Toplaşın anlatacaklarım var. Uzun zamandır yazmıyorum ama
buraya yazdıkça kendimi bir gazlıyordum hani. Fare ben aslan oluyordum. Aslan
gölgesiyle kaplan indirmeye gidince Joker böyle yaptı şöyle dedi diye ağlıyorum
buralarda. Geri kalanlar için iki yazı öncesinin yolunu gösteriyorum tabi merak
edene. Derdinden tasandan bıktım diyene de hak veriyorum ben bile bıktım. Bir
hafta düşün dedi bir kerecik aramadı domuz. Seni özler dayanamaz arar o,
pişmandır nasıl affettireceğini düşünüyordur kendini diye kendimi gazladım durdum. Ben kaşıkçı
elması çünkü, Frodo`nun taşırken ölüp ölüp dirildiği yüzüğüm çünkü. Bir elimle
gazlayıp bir elimle kendimi avutmaya çalışınca işlemcim arıza verdi. Her kadının
yapacağı gibi soluğu kuaförde aldım. Sırf Joker istemediği için üç yıldır saçımı
istediğim gibi kestirmeyip ortalıkta Kezban Kezban geziyordum. Sonunda blog headerındaki
hatun kadar kestirdim. Joker dizimin dibinde olmayınca bende etrafımla
ilgilenmeyi bıraktım kendimle ilgilenmeye başladım. Gidip bir iki kursa
başladım. Yapmak istediğim ne varsa yaşlanmadan, emekli olmadan yapmam
gerektiğine karar verdim. Sağlık problemleriyle uğraşacağım yaşta hayattan
nasıl keyif alabilirim ki hem. Kendimi kabullenme evresine geçtim. Yıllardır
bariz ortada olan disleksimle bile barıştım. İnkarı bırakıp gittim doktora
yaptırdım testlerimi mis gibi. Sonra
şunu fark ettim ben sigortamın ödendiği haftada resmiyette 40 saat olup
gerçekte 5685961 olan, bir binanın içine tıkıştırıldığım işler olmadan da para
kazanıyorum. Ve kendi işimi kurmaya karar verdim. Gittim biri iki girişimcilik
kitabı falan da aldım şu sıra şirket nasıl kurulur fikir nasıl pazarlanır
evrelerini halletmeye çalışıyorum. Kendi markam olsun istiyorum. Ama arada iş
görüşmelerine de gidiyorum. Hep insanların beklentisini anlamak hem de şartlarımı
kabul edece kadar deli biri var mı diye görmek için. Kendim iyi olmadan ne ona
ne ilişkimize faydam olacağı kafama dank etti sonunda. Tam 20 aramadı beni
bende onu aramadım ki doğal olarak ayrıldığımızı bile düşünmeye başladım. Yalan
söyleyemem özledim deli gibi özledim yaptığım bir çok şey için pişman oldum,
böyle bitmesini istemediğimi daha iyi anladım. Akbabalar ciğerimi didik didik yiyor
gibi hissettim. Telefonda adını görünce collatz problemi ispatını yapmış kadar
mutlu oldum. Ama hayvanın söylediği ilk şey “Saçını niye kestirdin?” Lan adam
benle yirmi gündür konuşmuyorsun tek derdin üç beş santim kıl tüy mü? Neymiş
uzun saçımı seviyormuş ona söylemeden niye kestirmişim. Benim saçım benim
bedenim. Bizimkilerden duymuş ona ayrı bozulmuş. Aradı sordu halimi ben
söylemedim sanki. Tuttum çenemi görüşene kadar. Görünce onun ağzına lağım
çukuru muamelesi yapacağım diye evden çıktım ama onu görünce yüzünü bakışını
hepsi gitti. İlişkide karşı tarafın aklından geçenleri bilemiyorsun. Her şeyi
konuşuyoruz saklamıyoruz diyordum ama birbirimize karşı hissettiklerimizi
saklıyormuşuz en çokta. Bu adamın ağzından beni sevdiğini bir kez duydum ona
onu sevdiğimi hiç söylemedim. Bazen davranışlar yeterli değil, söze dökülünce
ayaklanıyor. Duyarsız davrandım, bir adım geri durdum incinmemek için ama
sanırım şimdi anlıyorum yaşamda her duyguyu tıka basa korkmadan yaşamak lazım.
