Bazen çocuk olmayı özlüyorum. Çocuk olmaya dair küçük
şeyleri. Düştüğümde kanayan dizime rağmen bir şey olmadı demeyi, oyunuma devam
etmeyi. Çamura üstümü kirletecek gözüyle bakmamayı, sokağa çıkarken ne
giydiğimi umursamamayı özlüyorum. Üstüm kirlendiğinde silmeye, dünyanın sonu
gelmiş gibi muamele etmektense yine oyunuma devam etmeyi özlüyorum. Uyuz`u
Sidikli ile kandırıp etek giydirip, başını bağlayıp makyaj yapmalarımızı
özlüyorum. Sidikli`nin bebeklerini Uyuz`la saklayıp onu ağlatmayı özlüyorum. Babamın
pazar kahvaltılarından sonra ağırlık çöktü bahanesiyle uyumalarını özlüyorum.
Adam yaşlandıkça uyumaz yerinde durmaz oldu. Sonra babam ne zaman yere eğilse
sırtına atlayıp adama at muamelesi yapmayı kardeşlerimle banyo sırası için
kavga etmeyi özlüyorum. Cebimizde kalan son paraları birleştirip dondurma
parası çıkartmaya çalıştığımız, paranın bizim için tek anlamının daha fazla
çikolata ve dondurma olduğu günleri özlüyorum. Evin içinde top oynamayı hatta
kırılan cam çerçeve yüzünden annemden azar işitmeyi özlüyorum. Sidikli ile annemin dolabını talan etmeyi özlüyorum. Kek hamuru için
Uyuzla kavga etmeyi özlüyorum delice. Annemin teybine istediğim kaseti koymak
için kardeşlerimle kavga etmeyi özlüyorum. Sidikli ile aynı giysileri giymeyi,
insanları ikiziz biz diye kandırmayı özlüyorum. Annemin uzun saçlarını, her
karda bize kardan adam yapmasını özlüyorum. Şaka gibi ama elektriğin kesildiği,
cep telefonlarının olmadığı, mum ışığında gülüp portakal yediğimiz günleri
özlüyorum. Daha dünmüş gibi bunları hatırlarken hissettiğim duyguları
seviyorum. Dünyanın en güzel şeyiymiş çocuk olmak. Keşke an an kaydetip izleme
şansımız olsaymış.
Sidikli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sidikli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Kasım 2017 Salı
çocuk olma sanatı
Etiketler:
aile,
anı,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
kardeş,
kız günleri,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
9 Ekim 2017 Pazartesi
telekomünikasyon sektörünü ayakta tutanlar
O kadar saat konuşacak ne buluyorsunuz? 3 saat o telefonda ne
konuşulabilir ki? Konuştuğunuz insanla uzun zamandır konuşmuyorsanız mesela
birkaç aydır mantıklı. Veya çok önemli bir olay olmuştur, üzerine tartışmanız,
kritik yapmanız gerekmektedir o da mantıklı. Bir iş, proje üzerine
çalışıyorsunuzdur beyin fırtınası yapmanız gerekiyordur, birlikte çalışmanız
gerekiyordur o da mantıklı. Veya konuştuğunuz bir kadındır dedikodu
yapıyorsunuzdur ki onda bile büyük bir dedikodu birikmesi gerekiyor. Ama günlük
bir rutin haline getirilmiş 3 saat telefon konuşması bana mantıklı gelmiyor. Bunu
yapan Sidikli. Lan her gün konuşuyorsun, sürekli mesajlar bir şeyler. Bir
tuvalet arasında konuşmuyorken ne birikmiş olabilir ki. Yediğin yemeğin mi
tarifini veriyorsun, sindirimin evrelerini mi anlatıyorsun. Hayır telefon seksi
yapsan onu da anlayacağım. Ama bizimkiler boş boş saatler konuşup
cilveleşiyorlar. İki gün ayrıldın ananı babanı görmeye geldin bir mola ver
güzelim ya. Çocuğunu arkada bıraktın sanki. Kaç yıl oldu ya telefonda bu kadar
saat ilişkinin başında konuşulmaz mıydı? Belki de ben onu bile yapmadığım için
bana garip geliyor. Ancak eminim aranızda sevgilisini benim gibi adı ve soy
ismiyle kaydedenler vardır.
4 Şubat 2017 Cumartesi
40 milimetre dedim 100 milimetre anladı
Elimi çabuk tutmaya bakıyorum. Gençken yaptım yaptım, yoksa
iş benden geçmiş olacak. Aklınıza boy boy çocuk gelmesin altmışında doğuran
var. Ergenliğin verdiği benmerkezcilik, dünya benim etrafımda dönüyor kafasıyla
bir liste yapmıştım. Listemin üç beş maddesinin üzerini silmiş olan ben bu
akşam bir maddeden daha kurtuldum. Sildiğim maddelerden bir tanesi tanımadığım
bir adamla öpüşmekti ki bir iddia sonucunda yapmıştım. Annem duysa bacaklarımı
elime verir. Bu kez annemin bildiği diğer çılgınlığa gelirsem toplu taşımada
beğendiğim bir çocuğa numaramı yazıp vermiştim. Çocuğun bizim okulda olması
evimin dibinde oturması gibi detayları çıkartırsam yine de sonunda ben güzelce
rezil oldum. Amma edepsiz liste diyorsan okuma. Devam edenler bir iki de iyi
şey var tabi. Mesela ilik nakli donörü olmak için kan verdim. Altı yıl geçti
uyan kimse çıkmadı. Yaparken lan ya organ mafyası bulursa diye düşünsem de
12-13 yaşından beri bunu yapmak istiyordum. B akşam üzerinden geçtiğim madde
ise güvendiğim bir arkadaşıma saçımı kestirmekti. Bu iş için AvukatKız ve Sidikli`yi
görevlendirdim. AvukatKızın iş eğitimi dersinde makas becerisi iyiydi, Sidikli mühendis
ölçer biçer güzel keserler diye düşündüm. Yamuk olsa da kıvırcık dalga arası bu saçlarda
fark edilmez dedim. Sonuç yamuk oldu diye diye on santim gitti saç. Ben onlara
4 santim dedim onlar abartısız on santim götürüp bir de rötuş attı. Giden
saçlarımın arkasından yaptığım cenaze töreninden sonra sıra geldi bu saçları
uzatıp ölmeden bir kez de kendim keseceğim. Kökü bende uzar ya diye bir savunma
mekanizması geliştirmiş olsam da, maile düşen mucize saç uzatıyor gibi spam
maillere tıklarım bu gidişle. Kuaförden milimetrik kesim bekleyen bir milletin
çoluğu çocuğuyuz.
Etiketler:
AvukatKız,
ben,
günlük,
kız meseleleri,
kişisel blog,
kişisel post,
saç kestirmek,
sadeceben,
Sidikli
5 Ocak 2017 Perşembe
tabutuma çivimi kalbime masajını yaparım
Neşemi kaybedince yeni yıl yazısı bile kasvet doldu. İçim
kararınca tüm o karanlığı üzerinize salmak istemedim. Noel Baba ile de zaten
aram çok iyi değil. O yüzden kendime küçük istekler koydum hep. Bu yıl ki
hedefim biten keçeli kalemlerim yerine bir paket almaktı ki aldım. Bu yıl hayallerimi
gerçekleştirmek istiyorum. Çalışmayı seviyorum ama ben gezmeyi de seviyorum.
Kendimi bu yıl alanımda daha iyi olmak istiyorken kendime iki adet uçak bileti
aldım. İki günde bir şehir az çok biter felsefesi ile hareket ettim. Hayat
fazlasıyla kısayken kendimi, hayallerimi ertelemeyi bırakıyorum İşmiş güçmüş
yaktım gemileri hak ediyorum bu performansa. Kendime bir seyahat bloğu açmaya
karar verdim. Gittiğim hoşlandığım yerleri yazmak istiyorum. Bu yaz işaret dili
kesinlikle öğreneceğim kafaya koydum. Yaz içinde Sidikli ile bir yurt dışı
planımız var ama hedef Avrupa değil Asya. Pastacılık kursu gibi bir şeyler
düşünüyorum. Ve en önemli kararın buraya yazmadığım için fark edilmeyen bu ölü
toprağımdan bıktım. Ruhum çalınmış gibi. O eki beni o kadar çok özledim ki. Beni
sınırlayan, yargılayan herkesten her şeyden sıyrılmaya karar verdim. Bir yıldır
etrafımdaki herkes beni olmayan kalıplara sokuşturmaya çalışırken izin verdim.
