir şeyler. Bir sonraki hafta gittiğimde durdu durdu
sonra “Lady, telefon numaramı bıraktım, aldın mı?” dedi. Evet aldım ama eve
gidince babamı görünce aklıma direk gelen şu oldu. Baban aklından geçenleri yani
bu adamdan hoşlandığını bilse çok üzülürdü. Kim kızının kendinden bir aç yaş
büyük birisine aşık olmasını ister ki? Hayır bizim sülale bir Serdar-Chloe
çifti kaldıramazlardı biliyorum hani. “Aldım” dedim. ”Aramadın” dedi. Nasıl
arayayım babam üzülür annem bacaklarımı kırar. Tüm bunlara rağmen diğer cümlesine
başlayana kadar sevincimden uçtum. Sonuçta aramadığımı fark etti. Sonra
aklımdan geçenlerin ağzına sıçan o cümleyi kurudu “Neyse bir şey lazım olur,
aklına bir şey takılırsa bu numaralardan
daha çabuk ulaşırsın ” Sonra ben sorumluma staj bitirme evraklarını imzalattım.
Şansıma Patron o gün gelip benden okul bitince orada devam etmemi, her işi çabuk
kavradığımı, alanım olmasa da geleceğimin parlak olduğunu söyledi. Olmaz dedim
yüksek lisans yapacağım dedim. Adam “Burada yüksek yapmayan iki dil bilmeyen
yok. Çalış çalışırken yaparsın” dedi ama kabul etmedim. Sebep belki hoşlandığım
adamın uygun olmamasıydı, belki
kariyerimde ilerlediğim şeyde ne kadar geleceğin parlak deşeler de çok severek
yapmamamdı. Hala bilmiyorum. Ama öğrendiğim bir şey var. Kadınlar her zaman
para için kendinden büyük erkeklerle birlikte olmuyor. Ondan bana Itzachk Perlman`ı
bana sevdiren adam olduğu için hala hoşlanıyorum. Belki de duygularımı yanlış
değerlendiriyorum. Hayranlık sadece ama bunu kimseye hiç kimseye anlatmadım.
Sidikli`ye bile. Numarasını saklayıp, ne aradım ne kaydettim. Kimseciklere de
anlatmadım. Çünkü biliyorum herkes yargılayacak ayıplayacak. Hatta burda bile
anlatmak isteyip defalarca vaz geçtim. Çünkü ben bile Yaşlı erkeklerle birlikte
olan kadınları yargıladım. Sonra kendim ondan hoşlandığım için yargılanmak
istemedim. Sadece sorumluma hoşça kal deyip topukladım, eşyalarımı almak için
bile uğramadım. Şimdiyse hala sıcak gülümsemesiyle aklımda, sevgilim olan
adamın bana ondan hoşlanıp hoşlanmadığımı sorduğu düşüncesi. Joker ona olan
bakışımdan anlamış. Bakışlarımın her şeyi yansıttığını iddia ediyor beyefendi.
Yalan söylemek istemedim, çünkü o söylemiyor. “Beni onun için terk etmezsin
dimi?” dediğinde Joker tereddütsüz “Hayır” çıktı ağzımdan. Bugün onun yerini
almam için aradıklarında kanser olduğunu öğrendim. Canım yanıyor.
Etiketler:
aşk,
ben,
ilişkimin anatomisi,
Joker,
kanser,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
16 Mayıs 2016 Pazartesi
beşiktaş`ın ancak kuması olurum
Fenerbahçeliysem benim suçum günahım ne? Bu bana revamı? Kendimi
bazen drama kraliçesi gibi hissediyorum ama dinlerseniz haksız olmadığımı göreceksiniz.
