Bazen çocuk olmayı özlüyorum. Çocuk olmaya dair küçük
şeyleri. Düştüğümde kanayan dizime rağmen bir şey olmadı demeyi, oyunuma devam
etmeyi. Çamura üstümü kirletecek gözüyle bakmamayı, sokağa çıkarken ne
giydiğimi umursamamayı özlüyorum. Üstüm kirlendiğinde silmeye, dünyanın sonu
gelmiş gibi muamele etmektense yine oyunuma devam etmeyi özlüyorum. Uyuz`u
Sidikli ile kandırıp etek giydirip, başını bağlayıp makyaj yapmalarımızı
özlüyorum. Sidikli`nin bebeklerini Uyuz`la saklayıp onu ağlatmayı özlüyorum. Babamın
pazar kahvaltılarından sonra ağırlık çöktü bahanesiyle uyumalarını özlüyorum.
Adam yaşlandıkça uyumaz yerinde durmaz oldu. Sonra babam ne zaman yere eğilse
sırtına atlayıp adama at muamelesi yapmayı kardeşlerimle banyo sırası için
kavga etmeyi özlüyorum. Cebimizde kalan son paraları birleştirip dondurma
parası çıkartmaya çalıştığımız, paranın bizim için tek anlamının daha fazla
çikolata ve dondurma olduğu günleri özlüyorum. Evin içinde top oynamayı hatta
kırılan cam çerçeve yüzünden annemden azar işitmeyi özlüyorum. Sidikli ile annemin dolabını talan etmeyi özlüyorum. Kek hamuru için
Uyuzla kavga etmeyi özlüyorum delice. Annemin teybine istediğim kaseti koymak
için kardeşlerimle kavga etmeyi özlüyorum. Sidikli ile aynı giysileri giymeyi,
insanları ikiziz biz diye kandırmayı özlüyorum. Annemin uzun saçlarını, her
karda bize kardan adam yapmasını özlüyorum. Şaka gibi ama elektriğin kesildiği,
cep telefonlarının olmadığı, mum ışığında gülüp portakal yediğimiz günleri
özlüyorum. Daha dünmüş gibi bunları hatırlarken hissettiğim duyguları
seviyorum. Dünyanın en güzel şeyiymiş çocuk olmak. Keşke an an kaydetip izleme
şansımız olsaymış.
Uyuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uyuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Kasım 2017 Salı
çocuk olma sanatı
Etiketler:
aile,
anı,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
kardeş,
kız günleri,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
28 Haziran 2016 Salı
taş kağıt öküz
Meğer ben kardeşlerim yok diye sabah akşam onla görüşüyormuşum. Uyuzla Sidikli eve geldiğinden beri eve erken gideyim ne bahane bulsam halindeyim. Kardeşlerimle doğru düzgün görüşemiyorum ne yapayım. Gerçi çalışmıyor olsam evdeki varlıkları onca yalnızlığın üzerine fazla gelir. Geçen sene yazın ya bunlar gitse keşke diye düşündüğüm bile oldu yalan yok. Ancak şu sıralar Joker inişe kardeşlerim yükselişe geçti. Hem kardeşlerim onun gibi hödük değil. İlişkilerde anlam veremediğim yıl gün sayıp dönümüne hediye alma kutlama zımbırtısında fena rezil olan ben üç beş gün sonra olan Joker`in doğum gününde adam gibi bir şeyler almak için oturdum kafa patlattım. Sonra aklıma geçen sene aldığım Star Wars serisinden sonra adam için kafa patlatmak yerine sıkıcılığa boğmak daha iyi olur dedim. Daha önce konuştuğumuz bir ayakkabıyı aldım, sonra yıl dönümünü telafi içinde cüzdan. Hem onunki eskimiş baya işine yarar diye düşündüm. Ama ona göre dürüstlük bana göre hayvanlıkla "Bir cüzdana bu kadar para verilmesine karşıyım" dedi. Lan it benim o cüzdanı bir milyon takside böldürmek hoşuma mı gidiyor. Sırf senin yüzünden aldım onu ben. Donuna kadar para saçan kendisi. Hayır ben çocuğu yanış anlıyorum desem o da değil. Biliyorum azıcık züppe bir tip. Hayatında pazar görmemiş. Üstündeki salak gömleğe 200 lira verip benim sırf onun için aldığım hediyeye pahalı demesi delirtti beni. Ben bilmiyorum sanki pahalı olduğunu. Resmen beni sığlıkla suçladı sonra. Ben kullandığım cüzdanı sokaktan yirmi liraya aldım be. Ben miyim gösteriş budalası. Yazarken bile yine sinirlendim. Joker`i boğazlamamak içinde hafta sonu Sidikli ve Uyuzla seri nostaljisi yaptık. Kurulduk televizyonun karşısına en sevdiğimiz film serilerini izledik. Harry ve Batman bitti, Iron Man yolda. Anlaşamadığımız tek konu çalan kapı falandı onuda hallettik. Annem isme hitaben bile bir şey istese taş kağıt makas yapıp yerimizden kıpırdıyoruz. Gerçi bazen kapıdaki biz turu tamamlamadan gidiyor ya da annem söylenerek kapıya bakıyor ama olsun, bizim ağzımızın tadı bozulmuyor.
