Sidikli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sidikli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2017 Salı

çocuk olma sanatı


Bazen çocuk olmayı özlüyorum. Çocuk olmaya dair küçük şeyleri. Düştüğümde kanayan dizime rağmen bir şey olmadı demeyi, oyunuma devam etmeyi. Çamura üstümü kirletecek gözüyle bakmamayı, sokağa çıkarken ne giydiğimi umursamamayı özlüyorum. Üstüm kirlendiğinde silmeye, dünyanın sonu gelmiş gibi muamele etmektense yine oyunuma devam etmeyi özlüyorum. Uyuz`u Sidikli ile kandırıp etek giydirip, başını bağlayıp makyaj yapmalarımızı özlüyorum. Sidikli`nin bebeklerini Uyuz`la saklayıp onu ağlatmayı özlüyorum. Babamın pazar kahvaltılarından sonra ağırlık çöktü bahanesiyle uyumalarını özlüyorum. Adam yaşlandıkça uyumaz yerinde durmaz oldu. Sonra babam ne zaman yere eğilse sırtına atlayıp adama at muamelesi yapmayı kardeşlerimle banyo sırası için kavga etmeyi özlüyorum. Cebimizde kalan son paraları birleştirip dondurma parası çıkartmaya çalıştığımız, paranın bizim için tek anlamının daha fazla çikolata ve dondurma olduğu günleri özlüyorum. Evin içinde top oynamayı hatta kırılan cam çerçeve yüzünden annemden azar işitmeyi özlüyorum. Sidikli ile annemin dolabını talan etmeyi özlüyorum. Kek hamuru için Uyuzla kavga etmeyi özlüyorum delice. Annemin teybine istediğim kaseti koymak için kardeşlerimle kavga etmeyi özlüyorum. Sidikli ile aynı giysileri giymeyi, insanları ikiziz biz diye kandırmayı özlüyorum. Annemin uzun saçlarını, her karda bize kardan adam yapmasını özlüyorum. Şaka gibi ama elektriğin kesildiği, cep telefonlarının olmadığı, mum ışığında gülüp portakal yediğimiz günleri özlüyorum. Daha dünmüş gibi bunları hatırlarken hissettiğim duyguları seviyorum. Dünyanın en güzel şeyiymiş çocuk olmak. Keşke an an kaydetip izleme şansımız olsaymış.

9 Ekim 2017 Pazartesi

telekomünikasyon sektörünü ayakta tutanlar


O kadar saat konuşacak ne buluyorsunuz? 3 saat o telefonda ne konuşulabilir ki? Konuştuğunuz insanla uzun zamandır konuşmuyorsanız mesela birkaç aydır mantıklı. Veya çok önemli bir olay olmuştur, üzerine tartışmanız, kritik yapmanız gerekmektedir o da mantıklı. Bir iş, proje üzerine çalışıyorsunuzdur beyin fırtınası yapmanız gerekiyordur, birlikte çalışmanız gerekiyordur o da mantıklı. Veya konuştuğunuz bir kadındır dedikodu yapıyorsunuzdur ki onda bile büyük bir dedikodu birikmesi gerekiyor. Ama günlük bir rutin haline getirilmiş 3 saat telefon konuşması bana mantıklı gelmiyor. Bunu yapan Sidikli. Lan her gün konuşuyorsun, sürekli mesajlar bir şeyler. Bir tuvalet arasında konuşmuyorken ne birikmiş olabilir ki. Yediğin yemeğin mi tarifini veriyorsun, sindirimin evrelerini mi anlatıyorsun. Hayır telefon seksi yapsan onu da anlayacağım. Ama bizimkiler boş boş saatler konuşup cilveleşiyorlar. İki gün ayrıldın ananı babanı görmeye geldin bir mola ver güzelim ya. Çocuğunu arkada bıraktın sanki. Kaç yıl oldu ya telefonda bu kadar saat ilişkinin başında konuşulmaz mıydı? Belki de ben onu bile yapmadığım için bana garip geliyor. Ancak eminim aranızda sevgilisini benim gibi adı ve soy ismiyle kaydedenler vardır.

4 Şubat 2017 Cumartesi

40 milimetre dedim 100 milimetre anladı


Elimi çabuk tutmaya bakıyorum. Gençken yaptım yaptım, yoksa iş benden geçmiş olacak. Aklınıza boy boy çocuk gelmesin altmışında doğuran var. Ergenliğin verdiği benmerkezcilik, dünya benim etrafımda dönüyor kafasıyla bir liste yapmıştım. Listemin üç beş maddesinin üzerini silmiş olan ben bu akşam bir maddeden daha kurtuldum. Sildiğim maddelerden bir tanesi tanımadığım bir adamla öpüşmekti ki bir iddia sonucunda yapmıştım. Annem duysa bacaklarımı elime verir. Bu kez annemin bildiği diğer çılgınlığa gelirsem toplu taşımada beğendiğim bir çocuğa numaramı yazıp vermiştim. Çocuğun bizim okulda olması evimin dibinde oturması gibi detayları çıkartırsam yine de sonunda ben güzelce rezil oldum. Amma edepsiz liste diyorsan okuma. Devam edenler bir iki de iyi şey var tabi. Mesela ilik nakli donörü olmak için kan verdim. Altı yıl geçti uyan kimse çıkmadı. Yaparken lan ya organ mafyası bulursa diye düşünsem de 12-13 yaşından beri bunu yapmak istiyordum. B akşam üzerinden geçtiğim madde ise güvendiğim bir arkadaşıma saçımı kestirmekti. Bu iş için AvukatKız ve Sidikli`yi görevlendirdim. AvukatKızın iş eğitimi dersinde makas becerisi iyiydi, Sidikli mühendis ölçer biçer güzel keserler diye düşündüm.  Yamuk olsa da kıvırcık dalga arası bu saçlarda fark edilmez dedim. Sonuç yamuk oldu diye diye on santim gitti saç. Ben onlara 4 santim dedim onlar abartısız on santim götürüp bir de rötuş attı. Giden saçlarımın arkasından yaptığım cenaze töreninden sonra sıra geldi bu saçları uzatıp ölmeden bir kez de kendim keseceğim. Kökü bende uzar ya diye bir savunma mekanizması geliştirmiş olsam da, maile düşen mucize saç uzatıyor gibi spam maillere tıklarım bu gidişle. Kuaförden milimetrik kesim bekleyen bir milletin çoluğu çocuğuyuz. 

5 Ocak 2017 Perşembe

tabutuma çivimi kalbime masajını yaparım


Neşemi kaybedince yeni yıl yazısı bile kasvet doldu. İçim kararınca tüm o karanlığı üzerinize salmak istemedim. Noel Baba ile de zaten aram çok iyi değil. O yüzden kendime küçük istekler koydum hep. Bu yıl ki hedefim biten keçeli kalemlerim yerine bir paket almaktı ki aldım. Bu yıl hayallerimi gerçekleştirmek istiyorum. Çalışmayı seviyorum ama ben gezmeyi de seviyorum. Kendimi bu yıl alanımda daha iyi olmak istiyorken kendime iki adet uçak bileti aldım. İki günde bir şehir az çok biter felsefesi ile hareket ettim. Hayat fazlasıyla kısayken kendimi, hayallerimi ertelemeyi bırakıyorum İşmiş güçmüş yaktım gemileri hak ediyorum bu performansa. Kendime bir seyahat bloğu açmaya karar verdim. Gittiğim hoşlandığım yerleri yazmak istiyorum. Bu yaz işaret dili kesinlikle öğreneceğim kafaya koydum. Yaz içinde Sidikli ile bir yurt dışı planımız var ama hedef Avrupa değil Asya. Pastacılık kursu gibi bir şeyler düşünüyorum. Ve en önemli kararın buraya yazmadığım için fark edilmeyen bu ölü toprağımdan bıktım. Ruhum çalınmış gibi. O eki beni o kadar çok özledim ki. Beni sınırlayan, yargılayan herkesten her şeyden sıyrılmaya karar verdim. Bir yıldır etrafımdaki herkes beni olmayan kalıplara sokuşturmaya çalışırken izin verdim. Onlar beni tabutuma koydu ben çivimi çaktım. Buraya yazmak en çok sevdiğim şeyken, burda kendimi dinlerken kendi sesimi kıstım. Yazarken fark ettiğim karşıma çıkan beni yabani otlarla kapatmışım. Ama şunu bir kez daha hatırladım, hayatta yaptıklarımız sonsuzlukta yankılanır. Benim sonsuzluğumun imzası ruhum. Kendimi buz kalıbına sokmak başıma gelen beni oluşturan her iyi ve kötü yaşantıma, güldüğüm ağladığım her güne haksızlık. Sizleriniz planınız ne bilmiyorum ama benim planım o insandan vazgeçmeyen, umudunu yitirmemiş, hayattan zevk alan o kıza kalp masajı yapmak.