Onlar beni tabutuma koydu ben çivimi çaktım. Buraya yazmak en çok sevdiğim
şeyken, burda kendimi dinlerken kendi sesimi kıstım. Yazarken fark ettiğim
karşıma çıkan beni yabani otlarla kapatmışım. Ama şunu bir kez daha hatırladım,
hayatta yaptıklarımız sonsuzlukta yankılanır. Benim sonsuzluğumun imzası ruhum.
Kendimi buz kalıbına sokmak başıma gelen beni oluşturan her iyi ve kötü
yaşantıma, güldüğüm ağladığım her güne haksızlık. Sizleriniz planınız ne
bilmiyorum ama benim planım o insandan vazgeçmeyen, umudunu yitirmemiş,
hayattan zevk alan o kıza kalp masajı yapmak.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
hayaller,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post,
sadece ben,
Sidikli,
yeni yıl
11 Eylül 2016 Pazar
ne de olsa baba yüreği öldürmez süründürür
Daha iyisi önerilince adamda ne yapsın değiştirmiş. Babam
biz küçükken de küpemizi, künyemizi falan bir iki yılda bir değiştirirdi. Her
yıl okula başlarken ayakkabı almak gibi bir ritüeldi bu da. Bugün babam annemin
beğendiği bir küpeyi almaya giderken Sidikli uyuşukluğunun kurbanı oldu. Bunun
minnacık taşlarından biri düşmüş bir kolyesi vardı. Gözüne bu kadar bakmaz ona
bakardı ama bu o taşın düşmesine engel olamadı. Hazır babamda gidiyorken taşı
ekletsin diye eline verdi. Babamın eline verdiği kolye ile gelen birbirinden
farklıydı. Kuyumcu "abi bunlar yeni model" diye gösterince onu verip hakikaten
daha güzel bir kolye alıp eve gelmiş. Babam düşünmüş, üstüne para vermiş yeni
kolye almış diye alkış toplayacak diye eve geldi ama aradığı Sidikli`ye
ulaşamadı. Ciyak ciyak baba ne yaptın sen diye bağırdı duru. Kolyeyi buna
sevgilisi hediye etmişti. Hala tutamayıp gülüyorum ama bu kaçıncı vukuat. Daha
önce bir bileklik, bir kolye kaybetmişken şimdide kolyesi sabote edildi. Taşına
sahip çıkamadım diye ahlanırken kolyeden oldu. Babam sevgilisinin aldığını
öğrenince gidip geri almak istemese de, Sidikli ağlamaya başlayınca kıyamadı.
Eh ne de olsa baba yüreği.
Etiketler:
babam,
ben,
blog,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post,
sadece ben,
Sidikli
9 Eylül 2016 Cuma
reklam değil asıl mesele vapur
Çalışmak istemeyen bir insanı istediğiniz kadar zorlayın onu
çalıştıramazsınız. Bilgisayarın başında oturur siz geldiğinizde sayfayı
indirir. Bilgisayar gözetliyorsanız, sınırlıyorsanız elindeki telefonla oynar,
milyon defa sigara molası verir, orda burda dolaşır ama o gün çalışmaz. Tatil kafasından
bir türlü çıkamadım desem ilk günden iki saat geç çıkınca omurilik soğanından
vurulmuşa döndüm, dengem şaştı. Bugün içinde çok işim yok diye akşamdan oturdum
işlerimi bitirip patrona bahane bulmak için Sidikli ile kafa patlattık. Regl
sancım çok gelemiyorum dersem erkek kafasıyla bir stop düğmesine basar tamam
der diye düşündüm. Sabah elimdeki birkaç işle ilgili mail attım ardından adamı
arayıp ben işe gelemiyorum dedim. Sebep sorunca da “Ben bugün gelsem de
çalışmam, çalışıyormuşum gibi yaparım. Cidden gelmek istemiyorum" dedim. İlk bir
manyak mısın falan dedi bende “Zorlarsanız regl sancım var diyeceğim” dedim. En son ne halin varsa gör iyi bayramlar gibi bir şeyler dedi. Kovulma falan umurumda
değil açıkçası. Her işi yetiştiriyorken boş boş oturmayı ne seviyorum ne de bu
kadar fazla fazla çalışırken ofise hapsolmak istiyorum. Hava bu kadar güzelken
fırsatı değerlendirmek istedim. Sidikli ile Çengelköy`de kahvaltı yaptık. Peynirli
cevizli ve peynirli soğanlı tam buğdaylı börek favorim Çınaraltı`na
gittiğinizde hemen ordaki börekçiden alıp denemeyen altın olsun. Kalori umurumda
değil derseniz azıcık dolaşıp ordaki çikolatacıyı bulabilirsiniz. Balıkların hafıza
durumu ne bilmiyorum ama inanın yerin adını hatırlamıyorum. Ordan Kadıköy`e
geçip sokaklarda dolandık. Yalnız bu Ali Usta dondurmanın topunu yakında çeyrek
fiyatına çıkaracak belli. Hayır belki ben çok yiyeceğim sürümden kazanayım da
demiyor. Ve son durak Eminönü. Kurukahveci Mehmet Efendi`siz şehir turumu olur
be. Lokumdan çok haz etmem ama kahve aldıktan sonra mısır çarşısında Malatya
Pazarı var orda ki çifte kavrulmuş lokumları deneyin derim ben. En sevdiğim
şeylerden biri böyle o Mısır Çarşısıdır, Eminönü’nün arka sokaklarıdır dolaşmak. Gezi yazarlığına soyunmadım, reklam yapıyorum. Şaka tabi,
asıl mesele vapur. O modern vapurlardan nefret
ediyorum. Ben böyle yanlarında oturma alanı olan vapurlara bayılıyorum. En büyük
zevklerimden biri oraya oturup ayaklarımı demirine uzatmak. Son kalanlarına
dokunanın anlını karışlar, isyan ederim.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
İstanbul,
kişisel blog,
kişisel post,
sadece ben,
Sidikli,
şehir turu
28 Haziran 2016 Salı
taş kağıt öküz
Meğer ben kardeşlerim yok diye sabah akşam onla görüşüyormuşum. Uyuzla Sidikli eve geldiğinden beri eve erken gideyim ne bahane bulsam halindeyim. Kardeşlerimle doğru düzgün görüşemiyorum ne yapayım. Gerçi çalışmıyor olsam evdeki varlıkları onca yalnızlığın üzerine fazla gelir. Geçen sene yazın ya bunlar gitse keşke diye düşündüğüm bile oldu yalan yok. Ancak şu sıralar Joker inişe kardeşlerim yükselişe geçti. Hem kardeşlerim onun gibi hödük değil. İlişkilerde anlam veremediğim yıl gün sayıp dönümüne hediye alma kutlama zımbırtısında fena rezil olan ben üç beş gün sonra olan Joker`in doğum gününde adam gibi bir şeyler almak için oturdum kafa patlattım. Sonra aklıma geçen sene aldığım Star Wars serisinden sonra adam için kafa patlatmak yerine sıkıcılığa boğmak daha iyi olur dedim. Daha önce konuştuğumuz bir ayakkabıyı aldım, sonra yıl dönümünü telafi içinde cüzdan. Hem onunki eskimiş baya işine yarar diye düşündüm. Ama ona göre dürüstlük bana göre hayvanlıkla "Bir cüzdana bu kadar para verilmesine karşıyım" dedi. Lan it benim o cüzdanı bir milyon takside böldürmek hoşuma mı gidiyor. Sırf senin yüzünden aldım onu ben. Donuna kadar para saçan kendisi. Hayır ben çocuğu yanış anlıyorum desem o da değil. Biliyorum azıcık züppe bir tip. Hayatında pazar görmemiş. Üstündeki salak gömleğe 200 lira verip benim sırf onun için aldığım hediyeye pahalı demesi delirtti beni. Ben bilmiyorum sanki pahalı olduğunu. Resmen beni sığlıkla suçladı sonra. Ben kullandığım cüzdanı sokaktan yirmi liraya aldım be. Ben miyim gösteriş budalası. Yazarken bile yine sinirlendim. Joker`i boğazlamamak içinde hafta sonu Sidikli ve Uyuzla seri nostaljisi yaptık. Kurulduk televizyonun karşısına en sevdiğimiz film serilerini izledik. Harry ve Batman bitti, Iron Man yolda. Anlaşamadığımız tek konu çalan kapı falandı onuda hallettik. Annem isme hitaben bile bir şey istese taş kağıt makas yapıp yerimizden kıpırdıyoruz. Gerçi bazen kapıdaki biz turu tamamlamadan gidiyor ya da annem söylenerek kapıya bakıyor ama olsun, bizim ağzımızın tadı bozulmuyor.
