Lady etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lady etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2022 Cuma

fiziğin çok güzel ama soğuk ve mesafelesin

 



Sanırım hiç kimse böyle bir cümle ile terk edilmemiştir benim dışımda. Ah bir de “Kağıt üzerinde güzel duruyoruz” var bu da hakaret literatürüne adını altın harfler ile yazdırır. Hayatım tam olarak ne zamandan beri çığın önüne kattığı bir ağaç olarak yoluna devam ediyor bilmiyorum. 18`li yaşlarımda başladığım blog yaşamına 28 yaşımın son aylarında başladığım noktadan gerilemiş halde devam ediyorum. Çöp poşetine koyup geri dönüşüme tabi tutulmayan dört yılım ve potansiyelimi harcadığım eş dost tarafından söylenen bir kariyerim var. Tüm bunların üzerine pasta süsü kıvamında 6 ay birlikte olduğum insan tarafından metalaştırılmanın çeşitli hakaretleşrilmeleri ile kürkçü dükkanıma geri döndüm. Buraların en cafcaflı döneminden üç beş kişinin kaldığını gördüğüm günlere geçiş yapmışız ki bu işimize gelir. Çünkü son dört yılda koltuğu ile gezen o kadar çok insan tanıdım ki müsaadenizle bu dutlukta onlara sallayıp anonim kimliğim ile başıma bir iş gelmemesini umacağım. Buna da ilk olarak bedenimin güzelliğini övüp ruhumu soğuk ve mesafeli bulan eski sevgilim Hakim Bey ile başlayacağım. Amadan öncesinin ve sonrasının alakasızlığı sizin de dikkatinizi çektiyse beklentinin üzerine tırmanmam olduğunu anladınız demektir. Adam adı üstünde hakim diye hakaret edemem diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sonuçta bu özel hayat ve eski erkek arkadaşımıza da saydıramayacaksak buraların ıssız ormana dönmesinin manası ne? Herkes instagramda twitterda takılırken buraya boşuna mı döndük? Hazırsanız şirket evliliği yapacak gibi ayrılırken Uyuz`un doktor Sidikli`nin mühendis olarak ona ve ailesine yakışmamızdan bahseden yürüyen içi boş ego dolu koltuktan bahsetmeye başlıyorum..


27 Aralık 2020 Pazar

yalnızlık bir tuvalet kağıdı

 




Kelimelerin anlamları için TDK`ya bakmaya ihtiyacım yok. Aslında bence kimsenin sözlüklere ihtiyacı yok. Tüm o anlamları verip başımıza saran zaten bizden çok da farklı olmayan atalarımız. İncir yaprakları ile moda dünyasına yeni bir soluk getirmiş olsalar da bizden önce olup biten her şeye kafa sallamamız beklenemez. Mekanın ruhunu oluşturanda, zamanı anlamlandıranda kişinin kendisinden başka biri değilken birkaç kelime hakkında TDK ile ters düşmemiz sorun olmaz diye düşünüyorum. Mesela yalnızlık benim için bir tuvalet kağıdı. Hatta ikinci bir anlamı öğleden sonra üçte çatallaşmış ses. 3 yıl olacak yalnız yaşıyorum. O aşık olduğum İstanbul’dan farklı bir şehirde. Alışık olmadığım bir kültürün için de. Sevmediğimi bildiğim ama ayırılmaktan korktuğum bir şehir. Boş sayfada görünüp kaybolan imleci çok seyrettim. İlk yazmaya başladığımda 18-19 yaşlarında dünyaya pembe gözlüklerle bakan, aklı beş karış havada, idealleri, çizgileri, güveni, aşka ve diğer her şeye inancı olan bir tiptim. Şimdi görünüp kaybolan imleçten dahi korkan biriyim. Artık o imleç her göründüğünde bitirmem gereken raporlar, göndermem gereken mailler, başlamam gereken projeler falan geliyor. İleride dönüşeceğimi hayal ettiğim kadın olamadım. Şimdi ne zaman o kadını biraz göstersem etrafımdaki insanlar ya delirdiğimi ya hala büyüyemediğimi düşünüyor. Bu sabah uyandığımda fark ettim ki onu terli bir tişörte sarıp saklamışım. Şimdilerde tek yaşamanın eğlenceli olacağını düşünen onun yerini yalnızlığı biten tuvalet kağıdı için kimseye seslenemeyeceğini kendine hatırlatıp duran zavallı aldı. 