Etiketler:
ben,
günlük,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
11 Şubat 2016 Perşembe
gaz sıkışmasıdır o
Türk kadını olmak öyle diğer milletlerden olmaya benzemez. Türk kadını olmak demek, istediğin kadar eğitim al, bilimsel kafada ol, nazar değmesin diye kulak çekip tahtaya vurmak demek. Kara kediyi görünce kendi saçına kıyamayıp benim saçımı çekmek demek. Zaten gece tırnak kesilmez en baba batıllarımız içinde yer almaktadır. Peki siz göbek düşme olayını duydunuz mu? Bu sadece bizim yörede mi var bilmiyorum. Ama bizde karnın ağrırsa bil ki göbeğin düştü. Yoksa hasta olma ihtimalin yok. Apandis, gastrit, bağırsak kurdu, tıbbi olarak ispatlanmış göbek düşmesi falan hikaye. Aslında hepsi göbek düşmesi. Hatta bir arkadaşım onlarda gönek düştü derler demişti. Annemin bir gün boyu karın ağrısının sebebi de buymuş. Gel doktora gidelim diyorum, ben hemşireyim anlarım bu göbek düşmesi diyor. Evet annem hemşire ve karnı ağrıyınca bu göbek düşmesi oluyor. Belki cidden düşmüştür ama bunun aslını hastanede öğrenmek varken, her sancıda göbek düştü demek nedir? Yengemi arayıp göbeği düşmüş mü düşmemiş mi baktırmasını istedi. O ne lan tepkisi verdim bende. Neymiş dua okurken suda iğne batıyor muymuş çıkıyor muymuş ne. Hayır dua okunur da kilometrelerce öteden karın ağrısı çözmek nedir? Arayıp, düşmüş çekilmesi lazım deyince bende ipler koptu. Sonra annem salonun ortasında yattı babam annemin göbeğine soktuğu parmağıyla başladı dönmeye. Dönerken tabi ki 3 kulhuvallah 1 elham okuyorsunuz. Yoksa dön allah dön ne fayda. Uyuz bunun yüzünden iç organları zarar gören hasta örneği verse de bizimkiler durmadı. Hayır cerrahi işlem bile gerekebilir ama bizimkiler iğneyle parmakla çözecek işi. Babam annem etrafında tavafa devam ettikçe biz güldük. Neymiş küçükken benim göbeğim çok düşermiş hatırlamıyor muymuşum. Bu sahneleri hatırlıyorum tabi ki. Ama ben şişko bir çocuk olduğumu da hatırlıyorum. Diyorum çok yemişimdir ondandır, annem diyor çok zıplayıp hopluyordun sonra nazardan oluyordu, yemekten olmaz. Gaz sıkışmış, kabız olmuşumdur diyorum annem "En son bir Ayşe teyze vardı aradık onu, o bir çekti daha da göbeğin düşmedi. O olmasa elimde kalır ölür giderdin." diyor. Elin İngiliz bebeğine nazar değip göbeği düşmüyor, ama bizim düşer. Düşse de fark etmez onlar malum tıp o kadar gelişmiş değil onlarda. Anneme hakikaten şaşırıyorum. Bazen Grinin Elli Tonuna onu götürmedik diye trip atacak kadar zamanı yakalamış olurken (bu da ne zamanı yakalamak ya!) bazen kocakarı tedavisine kadar başvurabiliyor. Hala ortopedistden daha iyi kolunu yerine oturtmuş rahmetli çıkıkçıyı anar. "Daha iyi" kısmı tabi ona kalırsa. Bana kalırsa o kolda minnak bir yamukluk mevcut.