Etiketler:
ben,
günlük,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
11 Şubat 2016 Perşembe
gaz sıkışmasıdır o
Türk kadını olmak öyle diğer milletlerden olmaya benzemez. Türk kadını olmak demek, istediğin kadar eğitim al, bilimsel kafada ol, nazar değmesin diye kulak çekip tahtaya vurmak demek. Kara kediyi görünce kendi saçına kıyamayıp benim saçımı çekmek demek. Zaten gece tırnak kesilmez en baba batıllarımız içinde yer almaktadır. Peki siz göbek düşme olayını duydunuz mu? Bu sadece bizim yörede mi var bilmiyorum. Ama bizde karnın ağrırsa bil ki göbeğin düştü. Yoksa hasta olma ihtimalin yok. Apandis, gastrit, bağırsak kurdu, tıbbi olarak ispatlanmış göbek düşmesi falan hikaye. Aslında hepsi göbek düşmesi. Hatta bir arkadaşım onlarda gönek düştü derler demişti. Annemin bir gün boyu karın ağrısının sebebi de buymuş. Gel doktora gidelim diyorum, ben hemşireyim anlarım bu göbek düşmesi diyor. Evet annem hemşire ve karnı ağrıyınca bu göbek düşmesi oluyor. Belki cidden düşmüştür ama bunun aslını hastanede öğrenmek varken, her sancıda göbek düştü demek nedir? Yengemi arayıp göbeği düşmüş mü düşmemiş mi baktırmasını istedi. O ne lan tepkisi verdim bende. Neymiş dua okurken suda iğne batıyor muymuş çıkıyor muymuş ne. Hayır dua okunur da kilometrelerce öteden karın ağrısı çözmek nedir? Arayıp, düşmüş çekilmesi lazım deyince bende ipler koptu. Sonra annem salonun ortasında yattı babam annemin göbeğine soktuğu parmağıyla başladı dönmeye. Dönerken tabi ki 3 kulhuvallah 1 elham okuyorsunuz. Yoksa dön allah dön ne fayda. Uyuz bunun yüzünden iç organları zarar gören hasta örneği verse de bizimkiler durmadı. Hayır cerrahi işlem bile gerekebilir ama bizimkiler iğneyle parmakla çözecek işi. Babam annem etrafında tavafa devam ettikçe biz güldük. Neymiş küçükken benim göbeğim çok düşermiş hatırlamıyor muymuşum. Bu sahneleri hatırlıyorum tabi ki. Ama ben şişko bir çocuk olduğumu da hatırlıyorum. Diyorum çok yemişimdir ondandır, annem diyor çok zıplayıp hopluyordun sonra nazardan oluyordu, yemekten olmaz. Gaz sıkışmış, kabız olmuşumdur diyorum annem "En son bir Ayşe teyze vardı aradık onu, o bir çekti daha da göbeğin düşmedi. O olmasa elimde kalır ölür giderdin." diyor. Elin İngiliz bebeğine nazar değip göbeği düşmüyor, ama bizim düşer. Düşse de fark etmez onlar malum tıp o kadar gelişmiş değil onlarda. Anneme hakikaten şaşırıyorum. Bazen Grinin Elli Tonuna onu götürmedik diye trip atacak kadar zamanı yakalamış olurken (bu da ne zamanı yakalamak ya!) bazen kocakarı tedavisine kadar başvurabiliyor. Hala ortopedistden daha iyi kolunu yerine oturtmuş rahmetli çıkıkçıyı anar. "Daha iyi" kısmı tabi ona kalırsa. Bana kalırsa o kolda minnak bir yamukluk mevcut.
Etiketler:
ailem,
ben,
blog,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post,
kocakarı yöntemleri,
Sidikli,
Uyuz
8 Şubat 2016 Pazartesi
aradığım kaynana annemin içinden çıkmadı
Tük kadının DNA’sında gelin sevmemek var. Tülay’la Caner az çekmediler. İstisnalar var tabi ki ama kaideyi pek bozmuyorlar. Babaannem mesela istisnaydı. Anneme kızı gibi davranırdı. Dedim ya istisna bu. Konuya komşuya bakıyorum hepsi çekiyor. Kaynanaya küsmeler mi dersiniz, tartışmalar mı daha neler neler. Kaynana olmak içinde öyle tutup eve getirmek falan gerekmiyor. Sevgiliyken çektirmeye başlayanlar da çok. Ben hep bir gün bir kaynanam olursa oğlundan çok beni sevsin, çok iyi anlaşalım, dedikodular yapıp eğlenelim istedim. Ama annem Uyuz`un falan kız arkadaşını sevsin istemedim. Gelin görün ki annem içine melek kaçmış şefkatli anne. Kıza bir dünya doluşu yemek yaptı. Elinden gelse suyunu bile kendisi arıtıp verecek. Misafir bir kişilik hazırlanan yemek ordu doyurmasa da küçük bir köyü doyururdu. Bu kadar yemek hazırlamasının tek sebebi de hanım kızımıza Türk mutfağını tanıtmak. Daha önce söyledim mi bilmiyorum ama Uyuz`un sevgilisi İngiliz. Kendisine Sidikli`nin bebeklerinden birinin ismi olan Emma ismini verdim gitti. Emma, bizim ölmeyip de Kate`in tahta giden yolunu tıkayan Elizabeth olsa annem bu kadar hazırlanmazdı. Giydiklerimi beğenmeyi iki kez kıyafetimi değiştirtti. Kızın beni bundan beter hallerimi görmüşlüğü var, koymazdı ona. Gerçi bunu anneme anlatamazdım. Annemin İngilizcesi yok kızında Türkçe`si bir hayli bozuk. Bu sebeple annem her lafından sonra kolumu bacağımı cimcikleyip çevirsene dedi durdu. Kızın İngilizcesi kötü olmasına kötü de annem daha normal konuşsa o da anlayacak. Ama bizimkinin içinden atasözleri deyimler he bir de Osmanlı sözlüğü çıktı. Kadın “Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır.” dedi, sonra beni dürtükleyip çevir diyor. Kıza bizim nadide atasözlerimizdeki metoforları açıklayana kadar canım çıktı. Atasözleri değil mübarek hayvan atlası. İlerde nesli tükenen hayvanların listesini atasözlerinden çıkartırız biz. Annemde nüfus memurluğuna soyunmuşken, bir kütükte gariban hayvanlar için çıkarır. Kızın anne babasının nereli olduğuna kadar sordu anladım da dede falan neydi onu çözemedim. Babam desen zaten çok sevdi kızı. Eh bu saatten sonrada kaynanalık yapmak bana kaldı. Of ama pis cadı çok şeker ve o kırık Türkçesiyle sempatimi kazanıyor.
Etiketler:
ailem,
ben,
Emma,
günlük,
ilişki raporu,
ilişkimin anatomisi,
kişisel blog,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
6 Şubat 2016 Cumartesi
hep birileri ya da hep eksik
Bu hafta sonunu
tamamen birbirimize ayırdık. Cuma günü yağmur çamur demedik üçümüz oyuna
gittik. Ben yine şemsiye kırdım. Sidikli bir daha bana şemsiyesini bok
verirmiş. Ben değil o böyle terbiyesiz konuşuyor. Uyuzun hiç bir yere
sığdıramadığımız bacakları yüzünden önde oturan teyzeden azar işittik. Bir daha
koltuğuna dokunursa kenarda bağdaş kurup yerde izlemek sorunda kalacakmış.
Şimdiki teyzelerde fena. Bizim zamanımızda tonton şekerdi. Şimdikiler kırmızı
ojeli cadılar. Ama ben biliyorum benim annemde yirmi seneye böyle olacak. Hafta
sonu hiçbirimizin dışarı çıkmayacağını öğrenince elimize toz bezi, vilada süpürge
tutuşturdu. Sonra vilada güzel almıyor deyip tüm yeri dizlerimin üzerinde
sildirdi. Haspam ıslak kalmasın diye birde kurulattı. En azından temizlik için
anneme bahane veren Uyuz kurulama beziyle gezinen. Anlasın elinde bez yer
silmek nasılmış. Annem bahane bulmakta şu zamana kadar hiç sorun yaşamadı.