11 Eylül 2016 Pazar

ne de olsa baba yüreği öldürmez süründürür


Daha iyisi önerilince adamda ne yapsın değiştirmiş. Babam biz küçükken de küpemizi, künyemizi falan bir iki yılda bir değiştirirdi. Her yıl okula başlarken ayakkabı almak gibi bir ritüeldi bu da. Bugün babam annemin beğendiği bir küpeyi almaya giderken Sidikli uyuşukluğunun kurbanı oldu. Bunun minnacık taşlarından biri düşmüş bir kolyesi vardı. Gözüne bu kadar bakmaz ona bakardı ama bu o taşın düşmesine engel olamadı. Hazır babamda gidiyorken taşı ekletsin diye eline verdi. Babamın eline verdiği kolye ile gelen birbirinden farklıydı. Kuyumcu "abi bunlar yeni model" diye gösterince onu verip hakikaten daha güzel bir kolye alıp eve gelmiş. Babam düşünmüş, üstüne para vermiş yeni kolye almış diye alkış toplayacak diye eve geldi ama aradığı Sidikli`ye ulaşamadı. Ciyak ciyak baba ne yaptın sen diye bağırdı duru. Kolyeyi buna sevgilisi hediye etmişti. Hala tutamayıp gülüyorum ama bu kaçıncı vukuat. Daha önce bir bileklik, bir kolye kaybetmişken şimdide kolyesi sabote edildi. Taşına sahip çıkamadım diye ahlanırken kolyeden oldu. Babam sevgilisinin aldığını öğrenince gidip geri almak istemese de, Sidikli ağlamaya başlayınca kıyamadı. Eh ne de olsa baba yüreği.

9 Eylül 2016 Cuma

reklam değil asıl mesele vapur


Çalışmak istemeyen bir insanı istediğiniz kadar zorlayın onu çalıştıramazsınız. Bilgisayarın başında oturur siz geldiğinizde sayfayı indirir. Bilgisayar gözetliyorsanız, sınırlıyorsanız elindeki telefonla oynar, milyon defa sigara molası verir, orda burda dolaşır ama o gün çalışmaz. Tatil kafasından bir türlü çıkamadım desem ilk günden iki saat geç çıkınca omurilik soğanından vurulmuşa döndüm, dengem şaştı. Bugün içinde çok işim yok diye akşamdan oturdum işlerimi bitirip patrona bahane bulmak için Sidikli ile kafa patlattık. Regl sancım çok gelemiyorum dersem erkek kafasıyla bir stop düğmesine basar tamam der diye düşündüm. Sabah elimdeki birkaç işle ilgili mail attım ardından adamı arayıp ben işe gelemiyorum dedim. Sebep sorunca da “Ben bugün gelsem de çalışmam, çalışıyormuşum gibi yaparım. Cidden gelmek istemiyorum" dedim. İlk bir manyak mısın falan dedi bende “Zorlarsanız regl sancım var diyeceğim” dedim. En son ne halin varsa gör iyi bayramlar gibi bir şeyler dedi. Kovulma falan umurumda değil açıkçası. Her işi yetiştiriyorken boş boş oturmayı ne seviyorum ne de bu kadar fazla fazla çalışırken ofise hapsolmak istiyorum. Hava bu kadar güzelken fırsatı değerlendirmek istedim. Sidikli ile Çengelköy`de kahvaltı yaptık. Peynirli cevizli ve peynirli soğanlı tam buğdaylı börek favorim Çınaraltı`na gittiğinizde hemen ordaki börekçiden alıp denemeyen altın olsun. Kalori umurumda değil derseniz azıcık dolaşıp ordaki çikolatacıyı bulabilirsiniz. Balıkların hafıza durumu ne bilmiyorum ama inanın yerin adını hatırlamıyorum. Ordan Kadıköy`e geçip sokaklarda dolandık. Yalnız bu Ali Usta dondurmanın topunu yakında çeyrek fiyatına çıkaracak belli. Hayır belki ben çok yiyeceğim sürümden kazanayım da demiyor. Ve son durak Eminönü. Kurukahveci Mehmet Efendi`siz şehir turumu olur be. Lokumdan çok haz etmem ama kahve aldıktan sonra mısır çarşısında Malatya Pazarı var orda ki çifte kavrulmuş lokumları deneyin derim ben. En sevdiğim şeylerden biri böyle o Mısır Çarşısıdır, Eminönü’nün arka sokaklarıdır dolaşmak. Gezi yazarlığına soyunmadım, reklam yapıyorum. Şaka tabi, asıl  mesele vapur. O modern vapurlardan nefret ediyorum. Ben böyle yanlarında oturma alanı olan vapurlara bayılıyorum. En büyük zevklerimden biri oraya oturup ayaklarımı demirine uzatmak. Son kalanlarına dokunanın anlını karışlar, isyan ederim. 

28 Haziran 2016 Salı

taş kağıt öküz


Meğer ben kardeşlerim yok diye sabah akşam onla görüşüyormuşum. Uyuzla Sidikli eve geldiğinden beri eve erken gideyim ne bahane bulsam halindeyim. Kardeşlerimle doğru düzgün görüşemiyorum ne yapayım. Gerçi çalışmıyor olsam evdeki varlıkları onca yalnızlığın üzerine fazla gelir. Geçen sene yazın ya bunlar gitse keşke diye düşündüğüm bile oldu yalan yok. Ancak şu sıralar Joker inişe kardeşlerim yükselişe geçti. Hem kardeşlerim onun gibi hödük değil. İlişkilerde anlam veremediğim yıl gün sayıp dönümüne hediye alma kutlama zımbırtısında fena rezil olan ben üç beş gün sonra olan Joker`in doğum gününde adam gibi bir şeyler almak için oturdum kafa patlattım. Sonra aklıma geçen sene aldığım Star Wars serisinden sonra adam için kafa patlatmak yerine sıkıcılığa boğmak daha iyi olur dedim. Daha önce konuştuğumuz bir ayakkabıyı aldım, sonra yıl dönümünü telafi içinde cüzdan. Hem onunki eskimiş baya işine yarar diye düşündüm. Ama ona göre dürüstlük bana göre hayvanlıkla "Bir cüzdana bu kadar para verilmesine karşıyım" dedi. Lan it benim o cüzdanı bir milyon takside böldürmek hoşuma mı gidiyor. Sırf senin yüzünden aldım onu ben. Donuna kadar para saçan kendisi. Hayır ben çocuğu yanış anlıyorum desem o da değil. Biliyorum azıcık züppe bir tip. Hayatında pazar görmemiş. Üstündeki salak gömleğe 200 lira verip benim sırf onun için aldığım hediyeye pahalı demesi delirtti beni. Ben bilmiyorum sanki pahalı olduğunu. Resmen beni sığlıkla suçladı sonra. Ben kullandığım cüzdanı sokaktan yirmi liraya aldım be. Ben miyim gösteriş budalası. Yazarken bile yine sinirlendim. Joker`i boğazlamamak içinde hafta sonu Sidikli ve Uyuzla seri nostaljisi yaptık. Kurulduk televizyonun karşısına en sevdiğimiz film serilerini izledik. Harry ve Batman bitti, Iron Man yolda. Anlaşamadığımız tek konu çalan kapı falandı onuda hallettik. Annem isme hitaben bile bir şey istese taş kağıt makas yapıp yerimizden kıpırdıyoruz. Gerçi bazen kapıdaki biz turu tamamlamadan gidiyor ya da annem söylenerek kapıya bakıyor ama olsun, bizim ağzımızın tadı bozulmuyor.