Birlikte olduğunuz insanla aynı şeyleri düşünmek, aynı takımın taraftarı olmak,
aynı şeyleri yapmaktan hoşlanmak veya tüm zevklerinizin ortak olması şart
değil. Bunlar olsaydı zaten ben kendime katlanabilir miyim emin değilim. Aynı
şeylere ilgi duymuyorsunuz diye karşı tarafa da kör sağır olun demiyorum tabi
ki. Gerçi boşanmaların çoğunun kör sağır kalmamızla alakalı olduğunu
düşünüyorum ya neyse. Joker bana sürpriz yapmak için Joshua Bell konserinin
biletleri satışa çıktığında hediye olarak almış. Yüzüm gülsün gibi küçük
amaçlarla yola çıkmış. Ben tabi daha Joshua`nın bile Türkiye’ye geleceğinden
haberi olmadığı günlerde bu kadar hayranlıkla bahsedince adamdan Joker içinde
kaçınılmaz fırsat. Bu nokta da gözden kaçırdığımız tek şey Beşiktaş. Bileti
alırken tabi Beşiktaş`ın bu sene yüzüp yüzüp kuyruğun sonuna geldik ama derede
önümüze kaya çıkınca başkası şampiyon oldu durumu yaşamayacağını nerden bilsin.
Beşiktaş mı ben mi demeyeceğim ne haddime tabi ki o kazanacak salak değilim.
Joker cumartesiden verdi elime biletleri, güzelce canımlar cicimlerle bir
arkadaşınla gitsen olmaz mı ile beni ortada bıraktı. Maçtan çıkıp yetişmesi
imkansız ki şampiyonluk gelince kutlamadan olmaz. Beşiktaş hayatında varken
anca kuma olurum dedim çektim sineye. Lakin gelin götünki o Kara Sürtük`ü
sineye çekmem imkansız. Kara Sürtük bu Aslanla Joker`in çocukluk arkadaşları.
Bunun bir abisi var aslında onla arkadaşlar asılda bunlar detay. Hayır onca
erkeğin içinde işin ne. Hadi onu geçtim o kolun senin neden ne zaman arkamı
dönse ahtapot misali Joker`in etrafın da sarılı duruyor. Ben tabi instagramda
fotoğrafı görünce “Aaa Kara Sürtük ordaymış. Bilseydim bende gelirdim” dedim
ama tabi ki yalan. Joshua varken tek seçenek Kara Sürtük`ün maça gitmemesi
olurdu. Ama neymiş ben Beşiktaşlı değilmişim o Beşiktaşlı imiş. Hem benim pasolig
kartım falanda yokmuş. Bunların hepsini biliyorum da acil pasaport varsa bence
acil pasolig de vardır, iki dakika çıkarttırıverirdik. Hayır bu kızın sevgilisi
niye demiyor ne o kol öyle diye orayı hiç anlamıyorum. Arkadaşlar falan demeyin
ben onun ne yelloz olduğunu biliyorum. Kız zaten ne benden ne Nilkuşu`ndan
hoşlanıyor ki duygular karşılıklı. Ama o Joker yok mu, beni tek başıma
konserlere gönderip onla maşa gitti, o kıza sarıldı inşallah Beşiktaş’ın
şampiyonluğu kaybettiği kabuslar görür. Amin.
Etiketler:
ben,
Beşiktaş,
blog,
günlük,
ilişkimin anatomisi,
Joker,
Joshua Bell,
Kara Sürtük,
kişisel blog,
kişisel post
11 Mayıs 2016 Çarşamba
küçükken sarışındım aslında
Küçükken elime alıp dolaştırırken iki parmağım arasında sıkıştırıp öldürdüğüm karıncalar yüzünden başıma bunlar geliyor. O yüzden ben hiç mutlu olamıyorum. Öldürdükten sonra ne kadar pişman olduğum ya da arkalarından düzenlediğim cenaze merasimi önemli değilmiş belli ki. Bana seni sevmiyorum dese daha iyiydi. Sanki ben ona yalvardım aman benimle ol, aman yanında beni gezdir diye. Demedim hatta ben ona bırakalım dağınık kalsın her şey dedim. Ne kadar kızgın olsam da hiç bir şey olmamış gibi davranmaya karar vermiştim. Belki dedim öfkem geçince tazmanya canavarımı sakinleştirir insan gibi konuşurum dedim. Ama ben ne kadar görmezden gelmeye çalıştıkça o gözüme gözüme soktu. Böyle ben bir bok yedim affet ama ben hatalı değilim yeter ki başımı şişirme şebekliği. Bir ilgi bir alaka. Ağzından iltifat çıkmayan adam beni benzetmediği ne çiçek ne böcek kaldı. İş yerine çiçekler, çikolatalar göndermeler sonra ben hep yapıyorum zaten havaları. Günde elli kez arıyor