Bana haksızlık ediyorlar. Herkes. İnsanlar evren inandığım
ne varsa. İyi insanların başına gelen her kötü şeyden sonra gelen sonsuz
mutluluğu anlatıyorlar. Yaşadığımız her güzel şey için sana bunları verdik
sevinmelisin, daha kötüleri olabilirdi diyen bir akımla büyütüyorlar. Kötüler
hep kaybeder diyorlar. Beynimizi saçmalıklarla doldurup sürekli yetinmemizi
söylüyorlar. Dedemin benim büyüyüp yetişkin biri olduğumu, başarılı torunları
olduğu için sevinmemi söylüyorlar. Dedem benim büyüdüğümü sadece gördü. Bilmedi
ben kimim orda ne işim var neler yapıyorum. Mezun olduğumda dedem hayattaydı
belki ama gelip göremedi bile. Sevdiğiniz bir insanın karınıza geçip sen kimsin
demesinin ne kadar boktan bir duygu olduğunu bilemezsiniz. Her gün kim
olduğunuzu anlatmaya çalışmanın onun gözlerinde hatırladığına dair bir işaret
görmeyi ummanında ne tür bir duygu olduğunu bilemezsiniz. Kendimi haksızlığa
uğramış hissediyorum. Mezuniyetini gördüğü torunlarının karşısında, evlenirken
yanında olduğu torunlarını karşısında haksızlığa uğramış hissediyorum. Hayatımda
tanıdığım en mükemmel adamı çaldılar.
dedem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dedem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Nisan 2016 Cumartesi
mükemmelimi çaldılar
Etiketler:
ailem,
ben,
dedem,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post
4 Mart 2016 Cuma
güneş şemsiyesi
Hayat benim için durmuşken insanların hayatına devam ediyor olması beni sanırım şaşırtıyor. Hayatımda bana yakın sadece iki ölüm gördüm. Babaannem bir gece yarısı evinin merdivenlerinden düştü ve öldü. Dedem bir gün olsun hasta görmediğim. Kalp krizi yüzünden öldü. Birkaç gün hastane de kaldı ama çok normal ve sağlıklıydı. Öleceklerini hiç düşünmemiştim. Hala köye gittiğimde, eve girdiğimde gözlerim arıyor. Belki annem bizi etkileyebileceğini düşünmeyip cenazeye katılmamıza izin verseydi böyle hissetmezdim. Annem 15 yaş için erken olduğunu düşündü. Şimdi 22 yaşındayım kendi kararımı verip sormuyorum bile ama ölüm düşüncesi bile benim için zor. İnsanlar fotoğraflar paylaşıyor, snapler atıyor, yer bildirimleri yapıyor. Bense tüm gün bir hastanede işe gitmediğim için deliye dönen patronumun işlerini halletmek için kucağımda lap topla çalışıyorum. Daha ne kadar bekleyeceğimizi bile bilmiyorum. Ama burdan ayrılmaya korkuyorum. Dedemden en son ayrılırken elim tutup gözlerimin içine bakması geliyor. O günden beri bir kez bile ona dokunamadım. Eve sadece uyumak için gidiyorum bu da annemi daha çok delirtiyor. Aslında şu sıra herkes benden nefret ediyor. Ailem davranışlarım yüzünden kafayı sıyırdığımı düşünüyor. Bütün gün hastanede beklemem, elimde bilgisayarım çalışmam, sonra bir sonraki gün tekrar erkenden hastaneye gelmem. Ama evde olmaya katlanamıyorum. Anneannemi gece her kalktığımda dışarda o soğukta ağlarken buluyorum. Sürekli “kandırdın beni” diyor. Bıkmadan usanmadan tekrarlıyor. Annem teyzelerim anneannemin yanında ağlamazken o yokken sürekli dedemden bahsedip ağlıyorlar. Annem beni ağlama duvarı gibi kullanıyor. Ben ağlayamıyorum diyen ben artık insanların etrafımda olup olmamasını bile umursamıyorum. Sadece Sidikli hafta sonu geldikçe tek gram göz yaşı dökmüyorum. Bazen benim yeteri kadar üzülmediğimi düşündüğünü hissediyorum. Ama o etraftayken yapamıyorum. O ağlarken teselliye ihtiyacı varken yapamıyorum. Dedemi sevdiğimi biliyordum. Ama bu kadar derinden sevdiğimden haberim yoktu. Onun üzerine bu kadar çok hayalim olduğundan da haberim yoktu. Tüm bu zaman sonunda bir şeyi daha fark ettim. Her ailenin bir güneş şemsiyesinin çubuğu var. O yoksa bir halta yaramıyor.