8 Eylül 2020 Salı

fortuna ile kumar masasına oturulmaz


Zor bir gün geçirdim. Vanası patlamış su borusu gibi saatlerce ağladım. Hayatta yaptığım tercihlerin doğurduğu sonuçların bu kadar zor olmasını beklemiyordum. O eski enerjik, dünyanın güzellikler ile dolu inancına sahip olan, en tatsız olayda bile gülecek bir yer bulan kızı özlüyorum. Şimdilerde o kızın yerini anneannelerimizin izlediği Hint dizilerinin dram sahnesinin vazgeçilmez oyuncusu aldı. Dört ayağı üstüne düşmeyi beceremeyen kedi gibiyim. Herkes kişisel gelişimini daha iyi yönlere taşırken ben karşınıza daha korkak, daha umutsuz, daha az güvenen, daha az neşeli, daha az gerçek kahkaha atan bir tipe dönüştüm. Annem bile doğurduğu büyüttüğü çocuğu tanıyamaz oldu. O dünyaya kafa tutan kızın yerinde gerçekleri dünyanın tahmin ettiğinden daha çok siyah barındırdığını gören bir kız duruyor. Montana`ya yaz günü kar yağmış falan hikaye hani ben de. Hatta Elvis Presley dirilmiş olsa şaşırmaz haldeyim. Fortuna diye bir hatun var Roma Mitolojisinde. Kendileri ile tanışmam bir altı yılı buluyor. İlk tanıştığımda bana kıyak geçtiği için pek bir sevmiştim. Gelin görün ki kör demelerinin sebeplerini anladım. Meğer benim için tüm sürprizlerini sona saklayıp kendileri bana sadece bir el oyun kazandırıyormuş. E tabi bilmem lazımdı Fortuna ile kumar masasına oturulmaz. 


 

10 Mart 2018 Cumartesi

kaldırım terörü


Türkçemize yeni bir deyiş kazandırmak için aranızda bulunmaktayım. Bu yeni deyiş herkesin bildiği ancak henüz adını kimsenin koymadığı bir durumu, bir insanoğlu tipini tanımlıyor. “Kaldırım öküzleri” benim bu ara taktığım ve en en nefret etiğim insanlar listesinde top 10`da. Onlarında içinde bulundukları durumu anlamaya çalışsam da ipin ucu yine onlara dokunuyor onların eylemsizliklerine ve ben yine kendimi onları suçlarken buluyorum. Sokaklarda park edecek yer kalmayınca kaldırımın yayalar için olduğunu unutup yayaların kaldırımdan başka çaresi olmadığını göz ardı edip araçlarını kaldırıma park ediyorlar. Belediyeler sağ olsun zaten yapılan binalar ile kaldırımlar iyice daraltılıyor. Bu da yetmezmiş gibi araçlarda park edince bize yürüyecek alan kalmıyor. Yolun kenarında yürüyorsun bu kez de yolda hak sahibi olan hareket halindeki araçlar sürekli kora ve yolun ortasında yürüme bağrışları. Bıktım ya.  Yaya yolunu işgal edenden de, kaldırımdaki öküzler yüzünden yolda yürümek zorunda kaldığımı anlayamayan öküzden de. Park yeri yetersiz bla bla demeyin. Kaldırım benim hakkım. Eğer park yerin yoksa belediyene bağır ondan talep et park yerleri. Her şeyi geçtim göremeyen ya da tekerlekli sandalye kullanan vatandaşların hakkını gasp ediyorlar. Duyarlılık diyorum ama park eden aracı şikayet ediyorum plaka veriyorum poliste bir şey yapmıyor. Aklıma twit açıp gördüğüm her kaldırımda ki aracın fotoğrafını çekip ifşa etmek ve görenlerinde bana  yönlendirecekleri bir topluluk oluşturmak istiyorum ama kendimi biliyorum kontrolü sürekli sağlayamayacağım. Ama Lady ben bu işle uğraşırım sana da yardım ederim gel ifşa edelim derseniz fikir burda konuşalım kaldırımdaki araçlardan kurtulalım. 