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Şubat 2018 Pazartesi
5 Ocak 2018 Cuma
bana alerjim var
Annemin bir inancı var yeni yıla nasıl girersen tüm yılı
öyle geçirirsin. Yani amuda kalktıysan sıçtın tüm yıl öyle dolanmak yorucu
olacak senin için. Ben yeni yıla battaniyemin altında salaya sümük tek başıma
girdim. Jokerle her şey boka sarınca iptal planlarla evde kendimi yalnız
buldum. Bir haftadır bir kere aramadı. Gerçi kavga ettiğimiz gün “Gerçekten mi?”
diye mesaj attı ama o sayılmaz. İt herif daha beterini hak etti. Bu beni
arabadan indirip, beni ağlamama rağmen o taksiye bindirdi, tek bir teselli
kelimesi söylemedi ya rezil olmuş çok mu? Taksici amcaya kızı istediği yere
götür deyip para verdi, bir de kartını verip bırakınca ara dedi. Taksiciyle
bile benden kibar konuştu. Bana “Bir hafta düşün düzgün karar verebildiğin
zaman ararım” dedi. Düzgün karar verdiğimde götleşe alt yazı geçiyorlar herhalde.
Benim ayarlarım bozuldu sen en iyisi iade et bir iki üst modelini alırsın.
Apple bile kazıklamış milleti bir kazıkta sen benden yana yemişsin işte ne
olacak. Al o paranı falan dedim ama döndü kıçını gitti. Lan o nasıl bir muamele
ben senin orospun muyum da para verip gönderiyorsun beni? Ben tabi içimden
kanguru çekiyorlar gibi ağlayıp küfürler yağdırınca taksici amca böbreğimi
falan çaldı sandı. “Arama alma ver geri parasını ben veririm onun parasından
hayır gelmez” falan diyorum bir yandan da işkencede tırnağım çekiliyor gibi
ağlıyorum. Taksici amca “Kibar çocuk bak merakta ediyor seni” deyince “ Amca
bunun kibarlığına aldanma yalan hep. Bana neler etti bilmiyorsun” ile başladım.
Gerisinde neden ne için öyle şeyler dedim bilmiyorum ama en son amca “vay
pezevenk, bunun parası sokağa atsan bulana bile pislik bulaştırır!” diyordu.
Benim söylediğim şeyler hayal gücümün ve ona olan öfkemin sonucu ya da beni
şeker krizine girmiş suç ehliyeti olmayan zavallı bir kız sayabilirsiniz. Şey
dedim… “Amca bu beni kandırdı, seviyorum falan dedi inandım” diye Türk filmine
bağlayınca adam hamileyim evlenmiyor sandı. Bende bir doz yükseltip “Öyle olsa
yine iyi meğer bu it kadın pazarlıyormuş” diye höyküre höyküre ağladım. Polis
falan dedi bir panikledim ama bunlara bulaşılmaz mafya bunlar keser doğrar diye
lafı çevirdim. Adam cesur çıkar giderse polise inkar ederim ya da şizofreni
raporu almaya bakarım diye düşündüm. Sonra yol boyu bir amca bir ben beddua ede
ede evime gittik. Herhalde amca bizimkini aramış olsa gerek birkaç saat sonra
mesaj attı o günden sonrada ne aradı ne sordu. Şurda bir güncük kaldı arar mı bilmiyorum. Of
ben o kadar atıp tutup ne kadar kafayı yemiş olduğumu gösterdikten sonra
arayacağını sanmıyorum ama arasın istiyorum. Özledim. Pişmanım. Öfkeliyim.