bir de üzerine müsait değilimden anlamıyor. Adamlar bütün gün onunla lak lak yapmama için para alıyorum sanki. İki günde bunalttı beni. Anneler gününde annemle kalacağım dedim nefes aldım. O arada olmasa ben sanırım kafayı yiyip bunu öldürürdüm. Hafta boyu bu haline devam etti. Ama hiç bir şekilde beni bozup ağzımın payını verdiği konuya gelmeyip etrafında tur attı. Adam bana evinin anahtarını veriyor ama ilişki bir seni seviyorum diyecek kadar ilerlememiş oluyor. Aldı eline bir gitar şarkı yazmış mırmır söylüyor. Ne romantik dimi? Bana şarkı yazdı diye kalbim falan erimeliydi. Ama salak aptal şarkının sözlerini bile değiştirmeyi becerememiş. Bazen bu çocuk çok mu zeki çok mu salak cidden anlamıyorum. Bir an itiraf ediyorum yiyecektim ama gözlerimin ne renk olduğunu bilecek kadar akıllı bir kızım. Bir de hafızam düşündüğüm kadar kötü değilmiş. Aklıma NilKuşu`nun anlattıkları geldi. Bu bizim joker bir şarkı yazmış lisede. Sonra ne zaman gerekse hop şarkının sözlerindeki kaşın gözün boyun niteliksel özellikleriyle oynayıp zavallı kızlara satıyormuş. Bizim Aslan`da NilKuşu`na jest olsun diye şarkıyı kullanmış sonra tabi hikayesi bize de geldi. Şarkı bildiğiniz kevaşe orası ayrı ama bilmeyen aldanıyor işte. İlk duyduğumda komik gelmişti, sonra unuttum gitti zaten. Ama Joker koca bir sırıtmayla karşısında yelkenleri suya indirmiş bir kız bulmayı umuyorken söylemeden edemedim. "En son baktığımda gözlerim ela değildi ama bir doktora soralım büyüyünce değişir mi. Kaç kız yedi bunu bilmiyorum ama şarkı eskimiş biraz." İt inkar falan etti ama bildiğimi açık açık söyleyince yapacak bir şeyi kalmadı.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
ilişkimin anatomisi,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post
5 Mayıs 2016 Perşembe
kaç kilometre gitmem lazım
Şu dünyada en fazla değer verdiğim şeylerden biri hard diskim. Okula başladığımda bilgisayarım bozulup tüm emeklerimin çöpe gittiği zaman almıştım. O günden sonra her bilgi parçasını tek tek klasörledim. Okuldaki projeler, stajlardaki, dışarıya yaptığım işler, üzerinde çalıştığım şeyler hatta koca bir makale arşivi. Dolabıma bile göstermediğim titizlikle düzenler, kimselere vermez, virüsten uzak tutardım ben onu. Sonra kaybettim. Nerde nasıl bulamadım. Tüm evi aradım kitaplığı boşalttım belki kitapların arasında kalmıştır diye sanki kağıt parçası. İş yerindeki odamı aradım yok. Metrobüste falan ya düşürdüm ya çaldırdım diye düşündüm. Sonra Joker "Arabanın bagajında bak ne buldum?" diye çıkarında havalara uçtum. hatta elinden alıp çocuğa ahtopat gibi sarıldım. Sevinç çığlıkları belki bir iki ceylan gibi sekmede yapmış olabilirim. Sonuçta uzun zamandır çalıştığım şeylere yeniden başlamak zorunda kalmayacaktım. Emeklerim çöple buluşmamıştı. Bu arada da sevinirken doğal olarak beni mutlu eden herkese dağıttığım o seni seviyorumlardan birini demişim. Fark bile etmedim. Seni seviyorum çok sık kullandığım kelimelerden biri. Hele beni sevindirecek bir şey yaptıysanız yüzde yüz duymuşsunuzdur. Ama ona ne söyledim ne de onun ağzından duydum. Ne kadardır birlikteyiz bilmiyorum ama sanırım bir 9 10 ay oldu. İlişkimde hala benden korkularımdan ve onun o olmasından kaynaklı bir sürü sorunumuz var. Hiç bir zaman emin olamamışken talep etmek saçma geldi. Belkide kelime duymaya ihtiyacım yoktu sadece. Ama ben fark etmeden bunları söylerken soğuk bir suratla "İlişkimizin bunları söyleyecek kadar ilerlediğini düşünmüyorum" dedi. Anlamadım bile neyden bahsettiğini "Beni sevdiğini söyledinya ondan bahsediyorum" dedi. Kim ayağıma beton döktü bilmiyorum ama kıçıma tekmeyi basan kesinlikle Joker oldu. Köprüden atlayıp hayatta kalan var mı bilmem ama en azından 3. köprüyü beklemeliydi. O köprüden düşüp ölen ilk ben olup hatırlanırdım en azından. Hiç bir şey söyleyemedim. Güldüm teşekkür ettim "Sidikli geldi bugün ben erken dönüyorum eve" dedim ve kaçtım.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