Manyakça temizlik bahaneleri var. Misal siz yere iki damla çay dökersiniz o tüm
evi sildirir. Bu seferki bahane ise Uyuz`un kız arkadaşı. Aman kıza ayıp
olmasın diye diye yerleri yalattı bize. Bir gün önceden en ince ayrıntısına
kadar pişirilecekler planlandı. Saçımızı bağlatıp sara sardırdı. Pazar gün ki
yemeğe o kadar odaklandı ki cumartesi günü için aç kalacağımızı anca karnı
acıkınca fark etti. Ev hanımı olmak zormuş. Onca işi yaptıktan sonra ben olsam
hiç bir zaman yemek falan yapmam. Gerçi annemde o hakkını kullanıp he birlikte
yemeğe çıktık. O kadar uzun zaman olmuş ki ailecek yemeğe gitmeyeli özlediğimi
fark etmemişim. Hep birileri varmış ya da hep bir eksikmişiz. Birlikte gülmeyi
özlemişim. Babamın susup susup söylediği yılın ikonu olacak laflarına gülmeyi çok
özlemişim. O an fark ettim ki ben evlenmek falan cidden istemiyorum.
Evlilik yeni bir aile demek ve ben hiç bir şey için ailemden vaz geçmek
istemiyorum. Umarım Uyuz`la Sidikli`de evlenmez. Gerçi Uyuz o kıza çok aşık.
Sidikli`de sanırım Gevşek`ten çok hoşlanıyor. Daha küçükler diyorum ama onların
aşık olup benden ayrılmalarını istemiyorum. Uyuz o kızdan beri doğru düzgün eve
bile gelmiyor. Geldiğinde geç gelip, erkenden gidiyor. Sarma sarmaktan beynim
yandı sanırım. Elim kolum tutmuyor ama hala aklım fikrim yarın annemler kızı
sevmezler inşallah`da.
Okuyan varsa not: Şu dizlerin
kırmızılığını geçircek bir şey biliyorsanız yoruma eklerseniz sevinirim.
Acıyorlar.
Etiketler:
ailem,
ben,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
20 Ocak 2016 Çarşamba
vicdan zarardan dönmeyi kabul etmez
Hayatıma insanların karışmasından nefret ettiğimi söyledim.
Bana nasihat akıl vermeyin olanla idare ederim dedim. Ama uygulamada ben bolca Sidikli
ve Uyuz`un hayatına müdahale ettim. Bazen bilmeden, bazen bile isteye. Babam Sidikli`nin
erkek arkadaşıyla inovasyonda tanıştı. Ben Gevşek onun sevgilisi diyene kadar
da kiminle tanıştığının bile farkında bile değilmiş babam. Ben kimliğinden
haberdar edince de adamın verdiği ilk tepki “Ayrılmaz mı bunlar?” Tüm ekiple
tanışıp bir bunu sevememiş, o da kızının erkek arkadaşı çıkmış. Benden sevgilisinden
ayırmamı istedi. Saçmalama, o nasıl söz dediğimi zannediyorsanız beni cidden
tanımıyorsunuz demektir. Hemen üstüne zıpladım, vicdanıma da “Baban istiyor,
sus otur” dedim, ağzına lafı tıkadım. Her zamanki ben hızlı davranmak yerine
bana sağlam bahaneler veren hareketlerini yavaşça Sidikli`nin bilinçaltına
ektim. Manipüle etmek yıllardır istemli istemsiz yaptığım şeydi sonuçta. Kaldı ki
zaten yaparken bunu, babamdan sonra kendime de itiraf etmeye başladım. Ben sevmiyordum,
kardeşimde sevememeliydi. Kaldı ki kardeşimi üzme potansiyeli yüksek bir adam
da değil ki, düşmanlık besleyeyim. Bizimkini resmen el üstünde tutuyor. Ben sevmiyordum
ya ila bir bokluk çıkmalıydı. Sonra bir şey daha fark ettim. Bilgisayarcı ya ne
kadar kızsam da aslında haklıydı. Niyetim onları mutlu etmekken, cidden anne
gibi davranmaya başlamışım. O kadar ki benden önce hep onlar oldu. Ben
Sidikli`ye erasmus sınavına gir, her ihtiyacını karşılarım derken o karşıma
geçip ”istemiyorum” dediğimde deliye döndüm. Kimsenin ona böyle bir fırsat
vermeyeceğini, hiçbir derdi olmadan dersleri bile umursamadan gezmesini
isterken onun salaklık yaptığını söyledim. Ama tek salak benim. Onları kendimden
önde tutup, her istediklerini anında alıp, benim doğrularımla yaşamaları için zorlayıp,
benim onlar için mutlu olacakları gelecekleri seçmelerini bekledim. Benim doğrularımla
yaşayamazlar. Onları sevmem onlar adına seçimler yapmam anlamına gelmiyor. Onlara
ve kendime aslında çok büyük kötülük yapmışım. Kendime ihanet etmişim. Yapmam dediğim
her şeyi yapıp, kişiliğime ters düşmüşüm. Hala inanamıyorum ben bunu nasıl
yaptım. Şimdi değilse bile Sidikli o Gevşek denen çapsızdan ayrılırsa resmen
vicdan azabı çekeceğim. Sidikli`nin hatta Uyuz`un mutlu olma potansiyelleriyle
kumar oynadım. Pişmanım. Peki zararın neresinden dönsem kar mı hala?
Sidikli`nin okumasına karşı not: Umarım okumazsın. Aklına gelirde
okumaya kalkarsan ve ablanın sürtük bir cadı olduğunu bir kez daha fark edersen
pişman olduğumu da bil. Samimiyim.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
hayata müdahale etme,
kişisel blog,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
5 Aralık 2015 Cumartesi
rusişleri bakanı Sidikli
Dün işten sonra kız kıza dışarı çıkalım dedik AvukatKız`la.
Sidikli`de ilgilenenler bilir İnavasyon Haftası sayesinde okulda çalıştığı
projelerden biri için sponsor avına geldi. Salak okulun altın kuralları
yüzünden İstanbul`da evinde kalacağına okulun zorunlu tuttuğu otelde kalıyor.
İki gün kardeşimi göreceğim onunda önüne okul geçti resmen. Sidikli`nin
sevimsiz sevgilisi Gevşek`in annesi Sidikli için kitap imzalatmış. Şu Kafes var
ya hani şu aman çok tatlı yazar diye milletin adam Türkiye`de iken instagramda
resim paylaşıp nispet yaptığı yazar. Bir de piyango bileti alıp göndermiş. Resmen
kızın gözünü boyamaya çalışıyor. Evet, evet çocuktan hoşlanmıyorum diye anasına
çamur atıyorum. Ama Sidikli benden çok kimseyi sevmesin istiyorum. Operaya
bilet almış oğluyla gitsin diye. Elitlikten ölüyorsun ama o çapsız oğlunla
bizimkisi ancak lol turnuvasına gider, anası operalarda gezse kaç yazar. Ay bak
yine sinirlendim. Dünde aynen böyle sinirlendikçe bir tane daha içelim, bir
tane daha derken AvukatKızı sarhoş etmeyi başardım. Bende tık yok, bir çakır
keyiflik bile ama Sidikli ve AvukatKız biz dövme, prising yaptıracağız diye tutturdular.
Yok dedim olmaz dedim, açık yer yoktur dedim dinlemediler. AvukatKız birde
tutturdu Atlas Pasajındaki dövmecide olmazsa olmaz diye. Gittik baktık hala
açık, bu kez bizimkiler başladı pazarlık yapmaya. Şeker gibi adama en son saç
yolduruyorlardı. “11.20 de açık yer bulmuşsunuz, ne pazarlığı?” dedi adam ama
gel de bizimkilere anlat. Hayır, mekandakiler ve ben gülme krizine girdik
bunlar yüzünden. Prising yaparken de adam videoya aldırdı. Neden müşteri
kovuyor diye suçlanmak istemiyormuş. Zaten AvukatKız “içince acımaz sanmıştım”
deyince dövme yapmayı adam reddetti, bizimki tutturdu. Adam ayılınca gel deyip
çekti gitti. Bizimki de diğerlerine güvenemeyip minnacık bir dövme yaptırdı.
Annenle babanı ne yaptın onca saat derseniz, son otobüsü kaçırdık Sidikli`nin
arkadaşları gelsin diye bekliyoruz dedik. Gerçi doğruluk payı var. Sidikli`ye
sevgili ara gelsin asın seni biz eve gideriz o gelince diyorum adam meyhanede
arkadaşlarıyla diye kalkamazmış gelsin dedi. Lan it bu kız senin sevgilin ne
demek gelemem ya. Kimse kusura bakmasın, prenses sendromu falan demesin ama o
kızın gelip alınması gerektiğini düşünüyorum. Ne demek ya sen gel.