Etiketler:
abarttım,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
ilişki,
ilişki raporu,
ilişkiler,
Joker,
kız günleri,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
new year
30 Aralık 2017 Cumartesi
sevgili pozisyonu için başvuru formu
Kocası Almanya’ya çalışmaya gitmiş, seni aldıracağım deyip, boşanma
kağıtlarını kendine tuvalet kağıdı yapan kadınlar gibiydim. Ya gel ya da bak
bana hayırlı kısmet kategorisinden mis gibi çocuklar buluyorlar kuş yuvadan
uçar dedim. Gönül istedi benim hasretime dayanamadı ondan geldi diyeyim ama gönlü
bu devirde kim takıyor ki. Konuşacak çok şey var diye ortalarda dolandı durdu.
Bana kalırsa yok. İşte güzelim gittim ama pişmanım seni beklettim ihmal ettim
desin yeter. Kızlar ya evlenme teklifi
edecek ya seni terk edecek dedi kısmet dedim ne diyeyim. Bende bu şans varken
evlenmek istemiyorum diye terk edilirim ya neyse. Gittik bunun evine, oturttu
koltuğa bağladı gözlerimi. Gözlerim açıkta konuşurduk falan dedim ama içimden
terk edilmeye giden bir yüzük çıkmaz diye dua ediyorum. Hayır ben adama hediye
diye uzaktan kumandalı süper ötesi bir araba almışım birlikte oynarız diye
planlar yapmışım, yüzük bizi ciddiyetimize fazla. Gitti geldi bir takırtı
patırtı dedim herhalde adamı çok zorladım Hannibal Lecter`a bağladı bıçak seti
ortaya çıkarıyor. Gözlerimi açtığında bir de ne göreyim dünyalar güzeli bir
köpek. Görünce aklım uçtu bir de sırnaşık minnacık yavru daha. Yarım saat sonra
anca kendime geldim de kimin diye sordum. Bana almış hep istiyormuşum,
yalnızlıktan sıkılıyormuşum hem bana arkadaş olurmuş. Yani tamam çok güzel
düşünmüş evet istiyorum ama bu bambaşka bir şey. Bir kere annem eve asla almaz
ki daha önce defalarca denedim gram taviz vermedi. Hem ben satın almak yerine
bir barınaktan kendime dost edinmeyi isterdim. Ben çok büyütüyormuşum evde
bakamıyorsam onda kalırmış. Ya sabah çıkıyor akşam kaçlarda dönüyor. Bunun yemesi
var içmesi var gezdirmesi var ki tüm gün eve hapsetmek ona büyük haksızlık.
Annesine götürürmüş zaten evde varmış iki tane daha. Ne diyecek kadına kız
arkadaşım bakamadı sana kakaladı anneciğim mi? Öyle rahat konuşuyordu ki bir de
çocuk yaparız arada büyür gider işte dedim adam deliye döndü. Sürekli her şeyi
tiye alıyormuşum, onu ciddi olarak dinlemiyormuşum. Hayır ciddi olmayan ben
miyim? Adama mantık denen şeyden habersiz. Baktım bizim hal kavgaya gidiyor eve
gidiyorum dedim, demez olaydım. Beni bırakmak için ısrarcı oldu, yağmur var,
trafik var, arabada kızgın iki boğa var. Nerde nasıl neyle başladı bilmiyorum
ama ilk defa adam benle resmen kavga etti. Sanki duymuyormuşum gibi bağıra
bağıra kulağımı yırttı. Ben onu hiç tanımıyormuşum. Onunla ilgili hiçbir şeye
dikkat etmiyormuşum. Ne yer ne yemez neyi sever bilmiyormuşum. Ama o ekşi
yediğimde ensemin sağ tarafının terlediğini, yalandan gülerken suratımın aldığı
ifadeyi, düşünürken kendi kendime konuştuğumu, sıkıldığımda dirseğimi
kaşıdığımı biliyormuş. Sevdiğim yemekleri, kimseye söylemediğim ondan
sakladığım şeylerin gölgelerini görüyormuş. Çocukmuşum, hala geleceğe dair
kararlı davranamıyormuşum. Sinirimden mi canım acıdığından mı bilmem gözlerim
baktım doluyor çek sağa inicem dedim.