ilişki raporu,
ilişkimin anatomisi,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post
4 Nisan 2016 Pazartesi
yularımı kendim çekerim
Bir sweatshirt yüzünden birbirimize girdik. Huysuz, hödük,
pislik. Hep onun dediği olmak zorunda hep onun istekleri. Onun yüzünden ben ben
olmaktan vazgeçmek zorunda mıyım? Ben hep böyleydim zaten. Onu hiç bir şey için
zorlamadım bile. Ama on beni onu değişmeye zorlamakla suçladı. Hayvan. Cumartesi
günü aşağıdayım dediğinde beklemesin diye üstümdeki sweatshirt altına bir kot pantolon
giydim indim. İşteki bir sorun yüzünden
huysuzdu bugün sinirliyim üstüne çok gelirsem ondan dedi ona da tamam dedim.
Onunla görüşürken iç özen göstermediğimden dem vurdu, daha feminem giymemi
istedi ses çıkarmadım. Eh onunla görüşürken ekstra uğraşmadığım malum ama ben
işe giderken bile makyaj yapmıyorum. Belki ilk bir hafta ancak yapmışımdır. Ama
eve bırakacakken o çekmeyi beceremediğim kemer konusunda yardım etmeye kalkınca
kıyamet koptu. “Sen sütyensiz mi geziyorsun” diye hayvan herif bana bağırdı. Uyuz`un
sweatshirtünü giydiğimden boldu ve o
salak çeyi evde otururken takıyorum. Onun ne kadar rahatsız edici bir şey
olduğunu kusura bakmasın ama hayatında bir kere takmamışken bilemez. Ben o
salak şeylerden nefret ediyorum. Çok bol olduğundan fark edilmiyor diye
giymedim. O beklemesin diye de uğraşmadım giymeye. Hem ona mı sorcam ya neyi
giyip giymemeye. Bende onun karışamayacağını söyleyince olayı babasından para almamaya
bağladı. Neymiş ben babasından para almaması gerektiğini düşündüğüm için
almıyormuş, benim için daha iyi bir insan olmaya çalışıyormuş. Ben bunların hiç
birini ondan talep etmemişken benim dünya görüşüme göre şekillenmeye çalışan o.
Tek dırdır etmemişken. Ama o düşüncelerimi yapmak zorunda hissediyormuş. Ben
ondan hiçbir şey talep etmezken erkek çocuğu gibi giyinme diyen o. O mu karar
verecek nasıl giyineceğime. Şu açılan düğme olayınıda attı tabi önüme. O günde
giymeseymişim ne olurmuş acaba. Salaktım ben çünkü gömlekle sweatshirt arası
farkı bilmiyordum. Böyle onsuz ne kadar sakin ve güzel bir gün geçirdiğimi
yazmak istedim ama kendimi bir anda klavyede ona nefret kusarken buldum. İnsanların
beni ben olduğum için yargılamasından nefret ediyorum. İşe giderken tüm o plaza
havasına uymak için zorunlu bırakıldığım giysilerden, makyaj yapmamamın
yargılanmasından, sütyen takmaya mecbur kalmaktan nefret ediyorum. En çok da
Joker`in ondan istemediklerim hakkında kendince fikirlere kapılmasından nefret
ediyorum.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
ilişki raporu,
ilişkimin anatomisi,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post
12 Şubat 2016 Cuma
sevgililer gününden kaçan kovalanır mı