Dayılanmasını biliyor oraya gitme, burdan geçme, onla konuşma. Ama paşam iki
adımlık yere kızı almaya gelmedi biz bıraktık. Yazın konserde de bize taksiye
kadar eşlik bile etmemişti. Ya bu adam bu kızın sevgilisi nasıl bu kadar rahat
olabiliyor. Ay bilmiyorum sinirlerim zıpladı. Zaten son paramızı dövmecide
bırakıp, Sidikli`ye de son kuruşuma kadar verince AvukatKız`la yedi lira ile
ortada kaldık. Kuzu kuzu Joker`i aradım geldi aldı bizi. Yalnız yedi lira
paramız kaldı dediğimizde mal mısınız bakışı atıp “Neden para çekmediniz?”
dedi. Benim bankada kuruşum kalmadı da AvukatKız`a sen çek niye demedim
bilmiyorum. Kafan güzel demeyin eve gelip annemle iki saat lak lak ettik, anlasa annem anlardı. Sabahta babamın zoruyla
erkenden kalkıp kongre merkezinde aldık soluğu. Hocamda Amerika`dan bu organizasyon için
dönmüş. Adam tüm günümü kitledi yine. Ay birde cumhurbaşkanı geldiğinde
kalabalıkta ezildim asabım bozuldu. Sanırsınız rock yıldızı. Milletteki bu
adama ulaşma isteğiyle, ergen kızların Justin Bieber konserinde üst üste çıkmasıyla
aynı geliyor. Bizim Sidikli proje için adamla baya sohbet etti kız da nasıl bir
umursamazlık varsa kırk yıllık dostuyla konuşur gibi umursamazdı. Kaldı ki en
olması gerekende bu. İnsanların mevki sahibi kişilerin yanında şekilden şekile
girmesine sinir oluyorum. El ayak öpme moduna geçenlere ise uyuz oluyorum. Zaten
Sidikli`ye göre beş dakika daha konuşsalar adam Sidikli`yi Rusişleri Bakanı
yapacakmış. Sidikli Putin`le görüşmesi halinde bırakın okul projelerine destek
verecek kişi bulmayı, doğalgazı tüm ülkeye bedava alabileceğini düşünüyor. Sen
sevgilini daha getirteme ama bedava doğalgaz al. Sidiklim be özgüvenin bence
götünde patladı senin.
Kurşun Dökmesini Bilen Okuyanıma: Sidikli`nin otelden gelesi beklerken, AvukatKız dürüm
yiyelim dedi ben tam girişinde yeri öptüm. Düşmeden çok uzun zaman
geçiremiyorum sanırım ben. Hayrınıza bir okuyun, kurşun dökün be.
27 Eylül 2015 Pazar
papaz bulun günah çıkartacağım
Mavi gitmeden önce son kez buluşalım dedik. Bayram boyunca
halasında kaldı son günü anne baba eli öpmek için dönüyor diye dün akşam buluştuk. Allah`tan çalışkan
bir kız değil de kalan derslerini vermek için sınavlara falan gelecek. Ev kalabalık
demiş miydim? Amcamlar geldi. Koca yazı birlikte geçirdikten sonra daha fazla
bir arada olmak istemediğimi anladım evden kaçtım. Bende de böyle. Bir insanla gereğinden fazla görüşünce
bıkıyorum. Yazın yazlıkta birlikte kaldık bana yetti. Bursa`ya dönünce zaten
yine her gün annem sağ olsun yemle boyna bir aradaydık. Ben insanlarla aynı eve
girene kadar iyi anlaşıyorum. Her dakika dibimde olunca insanları sevemiyorum.
Kaldı ki bu durumdan Sidikli`de mustarip. Kişisel alana taciz edilmeye
başlanınca biz kaçıyoruz kardeşimle. Sidikli uçuştan gelen Hostes`e ben
arkadaşlarıma kaçtım. Nasıl daraldıysam bir buçuk yıldır ağzıma bira sürmeyen
ben içtim. Sevemedim şunu bir türlü. İlk biramı Forvet doğum günümde sürpriz
yaptıklarında içirmişti zorla. Alkol koklanmaz ama ben koklamadığım şeyi içmem
demiştim. Besmele çekip ilk alkolünü deneyen tek insan olmamı hatırlayıp bolca
güldüler. Öğretmenle ilk defa rakıyı denediğimiz de millete dönüp ya bu çok
tatlı demiştim tabi bunu da unutmamışlar. Bende nasıl bir tat tomurcuğum varsa
artık. Dönüşte baktım saat daha on buçuk Sidikli ile döneriz diye Hostes`e
geçtim ama annemden çoktan izin almışlar, açımdır diye pizza söylemişler,
önlerinde birer kase çekirdek çitliyorlar. İkisinin de dudağı tuzdan büzülmüş,
sevimsizleşmiş. Çekirdek üzerine bira iyi gider deyip birayla başlayıp,
Hostes`in aldığı likörleri denerken bulduk kendimizi. Evet oyunu oynarken
sanırım kızlar fazla hızlı gitti. Her soruda kafaya diklemek zorunda olursan
sonun böyle olur. Meğer ne edepsizmişiz de farkında değilmişiz. Annem bilse
Nasa`yı arayıp uzaylılar kızlarımla yer değiştirmiş der. Ama o an annem aklımda
mıydı derseniz hayır? Gecenin o saatinde bangır bangır müzikle dans eden
Sidikli mi dersiniz, masumca dişlerini fırçalayan benim yanıma girip utanmadan
çişini yapan Hoste mi dersiniz. Annem bırakın sarhoş olduklarını birimizin
alkole dilini sürdüğünü bilse ağzımıza klozet muamelesi yapar. Hayır neden
böyle gürültülü aktivite yoluna gidiyorlar ki. Sarhoş kız dediğin eski
sevgilisi falan arayıp, ağlayıp zırlayıp yatmalı bence. Bizimkiler bırak eskiyi
hatırlamayı şimdikileri bile hatırlamadılar. Ve neden hep ben uslu kızım,
toplayanım. Bir kez rolleri değişsek olmaz mı? Hep Sidikli gidiyor diye efkarlı
olan benim. Yine yalnız kalacak olan da benim.
Anneme Not: Anacığım sen Allahtan bloğumu okumuyor ve bir
habersin. Papaz mıyım ben ne diye günah çıkartıyorsun derdin okusan ama anne
pişmanım sana verdiğim sözü tutmadığım için ama bil ki bir tek bunu tutmadım.
Ama cidden bak kırk yılda bir içiyorum.
10 Ağustos 2015 Pazartesi
bakın biz ne kadar mutluyuz
Toplumumuzun bazı gerçekleri var. Kadın her halükarda
dedikodu malzemesi. Ben kimseden duymadım erkeğin faişesinden bahsedilip
kınanırken. Kadın içinse söylenen çok şey duydum. Kaldı ki bunu daha ziyade bir
kadından duyduk. Hiçbir kadın yoktur ki hemcinsine en basitinden kaşar demesin.