Etiketler:
ailem,
ben,
blog,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post,
kocakarı yöntemleri,
Sidikli,
Uyuz
8 Şubat 2016 Pazartesi
aradığım kaynana annemin içinden çıkmadı
Tük kadının DNA’sında gelin sevmemek var. Tülay’la Caner az çekmediler. İstisnalar var tabi ki ama kaideyi pek bozmuyorlar. Babaannem mesela istisnaydı. Anneme kızı gibi davranırdı. Dedim ya istisna bu. Konuya komşuya bakıyorum hepsi çekiyor. Kaynanaya küsmeler mi dersiniz, tartışmalar mı daha neler neler. Kaynana olmak içinde öyle tutup eve getirmek falan gerekmiyor. Sevgiliyken çektirmeye başlayanlar da çok. Ben hep bir gün bir kaynanam olursa oğlundan çok beni sevsin, çok iyi anlaşalım, dedikodular yapıp eğlenelim istedim. Ama annem Uyuz`un falan kız arkadaşını sevsin istemedim. Gelin görün ki annem içine melek kaçmış şefkatli anne. Kıza bir dünya doluşu yemek yaptı. Elinden gelse suyunu bile kendisi arıtıp verecek. Misafir bir kişilik hazırlanan yemek ordu doyurmasa da küçük bir köyü doyururdu. Bu kadar yemek hazırlamasının tek sebebi de hanım kızımıza Türk mutfağını tanıtmak. Daha önce söyledim mi bilmiyorum ama Uyuz`un sevgilisi İngiliz. Kendisine Sidikli`nin bebeklerinden birinin ismi olan Emma ismini verdim gitti. Emma, bizim ölmeyip de Kate`in tahta giden yolunu tıkayan Elizabeth olsa annem bu kadar hazırlanmazdı. Giydiklerimi beğenmeyi iki kez kıyafetimi değiştirtti. Kızın beni bundan beter hallerimi görmüşlüğü var, koymazdı ona. Gerçi bunu anneme anlatamazdım. Annemin İngilizcesi yok kızında Türkçe`si bir hayli bozuk. Bu sebeple annem her lafından sonra kolumu bacağımı cimcikleyip çevirsene dedi durdu. Kızın İngilizcesi kötü olmasına kötü de annem daha normal konuşsa o da anlayacak. Ama bizimkinin içinden atasözleri deyimler he bir de Osmanlı sözlüğü çıktı. Kadın “Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır.” dedi, sonra beni dürtükleyip çevir diyor. Kıza bizim nadide atasözlerimizdeki metoforları açıklayana kadar canım çıktı. Atasözleri değil mübarek hayvan atlası. İlerde nesli tükenen hayvanların listesini atasözlerinden çıkartırız biz. Annemde nüfus memurluğuna soyunmuşken, bir kütükte gariban hayvanlar için çıkarır. Kızın anne babasının nereli olduğuna kadar sordu anladım da dede falan neydi onu çözemedim. Babam desen zaten çok sevdi kızı. Eh bu saatten sonrada kaynanalık yapmak bana kaldı. Of ama pis cadı çok şeker ve o kırık Türkçesiyle sempatimi kazanıyor.
Etiketler:
ailem,
ben,
Emma,
günlük,
ilişki raporu,
ilişkimin anatomisi,
kişisel blog,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
6 Şubat 2016 Cumartesi
hep birileri ya da hep eksik
Bu hafta sonunu
tamamen birbirimize ayırdık. Cuma günü yağmur çamur demedik üçümüz oyuna
gittik. Ben yine şemsiye kırdım. Sidikli bir daha bana şemsiyesini bok
verirmiş. Ben değil o böyle terbiyesiz konuşuyor. Uyuzun hiç bir yere
sığdıramadığımız bacakları yüzünden önde oturan teyzeden azar işittik. Bir daha
koltuğuna dokunursa kenarda bağdaş kurup yerde izlemek sorunda kalacakmış.
Şimdiki teyzelerde fena. Bizim zamanımızda tonton şekerdi. Şimdikiler kırmızı
ojeli cadılar. Ama ben biliyorum benim annemde yirmi seneye böyle olacak. Hafta
sonu hiçbirimizin dışarı çıkmayacağını öğrenince elimize toz bezi, vilada süpürge
tutuşturdu. Sonra vilada güzel almıyor deyip tüm yeri dizlerimin üzerinde
sildirdi. Haspam ıslak kalmasın diye birde kurulattı. En azından temizlik için
anneme bahane veren Uyuz kurulama beziyle gezinen. Anlasın elinde bez yer
silmek nasılmış. Annem bahane bulmakta şu zamana kadar hiç sorun yaşamadı.