Sevgililer günü daha önce hiç kutlamadım. Bu sadece saçmalık olarak görmemden de değil, yalnızdım ulan ben. Kara kutuda dönen reklamlara, adım başı afişlere rağmen unutan babam için annem hediye aldım hep. Annem bu tip şeylere ne kadar meraklıysa bana da o kadar saçma gelir. Misal geçen sene salak Sidikli çiçeği onun aldığını ağzından kaçırdıktan sonra annem hepimize küstü. Babamın suratına bile bakmadı. Yalan söyleyip kendi almış gibi vermesine mi, yoksa yıl dönümlerini unutmasına mı takıldı bilmiyorum. Benim için ne kadar önemsizse annem için o kadar önemli. Ben Joker`le ne kadar zamandır birlikteyim onu bile bilmiyorum. Tek tutunacak dalım buraya yazmışımdır düşüncem. Yazmadıysam umarım ikimizde unutmuşuzdur da, utandıramaz beni. Sevgililer gününde annem dışında kimse için hediye seçmemişken liseden beri bir arkadaşım gönderiyor. İlk aldığında kafasına fırlattım. Ben onun için canım arkadaşım derken nasıl böyle bir şey yapar demiş gözüm dönmüştü. Sonra ilişki normale dönse de bir kaç yıl bir sakız alıp gönderdi. Kargo parası sakızdan pahalı. Ben bu kadar deneyimsiz ve öküz olunca bu sevgililer günü konusunda Joker ne düşünüyor emin olamadım. Kutlamak istemiyorum çünkü hep böyle topluca kutlanan günlerin saçma olduğunu savundum. Ondan bir şeyler bekledi diye kendi düşüncemden vazgeçemezdim sonuçta. Bende bu yüzden kökten halletim. Dün kendime bugün için bilet aldım, Joker`i aradım akşam buluşalım dedim. Adamı görür görmez de "Ben yarın Bursa`ya gidiyorum" dedim. Sezon geçmeden kayak yapmış olurum, hem kuzenlerle biraz vakit geçiririm diye bahaneler... Neden kıvranıp durayım bütün akşam nasıl söylesem diye dimi? Kıyamam, onunla gideceğimi sandı bir an için ama tek gidiyorum deyince biraz bozuldu sanırım. Oturup tahlil yapamam ya. Yine beni rahatsız eden şeyin etrafında dolaşıp hiç bir şey söylemiyorum biliyorum. İlişkide iletişim dürüstlük diye atıp tutuyorum ama bizim ilişkide bir dürüst varsa o da Joker. Ne hissediyorsa, düşünüyorsa söyleyen o. Bense söyleyemiyorum. Bu onunla değil benimle ilgili bir şey. Fazla sevmek, güvenmek istemiyorum. Bu tip günleri kutlamak istemiyorum ama söylersem beni garip karşılar, istemem yan cebime koy kızlarından zanneder diye açıkça söyleyemiyorum bile. Niye konuşmak beni bu kadar geriyor? Neden her seferinde kaçmaya kalkıyorum?
8 Şubat 2016 Pazartesi
aradığım kaynana annemin içinden çıkmadı
Tük kadının DNA’sında gelin sevmemek var. Tülay’la Caner az çekmediler. İstisnalar var tabi ki ama kaideyi pek bozmuyorlar. Babaannem mesela istisnaydı. Anneme kızı gibi davranırdı. Dedim ya istisna bu. Konuya komşuya bakıyorum hepsi çekiyor. Kaynanaya küsmeler mi dersiniz, tartışmalar mı daha neler neler. Kaynana olmak içinde öyle tutup eve getirmek falan gerekmiyor. Sevgiliyken çektirmeye başlayanlar da çok. Ben hep bir gün bir kaynanam olursa oğlundan çok beni sevsin, çok iyi anlaşalım, dedikodular yapıp eğlenelim istedim. Ama annem Uyuz`un falan kız arkadaşını sevsin istemedim. Gelin görün ki annem içine melek kaçmış şefkatli anne. Kıza bir dünya doluşu yemek yaptı. Elinden gelse suyunu bile kendisi arıtıp verecek. Misafir bir kişilik hazırlanan yemek ordu doyurmasa da küçük bir köyü doyururdu. Bu kadar yemek hazırlamasının tek sebebi de hanım kızımıza Türk mutfağını tanıtmak. Daha önce söyledim mi bilmiyorum ama Uyuz`un sevgilisi İngiliz. Kendisine Sidikli`nin bebeklerinden birinin ismi olan Emma ismini verdim gitti. Emma, bizim ölmeyip de Kate`in tahta giden yolunu tıkayan Elizabeth olsa annem bu kadar hazırlanmazdı. Giydiklerimi beğenmeyi iki kez kıyafetimi değiştirtti. Kızın beni bundan beter hallerimi görmüşlüğü var, koymazdı ona. Gerçi bunu anneme anlatamazdım. Annemin İngilizcesi yok kızında Türkçe`si bir hayli bozuk. Bu sebeple annem her lafından sonra kolumu bacağımı cimcikleyip çevirsene dedi durdu. Kızın İngilizcesi kötü olmasına