12 Şubat 2018 Pazartesi

benim hayata karşı gazım var


Toplaşın anlatacaklarım var. Uzun zamandır yazmıyorum ama buraya yazdıkça kendimi bir gazlıyordum hani. Fare ben aslan oluyordum. Aslan gölgesiyle kaplan indirmeye gidince Joker böyle yaptı şöyle dedi diye ağlıyorum buralarda. Geri kalanlar için iki yazı öncesinin yolunu gösteriyorum tabi merak edene. Derdinden tasandan bıktım diyene de hak veriyorum ben bile bıktım. Bir hafta düşün dedi bir kerecik aramadı domuz. Seni özler dayanamaz arar o, pişmandır nasıl affettireceğini düşünüyordur kendini  diye kendimi gazladım durdum. Ben kaşıkçı elması çünkü, Frodo`nun taşırken ölüp ölüp dirildiği yüzüğüm çünkü. Bir elimle gazlayıp bir elimle kendimi avutmaya çalışınca işlemcim arıza verdi. Her kadının yapacağı gibi soluğu kuaförde aldım. Sırf Joker istemediği için üç yıldır saçımı istediğim gibi kestirmeyip ortalıkta Kezban Kezban geziyordum. Sonunda blog headerındaki hatun kadar kestirdim. Joker dizimin dibinde olmayınca bende etrafımla ilgilenmeyi bıraktım kendimle ilgilenmeye başladım. Gidip bir iki kursa başladım. Yapmak istediğim ne varsa yaşlanmadan, emekli olmadan yapmam gerektiğine karar verdim. Sağlık problemleriyle uğraşacağım yaşta hayattan nasıl keyif alabilirim ki hem. Kendimi kabullenme evresine geçtim. Yıllardır bariz ortada olan disleksimle bile barıştım. İnkarı bırakıp gittim doktora yaptırdım testlerimi mis gibi.  Sonra şunu fark ettim ben sigortamın ödendiği haftada resmiyette 40 saat olup gerçekte 5685961 olan, bir binanın içine tıkıştırıldığım işler olmadan da para kazanıyorum. Ve kendi işimi kurmaya karar verdim. Gittim biri iki girişimcilik kitabı falan da aldım şu sıra şirket nasıl kurulur fikir nasıl pazarlanır evrelerini halletmeye çalışıyorum. Kendi markam olsun istiyorum. Ama arada iş görüşmelerine de gidiyorum. Hep insanların beklentisini anlamak hem de şartlarımı kabul edece kadar deli biri var mı diye görmek için. Kendim iyi olmadan ne ona ne ilişkimize faydam olacağı kafama dank etti sonunda. Tam 20 aramadı beni bende onu aramadım ki doğal olarak ayrıldığımızı bile düşünmeye başladım. Yalan söyleyemem özledim deli gibi özledim yaptığım bir çok şey için pişman oldum, böyle bitmesini istemediğimi daha iyi anladım. Akbabalar ciğerimi didik didik yiyor gibi hissettim. Telefonda adını görünce collatz problemi ispatını yapmış kadar mutlu oldum. Ama hayvanın söylediği ilk şey “Saçını niye kestirdin?” Lan adam benle yirmi gündür konuşmuyorsun tek derdin üç beş santim kıl tüy mü? Neymiş uzun saçımı seviyormuş ona söylemeden niye kestirmişim. Benim saçım benim bedenim. Bizimkilerden duymuş ona ayrı bozulmuş. Aradı sordu halimi ben söylemedim sanki. Tuttum çenemi görüşene kadar. Görünce onun ağzına lağım çukuru muamelesi yapacağım diye evden çıktım ama onu görünce yüzünü bakışını hepsi gitti. İlişkide karşı tarafın aklından geçenleri bilemiyorsun. Her şeyi konuşuyoruz saklamıyoruz diyordum ama birbirimize karşı hissettiklerimizi saklıyormuşuz en çokta. Bu adamın ağzından beni sevdiğini bir kez duydum ona onu sevdiğimi hiç söylemedim. Bazen davranışlar yeterli değil, söze dökülünce ayaklanıyor. Duyarsız davrandım, bir adım geri durdum incinmemek için ama sanırım şimdi anlıyorum yaşamda her duyguyu tıka basa korkmadan yaşamak lazım.