11 Şubat 2016 Perşembe

gaz sıkışmasıdır o


Türk kadını olmak öyle diğer milletlerden olmaya benzemez. Türk kadını olmak demek, istediğin kadar eğitim al, bilimsel kafada ol, nazar değmesin diye kulak çekip tahtaya vurmak demek. Kara kediyi görünce kendi saçına kıyamayıp benim saçımı çekmek demek. Zaten gece tırnak kesilmez en baba batıllarımız içinde yer almaktadır. Peki siz göbek düşme olayını duydunuz mu? Bu sadece bizim yörede mi var bilmiyorum. Ama bizde karnın ağrırsa bil ki göbeğin düştü. Yoksa hasta olma ihtimalin yok. Apandis, gastrit, bağırsak kurdu, tıbbi olarak ispatlanmış göbek düşmesi falan hikaye. Aslında hepsi göbek düşmesi. Hatta bir arkadaşım onlarda gönek düştü derler demişti. Annemin bir gün boyu karın ağrısının sebebi de buymuş. Gel doktora gidelim diyorum, ben hemşireyim anlarım bu göbek düşmesi diyor. Evet annem hemşire ve karnı ağrıyınca bu göbek düşmesi oluyor. Belki cidden düşmüştür ama bunun aslını hastanede öğrenmek varken, her sancıda göbek düştü demek nedir? Yengemi arayıp göbeği düşmüş mü düşmemiş mi baktırmasını istedi. O ne lan tepkisi verdim bende. Neymiş dua okurken suda iğne batıyor muymuş çıkıyor muymuş ne. Hayır dua okunur da kilometrelerce öteden karın ağrısı çözmek nedir? Arayıp, düşmüş çekilmesi lazım deyince bende ipler koptu. Sonra annem salonun ortasında yattı babam annemin göbeğine soktuğu parmağıyla başladı dönmeye. Dönerken tabi ki 3 kulhuvallah 1 elham okuyorsunuz. Yoksa dön allah dön ne fayda. Uyuz bunun yüzünden iç organları zarar gören hasta örneği verse de bizimkiler durmadı. Hayır cerrahi işlem bile gerekebilir ama bizimkiler iğneyle parmakla çözecek işi. Babam annem etrafında tavafa devam ettikçe biz güldük. Neymiş küçükken benim göbeğim çok düşermiş hatırlamıyor muymuşum. Bu sahneleri hatırlıyorum tabi ki. Ama ben şişko bir çocuk olduğumu da hatırlıyorum. Diyorum çok yemişimdir ondandır, annem diyor çok zıplayıp hopluyordun sonra nazardan oluyordu, yemekten olmaz. Gaz sıkışmış, kabız olmuşumdur diyorum annem "En son bir Ayşe teyze vardı aradık onu, o bir çekti daha da göbeğin düşmedi. O olmasa elimde kalır ölür giderdin." diyor. Elin İngiliz bebeğine nazar değip göbeği düşmüyor, ama bizim düşer. Düşse de fark etmez onlar malum tıp o kadar gelişmiş değil onlarda. Anneme hakikaten şaşırıyorum. Bazen Grinin Elli Tonuna onu götürmedik diye trip atacak kadar zamanı yakalamış olurken (bu da ne zamanı yakalamak ya!) bazen kocakarı tedavisine kadar başvurabiliyor. Hala ortopedistden daha iyi kolunu yerine oturtmuş rahmetli çıkıkçıyı anar. "Daha iyi" kısmı tabi ona kalırsa. Bana kalırsa o kolda minnak bir yamukluk mevcut.

8 Şubat 2016 Pazartesi

aradığım kaynana annemin içinden çıkmadı


Tük kadının DNA’sında gelin sevmemek var. Tülay’la Caner az çekmediler. İstisnalar var tabi ki ama kaideyi pek bozmuyorlar. Babaannem mesela istisnaydı. Anneme kızı gibi davranırdı. Dedim ya istisna bu. Konuya komşuya bakıyorum hepsi çekiyor. Kaynanaya küsmeler mi dersiniz, tartışmalar mı daha neler neler. Kaynana olmak içinde öyle tutup eve getirmek falan gerekmiyor. Sevgiliyken çektirmeye başlayanlar da çok. Ben hep bir gün bir kaynanam olursa oğlundan çok beni sevsin, çok iyi anlaşalım, dedikodular yapıp eğlenelim istedim. Ama annem Uyuz`un falan kız arkadaşını sevsin istemedim. Gelin görün ki annem içine melek kaçmış şefkatli anne. Kıza bir dünya doluşu yemek yaptı. Elinden gelse suyunu bile kendisi arıtıp verecek. Misafir bir kişilik hazırlanan yemek ordu doyurmasa da küçük bir köyü doyururdu. Bu kadar yemek hazırlamasının tek sebebi de hanım kızımıza Türk mutfağını tanıtmak. Daha önce söyledim mi bilmiyorum ama Uyuz`un sevgilisi İngiliz. Kendisine Sidikli`nin bebeklerinden birinin ismi olan Emma ismini verdim gitti. Emma, bizim ölmeyip de Kate`in tahta giden yolunu tıkayan Elizabeth olsa annem bu kadar hazırlanmazdı. Giydiklerimi beğenmeyi iki kez kıyafetimi değiştirtti. Kızın beni bundan beter hallerimi görmüşlüğü var, koymazdı ona. Gerçi bunu anneme anlatamazdım. Annemin İngilizcesi yok kızında Türkçe`si bir hayli bozuk. Bu sebeple annem her lafından sonra kolumu bacağımı cimcikleyip çevirsene dedi durdu. Kızın İngilizcesi kötü olmasına kötü de annem daha normal konuşsa o da anlayacak. Ama bizimkinin içinden atasözleri deyimler he bir de Osmanlı sözlüğü çıktı. Kadın “Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır.” dedi, sonra beni dürtükleyip çevir diyor. Kıza bizim nadide atasözlerimizdeki metoforları açıklayana kadar canım çıktı. Atasözleri değil mübarek hayvan atlası. İlerde nesli tükenen hayvanların listesini atasözlerinden çıkartırız biz. Annemde nüfus memurluğuna soyunmuşken, bir kütükte gariban hayvanlar için çıkarır. Kızın anne babasının nereli olduğuna kadar sordu anladım da dede falan neydi onu çözemedim. Babam desen zaten çok sevdi kızı. Eh bu saatten sonrada kaynanalık yapmak bana kaldı. Of ama pis cadı çok şeker ve o kırık Türkçesiyle sempatimi kazanıyor.


6 Şubat 2016 Cumartesi

hep birileri ya da hep eksik


Bu hafta sonunu tamamen birbirimize ayırdık. Cuma günü yağmur çamur demedik üçümüz oyuna gittik. Ben yine şemsiye kırdım. Sidikli bir daha bana şemsiyesini bok verirmiş. Ben değil o böyle terbiyesiz konuşuyor. Uyuzun hiç bir yere sığdıramadığımız bacakları yüzünden önde oturan teyzeden azar işittik. Bir daha koltuğuna dokunursa kenarda bağdaş kurup yerde izlemek sorunda kalacakmış. Şimdiki teyzelerde fena. Bizim zamanımızda tonton şekerdi. Şimdikiler kırmızı ojeli cadılar. Ama ben biliyorum benim annemde yirmi seneye böyle olacak. Hafta sonu hiçbirimizin dışarı çıkmayacağını öğrenince elimize toz bezi, vilada süpürge tutuşturdu. Sonra vilada güzel almıyor deyip tüm yeri dizlerimin üzerinde sildirdi. Haspam ıslak kalmasın diye birde kurulattı. En azından temizlik için anneme bahane veren Uyuz kurulama beziyle gezinen. Anlasın elinde bez yer silmek nasılmış. Annem bahane bulmakta şu zamana kadar hiç sorun yaşamadı. Manyakça temizlik bahaneleri var. Misal siz yere iki damla çay dökersiniz o tüm evi sildirir. Bu seferki bahane ise Uyuz`un kız arkadaşı. Aman kıza ayıp olmasın diye diye yerleri yalattı bize. Bir gün önceden en ince ayrıntısına kadar pişirilecekler planlandı. Saçımızı bağlatıp sara sardırdı. Pazar gün ki yemeğe o kadar odaklandı ki cumartesi günü için aç kalacağımızı anca karnı acıkınca fark etti. Ev hanımı olmak zormuş. Onca işi yaptıktan sonra ben olsam hiç bir zaman yemek falan yapmam. Gerçi annemde o hakkını kullanıp he birlikte yemeğe çıktık. O kadar uzun zaman olmuş ki ailecek yemeğe gitmeyeli özlediğimi fark etmemişim. Hep birileri varmış ya da hep bir eksikmişiz. Birlikte gülmeyi özlemişim. Babamın susup susup söylediği yılın ikonu olacak laflarına gülmeyi çok özlemişim.  O an fark ettim ki ben evlenmek falan cidden istemiyorum. Evlilik yeni bir aile demek ve ben hiç bir şey için ailemden vaz geçmek istemiyorum. Umarım Uyuz`la Sidikli`de evlenmez. Gerçi Uyuz o kıza çok aşık. Sidikli`de sanırım Gevşek`ten çok hoşlanıyor. Daha küçükler diyorum ama onların aşık olup benden ayrılmalarını istemiyorum. Uyuz o kızdan beri doğru düzgün eve bile gelmiyor. Geldiğinde geç gelip, erkenden gidiyor. Sarma sarmaktan beynim yandı sanırım. Elim kolum tutmuyor ama hala aklım fikrim yarın annemler kızı sevmezler inşallah`da. 