kötü de annem daha normal konuşsa o da anlayacak. Ama bizimkinin içinden atasözleri deyimler he bir de Osmanlı sözlüğü çıktı. Kadın “Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır.” dedi, sonra beni dürtükleyip çevir diyor. Kıza bizim nadide atasözlerimizdeki metoforları açıklayana kadar canım çıktı. Atasözleri değil mübarek hayvan atlası. İlerde nesli tükenen hayvanların listesini atasözlerinden çıkartırız biz. Annemde nüfus memurluğuna soyunmuşken, bir kütükte gariban hayvanlar için çıkarır. Kızın anne babasının nereli olduğuna kadar sordu anladım da dede falan neydi onu çözemedim. Babam desen zaten çok sevdi kızı. Eh bu saatten sonrada kaynanalık yapmak bana kaldı. Of ama pis cadı çok şeker ve o kırık Türkçesiyle sempatimi kazanıyor.
Etiketler:
ailem,
ben,
Emma,
günlük,
ilişki raporu,
ilişkimin anatomisi,
kişisel blog,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
4 Şubat 2016 Perşembe
aynaya değil eski sevgili profiline soruyoruz kim güzel
Ne kadar kaçarsanız kaçın sanırım o eşikte buluyorsunuz kendinizi. Bir hareket, söylenen bir söz, karşılaşılan biri bu anı tetikliyor. Sonra edebiyat öğretmeninizin size zorla okuttuğu, sınav yapacağını söylediği kitapla karşılıklı oturuyorsunuz. Önünüzde iki seçenek var. Ya kurallara uyar o kitabı okursunuz ya da umursamayıp düşük alma riskini göze alırsınız. Tabi bir de özet okuyanlar var. Ben üşenmediysem özeti okuyanlardan oldum. Zorlamasalar beni okurdum belki. Sonunda bizde o çıkmaza geldik. Klasik adıyla eski defterler, Lady`de tarihi geçmiş oje. Bizde bolca ve sıkça karşılaşılan eski kız arkadaş olduğu için ben o topa hiç girmedim. Hep muhteşem yiceklerle dolu bir pastahanede istediğim her şeyi yiyebilecekken alacağı kiloları düşünen kız olarak gördüm. Yerken mutlu sonra pişman.. Sorarsam anlatır, ben merakımı tatmin ederdim ama sonra onun söylediği her kelimeyi analiz edip oturup kalbimden başlar tüm organlarımı yerdim. Kadınım, meraklıyım ve geçmiş bir çift için bok çukurundan başka bir şey değil. Kim kanalizasyona düşmek ister ki? Tarihi geçmiş bir oje hafif garip koku dışında normal gözükür. Sürersiniz, hemen çıkar ve sildiğiniz de o oje tırnağınıza çoktan vereceği zararı vermiştir. Siz bir ağaçsınızdır, oje kabuğunuza aşkını yazan ergen. Bu yüzden hiç sormadım hayatından gelen geçeni, geçmemekte ısrar edeni. Sorarsam daha çok soracağım, merak edip kendime engel olamayacağım. Sarı gibi Dahi`nin eski sevgililerinin her fotoğrafını atıp kim daha güzel yarışına girmek istemedim. Ne yer, ne içer, Joker onda ne buldu düşünüp durmak istemedim. Gördüklerim zaten karabasandı, bir de oturup ruh neden çağırayım. Hem deli gibi eski sevgili izi süren bir sürü kız arkadaşıma her baktığımda durumu aşağılayıcı bulan ben değil miydim? Benim değerimi bir başkasıyla kıyasa sokmak beni değersizleştirirdi. Bir de kendimi üzmemeyi seçecek kadar çok seviyorum sanırım. Çünkü bende tıpkı diğerleri gibi olacağıma eminim. Bakacağım, kıyaslayacağım, Joker`in her davranışını sorgulayacağım, sırf o kızlar yüzünden kavga çıkaracağım. Neden kendimi yıpratıp üzeyim diye düşündüm. Erkeklerde zaten geçmişten konuşmayı sevmiyor. Ama anlaşılan karşılaştığınız sizin geçmişinizken erkekler soru sormamayı başaramıyor. Ne de çocuk gibi işi yarışa sokmamayı beceremiyor. O soruyorken bende sormak zorunda mıyım? Sorular değil mi ilişkileri kabusa çeviren? Kaçmalı mıyım, yoksa anlatıp benim olma potansiyelime mi dönüştürmeliyim onu? Karabasanlar zihnime çökmüşken Felak Nas okusam işe yarar mı?