28 Şubat 2016 Pazar
size hiç biri ölmeden cenaze evi temizlemenizi söylediler mi
Ne kadar söylersek söyleyelim, kendimize arada hatırlatırsak
hatırlatalım kaybetmeye yaklaşmadan kıymetini hiçbir şeyin değerini
anlayamıyoruz. Densiz doktorun biri ümit yok dediğinde, densiz biri gerekli
hazırlıkları yapın dediğinde sizin ne kadar acı çektiğinizi görmüyor. Sadece
bir gün gitmedim. Öğlen arayıp kalp masajı yaptıklarını söylediler. Vazgeçmedi.
Ama bana her ihtimale karşı evi temizlememi söylediler. İhtimal eşittir soğuk
bir beden. İki katlı aslında temiz olan o evi Sidikli ve iki kuzenimle tekrar
temizledik. Hiçbir şey hissetmedim. İçim ölmüş robot gibiydim. Sadece aklımda
temizlemek vardı. O kadar. Duyduğumda deli gibi ağlayan ben bir anda robot
oldum. Dayılarıma tabut için ağaç kesmelerini söylemişler. Hazırlıkmış, pehh.
Takım elbisesini çıktı en son ne zaman eline aldığını bilmediğim alet edevatı
alıp gitti. Ne hissetmiştir acaba? Kimseye onun ölmeyeceğini
anlatamıyorum. Aklıma önceki krizinde
çalışmayan salak şok cihazı gelip durdu. Diğeri getirelene kadar nefes almayı
unutmuş gibiydim. Herkes acı çektiğini söylüyor. Doktorlar mücadele ettiğini
ama artık eskisi gibi olmayacağını söylüyor. Bunların hiç birini duymak
istemiyorum. Acı çekmesindense.. denip yarım bırakılan cümleler dolu etraf.
Bencilce belki ama olmaz. Ben bunu şuan kaldıramam. İlk krizini geçirdiği
akşamdan sonra onu görmek imkansızlaştı. Normalde sık sık yanına girmemize izin
verirlerken günde bir defa dediler, o da camın ardından. O saatten sonra
birbirimizi yemeye başladık. Her gün kim girecek krizi yaşar olduk. Şey babam iki
karton sigara aldı ve hemşireyle hastabakıcılara rüşvet verip Sidikli ile benim
gece görmemizi sağlıyor. Uyuz salak okul kimliğini kullanıyor. Patlamanın
olduğu gündü ilk krizi. Askeriyedeki olağanüstü durumdan dolayı iki kuzenim zor
geldi. Yine bir yerde bir şey patlayıp hayatımızı etkiledi işte. O ikisi de kaldıkları iki gün boyunca askeri
kimliklerinden faydalandı. Sanırım onları içeri aldıkları için, bende öyle bir
kimlik olmadığı için onlardan nefret ediyorum. Haksızlık bu. Mikropsa dertleri,
çöplükten çıkmadım ya. Sürekli gelenlere öncelik vermek zorunda kalıyorum. Tüm
yeğenleri geldi. Adamlar dünyanın bir köşesinden gelmişken hayır olmaz
diyemiyorsun. Aslında diyorum ama bana Amerika’dan İstanbul’a sonra buraya kaç
saat yol çektiklerinden bahsediyorlar. Onlara, ama onun torunu benim
diyemiyorum. Erkek kardeşi dedemi o halde görünce hastalandı. Hastanede bir
yatakta ona açıldı. Hayatım neden bu kadar kötü? Bütün gün bekleme salonundaki yoğun
bakıma ait kameradan dedemi izliyorum. Bir şey olur kimse görmez diye
korkuyorum.