Okuyan varsa not: Şu dizlerin kırmızılığını geçircek bir şey biliyorsanız yoruma eklerseniz sevinirim. Acıyorlar.


20 Ocak 2016 Çarşamba

vicdan zarardan dönmeyi kabul etmez


Hayatıma insanların karışmasından nefret ettiğimi söyledim. Bana nasihat akıl vermeyin olanla idare ederim dedim. Ama uygulamada ben bolca Sidikli ve Uyuz`un hayatına müdahale ettim. Bazen bilmeden, bazen bile isteye. Babam Sidikli`nin erkek arkadaşıyla inovasyonda tanıştı. Ben Gevşek onun sevgilisi diyene kadar da kiminle tanıştığının bile farkında bile değilmiş babam. Ben kimliğinden haberdar edince de adamın verdiği ilk tepki “Ayrılmaz mı bunlar?” Tüm ekiple tanışıp bir bunu sevememiş, o da kızının erkek arkadaşı çıkmış. Benden sevgilisinden ayırmamı istedi. Saçmalama, o nasıl söz dediğimi zannediyorsanız beni cidden tanımıyorsunuz demektir. Hemen üstüne zıpladım, vicdanıma da “Baban istiyor, sus otur” dedim, ağzına lafı tıkadım. Her zamanki ben hızlı davranmak yerine bana sağlam bahaneler veren hareketlerini yavaşça Sidikli`nin bilinçaltına ektim. Manipüle etmek yıllardır istemli istemsiz yaptığım şeydi sonuçta. Kaldı ki zaten yaparken bunu, babamdan sonra kendime de itiraf etmeye başladım. Ben sevmiyordum, kardeşimde sevememeliydi. Kaldı ki kardeşimi üzme potansiyeli yüksek bir adam da değil ki, düşmanlık besleyeyim. Bizimkini resmen el üstünde tutuyor. Ben sevmiyordum ya ila bir bokluk çıkmalıydı. Sonra bir şey daha fark ettim. Bilgisayarcı ya ne kadar kızsam da aslında haklıydı. Niyetim onları mutlu etmekken, cidden anne gibi davranmaya başlamışım. O kadar ki benden önce hep onlar oldu. Ben Sidikli`ye erasmus sınavına gir, her ihtiyacını karşılarım derken o karşıma geçip ”istemiyorum” dediğimde deliye döndüm. Kimsenin ona böyle bir fırsat vermeyeceğini, hiçbir derdi olmadan dersleri bile umursamadan gezmesini isterken onun salaklık yaptığını söyledim. Ama tek salak benim. Onları kendimden önde tutup, her istediklerini anında alıp, benim doğrularımla yaşamaları için zorlayıp, benim onlar için mutlu olacakları gelecekleri seçmelerini bekledim. Benim doğrularımla yaşayamazlar. Onları sevmem onlar adına seçimler yapmam anlamına gelmiyor. Onlara ve kendime aslında çok büyük kötülük yapmışım. Kendime ihanet etmişim. Yapmam dediğim her şeyi yapıp, kişiliğime ters düşmüşüm. Hala inanamıyorum ben bunu nasıl yaptım. Şimdi değilse bile Sidikli o Gevşek denen çapsızdan ayrılırsa resmen vicdan azabı çekeceğim. Sidikli`nin hatta Uyuz`un mutlu olma potansiyelleriyle kumar oynadım. Pişmanım. Peki zararın neresinden dönsem kar mı hala?

Sidikli`nin okumasına karşı not: Umarım okumazsın. Aklına gelirde okumaya kalkarsan ve ablanın sürtük bir cadı olduğunu bir kez daha fark edersen pişman olduğumu da bil. Samimiyim.

5 Aralık 2015 Cumartesi

rusişleri bakanı Sidikli


Dün işten sonra kız kıza dışarı çıkalım dedik AvukatKız`la. Sidikli`de ilgilenenler bilir İnavasyon Haftası sayesinde okulda çalıştığı projelerden biri için sponsor avına geldi. Salak okulun altın kuralları yüzünden İstanbul`da evinde kalacağına okulun zorunlu tuttuğu otelde kalıyor. İki gün kardeşimi göreceğim onunda önüne okul geçti resmen. Sidikli`nin sevimsiz sevgilisi Gevşek`in annesi Sidikli için kitap imzalatmış. Şu Kafes var ya hani şu aman çok tatlı yazar diye milletin adam Türkiye`de iken instagramda resim paylaşıp nispet yaptığı yazar. Bir de piyango bileti alıp göndermiş. Resmen kızın gözünü boyamaya çalışıyor. Evet, evet çocuktan hoşlanmıyorum diye anasına çamur atıyorum. Ama Sidikli benden çok kimseyi sevmesin istiyorum. Operaya bilet almış oğluyla gitsin diye. Elitlikten ölüyorsun ama o çapsız oğlunla bizimkisi ancak lol turnuvasına gider, anası operalarda gezse kaç yazar. Ay bak yine sinirlendim. Dünde aynen böyle sinirlendikçe bir tane daha içelim, bir tane daha derken AvukatKızı sarhoş etmeyi başardım. Bende tık yok, bir çakır keyiflik bile ama Sidikli ve AvukatKız biz dövme, prising yaptıracağız diye tutturdular. Yok dedim olmaz dedim, açık yer yoktur dedim dinlemediler. AvukatKız birde tutturdu Atlas Pasajındaki dövmecide olmazsa olmaz diye. Gittik baktık hala açık, bu kez bizimkiler başladı pazarlık yapmaya. Şeker gibi adama en son saç yolduruyorlardı. “11.20 de açık yer bulmuşsunuz, ne pazarlığı?” dedi adam ama gel de bizimkilere anlat. Hayır, mekandakiler ve ben gülme krizine girdik bunlar yüzünden. Prising yaparken de adam videoya aldırdı. Neden müşteri kovuyor diye suçlanmak istemiyormuş. Zaten AvukatKız “içince acımaz sanmıştım” deyince dövme yapmayı adam reddetti, bizimki tutturdu. Adam ayılınca gel deyip çekti gitti. Bizimki de diğerlerine güvenemeyip minnacık bir dövme yaptırdı. Annenle babanı ne yaptın onca saat derseniz, son otobüsü kaçırdık Sidikli`nin arkadaşları gelsin diye bekliyoruz dedik. Gerçi doğruluk payı var. Sidikli`ye sevgili ara gelsin asın seni biz eve gideriz o gelince diyorum adam meyhanede arkadaşlarıyla diye kalkamazmış gelsin dedi. Lan it bu kız senin sevgilin ne demek gelemem ya. Kimse kusura bakmasın, prenses sendromu falan demesin ama o kızın gelip alınması gerektiğini düşünüyorum. Ne demek ya sen gel. Dayılanmasını biliyor oraya gitme, burdan geçme, onla konuşma. Ama paşam iki adımlık yere kızı almaya gelmedi biz bıraktık. Yazın konserde de bize taksiye kadar eşlik bile etmemişti. Ya bu adam bu kızın sevgilisi nasıl bu kadar rahat olabiliyor. Ay bilmiyorum sinirlerim zıpladı. Zaten son paramızı dövmecide bırakıp, Sidikli`ye de son kuruşuma kadar verince AvukatKız`la yedi lira ile ortada kaldık. Kuzu kuzu Joker`i aradım geldi aldı bizi. Yalnız yedi lira paramız kaldı dediğimizde mal mısınız bakışı atıp “Neden para çekmediniz?” dedi. Benim bankada kuruşum kalmadı da AvukatKız`a sen çek niye demedim bilmiyorum. Kafan güzel demeyin eve gelip annemle iki saat lak lak ettik,  anlasa annem anlardı. Sabahta babamın zoruyla erkenden kalkıp kongre merkezinde aldık soluğu. Hocamda Amerika`dan bu organizasyon için dönmüş. Adam tüm günümü kitledi yine. Ay birde cumhurbaşkanı geldiğinde kalabalıkta ezildim asabım bozuldu. Sanırsınız rock yıldızı. Milletteki bu adama ulaşma isteğiyle, ergen kızların Justin Bieber konserinde üst üste çıkmasıyla aynı geliyor. Bizim Sidikli proje için adamla baya sohbet etti kız da nasıl bir umursamazlık varsa kırk yıllık dostuyla konuşur gibi umursamazdı. Kaldı ki en olması gerekende bu. İnsanların mevki sahibi kişilerin yanında şekilden şekile girmesine sinir oluyorum. El ayak öpme moduna geçenlere ise uyuz oluyorum. Zaten Sidikli`ye göre beş dakika daha konuşsalar adam Sidikli`yi Rusişleri Bakanı yapacakmış. Sidikli Putin`le görüşmesi halinde bırakın okul projelerine destek verecek kişi bulmayı, doğalgazı tüm ülkeye bedava alabileceğini düşünüyor. Sen sevgilini daha getirteme ama bedava doğalgaz al. Sidiklim be özgüvenin bence götünde patladı senin.