Manyakça temizlik bahaneleri var. Misal siz yere iki damla çay dökersiniz o tüm
evi sildirir. Bu seferki bahane ise Uyuz`un kız arkadaşı. Aman kıza ayıp
olmasın diye diye yerleri yalattı bize. Bir gün önceden en ince ayrıntısına
kadar pişirilecekler planlandı. Saçımızı bağlatıp sara sardırdı. Pazar gün ki
yemeğe o kadar odaklandı ki cumartesi günü için aç kalacağımızı anca karnı
acıkınca fark etti. Ev hanımı olmak zormuş. Onca işi yaptıktan sonra ben olsam
hiç bir zaman yemek falan yapmam. Gerçi annemde o hakkını kullanıp he birlikte
yemeğe çıktık. O kadar uzun zaman olmuş ki ailecek yemeğe gitmeyeli özlediğimi
fark etmemişim. Hep birileri varmış ya da hep bir eksikmişiz. Birlikte gülmeyi
özlemişim. Babamın susup susup söylediği yılın ikonu olacak laflarına gülmeyi çok
özlemişim. O an fark ettim ki ben evlenmek falan cidden istemiyorum.
Evlilik yeni bir aile demek ve ben hiç bir şey için ailemden vaz geçmek
istemiyorum. Umarım Uyuz`la Sidikli`de evlenmez. Gerçi Uyuz o kıza çok aşık.
Sidikli`de sanırım Gevşek`ten çok hoşlanıyor. Daha küçükler diyorum ama onların
aşık olup benden ayrılmalarını istemiyorum. Uyuz o kızdan beri doğru düzgün eve
bile gelmiyor. Geldiğinde geç gelip, erkenden gidiyor. Sarma sarmaktan beynim
yandı sanırım. Elim kolum tutmuyor ama hala aklım fikrim yarın annemler kızı
sevmezler inşallah`da.
Okuyan varsa not: Şu dizlerin
kırmızılığını geçircek bir şey biliyorsanız yoruma eklerseniz sevinirim.
Acıyorlar.
Etiketler:
ailem,
ben,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
20 Ocak 2016 Çarşamba
vicdan zarardan dönmeyi kabul etmez
Hayatıma insanların karışmasından nefret ettiğimi söyledim.
Bana nasihat akıl vermeyin olanla idare ederim dedim. Ama uygulamada ben bolca Sidikli
ve Uyuz`un hayatına müdahale ettim. Bazen bilmeden, bazen bile isteye. Babam Sidikli`nin
erkek arkadaşıyla inovasyonda tanıştı. Ben Gevşek onun sevgilisi diyene kadar
da kiminle tanıştığının bile farkında bile değilmiş babam. Ben kimliğinden
haberdar edince de adamın verdiği ilk tepki “Ayrılmaz mı bunlar?” Tüm ekiple
tanışıp bir bunu sevememiş, o da kızının erkek arkadaşı çıkmış. Benden sevgilisinden
ayırmamı istedi. Saçmalama, o nasıl söz dediğimi zannediyorsanız beni cidden
tanımıyorsunuz demektir. Hemen üstüne zıpladım, vicdanıma da “Baban istiyor,
sus otur” dedim, ağzına lafı tıkadım. Her zamanki ben hızlı davranmak yerine
bana sağlam bahaneler veren hareketlerini yavaşça Sidikli`nin bilinçaltına
ektim. Manipüle etmek yıllardır istemli istemsiz yaptığım şeydi sonuçta. Kaldı ki
zaten yaparken bunu, babamdan sonra kendime de itiraf etmeye başladım. Ben sevmiyordum,
kardeşimde sevememeliydi. Kaldı ki kardeşimi üzme potansiyeli yüksek bir adam
da değil ki, düşmanlık besleyeyim. Bizimkini resmen el üstünde tutuyor. Ben sevmiyordum
ya ila bir bokluk çıkmalıydı. Sonra bir şey daha fark ettim. Bilgisayarcı ya ne
kadar kızsam da aslında haklıydı. Niyetim onları mutlu etmekken, cidden anne
gibi davranmaya başlamışım. O kadar ki benden önce hep onlar oldu. Ben
Sidikli`ye erasmus sınavına gir, her ihtiyacını karşılarım derken o karşıma
geçip ”istemiyorum” dediğimde deliye döndüm. Kimsenin ona böyle bir fırsat
vermeyeceğini, hiçbir derdi olmadan dersleri bile umursamadan gezmesini
isterken onun salaklık yaptığını söyledim. Ama tek salak benim. Onları kendimden
önde tutup, her istediklerini anında alıp, benim doğrularımla yaşamaları için zorlayıp,
benim onlar için mutlu olacakları gelecekleri seçmelerini bekledim. Benim doğrularımla
yaşayamazlar. Onları sevmem onlar adına seçimler yapmam anlamına gelmiyor. Onlara
ve kendime aslında çok büyük kötülük yapmışım. Kendime ihanet etmişim. Yapmam dediğim
her şeyi yapıp, kişiliğime ters düşmüşüm. Hala inanamıyorum ben bunu nasıl
yaptım. Şimdi değilse bile Sidikli o Gevşek denen çapsızdan ayrılırsa resmen
vicdan azabı çekeceğim. Sidikli`nin hatta Uyuz`un mutlu olma potansiyelleriyle
kumar oynadım. Pişmanım. Peki zararın neresinden dönsem kar mı hala?