Ben dedim. Bunu nefret ettiğim birine kızdığım zamanda dedim, açıkçası gülüp
eğlenirken Munzur bir tavrından dolayı kız kardeşime ya da bizim kızlara da
dedim. Ama demeyle deme arasında fark var. Buralara nerden geldiniz derseniz
Sidikli`den. Şu araba projesi yüzünden gittiğinden beri annemle çatışma
halindeler. Sevgilisi ile çektirdiği fotoğrafları instagrama koyduğunu annem
fark edince ise işler iyice çığırından çıktı. Annem sevgilisi ile çektirdiği
fotoğrafları sosyal medyada yayınlamamasını istedi. Sebep olarak da ilerde
ayrılmaları, hayatına yeni insanların girmesi halinde görenlerin dedikodu yapma
potansiyellerini öne sürdü. Sidiklinin annemi geri kafalılıkla suçlamasıyla son
buldu. Olaya karışmak istemeyen ben ise sonunda bulaşmış oldum. Yaptığım sadece
annemi de anlamaktı. Toplumun garip huylarına kadına olan baskısının
farkındayım. Dur denmesi gerektiğini de düşünüyorum ama bir gerçek var ki
annemde bizi korumaya alışıyor. Tüm o laflardan. İstediği sadece bir iki
fotoğrafı kaldırmasıyken bu şekilde kız kardeşim dahi olsa suçlanmasını doğru
bulmuyorum. Kaldı ki oturup uzlaşmak yerine neden kavga edelim ki. İki gün
sonra Sidikli kendisi kafaya takıyor şunu dediler bunu dediler diye. Hayır
annem ya öyle düşüncesiz geri kafalı biride değil. Sadece insanları biliyor
işte ve yıpranmamızı istemiyor. Sidikli`de haklı. Sustukça insanın üstüne daha
çok gidiyorlar ama bu anneme dediklerini affettirmez. Aynı kadın onun için her
şeyi yapan. Ama Sidikli annemle babam görmedikleri sürece bir şey fark etmez
dediği noktada işler gerildi. Ne yani annem babam görmezse istediğimiz haltı
yemekte özgür müyüz? Bu özgürlükle kast ettiğim yani onlar görmüyor bilmiyor
ise dünya görsün umurumuzda olmamalı mı? Ya babam ilişkisini biliyor, despot
bir adam gibi ayrılacaksın görüşmeyeceksin demiyor. Gayet medeni davranıyorken
bu kız bu adamı neden kandırma yoluna gidiyor. Bu bence direk arkadan iş
çeviririm annemle babamı ayakta uyuturum demek ve bana göre değil. İşte Sidikli
ile tartışmamız burdan çıktı. Sonra “Sen üç gündür tanıdığın adamla tatil
yaptın sesimizi çıkarmadık bu arkadan iş çevirmek değil mi?” dedi. Teknik
olarak Joker`le tatil falan yapmadım. Sadece olaylar spontane gelişti. Savunmam
buydu ama şimdi ailemden sakladığım için üzgünüm. Ama kendi kafamda
oturtamamışken söylemek ne bilim doğru gelmedi. Ama vicdan azabı ile
cebelleşeceğime aileme söyleme karar verdim. Tabi İzmir`den hala bahsetmeyi
düşünmeyen iki yüzlü tarafım var ama hala özelin özel kalması taraftarıyım. Ne
yani davul zurna alıp herkese illa bildirmeli miyiz? Bu yediğin yemeyi çekip
koymak kadar itici.
Etiketler:
ben,
günlük,
Joker,
kız kardeş kavgası,
kişisel post,
Sidikli
10 Haziran 2015 Çarşamba
bir arabayı kıskanmadığım kalmıştı
Sidikli`ye bir şeyler oldu resmen. Günde on kez arayan hatun
artık ne arıyor ne soruyor. Yapa yalnız kaldım resmen. Kızların hepsi tez ve
sunumlarıyla uğraşıyor. Hostes tatile çıktı adını ilk defa duyduğum garip bir
şehre gitti. Dahi ise SarıKızla ayrıldılar onun sinirini yaşamakla meşgul.
Zaten onların ayrılığı yüzünden ayrı stres yaşıyorum. İkiside arkadaşımız ve
ayrıldıklarını bir tek ben biliyorum. Biz birlikteyiz dedikleri ilk gün
demiştim onlara halbuki ayrılırsanız haber vermeyin araya sokmayın beni demiştim.
Bunlarsa boktan bir sebeple ayrıldılar. Siyaset. Ciddiyim. İkisi oldukça farklı
görüşlere sahipler ve seçimlerden sonra telefonda birbirlerine girip
ayrılmışlar. Aferin yani onlara. Şimdi ikisi ayrı yerlerde depresyon
yaşıyorlar. Sidiklime gelirsek anlatmadım ama uzun zamandır bir erkek arkadaşı
var. Çocuk için beyni olan kaslı diyor. Bizim kız ve maymun iştahını
bildiğimden kısa sürer dedim ama tahmin ettiğim gibi olmadı. Çocuğu da hiç mi
hiç sevmiyorum. Annemde hoşlanmıyor kaldı ki ondan. Bir davranışından mı falan
derseniz benimkisi şu meşhur ilk görüşte sevmediğim insan kategorime girmesi.
Ama anneminkisi tamamen sakala dayalı. Çocuğun saçına sakalına taktı. Anneme
kalsa tüm erkekleri oturtup damat tıraşı yapar. Çocuğun fotoğrafını gördüğü
andan itibaren de çocuğa taktı. Annem takıp laf ettikçe, ben sevmedikçe
Sidikli`de daha çok bağlandı. Bizim kız çabuk bıkar bundan dedik ama öylede
olmadı. Hatta babam bile dedi. Baba? Evet babamda biliyor. Annem öğrenir
öğrenmez yumurtlamış. Daha bizim kız flört aşamasındayken. Annemler şehir
dışına çıktıklarında babam Sidikli`nin hal ve hareketlerinden şüphelenip
sormuş. Annemde hemen biri var demiş. Babam üstüne hemen beni sormuş. Sonrada
derin bir nefes alıp “İyi bari Lady`nin sevgili yok. Sidikli`nin hevesi geçince
bırakır. Lady aşık olursa yandık. Zor ayrılır.” Demiş. Hayır babama çok mu
psikopat gözüktüm anlamıyorum ki. Tamam hoşlandıysam gerçekten kolay kolay vaz
geçemiyorum. Bay Uzun`a hala aşık mıyım sorguluyorum. Ama babamın kızlarını bu
kadar iyi tanıması da hoş değil hani. Adamda zaten mantık şu. Lady bir okul
daha okusun. Sidikli`nin dört yılı var. Sonra yüksek lisan yaparlar. Annem ne
zaman evlenecekler deyince de “kızlarımın aklına boş boş düşünceler sokma”
diyor. Ama bu akşam anladım ki babamda benim gibi Sidikli`ye takmış vaziyette.
Birinci sebep çocuğu hala terk etmedi ve ben hala ondan hoşlanmıyorum. İkinci
sebep artık benimle eskisi kadar sık konuşmuyor. Hatta bizimkilerle de. Annemle
babam oturup bunun sebebinin o çocuk olduğuna karar verdiler. Üçüncü sebep
sabah akşam o salak arabayı yapmak için uğraşıyor ve vakti kalmıyor. Tamam
bende isterim ülke bilimle uğraşsın güneş enerjili elektrik enerjili arabalar
yapılsın. Ama bunu mümkünse Sidikli yapmasın. Çünkü yapayalnız kaldım. Dışarı
çıktığın, etrafında olan insanlar senin yalnız kalmanı engellemiyor. Duygusal
açıdan bir şeyler paylaşabileceğim insanların hiçbiri yok. Asıl yalnızlık bu.
Tüm derdi mi sıkıntı mı bende gelip buraya yazıyorum. Bende isterdim arayıp
Sidikli`ye anlatmak ama atölyedeyken telefonu açmıyor. Güneş enerjine de
arabana da…
Sidikli`ye Not : Olurda bu yazıyı okursan kızmadan önce derin nefes al. Orda annemlerlesin asıl yalnız olan benim demeden önce bir nefes daha al. Sonra ablanın sana ne kadar ihtiyacı olduğunu hatırla kızmaktan vaz geç.
Etiketler:
ben,
günlük,
ilişkiler,
kişisel post,
Sidikli,
yalnızlığım
29 Nisan 2015 Çarşamba
derdini özet geç bana da yazık
Okulu, stajı astım. İş için aradılar, mail attılar müsait
değilim, şuradayım buradayım eve gidince dönerim dedim dönmedim. Sekizde kalkıp
yataktan on ikiye kadar çıkmadım. Bir haftadır elimde sürünen kitabımı bitirdim
böylece. Bütün gün evin içinde boş boş takıldım. Tabi bunu yaparken düşündüm
de. Ne beni mutlu ediyor, ne den hiçbir işi yetiştiremiyorum, insanlara nasıl
davranıyorum, aksattığım şeyler konusunda konuşan vicdanımla sohbet muhabbet.
Anlayacağınız yedim içtim, aylık muhasebemi tamamladım. Sonuç pek iç açıcı
değil ama toparlarım ben. Yani öyle umuyorum. Sidikli gene gidecek ve kondansatör
lazımmış. Basit bir şey değil mi? Ama yok. On on beş elektrikçi, elektronikçiye gittik.
Değerler tutmadı, yok dediler ve biri de o ne dedi. Elektrikçi ama kendini
bakkal sanıyordu sanırım. Herkes şurda vardır dedi. Ama şurda dedikleri yeri
bulamadık. Yol sorarken de bir sürü manyakla diyalog kurup arkalarından dalga
geçtik. Kondansatör satan yeri bulduk sonunda ama bu kez de adam öğretme
aşkıyla yarım saat bir sürü devre gösterdi bizim kıza. Sidikli devre dinlerken
bende İkizi dinledim. Telefonda iki saat sümküre sümküre ağladı. Tamam
anlıyorum zorda iki kelime edip on dakika ağlamak nedir? İçim öldü. Acı çekiyor
evet ama daha öncede aldattı, ne diye eziyet ediyor diye ağladıkça ben kriz
geçirdim. Daha çok konuşsa daha az ağlasaydı keşke. Tamam biliyorum ne kötüsün,
iki dakika teselli etsen ne olur diyorsunuz ama katlanamıyorum ne yapayım.