Kurşun Dökmesini Bilen Okuyanıma: Sidikli`nin otelden gelesi beklerken, AvukatKız dürüm yiyelim dedi ben tam girişinde yeri öptüm. Düşmeden çok uzun zaman geçiremiyorum sanırım ben. Hayrınıza bir okuyun, kurşun dökün be.

27 Eylül 2015 Pazar

papaz bulun günah çıkartacağım


Mavi gitmeden önce son kez buluşalım dedik. Bayram boyunca halasında kaldı son günü anne baba eli öpmek için dönüyor diye dün akşam buluştuk. Allah`tan çalışkan bir kız değil de kalan derslerini vermek için sınavlara falan gelecek. Ev kalabalık demiş miydim? Amcamlar geldi. Koca yazı birlikte geçirdikten sonra daha fazla bir arada olmak istemediğimi anladım evden kaçtım. Bende de  böyle. Bir insanla gereğinden fazla görüşünce bıkıyorum. Yazın yazlıkta birlikte kaldık bana yetti. Bursa`ya dönünce zaten yine her gün annem sağ olsun yemle boyna bir aradaydık. Ben insanlarla aynı eve girene kadar iyi anlaşıyorum. Her dakika dibimde olunca insanları sevemiyorum. Kaldı ki bu durumdan Sidikli`de mustarip. Kişisel alana taciz edilmeye başlanınca biz kaçıyoruz kardeşimle. Sidikli uçuştan gelen Hostes`e ben arkadaşlarıma kaçtım. Nasıl daraldıysam bir buçuk yıldır ağzıma bira sürmeyen ben içtim. Sevemedim şunu bir türlü. İlk biramı Forvet doğum günümde sürpriz yaptıklarında içirmişti zorla. Alkol koklanmaz ama ben koklamadığım şeyi içmem demiştim. Besmele çekip ilk alkolünü deneyen tek insan olmamı hatırlayıp bolca güldüler. Öğretmenle ilk defa rakıyı denediğimiz de millete dönüp ya bu çok tatlı demiştim tabi bunu da unutmamışlar. Bende nasıl bir tat tomurcuğum varsa artık. Dönüşte baktım saat daha on buçuk Sidikli ile döneriz diye Hostes`e geçtim ama annemden çoktan izin almışlar, açımdır diye pizza söylemişler, önlerinde birer kase çekirdek çitliyorlar. İkisinin de dudağı tuzdan büzülmüş, sevimsizleşmiş. Çekirdek üzerine bira iyi gider deyip birayla başlayıp, Hostes`in aldığı likörleri denerken bulduk kendimizi. Evet oyunu oynarken sanırım kızlar fazla hızlı gitti. Her soruda kafaya diklemek zorunda olursan sonun böyle olur. Meğer ne edepsizmişiz de farkında değilmişiz. Annem bilse Nasa`yı arayıp uzaylılar kızlarımla yer değiştirmiş der. Ama o an annem aklımda mıydı derseniz hayır? Gecenin o saatinde bangır bangır müzikle dans eden Sidikli mi dersiniz, masumca dişlerini fırçalayan benim yanıma girip utanmadan çişini yapan Hoste mi dersiniz. Annem bırakın sarhoş olduklarını birimizin alkole dilini sürdüğünü bilse ağzımıza klozet muamelesi yapar. Hayır neden böyle gürültülü aktivite yoluna gidiyorlar ki. Sarhoş kız dediğin eski sevgilisi falan arayıp, ağlayıp zırlayıp yatmalı bence. Bizimkiler bırak eskiyi hatırlamayı şimdikileri bile hatırlamadılar. Ve neden hep ben uslu kızım, toplayanım. Bir kez rolleri değişsek olmaz mı? Hep Sidikli gidiyor diye efkarlı olan benim. Yine yalnız kalacak olan da benim.

Anneme Not: Anacığım sen Allahtan bloğumu okumuyor ve bir habersin. Papaz mıyım ben ne diye günah çıkartıyorsun derdin okusan ama anne pişmanım sana verdiğim sözü tutmadığım için ama bil ki bir tek bunu tutmadım. Ama cidden bak kırk yılda bir içiyorum. 