Sidikli`nin okumasına karşı not: Umarım okumazsın. Aklına gelirde
okumaya kalkarsan ve ablanın sürtük bir cadı olduğunu bir kez daha fark edersen
pişman olduğumu da bil. Samimiyim.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
hayata müdahale etme,
kişisel blog,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
2 Mayıs 2015 Cumartesi
sıkıcı ve sessizsiniz
Uzaklaşmanın, tüm işlerden, şehrin stresinden uzaklaşmanın
güzelliğinden bahsetmek isterdim ama boş verin. Bunları zaten herkes biliyor.
Şimdi buraya iki standart söz yazsam başım göğe ermez. O yüzden yine ben, ben
oldum onların hepsini boş verdim. Buluşma noktasına en son ben gittim. Bir de
baktım bana gelmem ben gidiyorsan git ayağı yapan Uyuz Asistanın tek lafıyla
damlamış. Ya abi figürü bu kadar önemli mi? Sidikli Asistan`a “abi” diyor,
sözünden çıkmıyor. Al işte üç beş görüşmeye Uyuz`u da kaybettim. İsanbul`un
baya dışında, güzel şirin bir ev demek isterdim ama gece karanlığında
gittiğimizden ilk anlayamadık nereye geldik. Sabaha kadar oturduk. Biz yatarken
horozlar uyanmıştı. İşin ilginç tarafı hiç kimse telefonuna elini uzatmadı. Bir
iki saat uyuyup sabah yürüyüşüne gittik.
Komşulardan da dönerken köy yumurtası, reçel falan toplaya toplaya
geldik. Köy insanı misafire cidden düşkün de, o teyzeler çok fena. Kimin başı
kimle bağlı, kim ne iş yapar, o ne biçim ayakkabı, yok zayıflıktan ölecekmişiz,
anamızın babamızın haberi varmıymış…. Teyzeleri biz atlattık ama anneannesinin
erik ağacı başına gelenleri atlatamadı.
Erik bırakmadık dalda. Bahçedeki otları yolup yolup yedim, çardakta
oturup oyun oynadık. Sonra içimizdeki Türk Piknikçisi uyandı. Erkekler mangalın
başına geçti. Bahçeden malzemeleri topladık salata yaptık. İçecekler için
bakkala giderken eşek gördüm. Hayvanla oynarken içecekler yalan oldu ama çok
tatlıydı. Gerçi parmaklarımı dişlemeye kalkması hoş bir hareket değildi ama
büyüklük bende kalsın, affettim onu. Zaten bizimkiler de bir mangalı abartmıyorum tam üç saatte
yaptılar. Hatta o bir saat daha uzardı da, Asistanın ablası ve eniştesi uğrayıp
işe el attılar. O kadar çok yemişiz ki o kadar yürüyüşe rağmen akşam yemeğini
yemeyi bırakın yarın sabah kahvaltı yapmayı düşünmüyorum. 1 Mayıs babamın doğum
günü. İlk defa babamın doğum gününü kuru bir telefon konuşmasıyla kutladım.
Garip geldi. O kadar kalabalıktan sonra yalnız başıma şimdi evde oturuyor olmak
garip geldi. Uyuz korkmazsın sen dedi evine gitti. Ama ben biliyorum o kız arkadaşıyla
görüşmek için gitti. Of galiba kıskandım ben bu kızı. Resmen kardeşimin
ilgisini tamamen aldı. Anneler gelinleri çekemez ya, bende ki de o hesap. Yarın
sabah Allahtan yola çıkıyoruz da evde tek kalmıyorum. Yalnızlığı zerre
sevmiyorum, çok sıkıcı ve sessiz.