30 Aralık 2017 Cumartesi

sevgili pozisyonu için başvuru formu


Kocası Almanya’ya çalışmaya gitmiş, seni aldıracağım deyip, boşanma kağıtlarını kendine tuvalet kağıdı yapan kadınlar gibiydim. Ya gel ya da bak bana hayırlı kısmet kategorisinden mis gibi çocuklar buluyorlar kuş yuvadan uçar dedim. Gönül istedi benim hasretime dayanamadı ondan geldi diyeyim ama gönlü bu devirde kim takıyor ki. Konuşacak çok şey var diye ortalarda dolandı durdu. Bana kalırsa yok. İşte güzelim gittim ama pişmanım seni beklettim ihmal ettim desin yeter. Kızlar  ya evlenme teklifi edecek ya seni terk edecek dedi kısmet dedim ne diyeyim. Bende bu şans varken evlenmek istemiyorum diye terk edilirim ya neyse. Gittik bunun evine, oturttu koltuğa bağladı gözlerimi. Gözlerim açıkta konuşurduk falan dedim ama içimden terk edilmeye giden bir yüzük çıkmaz diye dua ediyorum. Hayır ben adama hediye diye uzaktan kumandalı süper ötesi bir araba almışım birlikte oynarız diye planlar yapmışım, yüzük bizi ciddiyetimize fazla. Gitti geldi bir takırtı patırtı dedim herhalde adamı çok zorladım Hannibal Lecter`a bağladı bıçak seti ortaya çıkarıyor. Gözlerimi açtığında bir de ne göreyim dünyalar güzeli bir köpek. Görünce aklım uçtu bir de sırnaşık minnacık yavru daha. Yarım saat sonra anca kendime geldim de kimin diye sordum. Bana almış hep istiyormuşum, yalnızlıktan sıkılıyormuşum hem bana arkadaş olurmuş. Yani tamam çok güzel düşünmüş evet istiyorum ama bu bambaşka bir şey. Bir kere annem eve asla almaz ki daha önce defalarca denedim gram taviz vermedi. Hem ben satın almak yerine bir barınaktan kendime dost edinmeyi isterdim. Ben çok büyütüyormuşum evde bakamıyorsam onda kalırmış. Ya sabah çıkıyor akşam kaçlarda dönüyor. Bunun yemesi var içmesi var gezdirmesi var ki tüm gün eve hapsetmek ona büyük haksızlık. Annesine götürürmüş zaten evde varmış iki tane daha. Ne diyecek kadına kız arkadaşım bakamadı sana kakaladı anneciğim mi? Öyle rahat konuşuyordu ki bir de çocuk yaparız arada büyür gider işte dedim adam deliye döndü. Sürekli her şeyi tiye alıyormuşum, onu ciddi olarak dinlemiyormuşum. Hayır ciddi olmayan ben miyim? Adama mantık denen şeyden habersiz. Baktım bizim hal kavgaya gidiyor eve gidiyorum dedim, demez olaydım. Beni bırakmak için ısrarcı oldu, yağmur var, trafik var, arabada kızgın iki boğa var. Nerde nasıl neyle başladı bilmiyorum ama ilk defa adam benle resmen kavga etti. Sanki duymuyormuşum gibi bağıra bağıra kulağımı yırttı. Ben onu hiç tanımıyormuşum. Onunla ilgili hiçbir şeye dikkat etmiyormuşum. Ne yer ne yemez neyi sever bilmiyormuşum. Ama o ekşi yediğimde ensemin sağ tarafının terlediğini, yalandan gülerken suratımın aldığı ifadeyi, düşünürken kendi kendime konuştuğumu, sıkıldığımda dirseğimi kaşıdığımı biliyormuş. Sevdiğim yemekleri, kimseye söylemediğim ondan sakladığım şeylerin gölgelerini görüyormuş. Çocukmuşum, hala geleceğe dair kararlı davranamıyormuşum. Sinirimden mi canım acıdığından mı bilmem gözlerim baktım doluyor  çek sağa inicem dedim. Filimler de bırakmıyorlar, bırakanda geri dönüp alıyor ama bu film değil. Ciyak ciyak ineceğim diyorum adamda tek tepki yok. Sonra bir baktım bir taksi durağına yanaştı indirdi beni. Daha fazla tutamadım kendimi yağmurda var zaten dedim koyverdim. Ağladım diye teselli eder sandım ama yok adam öküz. Aklım olsaydı sevgili pozisyonu için bir başvuru formu hazırlar buna doldurturdum. Gerçi adamda haklı beni öğrenen o, dikkat etmeyi onu öğrenemeyen ben. Bu erkek milletinede yaranılmıyor. Kadın iğne iplik eder hayatlarını suç, kendi haline bırakırlar suç. Onu bunu bilmem ama bana bağırmasını söylediği buraya yazmadığım bin misli lafları ben hak etmedim, ettiysem de etmedim. Aklını kullanıp başvuru formu hazırlasaydı. 