10 Ağustos 2015 Pazartesi

bakın biz ne kadar mutluyuz


Toplumumuzun bazı gerçekleri var. Kadın her halükarda dedikodu malzemesi. Ben kimseden duymadım erkeğin faişesinden bahsedilip kınanırken. Kadın içinse söylenen çok şey duydum. Kaldı ki bunu daha ziyade bir kadından duyduk. Hiçbir kadın yoktur ki hemcinsine en basitinden kaşar demesin. Ben dedim. Bunu nefret ettiğim birine kızdığım zamanda dedim, açıkçası gülüp eğlenirken Munzur bir tavrından dolayı kız kardeşime ya da bizim kızlara da dedim. Ama demeyle deme arasında fark var. Buralara nerden geldiniz derseniz Sidikli`den. Şu araba projesi yüzünden gittiğinden beri annemle çatışma halindeler. Sevgilisi ile çektirdiği fotoğrafları instagrama koyduğunu annem fark edince ise işler iyice çığırından çıktı. Annem sevgilisi ile çektirdiği fotoğrafları sosyal medyada yayınlamamasını istedi. Sebep olarak da ilerde ayrılmaları, hayatına yeni insanların girmesi halinde görenlerin dedikodu yapma potansiyellerini öne sürdü. Sidiklinin annemi geri kafalılıkla suçlamasıyla son buldu. Olaya karışmak istemeyen ben ise sonunda bulaşmış oldum. Yaptığım sadece annemi de anlamaktı. Toplumun garip huylarına kadına olan baskısının farkındayım. Dur denmesi gerektiğini de düşünüyorum ama bir gerçek var ki annemde bizi korumaya alışıyor. Tüm o laflardan. İstediği sadece bir iki fotoğrafı kaldırmasıyken bu şekilde kız kardeşim dahi olsa suçlanmasını doğru bulmuyorum. Kaldı ki oturup uzlaşmak yerine neden kavga edelim ki. İki gün sonra Sidikli kendisi kafaya takıyor şunu dediler bunu dediler diye. Hayır annem ya öyle düşüncesiz geri kafalı biride değil. Sadece insanları biliyor işte ve yıpranmamızı istemiyor. Sidikli`de haklı. Sustukça insanın üstüne daha çok gidiyorlar ama bu anneme dediklerini affettirmez. Aynı kadın onun için her şeyi yapan. Ama Sidikli annemle babam görmedikleri sürece bir şey fark etmez dediği noktada işler gerildi. Ne yani annem babam görmezse istediğimiz haltı yemekte özgür müyüz? Bu özgürlükle kast ettiğim yani onlar görmüyor bilmiyor ise dünya görsün umurumuzda olmamalı mı? Ya babam ilişkisini biliyor, despot bir adam gibi ayrılacaksın görüşmeyeceksin demiyor. Gayet medeni davranıyorken bu kız bu adamı neden kandırma yoluna gidiyor. Bu bence direk arkadan iş çeviririm annemle babamı ayakta uyuturum demek ve bana göre değil. İşte Sidikli ile tartışmamız burdan çıktı. Sonra “Sen üç gündür tanıdığın adamla tatil yaptın sesimizi çıkarmadık bu arkadan iş çevirmek değil mi?” dedi. Teknik olarak Joker`le tatil falan yapmadım. Sadece olaylar spontane gelişti. Savunmam buydu ama şimdi ailemden sakladığım için üzgünüm. Ama kendi kafamda oturtamamışken söylemek ne bilim doğru gelmedi. Ama vicdan azabı ile cebelleşeceğime aileme söyleme karar verdim. Tabi İzmir`den hala bahsetmeyi düşünmeyen iki yüzlü tarafım var ama hala özelin özel kalması taraftarıyım. Ne yani davul zurna alıp herkese illa bildirmeli miyiz? Bu yediğin yemeyi çekip koymak kadar itici. 

10 Haziran 2015 Çarşamba

bir arabayı kıskanmadığım kalmıştı


Sidikli`ye bir şeyler oldu resmen. Günde on kez arayan hatun artık ne arıyor ne soruyor. Yapa yalnız kaldım resmen. Kızların hepsi tez ve sunumlarıyla uğraşıyor. Hostes tatile çıktı adını ilk defa duyduğum garip bir şehre gitti. Dahi ise SarıKızla ayrıldılar onun sinirini yaşamakla meşgul. Zaten onların ayrılığı yüzünden ayrı stres yaşıyorum. İkiside arkadaşımız ve ayrıldıklarını bir tek ben biliyorum. Biz birlikteyiz dedikleri ilk gün demiştim onlara halbuki ayrılırsanız haber vermeyin araya sokmayın beni demiştim. Bunlarsa boktan bir sebeple ayrıldılar. Siyaset. Ciddiyim. İkisi oldukça farklı görüşlere sahipler ve seçimlerden sonra telefonda birbirlerine girip ayrılmışlar. Aferin yani onlara. Şimdi ikisi ayrı yerlerde depresyon yaşıyorlar. Sidiklime gelirsek anlatmadım ama uzun zamandır bir erkek arkadaşı var. Çocuk için beyni olan kaslı diyor. Bizim kız ve maymun iştahını bildiğimden kısa sürer dedim ama tahmin ettiğim gibi olmadı. Çocuğu da hiç mi hiç sevmiyorum. Annemde hoşlanmıyor kaldı ki ondan. Bir davranışından mı falan derseniz benimkisi şu meşhur ilk görüşte sevmediğim insan kategorime girmesi. Ama anneminkisi tamamen sakala dayalı. Çocuğun saçına sakalına taktı. Anneme kalsa tüm erkekleri oturtup damat tıraşı yapar. Çocuğun fotoğrafını gördüğü andan itibaren de çocuğa taktı. Annem takıp laf ettikçe, ben sevmedikçe Sidikli`de daha çok bağlandı. Bizim kız çabuk bıkar bundan dedik ama öylede olmadı. Hatta babam bile dedi. Baba? Evet babamda biliyor. Annem öğrenir öğrenmez yumurtlamış. Daha bizim kız flört aşamasındayken. Annemler şehir dışına çıktıklarında babam Sidikli`nin hal ve hareketlerinden şüphelenip sormuş. Annemde hemen biri var demiş. Babam üstüne hemen beni sormuş. Sonrada derin bir nefes alıp “İyi bari Lady`nin sevgili yok. Sidikli`nin hevesi geçince bırakır. Lady aşık olursa yandık. Zor ayrılır.” Demiş. Hayır babama çok mu psikopat gözüktüm anlamıyorum ki. Tamam hoşlandıysam gerçekten kolay kolay vaz geçemiyorum. Bay Uzun`a hala aşık mıyım sorguluyorum. Ama babamın kızlarını bu kadar iyi tanıması da hoş değil hani. Adamda zaten mantık şu. Lady bir okul daha okusun. Sidikli`nin dört yılı var. Sonra yüksek lisan yaparlar. Annem ne zaman evlenecekler deyince de “kızlarımın aklına boş boş düşünceler sokma” diyor. Ama bu akşam anladım ki babamda benim gibi Sidikli`ye takmış vaziyette. Birinci sebep çocuğu hala terk etmedi ve ben hala ondan hoşlanmıyorum. İkinci sebep artık benimle eskisi kadar sık konuşmuyor. Hatta bizimkilerle de. Annemle babam oturup bunun sebebinin o çocuk olduğuna karar verdiler. Üçüncü sebep sabah akşam o salak arabayı yapmak için uğraşıyor ve vakti kalmıyor. Tamam bende isterim ülke bilimle uğraşsın güneş enerjili elektrik enerjili arabalar yapılsın. Ama bunu mümkünse Sidikli yapmasın. Çünkü yapayalnız kaldım. Dışarı çıktığın, etrafında olan insanlar senin yalnız kalmanı engellemiyor. Duygusal açıdan bir şeyler paylaşabileceğim insanların hiçbiri yok. Asıl yalnızlık bu. Tüm derdi mi sıkıntı mı bende gelip buraya yazıyorum. Bende isterdim arayıp Sidikli`ye anlatmak ama atölyedeyken telefonu açmıyor. Güneş enerjine de arabana da…

Sidikli`ye Not : Olurda bu yazıyı okursan kızmadan önce derin nefes al. Orda annemlerlesin asıl yalnız olan benim demeden önce bir nefes daha al. Sonra ablanın sana ne kadar ihtiyacı olduğunu hatırla kızmaktan vaz geç.

29 Nisan 2015 Çarşamba

derdini özet geç bana da yazık


Okulu, stajı astım. İş için aradılar, mail attılar müsait değilim, şuradayım buradayım eve gidince dönerim dedim dönmedim. Sekizde kalkıp yataktan on ikiye kadar çıkmadım. Bir haftadır elimde sürünen kitabımı bitirdim böylece. Bütün gün evin içinde boş boş takıldım. Tabi bunu yaparken düşündüm de. Ne beni mutlu ediyor, ne den hiçbir işi yetiştiremiyorum, insanlara nasıl davranıyorum, aksattığım şeyler konusunda konuşan vicdanımla sohbet muhabbet. Anlayacağınız yedim içtim, aylık muhasebemi tamamladım. Sonuç pek iç açıcı değil ama toparlarım ben. Yani öyle umuyorum. Sidikli gene gidecek ve kondansatör lazımmış. Basit bir şey değil mi? Ama yok.  On on beş elektrikçi, elektronikçiye gittik. Değerler tutmadı, yok dediler ve biri de o ne dedi. Elektrikçi ama kendini bakkal sanıyordu sanırım. Herkes şurda vardır dedi. Ama şurda dedikleri yeri bulamadık. Yol sorarken de bir sürü manyakla diyalog kurup arkalarından dalga geçtik. Kondansatör satan yeri bulduk sonunda ama bu kez de adam öğretme aşkıyla yarım saat bir sürü devre gösterdi bizim kıza. Sidikli devre dinlerken bende İkizi dinledim. Telefonda iki saat sümküre sümküre ağladı. Tamam anlıyorum zorda iki kelime edip on dakika ağlamak nedir? İçim öldü. Acı çekiyor evet ama daha öncede aldattı, ne diye eziyet ediyor diye ağladıkça ben kriz geçirdim. Daha çok konuşsa daha az ağlasaydı keşke. Tamam biliyorum ne kötüsün, iki dakika teselli etsen ne olur diyorsunuz ama katlanamıyorum ne yapayım. Gelen giden derdini anlatıyor. Beynim Sikildi resmen. Üzerine bizim ekiple kahve içelim dedik, tabi bende surat beş karış. Keyif mi kaldı. Sidikli sebebi söyleyince NilKuşu döküldü. Bay B ile karşılaşıp duruyormuş beni sormuşmuş. Hani şu delice hoşlandığım, sonra avucumu yaladığım B. Geçen de hayatımda biri olup olmadığını sormuş it. Ben onu hiç arkadaşlarına soruyor muyum? Hayır. Sende sorma. Merhaba de geç. Hatta onu bile deme. Sinirlerim fena halde bozuk. Erkeklerden de sanırım şu ara nefret ediyorum. 