Etiketler:
arkadaşlarım,
ben,
doğada Lady,
günlük,
kişisel post,
Uyuz
24 Nisan 2015 Cuma
ben yine yeniden hep sizi seçerdim
İstanbul hani iki ayrı kıtada ya, o yüzden bana hiç aynı
şehirmiş gibi gelmiyor. Gerçi aynı yakada olan yerler bile bana şehir dışı gibi
geliyor. Oturduğun yakada okul kazandın kazandın, yoksa ya yollarda
sürünüyorsun ya da eve falan çıkmak zorunda kalıyorsun. İstanbul`da iki semt
arası gidiş süresiyle, başka yerlerde şehir değiştiriliyor. Bu kadar yakınma
sebebim Sidikli gitti başka şehre, Uyuz burda kalsın diye dil döktüm, dualar
ettim. Burda kaldı da ne oldu karşıda kazandı okulu. Git gel zor oluyor dedi
eve çıktı. Sonra eve sürekli gelen adam elini ayağını çekti. Kardeşimle
ayaküstü görüşür oldum. İkisi de yokken kendimi çok ama çok yalnız
hissediyorum. Bir reklam vardı. Reklamda arkadaşlarımızın kendi seçtiğimiz
ailemiz olduğunu söylüyordu. Çok hoşuma gitmişti. Haklı da bulmuştum. Ama dün
fark ettim ki o ikisi kardeşim olmasa da benim kendim için seçtiğim ailem
olurlardı. Üçümüzde mükemmel değiliz, bir sürü kişilik problemimiz var. Ama bir
araya geldiğimizde birbirimiz için mükemmeliz ve güçlüyüz. İşte bu yüzden dün
yorgunlukla uyuya kaldığımda kucaklayıp yatağıma götüren Uyuz`u gördüğümde ben
kalkmadan ortadan kaybolur diye kortum. Sabah erken kaldır sabah dersim var
diye saçmalamışım, resmi tatil olduğunu unutarak. O leyla ben leyla sabah altı
buçukta dürttü. Gerçi onun derdi sohbet etmekmiş. Kaydım kenara yanıma uzandı. Tekrar
uykuya dalıp, dünyayı ele geçiren robortları yok etmeye devam edecekken “abla”
dedi. Bu kırmızı alarm demek. İkisi de bana abla demezler. Tabi bir şey isteyeceklerse,
başları beladaysa, dertleri varsa durum değişir. Robotların dünyayı ele
geçirilmesinden daha korkunç bir şey varsa o da ikisinden birinin bana “abla”
demesi. “Aşık oldum” dedi. Meğer haftalardır eve daha az gelmesinin sebebi
oymuş. Vay be dedim, resmen elin kızı pabucumu uzaya fırlattı. Ama kafama denk
gelen Sidiklinin attığı yastık oldu. Onsuz dedikodu yapılmaz tabi. Bizde fizik
kurallarını zorlayarak tek kişilik yatağa annemin tabiriyle üç eşek sığmaya
çalıştık. Uzun zamandır bir araya gelip sohbet etmemişiz, çenemiz düştü ve ben
bunu çok özlemişim. Kızın üçüncü dereceden kuzenine kadar öğrendikten sonra
kahvaltı hazırlamaya kalktık. Annemlere sürpriz yapacaktık ama o kadar gürültü
yaptık ki komşular bile uyandı, annemler numaradan şaşırdı. Ben bu ara taktığım
üzere pankek yaptım, Uyuza sigara böreği sardırdık ama kol böreğine daha çok
benzedi. Sidikli masayı hazırlarım dedi ama sürekli kaytardı. Bir orduyu
doyuracak kadar hazırladığımız kahvaltı tam iki saat sürdü. İki demlik çay
bitti. En son sömestrda hep birlikte kahvaltı yaptığımız için özlemişiz. Keşke bir
kardeşimiz daha olsaydı. O zaman annem, babam ve ben bu kadar yalnızlık
çekmezdik. Annemde evden masayı toplamadan kaçan çocuklarına bir tane kaçmayacak
çocuk eklemiş olurdu. Bütün gün şehri gezdik, eğlendik. Akşamda biletler satışa
çıkar çıkmaz aldığım Efes maçına gittik. İyi ki geceden almışım çünkü ertesi
gün bizimkilerden almak isteyenler bilet bulamadı. Hemen tükenmiş geriye 190
liralıklar kalmış. O kadar para bizde ne gezer tabi. Tabi ilerde para yer para
sıçarsam neden almayayım. Ama şimdi o parayı ben üç taksit yaparım. Tabi altı
varsa daha makbule geçer. Basketbol ekibim var ya hani, onlarda almıştı ve
yenildiğimiz için yıkıldılar. Tamam bende çok üzüldüm ama Madrid`te
gidemeyecektik. Sen o kadar takip et, maçlara git, demiyorlar ki gel Madrid`e
de biz seni götürelim. Hep biz mi destek olacağız, azıcıkta onlar olsun. Aman boşverin
bunları, yine saçmalıyorum. Önemli olan uzun zamandır bir şeyler yapmadığım
kardeşlerimle ben bugün harika vakit geçirdim.