9 Ekim 2017 Pazartesi

telekomünikasyon sektörünü ayakta tutanlar


O kadar saat konuşacak ne buluyorsunuz? 3 saat o telefonda ne konuşulabilir ki? Konuştuğunuz insanla uzun zamandır konuşmuyorsanız mesela birkaç aydır mantıklı. Veya çok önemli bir olay olmuştur, üzerine tartışmanız, kritik yapmanız gerekmektedir o da mantıklı. Bir iş, proje üzerine çalışıyorsunuzdur beyin fırtınası yapmanız gerekiyordur, birlikte çalışmanız gerekiyordur o da mantıklı. Veya konuştuğunuz bir kadındır dedikodu yapıyorsunuzdur ki onda bile büyük bir dedikodu birikmesi gerekiyor. Ama günlük bir rutin haline getirilmiş 3 saat telefon konuşması bana mantıklı gelmiyor. Bunu yapan Sidikli. Lan her gün konuşuyorsun, sürekli mesajlar bir şeyler. Bir tuvalet arasında konuşmuyorken ne birikmiş olabilir ki. Yediğin yemeğin mi tarifini veriyorsun, sindirimin evrelerini mi anlatıyorsun. Hayır telefon seksi yapsan onu da anlayacağım. Ama bizimkiler boş boş saatler konuşup cilveleşiyorlar. İki gün ayrıldın ananı babanı görmeye geldin bir mola ver güzelim ya. Çocuğunu arkada bıraktın sanki. Kaç yıl oldu ya telefonda bu kadar saat ilişkinin başında konuşulmaz mıydı? Belki de ben onu bile yapmadığım için bana garip geliyor. Ancak eminim aranızda sevgilisini benim gibi adı ve soy ismiyle kaydedenler vardır.