Gelen giden derdini anlatıyor. Beynim Sikildi resmen. Üzerine bizim ekiple
kahve içelim dedik, tabi bende surat beş karış. Keyif mi kaldı. Sidikli sebebi
söyleyince NilKuşu döküldü. Bay B ile karşılaşıp duruyormuş beni sormuşmuş.
Hani şu delice hoşlandığım, sonra avucumu yaladığım B. Geçen de hayatımda biri
olup olmadığını sormuş it. Ben onu hiç arkadaşlarına soruyor muyum? Hayır.
Sende sorma. Merhaba de geç. Hatta onu bile deme. Sinirlerim fena halde bozuk. Erkeklerden
de sanırım şu ara nefret ediyorum.
Etiketler:
Bay B,
ben,
dert,
günlük,
kişisel post,
manyak insanlar,
Sidikli
24 Nisan 2015 Cuma
ben yine yeniden hep sizi seçerdim
İstanbul hani iki ayrı kıtada ya, o yüzden bana hiç aynı
şehirmiş gibi gelmiyor. Gerçi aynı yakada olan yerler bile bana şehir dışı gibi
geliyor. Oturduğun yakada okul kazandın kazandın, yoksa ya yollarda
sürünüyorsun ya da eve falan çıkmak zorunda kalıyorsun. İstanbul`da iki semt
arası gidiş süresiyle, başka yerlerde şehir değiştiriliyor. Bu kadar yakınma
sebebim Sidikli gitti başka şehre, Uyuz burda kalsın diye dil döktüm, dualar
ettim. Burda kaldı da ne oldu karşıda kazandı okulu. Git gel zor oluyor dedi
eve çıktı. Sonra eve sürekli gelen adam elini ayağını çekti. Kardeşimle
ayaküstü görüşür oldum. İkisi de yokken kendimi çok ama çok yalnız
hissediyorum. Bir reklam vardı. Reklamda arkadaşlarımızın kendi seçtiğimiz
ailemiz olduğunu söylüyordu. Çok hoşuma gitmişti. Haklı da bulmuştum. Ama dün
fark ettim ki o ikisi kardeşim olmasa da benim kendim için seçtiğim ailem
olurlardı. Üçümüzde mükemmel değiliz, bir sürü kişilik problemimiz var. Ama bir
araya geldiğimizde birbirimiz için mükemmeliz ve güçlüyüz. İşte bu yüzden dün
yorgunlukla uyuya kaldığımda kucaklayıp yatağıma götüren Uyuz`u gördüğümde ben
kalkmadan ortadan kaybolur diye kortum. Sabah erken kaldır sabah dersim var
diye saçmalamışım, resmi tatil olduğunu unutarak. O leyla ben leyla sabah altı
buçukta dürttü. Gerçi onun derdi sohbet etmekmiş. Kaydım kenara yanıma uzandı. Tekrar
uykuya dalıp, dünyayı ele geçiren robortları yok etmeye devam edecekken “abla”
dedi. Bu kırmızı alarm demek. İkisi de bana abla demezler. Tabi bir şey isteyeceklerse,
başları beladaysa, dertleri varsa durum değişir. Robotların dünyayı ele
geçirilmesinden daha korkunç bir şey varsa o da ikisinden birinin bana “abla”
demesi. “Aşık oldum” dedi. Meğer haftalardır eve daha az gelmesinin sebebi
oymuş. Vay be dedim, resmen elin kızı pabucumu uzaya fırlattı. Ama kafama denk
gelen Sidiklinin attığı yastık oldu. Onsuz dedikodu yapılmaz tabi. Bizde fizik
kurallarını zorlayarak tek kişilik yatağa annemin tabiriyle üç eşek sığmaya
çalıştık. Uzun zamandır bir araya gelip sohbet etmemişiz, çenemiz düştü ve ben
bunu çok özlemişim. Kızın üçüncü dereceden kuzenine kadar öğrendikten sonra
kahvaltı hazırlamaya kalktık. Annemlere sürpriz yapacaktık ama o kadar gürültü
yaptık ki komşular bile uyandı, annemler numaradan şaşırdı. Ben bu ara taktığım
üzere pankek yaptım, Uyuza sigara böreği sardırdık ama kol böreğine daha çok
benzedi. Sidikli masayı hazırlarım dedi ama sürekli kaytardı. Bir orduyu
doyuracak kadar hazırladığımız kahvaltı tam iki saat sürdü. İki demlik çay
bitti. En son sömestrda hep birlikte kahvaltı yaptığımız için özlemişiz. Keşke bir
kardeşimiz daha olsaydı. O zaman annem, babam ve ben bu kadar yalnızlık
çekmezdik. Annemde evden masayı toplamadan kaçan çocuklarına bir tane kaçmayacak
çocuk eklemiş olurdu. Bütün gün şehri gezdik, eğlendik. Akşamda biletler satışa
çıkar çıkmaz aldığım Efes maçına gittik. İyi ki geceden almışım çünkü ertesi
gün bizimkilerden almak isteyenler bilet bulamadı. Hemen tükenmiş geriye 190
liralıklar kalmış. O kadar para bizde ne gezer tabi. Tabi ilerde para yer para
sıçarsam neden almayayım. Ama şimdi o parayı ben üç taksit yaparım. Tabi altı
varsa daha makbule geçer. Basketbol ekibim var ya hani, onlarda almıştı ve
yenildiğimiz için yıkıldılar. Tamam bende çok üzüldüm ama Madrid`te
gidemeyecektik. Sen o kadar takip et, maçlara git, demiyorlar ki gel Madrid`e
de biz seni götürelim. Hep biz mi destek olacağız, azıcıkta onlar olsun. Aman boşverin
bunları, yine saçmalıyorum. Önemli olan uzun zamandır bir şeyler yapmadığım
kardeşlerimle ben bugün harika vakit geçirdim.
Etiketler:
ben,
Efes aşkına,
günlük,
kardeş,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
22 Nisan 2015 Çarşamba
hepsi maydanoz için
Herkesin pazartesi sendromu var benimse Çarşamba. Dört yıllık
üniversite hayatımda her dönem Çarşamba günleri sekiz buçukta dersin oldu. Bu
dersler beşten öncede bitmedi. Bu dönem dörtte bitiyor diye sevindim. Düşünün
bendeki mağduriyeti. Bu Çarşamba ise hocanın bir toplantısı var diye yarım
saate bitti son dersim. Geleneksel Çarşamba basketbol günlerini iki saat öne
çektik. Hatta daha sabah gelen Sidiklimi de çağırıp deli gibi eğlendik. Eve dönerken
bunca sporla giden kalorileri geri kazanmak için Pasta Sanatıdan macaron aldık.
Çok seviyorum ya böyle renkli renkli. Mutlu mesut eve dönerken elinde
poşetlerle sokak arasından çıkan teyzeleri gören Sidiklinin aklına dahiyane bir
fikir geldi. Pazara gidelim. En son çocukken gitmiştim sanırım. O zamanlar
anneme yalvarırdık gitmek için götürmezdi, bizi evde bırakırdı. Resmen cümbüş
yeri. Her yerden bir “Gel abla!Gel gel"sesi yükseliyor. Millet bir şeyler seçiyor.
Baya eğlenceli bir ortam. Anneme bir şey lazım mı diye aradık, annem vurmadı
öldürdü. Bir de elli bin defa “Aman çantanıza dikkat edin. Cüzdanını
çaldırırsın bak. Telefonunu çantana koy.” Çantayı çalınca sanki telefonu
bırakırlar. Ama annem yaklaşık yedi dakika boyunca tembihlerinden bizi mahrum
etmedi. Sonunda telefonu kapatınca semiz otlarına, nanelere, fesleğenlere
kavuştuk. Ot ağırlıklı bir alışveriş yaptık. Annem bizi meğer baya ot sever
yetiştirmiş. Semiz otuyla meğer ne büyük aşk yaşıyormuşum. Yalnız meyve sebze
seçme konusunda eksiklerimiz varmış onu fark ettim. Patlıcanı nasıl seçmem
gerekiyor bilemedim mesela. Ablanın birinden rica ettim, kadın baya profesyonel
anlattı. Bir iki kendi seçti, sonrada bana seçtirtip doğru anlamışmıyım baktı.