Etiketler:
ben,
Efes aşkına,
günlük,
kardeş,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
19 Mart 2015 Perşembe
galiba ben kendi matrix`imin kırmızı hapını yuttum
Birine büyük bir iyilik yaptım sanırım. Ama kesinlikle
eminim regl sancısı çeken birine çikolata verdim ondan bu. Tabi fark etmeden
bilime bir katkı da yapmış olabilirim, bu da dönüp dolaşıp insanlığı
etkilemiştir. Hayat kurtarmış ve farkına varmamış da olabilirim. Zaten ne
mutluyken farkına varıyoruz ne de huzurluyken. Etrafımızdaki insanların ne
kadar kıymetli olduğunu da genelde kaybetmeden önce anlamıyoruz. Fark ettiğim
şu ki artık daha bir farkına vararak yaşıyorum. Küçücük, bir çok insana göre
saçma olan şeyler beni gerçekten mutlu eden şeyler. O bir organizmadaki tek sinir
hücresi bana beni değerli hissettiriyor. Aslında o kadarda küçük bir hareket
değil hissi verip, sevildiğimi sonuna kadar hissettiriyor. Sanki Matrix`de bana
uzatılan haplardan hep kırmızıyı seçmiş ve gerçekten Alice Harikalar dünyasına
sokmuş beni gibi hissettiriyor. Savaşmamın gerekmediği bir kırmızı hap dünyası.
En basitinden şu çamaşırları tel bir şey
var ya katlanıyor falan- adını bilmiyorum cidden – ona çamaşırları balkonda
asarken Uyuz`un düşünüp bana mont getirmesi. Sidikli`nin doktor greyfurt suyu
içsin dedi diye burdayken her gün bana greyfurt suyu hazırlaması gibi. En basitinden
uyuya kaldığımda üzerime hemen battaniye örtmeleri gibi. İyilik Meleğim olan
çocuğun yurtdışında gittiği yerlerden sırf seviyorum diye bana da çikolata alıp
kargolaması. Paketi açıp o çikolataları görüp “seviyorsun diye” dışında not
yazmadığı ve tüm bunları bana düşündürttüğü için çok fena halde şanslıyım. Birine
yaptığım bir iyilik karşılığında çevreme güzel insanlar serpiştirdi.
24 Ocak 2015 Cumartesi
bir de ortaya salata
Son birkaç gündür yazamadım ama umurunuzda olduğunu pek
sanmam. Bu ara pek huysuzun sanırım. Hava güzel halbuki. Ama evdeyim. Gerçi bakkala
gider gibi büte gittim geldim. Günlerdir kendimi eve kapattım. Galiba yeni bir
fobim var evde çıkmaya korkuyorum. Hazır evden çıkamıyorken de beş gün sabah on
gece beş ders çalıştım. Sidikli sonunda geldi. Erken bitmiş sınavları bilmem
ne. Ankara`nın soğuğu güzelce de hasta etmiş. Dayanamıyorum bu kız hasta
olunca. Çalışma masasını yatağın yanına sürükledim bir yandan ateşini kontrol
at bezi sık, bir yandan ders çalış işte. Ben altıncı sınıfa giderken bu kıza
anne oldum. Ekonomik kriz dediler şu dediler falan hop babamın işler ters gitti sonra
annem işe geri döndü. Sonrası aslında zor değildi. Hatun Süperwoman. Hem
temizlik, yemek, hem biz, hem iş hepsini halletti. Bense anne oldum Sidikliye ve
Uyuza. Annemin hafta sonu nöbeti oldu, onlar hasta oldu, ben bekledim başlarında.