Etiketler:
ailem,
ben,
blog,
dedem,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post
23 Şubat 2016 Salı
dedem hala benimle oynuyor olsa
Bir şeyi fark ettim insan beklerken bir sürü şey hatırlıyor. Bazen küçücük detayları, bazen anı kütlelerini. Her kız çocuğu babasına aşık olur. Bende aşıktım ama dedem varken babamı gözüm görmezdi. Dedem sol ceket iç cebinden hep çikolata çıkarırdı ben çocukken. Büyüdüm yine değişmedi. Dedemin büyüsü buydu. Sanki o cepteki çikolata hiç tükenmeyecek gibi gelirdi. Hiç elimi cebine atıp kontrol bile etmedim. Noel baba gibiydi işte. Babaannemlerde ne zaman sıkılsak beyaz atlı prens gibi kurtarmaya girdi bizi. Bahçe kapısını açar torunlarımı almaya geldim diye seslenirdi. Bir arkadaşının alabalık çiftliğinde durur istisnasız eve giderken alabalık alır, beklerken Sidikli'ye zorla da olsa yedirirdi. Sidikli onu sevdiğinden sevmediği balığı yerdi. Tıpkı benim et yemem gibi. Her yaz istisnasız tüm torunlarını toplar kuzu kestirirdi. Saatlerce dil döker yedirirdi bana o eti. Sonra ben ağlarken bağıranı basardı. Dedeme çok kızardım çocukken, kuzuyu öldürdü diye suçladım. Tüm torunları ona çektiğinden olsa gerek hep bir deri kemik torunlarını besleyeceğim diye aklı çıkardı. Ne zaman kavga etsek kuzenlerimden biriyle, birer dizine oturtur kardeş kardeşle kavga etmez derdi. Ben dedemden çok şey öğrendim. Onda sonsuz bir affetme vardı. Ne yaparsanız yapın kucak açardı. Ondan iyiliğin sessizce yapıldığını öğrendim. Küçükken akşam çarşıda dolaşırken elimi tutar bakkal, fırın gezerdik. Zor durumda olduğunu bildiklerinin veresiye defterini temizlerdi. Çıkmadan, satıcıyla beni kimseye söylemememiz için tembihlerdi. Hiç bir ekmek aldığını görmedim mesela. Hep çok çok alır eve giderken bazı kapıları çalar hal hatır sorup verirdi. Sidikli cılız bir çocuktu. Yaşıtı olan kuzenim ondan uzun diye Sidikli ile dalga geçer ağlatırdı. Dedem Sidikli`yi kucaklar "Ağlama kızım, çam ağacının dibinde ayılar, gül ağacının dibinde efendiler oturur" derdi. Sidikli şimdi dedemin en uzun kız torunu. Annemin çocukluğunun bir kısmı İstanbul`da geçmiş. Hasta olduğumda deli gibi doktor aradık. Bulduğumuzda adamın odasına girer girmez anneme dedemin bir şeyi olup olmadığını sordu. Dedemin evinde oturuyormuş kirada. Paraları olmamış bir yıl ödeyememişler. Dedem hiç istememiş sonra da ödemeyi kabul etmemiş. Annemi görünce de ortalıkta dolanan sümüklü kız çocuğunu tanımış. "Yaptığın iyilik hep döner seni bulur. iyilik dediğin dünya gibidir. Kendi etrafında döner, güneşin etrafında döner ama bir şekilde başladığı yere geri ulaşır" derdi. Çocukluğumdan beri yaptığım her iyiliğin birilerini etkilediğini sonunda yine beni bulacağına inandım. Erkekler ağlamaz diyorlardı ama benim dedem bizim canımız yandığında bizimle ağlar. Nasırlı parmaklarıyla göz yaşlarımızı siler başımızı göğsümüze yaslar saçımızı okşardı. Takım kurup futbol oynardı bizle. Dereye girdiğimizde iki elini arkasında bağlar kaşlarını çatar kızardı. Çocukken neden kızdığına anlam veremezdim ama şimdi bende olsam kızarım. her yaz bize salıncak kurardı. Hemde kavga etmeyelim çok diye dört salıncak birden kurardı. Bahçeden meyveyi sebzeyi eliyle toplar yedirirdi. Elimize birer çuval verir topladığınız her fındık sizindir derdi. Çalışmadığınıza el uzatmayın diye tembihlerdi. Ona rağmen her İstanbul`a dönüşümüzde birer tane koca çuvalımız olurdu. Topladığımız bir poşet fındık yavruladı derdi. Kimsenin bilmediği masallar anlatırdı. Bazen karşısına geçer o kuran okurken dinlerdik. Bazen o bizi toplar büyükannesinden öğrendiği rumca türküler söylerdi. O bambaşka biri işte. Başladığı işi bitirene kadar vazgeçmemeyi de dedemden öğrendim. Çok çalışır, çalıştığı için hiç söylenmezdi. Asla pes etmezdi. Şimdi bile pes etmiyor işte. Ben çocukken elini kalbine koyar ölüyorum der gözlerini yumardı. Uyuz her seferinde ayıltmaya çalışırdı. Ben hiç uyan demedim. Çünkü benim dedem ölmezdi. Yine gözlerini açsın beni korkutmak için öyle yapıyor olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