Sonra gülüp “Öğretmenim ben meslek alışkanlığı” dedi. yalnız şunu anladım hayat
cidden pahalı. Her şeyin kilosu dört lira beş lira. Ben en son çocukken pazara
gittiğimde domates beş yüz bindi. Eski para vardı, o kadar olmuş hani. Tek maaşla
ve bu sadece asgari ücret olanlar nasıl yaşıyor? Adamlar mucizeye imza
atıyorlar bence. Adamlar o parayla ay çıkarıyor, biz üç beş sokağı aklımızda
tutamayıp çıkamadık, kaybolduk. Abla kardeş azıcık salağız. Zaten akıllı olsak
o yorgunluk üstüne oraya girmez, annemi istekleri için aramaz, bu kadar şeyi
tükenmiş kollarla taşımaya kalkmazdık. Ama azıcık akıl olsa bende sırf Sidiklinin
maydanoz aşkı uğruna geri dönmezdim. Sonuçta kural ihlali yüzünden ceza
niyetine onu potaya asmadılar.
Not: klavyede parmaklarım zor olsa da şu yazıyı yazabildim. Eğer
birkaç yazı okuyup yorum yapabilirsem başarılı, Sidiklinin saçlarını öremeyi
becerebilirsem süper, belgesel geleneğimizde uyumayı başarabilirsem de muhteşem
bir insan olarak tarihe geçerim ben.
18 Nisan 2015 Cumartesi
kendimi beyaz severim ben
Kadınlar birbirini çekemez. Ama kadınların yaptığı en iyi
şey örgütlenmek. Bu örgütlenme özellikle kuaförlerde mevcut anladım.
Çocukluğumdan beri annemin kuaförüne giderdim. Kadın saçların güzel der kesmez
örüp gönderirdi. Ben saçlarımı kes arkadaşlarım saçları kısa diye ağlarken,
annemle o kahveyi içip fala başlamış oluyor. Sonra değiştirdim kuaförü. Kadın
baya kırıldı ama ne yapabilirim. Sidikli`nin bir arkadaşı tavsiyesi ile gittim.
Adam biraz fazla konuşuyor ama işi iyi biliyor. Bu Sidikli`nin arkadaşı
saçlarını kestirmiş kısacık. Kızın ablası birkaç gün sonra gittiğinde manikür
yapan kızdan çakal kuaförün kardeşinin saçlarını izinsiz postiş için ayırdığını
duyuyor. O günden sonra da hepimiz kuaförsüz kaldık. Anneanne sözü dinleyip
saçların icabına bakmaya karar verince Hostes`in kapısını çaldım. Aldı beni
kendi gittiği kuaföre götürdü. O sandalyeye oturdu ama aldı beni korku. Saç
kestirme kuaför fobim var benim. Nasıl gerildim anlatamam. Fark etmiş olacak ki
o saatten sonra çaylar kahveler çikolatalar dizildi. Saçımı bir değil iki kişi
kesti. En son tepemde üç adam dikiliyordu. Artık ben nasıl rahatladıysam
saçlarım düzgün olunca manikür pedikür bilmem ne bakımı derken, en son “Çok
beyazsınız solaryuma da girmek ister misiniz?” dediler. Önüme ne gelirse kabul
etmişim o ana dek. Allahım bu kadar şımartılırsam böyle olur işte. Resmen
prensesler gibiydim. Kadınların neden bu kadar çok kuaföre gitmeyi sevdiğini
anladım. O kadar güzel şımartıyorlar ki bir süre sonra hayır kelimesi
unutuluyor. Sürekli iltifatlar, hoş sözler, eline yüzüne bakılır hale gelme
daha ne olsun. Solaryuma da evet derdim de kendimi beyaz paramı cebimde
seviyorum.
Etiketler:
ben,
günlük,
Hostes,
kişisel post,
kuför salonu kızları,
Sidikli
21 Mart 2015 Cumartesi
hasta kafası
Hastayım temalı bir yazı olsa da mevzu bu değil. Mevzu benim
insanlara değer vermemden daha çok değer görmem ve bunu aslında hak etmemem. Hastayım
ve evde yataktan çıkmadan uyku uyanıklık arası yattım. Yatmaktan sırtım ağrıdı,
sıkıldıkça blog okudum yine uyudum. Akşam saat on gibi telefonum çaldı Forvet
arıyor. “Nerdesin eve bulamadık biz” dedi. Hem de bizim Gevşek`le. İnanmadım.
Bu saatte hastayım diye beni görmeye gelecekler. Sidikliden adresi aldık
dediler ben hemen sordum almışlar ama sebep söylememişler. Bizim kızda pek bir
rahat meraksız. Ben olsam 4595199350356 kez sormuştum. Evi tarif ettim ama hala
inanmıyorum duruma. En son geldik diklerinde camdan bakıp arabayı görünce
inandım. Ben aşağıya inecektim izin vermedi annem, yukarı çağırdık. Bana kalsa
çağırmazdık ya annem ısrar kıyamet ayıp olur bilmem ne. Geldiler annem başladı
Gevşek aç diye, dünyanın şeyini hazırlamaya ve beni de sürüklemeye. Huhuu hastayım,
bütün gün yattım ben. Bizimkilerde anneme beni şikayet etti. Kızları kahvaltıya
onların gelemem dediği gün çağırmışım onlar gelememiş tekrar istiyorlarmış. Babam
başladı araba muhabbeti yapmaya. Bense hasta hasta çay getir götür. Gelelim neden
hak etmememe. Forvet günlerdir hasta. Okulu dört yılda ilk kez geçen sene çok
ısrar ettik diye kıran çocuk hastayken bile gelirdi, bu kez okulu kırıp bu
hafta okula gelmemişti. Sevgilisi bugün görüşelim demiş, hastayım deyip evden
çıkmamış. Gevşek deseniz okul değiştirdikten sonra hafta da bir benimle
görüşürken, sonradan sevgilisinin kıskançlığı yüzünden ayda bire döken adam.
Biri hasta ve bize geldiğini görüp olay yaratacak sevgiliye sahip, diğeri en
başından olay çıkartacak bir sevgiliye. Ama hastayım diye geldiler. Ve ben bu
insanları sırf aile içine insan sokmayı sevmiyorum diye ilk defa bu yıl evime
davet eden insanım. Üniversiteden bir tek Bilgisayarcı dört yıldır gelip gider.
Diğerlerini ise bu yıla kadar evime hiç çağırmadım. Ama onlarla tatile de
gittim, onların evlerine de. Kaldı ki
ben özellikle Forvet`le sabah akşam birlikteyim. Hasta haliyle beni görmeye
geliyor, bense onları istedikleri halde tanıştırmamıştım anne babamla. Kahvaltıyı
organize ederken bile ben bugün uygunum uygun olan gelir tavrındaydım.
Bildiğiniz öküzüm ya. İnsanlar bu kadar değer verirken benim yaptığıma bakın.
Düşünüyorum da NilKuşu ve Dahi`yi bile üç yıl sonra bizimkilerle tanıştırmışım.
Onların akrabalarının yarısını tanırken hem de. -Gerçi Dahi ile tanıştığım
günden dört yıl sonra anlaşabilmeyi başardığıma göre erken bile.- Ama iş bana
gelince yüz bin defa düşünüyorum ailemle tanıştırırken evime davet ederken. Saçma
belki ama evim özelim. Bir kez kapısını açtığımda aileden görüyorum artık. Ne alaka
dimi ama öyle. Çekirdek ailem var birde evime aldığım insanlardan oluşan ailem.
İnsan seçtiği aileyi iyi seçmeli. Bu yüzden fazla ince dokuyorum. Çünkü bir kez
güvendiğimde tam güveniyorum. Ama fark ettim ki bunu yaparken etrafımdaki
insanlar bana verdikleri değer kadar değer vermiyorum. Onların beni
düşündükleri kadar ben onları düşünmüyorum. Hatta açıkçası umursamıyorum onlar
kadar. Annem hep duygusuz bir çocuk olduğumu düşündü, onunla duygularımı açıkça
konuşmadım diye dem vurdu. Hatta bu halim yüzünden kendini suçladı, yetiştirirken
bir yerler hata yaptım diye. Ama olmuyor işte. Bazı insanlar böyle. Kötüyüm,
açamıyorum. Şimdi insanlara davranışım yüzünden kendim suçlu ve tam bir sürtük
gibi hissediyorum. Ama onlara durumu anlatmak yerine buralarda yazıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