24 Nisan 2015 Cuma

ben yine yeniden hep sizi seçerdim


İstanbul hani iki ayrı kıtada ya, o yüzden bana hiç aynı şehirmiş gibi gelmiyor. Gerçi aynı yakada olan yerler bile bana şehir dışı gibi geliyor. Oturduğun yakada okul kazandın kazandın, yoksa ya yollarda sürünüyorsun ya da eve falan çıkmak zorunda kalıyorsun. İstanbul`da iki semt arası gidiş süresiyle, başka yerlerde şehir değiştiriliyor. Bu kadar yakınma sebebim Sidikli gitti başka şehre, Uyuz burda kalsın diye dil döktüm, dualar ettim. Burda kaldı da ne oldu karşıda kazandı okulu. Git gel zor oluyor dedi eve çıktı. Sonra eve sürekli gelen adam elini ayağını çekti. Kardeşimle ayaküstü görüşür oldum. İkisi de yokken kendimi çok ama çok yalnız hissediyorum. Bir reklam vardı. Reklamda arkadaşlarımızın kendi seçtiğimiz ailemiz olduğunu söylüyordu. Çok hoşuma gitmişti. Haklı da bulmuştum. Ama dün fark ettim ki o ikisi kardeşim olmasa da benim kendim için seçtiğim ailem olurlardı. Üçümüzde mükemmel değiliz, bir sürü kişilik problemimiz var. Ama bir araya geldiğimizde birbirimiz için mükemmeliz ve güçlüyüz. İşte bu yüzden dün yorgunlukla uyuya kaldığımda kucaklayıp yatağıma götüren Uyuz`u gördüğümde ben kalkmadan ortadan kaybolur diye kortum. Sabah erken kaldır sabah dersim var diye saçmalamışım, resmi tatil olduğunu unutarak. O leyla ben leyla sabah altı buçukta dürttü. Gerçi onun derdi sohbet etmekmiş. Kaydım kenara yanıma uzandı. Tekrar uykuya dalıp, dünyayı ele geçiren robortları yok etmeye devam edecekken “abla” dedi. Bu kırmızı alarm demek. İkisi de bana abla demezler. Tabi bir şey isteyeceklerse, başları beladaysa, dertleri varsa durum değişir. Robotların dünyayı ele geçirilmesinden daha korkunç bir şey varsa o da ikisinden birinin bana “abla” demesi. “Aşık oldum” dedi. Meğer haftalardır eve daha az gelmesinin sebebi oymuş. Vay be dedim, resmen elin kızı pabucumu uzaya fırlattı. Ama kafama denk gelen Sidiklinin attığı yastık oldu. Onsuz dedikodu yapılmaz tabi. Bizde fizik kurallarını zorlayarak tek kişilik yatağa annemin tabiriyle üç eşek sığmaya çalıştık. Uzun zamandır bir araya gelip sohbet etmemişiz, çenemiz düştü ve ben bunu çok özlemişim. Kızın üçüncü dereceden kuzenine kadar öğrendikten sonra kahvaltı hazırlamaya kalktık. Annemlere sürpriz yapacaktık ama o kadar gürültü yaptık ki komşular bile uyandı, annemler numaradan şaşırdı. Ben bu ara taktığım üzere pankek yaptım, Uyuza sigara böreği sardırdık ama kol böreğine daha çok benzedi. Sidikli masayı hazırlarım dedi ama sürekli kaytardı. Bir orduyu doyuracak kadar hazırladığımız kahvaltı tam iki saat sürdü. İki demlik çay bitti. En son sömestrda hep birlikte kahvaltı yaptığımız için özlemişiz. Keşke bir kardeşimiz daha olsaydı. O zaman annem, babam ve ben bu kadar yalnızlık çekmezdik. Annemde evden masayı toplamadan kaçan çocuklarına bir tane kaçmayacak çocuk eklemiş olurdu. Bütün gün şehri gezdik, eğlendik. Akşamda biletler satışa çıkar çıkmaz aldığım Efes maçına gittik. İyi ki geceden almışım çünkü ertesi gün bizimkilerden almak isteyenler bilet bulamadı. Hemen tükenmiş geriye 190 liralıklar kalmış. O kadar para bizde ne gezer tabi. Tabi ilerde para yer para sıçarsam neden almayayım. Ama şimdi o parayı ben üç taksit yaparım. Tabi altı varsa daha makbule geçer. Basketbol ekibim var ya hani, onlarda almıştı ve yenildiğimiz için yıkıldılar. Tamam bende çok üzüldüm ama Madrid`te gidemeyecektik. Sen o kadar takip et, maçlara git, demiyorlar ki gel Madrid`e de biz seni götürelim. Hep biz mi destek olacağız, azıcıkta onlar olsun. Aman boşverin bunları, yine saçmalıyorum. Önemli olan uzun zamandır bir şeyler yapmadığım kardeşlerimle ben bugün harika vakit geçirdim.


22 Nisan 2015 Çarşamba

hepsi maydanoz için


Herkesin pazartesi sendromu var benimse Çarşamba. Dört yıllık üniversite hayatımda her dönem Çarşamba günleri sekiz buçukta dersin oldu. Bu dersler beşten öncede bitmedi. Bu dönem dörtte bitiyor diye sevindim. Düşünün bendeki mağduriyeti. Bu Çarşamba ise hocanın bir toplantısı var diye yarım saate bitti son dersim. Geleneksel Çarşamba basketbol günlerini iki saat öne çektik. Hatta daha sabah gelen Sidiklimi de çağırıp deli gibi eğlendik. Eve dönerken bunca sporla giden kalorileri geri kazanmak için Pasta Sanatıdan macaron aldık. Çok seviyorum ya böyle renkli renkli. Mutlu mesut eve dönerken elinde poşetlerle sokak arasından çıkan teyzeleri gören Sidiklinin aklına dahiyane bir fikir geldi. Pazara gidelim. En son çocukken gitmiştim sanırım. O zamanlar anneme yalvarırdık gitmek için götürmezdi, bizi evde bırakırdı. Resmen cümbüş yeri. Her yerden bir “Gel abla!Gel gel"sesi yükseliyor. Millet bir şeyler seçiyor. Baya eğlenceli bir ortam. Anneme bir şey lazım mı diye aradık, annem vurmadı öldürdü. Bir de elli bin defa “Aman çantanıza dikkat edin. Cüzdanını çaldırırsın bak. Telefonunu çantana koy.” Çantayı çalınca sanki telefonu bırakırlar. Ama annem yaklaşık yedi dakika boyunca tembihlerinden bizi mahrum etmedi. Sonunda telefonu kapatınca semiz otlarına, nanelere, fesleğenlere kavuştuk. Ot ağırlıklı bir alışveriş yaptık. Annem bizi meğer baya ot sever yetiştirmiş. Semiz otuyla meğer ne büyük aşk yaşıyormuşum. Yalnız meyve sebze seçme konusunda eksiklerimiz varmış onu fark ettim. Patlıcanı nasıl seçmem gerekiyor bilemedim mesela. Ablanın birinden rica ettim, kadın baya profesyonel anlattı. Bir iki kendi seçti, sonrada bana seçtirtip doğru anlamışmıyım baktı. Sonra gülüp “Öğretmenim ben meslek alışkanlığı” dedi. yalnız şunu anladım hayat cidden pahalı. Her şeyin kilosu dört lira beş lira. Ben en son çocukken pazara gittiğimde domates beş yüz bindi. Eski para vardı, o kadar olmuş hani. Tek maaşla ve bu sadece asgari ücret olanlar nasıl yaşıyor? Adamlar mucizeye imza atıyorlar bence. Adamlar o parayla ay çıkarıyor, biz üç beş sokağı aklımızda tutamayıp çıkamadık, kaybolduk. Abla kardeş azıcık salağız. Zaten akıllı olsak o yorgunluk üstüne oraya girmez, annemi istekleri için aramaz, bu kadar şeyi tükenmiş kollarla taşımaya kalkmazdık. Ama azıcık akıl olsa bende sırf Sidiklinin maydanoz aşkı uğruna geri dönmezdim. Sonuçta kural ihlali yüzünden ceza niyetine onu potaya asmadılar.
Not: klavyede parmaklarım zor olsa da şu yazıyı yazabildim. Eğer birkaç yazı okuyup yorum yapabilirsem başarılı, Sidiklinin saçlarını öremeyi becerebilirsem süper, belgesel geleneğimizde uyumayı başarabilirsem de muhteşem bir insan olarak tarihe geçerim ben.