Ne yerler ne içerler hangi surat neye işaret annem gibi bende öğrendim. Eve beş
dakika geç kalsalar kafayı yedim, sanki kendim hiç yapmazmış gibi. Veli
toplantısına gittim bizimkilerin işi çıktığında, hatta çoğu zaman ben gidim ya deyip
durdum. Keşke kendi veli toplantılarıma da gidebilseydim. Babam en azından şu
öğretmen senden şikayetçi, buna şunu dedi demezdi. Kustular midemi tuta tuta
temizledim. Ama bunları burada yaptım demek için yapmadım. Seviyorum onları. Canları
yansın istemiyorum. Yaptığım çorbayı
içerken bin tane laf soksun istiyorum. Galiba çorba yapmak beni
duygusallaştırıyor. Yada hanımımıza yaptığım manikür duygusallaştırdı. Kendine
gelir gelmez naza başladı. Hasta dediğin manikürsüz olur muymuş. Sorsa bir abla
en son ne zaman manikür yaptın diye, o ne ki derim. Ne salmışım meğer kendimi.
İş, okul, staj, eve kitlenen işler, salak bir adamın peşinden koşturmacalar. En
son ne zaman altı saat uyudum acaba. Aman nasıl olsa dersleri geçtim. “Ne önemi
var uykunun. Daha gencim uyurum bir ara” Dedi ve sızdı.
31 Aralık 2014 Çarşamba
üç ayda 2015 yazmayı öğrensem yeter
Okulum yarım gün falan demeden sınav koymuş sabahın körüne
mecbur gittik. Bu ara ağzıma bal arısı kusmuş olacak ki şansım arttı mı ne.
Hoca gelmemiş yerine iki gözetmen göndermiş. Sınava çalışmadım diye üzülürken,
gözetmenlerden biri tanıdık çıktı hop el attı sınavıma. O yardım etti diğeri de
göz yumdu resmen. Diğerlerine yazık demeyin onlarda kopyanın dibine vurdular.
Ben kopya hazırlamadıysam günahım ne. Sınavdan sonra da Forvet`i doktora
götürdüm. Bacağı sakatlamış basketbol oynarken. Bir şeyim yok diyor ama topal
bile gezemiyor, sürünüyordu yavrum. Sidikli bu akşam partiye gidecek. Babamdan
iki lütfenle izini kaptı. Bunu duyan ben “Forvet`lere gitsem yılbaşında orda
kalsam.” Dedim. Adam yok dedi. Lan bu nasıl bir çifte standart. İkimizde kızız,
bir de o dışarda bir partiye gidiyor. Neymiş yurttan ikiye kadar izin almışmış,
arkadaşları bırakacakmış. Lan devlet yurdunda kalıyor olacaktı görürdüm ben
onun 2`ye kadar kalmasını da neyse. İtiraz ettim “O orda tek sıkılır. Sen
yanımızda kal biz varız. Ne işin var elin adamının evinde?” lan elin adamı
dediğin dört yılık arkadaşım be baba. Sanki iki mum bir şömine başbaşa yeni yıla
gireceğiz, tövbe tövbe. Ama sonunda ikna ettim Uyuz`u da alıp gidiyorum. Lan
hepsi sevgilisiyle bir ben kardeşimle gidiyorum. Forvet`in sevgilisi kedisini
getirecekmiş bir de. Bir o eksikti. Kediler ve ben demek kediler ve köpekler
demek ama Kükküs tutturmuş çok seviyor seni. Lan hayvan görür görmez garip
sesler çıkarıyor. Bir de benim deli anam yine yapmış yapacağını ve kırmızı don stoklarının
tamamını almış. Kadın her yeni yılda doyasıya kırmızı don alıp dağıtıyor. Kendi
arkadaşlarıyla sınırlı kalsa umurum da olmazda, benimkilere de alıyor vermem
için zorluyor. Anlayacağınız milletin giydiği dona kadar karışıyoruz, uğur
getirir ayağına. Giderken kızların donunu unutma diyor. Tam verilecek ortam
olur ya. NilKuşu ve Sarı`ya da almış ama onların ki özelmiş. Gelmeden ayağına
vermezmiş. Deli bu anam benim. Bir de herkes liste yapmış kendine be yapıyorum
bu yıl. Her yıl yapıyorum da ne bokuma yarıyor sanki. Yine kafamın estiği gibi
yapıyorum her şeyi. Carpe diem diyorum ve yeni yıldan tek beklentimin ilk üç ay
içinde 2015 yazmayı kavrayabilmek olduğunu belirtiyorum. Benim zaman
algoritmamı yanlış yaptıklarından daha temmuzda geçtim tarihte 2014 yazmayı.
Onca zaman 2013 yazarken daha yeni alışmıştım. Sizlere mutlu yıllar. Ben
hazırlanıp babamın kanatlarından bu gecelik sıyrılayım, izini de koparmışken.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