Etiketler:
ben,
günlük,
ilişkimin anatomisi,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post
30 Kasım 2015 Pazartesi
bok sürdürmeseydin bari
Etraftaki ilişkilere gözlerimi dört açıp baktım. Temel sorun
kıskançlık. Kadınların erkeklerin ensesinden düşmemesi, erkeklerin kadının
giydiği kıyafete çemkirmesi, ilişki boyunca tüm arkadaşları dışlayıp
birbirlerini ilişkiye hapsetme temel problemlerdi. Ama benim temel problemlerim
güvensizliğim, garanticiliğim, şu olasılıklara dair rakamsal takıntım.
Anlayacağınız bir ilişkiye dair korkularım hala gün yüzünde durmakta. Size
bahsetmesem de ben anlaşmasız adım atmam. Ne kadar net olursak o kadar iyi olur
dedim. “Birine aşık olmayı bırak, hoşlandığında gel söyle boşuna birbirimizi
kandırmayalım olaysız sona merhaba diyelim” dedim kabul etti. “İnsanların
içinde tartışmaktan hoşlanmam, kadınsal krizlere girip insan içinde olay
çıkarma, baş başayken sıçacaksan sıçarsın ağzıma” dedi, “Ben hiç çemkirmem tam
bir hanımefendiyim” dedim kabul ettim. “Mıçmıç mesajlaşma, yok aramadın
gitmedin nerde günaydın mesajım diye söylenmek yok, çekemem” dedi “İşime gelir”
dedim. Sonuçta işsiz olan yatıp uyuyan benim. Niye sabahın köründe salak bir
mesaj için uyandırılmak isteyeyim ki. Öyle gerekli gereksiz her konuyu konuştuk
ki, saçma triplere girmeyelim, tamamen dürüst olalım istedik. Bende susmayan bu beyin varken ayakları
yerden kesen kıpırtılar vs. hep boş lafmış gibi geliyor. Sonra ben buna
“Giydiklerime karışılsın istemem. Yok efendim bu kısa, uzununu giy falan
çekemem.” dedim. Yumruğunu masaya vurup karışırım diyen bir Joker
beklemiyorsunuz dimi? Hayır bekliyorsanız ben bu adamı size düzgün
anlatamamışım demektir. “İşime gelir. Zaten ben pantolona karşıyım. Mini
etekler tasarım harikası be hayatım” dedi pişkin pişkin sırıttı. Ah ama bakın
nereyi atladım ben. Paşa şiddete karşıymış, öyle laf atarlarsa falan kavgaya
giremez karşıymış. Bir annesi için kavga edermiş, yoksa kavga görürse ilk
topuklayan o olurmuş. Lan bir anası kadar olamadık. Adam resmen bana seni
önemsemiyorum dedi. Bende kavga etsin demedim ama bu kadarı da fazla dürüst
geldi be. Hani insan der erkekliğe bok sürdürmeyeyim, böyle bir şeyi itiraf
etmeyeyim. Yok, yok bizim ki açık açık söyledi. Eh bende sırtına iki şaplak
atıp “Tamam sevgilim. Bir şey olursa sen arkama saklanırsın, ben senide beni de
korurum” dedim. Eh bu pısırıktansa ben
daha iyi kendimi savunurum yalan mı?
Etiketler:
ben,
günlük,
ilişkimin anatomisi,
Joker,
kişisel post
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