26 Kasım 2016 Cumartesi

gen haritamla oynayabilir misin be


Bilmem kaç yıldızlı otellerde yapılan o düğünleri hiç sevmedim. Ortamdan samimiyetsizlik akıyor. Sonra o kokteyl zımbırtıları hele topuklu giydiysem beni delirtiyor. Masayı bulmak ayrı dert, oturtulduğun insanların kim çıkacağı ayrı dert. Birde sanki herkes birbirini eleştirmek, kulp bulmak için hazır bekliyor gibi geliyor. Zaten bir de otelin salon kısmıysa işler iyice kötüleşiyor. Bizim gibi Karadenizli aile olunca o göt kadar pist horon olayına dayanamıyor. On metre karede horon oynandığı nerde görülmüş. O pistlerde zaten twist oynayanlar için. Kalabalıksa fazladan konulmuş masalar yüzünden gelin damat misafirleri dolaşamıyor, misafirler aman adam yerine koymadılar muhabbetleri döndürüyor. Aynı sofrada hiç yemek yememişsin gibi herkesin birbirini süzdüğü düğünlerden birinde bende o topuklularla eziyet çekerken tabi ki tanıdık tanımadık herkesi süzdüm. Gerçi süzme işlemine kadar beni nereye sürükledilerse gittim, 8313 tane el öptüm. Kıyıda köşede anne ve babamın radarından saklanıp sindiğim köşede de milleti izledim. Kaynana geline nispet yapar gibi beyaz giyen tek insan ki hatun fena taştı. Kendi düğün davetiyesini hazır milleti bulmuşken dağıtayım diyenler şahin kesilmiş. Gözüme babam ve annemle sohbet eden bir hatun kestirdim ki 27, 28 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim, uzun, ince, sarışın biri. Elbisesine hele o derin sırt dekoltesine bayıldım. Babamlarla ayrı masaya oturtulduğum için ilk bulduğum kuzenime oğluna kız bakan anne edasıyla “şöyle güzel bir kız gördüm kim o kız tarafı falan mı, bekar mıymış?” diye sordum. İlk kim olduğunu anlamadı sonra kızı gösterince gözlerini pörtlete pörtlete “Yuh Lady! Yeşil o nasıl tanımazsın.” dedi. Beynim bir idrak edemese de ilk aklıma gelen kaç yaşında ya bu oldu Çünkü benim hesaplarıma göre 35 olmalıydı ki 37 yaşındaymış. Kesin bu Ajda Pekkan ile arkadaş oldu. Anında instagramını buldum ve açık söylüyorum bende o bacaklar olsa yaz kış götüme kadar açardım. On yazlarında da bir oğlu var ama bikinili fotoğrafına dayanarak söylüyorum çocuğu o değil ben doğurmuşum. Hatun kim? Benim kuzenim. Ciddiyim. Anasının elini de öptürmüşler ama ne yengem ne o yanımdan geçse tanımazdım hani. En son çocukken görmüştüm. Aynı şey ne yazık ki amcam içinde geçerli.  Aslında en büyük amcam ve babaannemin ilk eşinden olan oğlu. Hatta dedem evlat edindiği için amcamı soy isimlerimiz bile aynı ama hep teğet geçtik birbirimizi. En son bu Yeşil bir milletvekilinin oğluyla evlendiğinde düğüne alerjim yüzünde gidemediğimi hatırlıyorum. Yeşil`i de hep duydum ama ne bileyim babam da bayramdan bayrama telefonlaşınca farklı yerlerde yaşayınca fark etmiyor insan varlıklarını. Umarım Yeşili taş gibi yapan tüm o genler babaannemdendir ve bende de kendini gösterir. 

Not: Azimle sıçtım elbiseyi buldum. Gerçi zorda olmadı. Kabak gibi Elie Saab elbisesi değilse benzerini yapan biri, öyleyse o koca kaç para kazanıyor be demek istiyorum. Yuh hani.