18 Nisan 2015 Cumartesi

kendimi beyaz severim ben


Kadınlar birbirini çekemez. Ama kadınların yaptığı en iyi şey örgütlenmek. Bu örgütlenme özellikle kuaförlerde mevcut anladım. Çocukluğumdan beri annemin kuaförüne giderdim. Kadın saçların güzel der kesmez örüp gönderirdi. Ben saçlarımı kes arkadaşlarım saçları kısa diye ağlarken, annemle o kahveyi içip fala başlamış oluyor. Sonra değiştirdim kuaförü. Kadın baya kırıldı ama ne yapabilirim. Sidikli`nin bir arkadaşı tavsiyesi ile gittim. Adam biraz fazla konuşuyor ama işi iyi biliyor. Bu Sidikli`nin arkadaşı saçlarını kestirmiş kısacık. Kızın ablası birkaç gün sonra gittiğinde manikür yapan kızdan çakal kuaförün kardeşinin saçlarını izinsiz postiş için ayırdığını duyuyor. O günden sonra da hepimiz kuaförsüz kaldık. Anneanne sözü dinleyip saçların icabına bakmaya karar verince Hostes`in kapısını çaldım. Aldı beni kendi gittiği kuaföre götürdü. O sandalyeye oturdu ama aldı beni korku. Saç kestirme kuaför fobim var benim. Nasıl gerildim anlatamam. Fark etmiş olacak ki o saatten sonra çaylar kahveler çikolatalar dizildi. Saçımı bir değil iki kişi kesti. En son tepemde üç adam dikiliyordu. Artık ben nasıl rahatladıysam saçlarım düzgün olunca manikür pedikür bilmem ne bakımı derken, en son “Çok beyazsınız solaryuma da girmek ister misiniz?” dediler. Önüme ne gelirse kabul etmişim o ana dek. Allahım bu kadar şımartılırsam böyle olur işte. Resmen prensesler gibiydim. Kadınların neden bu kadar çok kuaföre gitmeyi sevdiğini anladım. O kadar güzel şımartıyorlar ki bir süre sonra hayır kelimesi unutuluyor. Sürekli iltifatlar, hoş sözler, eline yüzüne bakılır hale gelme daha ne olsun. Solaryuma da evet derdim de kendimi beyaz paramı cebimde seviyorum.

21 Mart 2015 Cumartesi

hasta kafası


Hastayım temalı bir yazı olsa da mevzu bu değil. Mevzu benim insanlara değer vermemden daha çok değer görmem ve bunu aslında hak etmemem. Hastayım ve evde yataktan çıkmadan uyku uyanıklık arası yattım. Yatmaktan sırtım ağrıdı, sıkıldıkça blog okudum yine uyudum. Akşam saat on gibi telefonum çaldı Forvet arıyor. “Nerdesin eve bulamadık biz” dedi. Hem de bizim Gevşek`le. İnanmadım. Bu saatte hastayım diye beni görmeye gelecekler. Sidikliden adresi aldık dediler ben hemen sordum almışlar ama sebep söylememişler. Bizim kızda pek bir rahat meraksız. Ben olsam 4595199350356 kez sormuştum. Evi tarif ettim ama hala inanmıyorum duruma. En son geldik diklerinde camdan bakıp arabayı görünce inandım. Ben aşağıya inecektim izin vermedi annem, yukarı çağırdık. Bana kalsa çağırmazdık ya annem ısrar kıyamet ayıp olur bilmem ne. Geldiler annem başladı Gevşek aç diye, dünyanın şeyini hazırlamaya ve beni de sürüklemeye. Huhuu hastayım, bütün gün yattım ben. Bizimkilerde anneme beni şikayet etti. Kızları kahvaltıya onların gelemem dediği gün çağırmışım onlar gelememiş tekrar istiyorlarmış. Babam başladı araba muhabbeti yapmaya. Bense hasta hasta çay getir götür. Gelelim neden hak etmememe. Forvet günlerdir hasta. Okulu dört yılda ilk kez geçen sene çok ısrar ettik diye kıran çocuk hastayken bile gelirdi, bu kez okulu kırıp bu hafta okula gelmemişti. Sevgilisi bugün görüşelim demiş, hastayım deyip evden çıkmamış. Gevşek deseniz okul değiştirdikten sonra hafta da bir benimle görüşürken, sonradan sevgilisinin kıskançlığı yüzünden ayda bire döken adam. Biri hasta ve bize geldiğini görüp olay yaratacak sevgiliye sahip, diğeri en başından olay çıkartacak bir sevgiliye. Ama hastayım diye geldiler. Ve ben bu insanları sırf aile içine insan sokmayı sevmiyorum diye ilk defa bu yıl evime davet eden insanım. Üniversiteden bir tek Bilgisayarcı dört yıldır gelip gider. Diğerlerini ise bu yıla kadar evime hiç çağırmadım. Ama onlarla tatile de gittim, onların evlerine de.  Kaldı ki ben özellikle Forvet`le sabah akşam birlikteyim. Hasta haliyle beni görmeye geliyor, bense onları istedikleri halde tanıştırmamıştım anne babamla. Kahvaltıyı organize ederken bile ben bugün uygunum uygun olan gelir tavrındaydım. Bildiğiniz öküzüm ya. İnsanlar bu kadar değer verirken benim yaptığıma bakın. Düşünüyorum da NilKuşu ve Dahi`yi bile üç yıl sonra bizimkilerle tanıştırmışım. Onların akrabalarının yarısını tanırken hem de. -Gerçi Dahi ile tanıştığım günden dört yıl sonra anlaşabilmeyi başardığıma göre erken bile.- Ama iş bana gelince yüz bin defa düşünüyorum ailemle tanıştırırken evime davet ederken. Saçma belki ama evim özelim. Bir kez kapısını açtığımda aileden görüyorum artık. Ne alaka dimi ama öyle. Çekirdek ailem var birde evime aldığım insanlardan oluşan ailem. İnsan seçtiği aileyi iyi seçmeli. Bu yüzden fazla ince dokuyorum. Çünkü bir kez güvendiğimde tam güveniyorum. Ama fark ettim ki bunu yaparken etrafımdaki insanlar bana verdikleri değer kadar değer vermiyorum. Onların beni düşündükleri kadar ben onları düşünmüyorum. Hatta açıkçası umursamıyorum onlar kadar. Annem hep duygusuz bir çocuk olduğumu düşündü, onunla duygularımı açıkça konuşmadım diye dem vurdu. Hatta bu halim yüzünden kendini suçladı, yetiştirirken bir yerler hata yaptım diye. Ama olmuyor işte. Bazı insanlar böyle. Kötüyüm, açamıyorum. Şimdi insanlara davranışım yüzünden kendim suçlu ve tam bir sürtük gibi hissediyorum. Ama onlara durumu anlatmak yerine buralarda yazıyorum.