11 Kasım 2016 Cuma

ben ektim bir zahmet biçsinler


Ne yapıyorsam torunlarım için. Dünyanın çivisi değil boku çıkmışken sifon çekilmeden önce kendimi belgelemeye karar verdim. Günlük tutmaya başladım ve bunu doğacak torunlarım için yapıyorum. Cümleme bile öyle başladım. En sevdiğim torunuma bırakacağım ölünce de. Torun ayırt edilmez demeyin edilir, evlat değil ki bu. Aralarında en aktivist en başına buyruk ya da duygusal vefakar olana bırakırım. Cinsiyet ayrımı yapmak gibi olmasın ama kız olması tercihim. Erkek bir torunum “ne kaşar hatunmuş bizim ki” desin istemem. Kadın kadından anlar ama erkek için aynı şeyi düşünemiyorum. Hem koca ömrü boşa yaşamak istemem. Tamam bir nesle ilham olamam belki ama farklı nesiller aynı problemler felsefesiyle ateş böceği olurum belki. Sonuçta bir nevi tarihe de tanıklık ediyoruz şurda. Başımıza gelmeyen bir uzaylı istilası kaldı onunda eli kulağında. Gerçi bir yandan da tüm anılarımı günün irinde kaybetmek gibi bir korkum var. Hem duygular hissettiğim öfke, üzüntü, hırs, yorulmuşluk, sevgi, mutluluk bunlar değişiyor. Yazarsam o gün nasıl hissetmişim bilirim. Hem onun içine kötü gününde gülebileceği bir büyüğü olsun. Belki arada ağlatırım da. Buraya yazmayı seviyorum, yakalanma korkum olmuyor falan ama elimin altında her gün yazdığım, atlamadığım bir şey olsun istedim. Hem bakarsınız bir gün bir sandık dolusu falan olur, geçmişi bilen kimse kalmaz çünkü nükleer savaş yüzünden birbirimizi yemiş oluruz. Benim günlükte hayatta kalma rehberi diye yok satar.

7 Kasım 2016 Pazartesi

o sizin bildiğiniz Ladylerden değilim


Bu yazıyı yazdığıma o kadar emindim ki bir saate yakın arşiv taradım. Artık nasıl kafamda planladıysam blog kendi kendine sildi diye düşündüm. Ben giriş, gelişme ve sonucumu yazıp son noktalarımı koymuşum yazı için. Size adım neden Lady Witch onu açıklayacağım. Açıkçası kulağa ego manyağı bir isim geliyor. En azından başkası kullansa aklıma gelecek ilk şey, egodan yol yapmış olurdu. Lady bana nedense hep büyük bir kelime geliyor. Böyle fazla burnu havada. Ama ben o sizin bildiğiniz Ladylerden değilim. Lady olmamın sebebi bir köpek. Çocukken bir arkadaşımın köpeğinin adıydı. Öncesinde deli gibi korkan benim köpek sevme sebebim, ölen ilk yakınımdı. Tüm sokak bütün gün onun peşinde koşardık. Lady yıkanacağı zaman bizi seçsin diye dua ederdik. Sonra partneri Jack ile o ilk gerçek belgeselimdi. Lady`i kaybettiğimizde çok üzülmüştüm. O yüzden de onun isminin benimle yaşamasına karar verdim. Witch ise Hostes ve Sidiklinin işi. Ne kadar iyi kalpli, Polyanna bir kız olsam da, kanatlarım eksik olsa da arada 21. Yy koşulları beni azıcık yozlaştırıp mini minnacık kötülükler yapmış olabilirim. Onlarda bana lakap olarak Bitch`i uygun gördüler. Blog yazarken insanlar mal mı bu kız kendine sürtük dedirtiyor demesinler diye harfle oynadım. Ne yapayım toplum baskısı buralarda taş seviyesinde mi değil mi bilemedim. Gerçi ondan sonra saldım terbiyemi malum. Benim adımın tarihi, geçmişi bu. Ay zahmet olmazsa okuyanlar neden ismi o yorum bırakırlarsa şahane olur. Ya da uzun uzun hikayem var diyen üşenmesin yazıp yayınlasın da okuyalım.