Filimler de bırakmıyorlar, bırakanda geri dönüp alıyor ama bu film değil. Ciyak
ciyak ineceğim diyorum adamda tek tepki yok. Sonra bir baktım bir taksi
durağına yanaştı indirdi beni. Daha fazla tutamadım kendimi yağmurda var zaten
dedim koyverdim. Ağladım diye teselli eder sandım ama yok adam öküz. Aklım
olsaydı sevgili pozisyonu için bir başvuru formu hazırlar buna doldurturdum. Gerçi
adamda haklı beni öğrenen o, dikkat etmeyi onu öğrenemeyen ben. Bu erkek
milletinede yaranılmıyor. Kadın iğne iplik eder hayatlarını suç, kendi haline
bırakırlar suç. Onu bunu bilmem ama bana bağırmasını söylediği buraya
yazmadığım bin misli lafları ben hak etmedim, ettiysem de etmedim. Aklını
kullanıp başvuru formu hazırlasaydı.
6 Aralık 2017 Çarşamba
ayrıldığımı haber vermeyi unuttum mu
Aşk hayatım ve Arap saçına dönmüş ilişkilerimle yine ben. Öyle
duygulardan bahseden bir tip değilim, her bokumu da etrafıma anlatan o yüzden
mecbur ceremesini internetin yok olmayan dünyası çekiyor. Kadın erkek
ilişkileri ile ilgili milyon film izledim ama hiç birinin sonu benim gibi
zavallı bir şekilde sonlanmıyor. Paketleyip sattıkları hayallerle büyüyoruz. Resmen
kadınlara komplo kuruluyor. Bize kötü davranan her erkek için izden hoşlanıyor
safsatasını ilk kim çıkardıysa umarım mezarında egzotik birkaç yılan seni
uyutmamıştır. Adam istemiyor seni işte daha nasıl desin. Ama olur mu altında
mana aramalar, kritikler yapmalar. Sanırsınız Nobel Edebiyat ödülü için satır
arası inceliyoruz. İki basit cümleyi 20 kız 4 ayrı grupla değerlendirip 50 ayrı
sonuç elde ediyoruz. Resmen 7 milyar insan Maslow`un sevgi-ait olma basamağına
takılı kalmış haldeyiz. 3 milyarının götü bezli desek 1 milyarını ortalığa
serpiştiririm. Bir hafta diye gitti Joker iki haftadır Amerika`da. Trump kadar
zalim. Kurnaz pislik. Benden kaçtığını ve sırf bu yüzden vizemin uzanmadığı bir
yere saklandığını düşünüyorum. Unutmuş bana söylemeyi ama işinden geçen hafta
ayrılmış. Bir gün arayacak beni “ya ben sana söylemeyi unutmuşum senden
ayrıldım” diyecek. Göt kafalı ben burda battaniyemin altında dondurma yerken o
güneşleniyor. Umarım o güneç senin geriye kalan beynini eritir de beni terk
ettikten sonra kimse hayrını görmez. Dön artık ya. Derin güneşlenmekse ben sana
bir sera yapar kış günü meyvede verdiririm.
Etiketler:
amerika,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
ilişki,
iş,
Joker,
kız günleri,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
nobel,
sevgili
4 Aralık 2017 Pazartesi
yaşım değil o bir iki rakam
24 yaşında yaşlanmış hissetmek için çok genç değil miyim?
Bugün bir videoda 24 25 yaşında olduğunu
sandığım biri laf arasında 21 yaşında olduğunu söyledi. 21 yaşında.
Benden üç yaş daha küçük. Üniversite öğrencisi. Sonra bir filmde mezar taşı
üzerinde 1991 yazıyordu. Film boyu karakterin 25 26 olduğunu düşünmüştüm. Ben
çocukken bütün ünlüler benden büyüktü. Şimdi dünya starı olma yolunda giden
tipler benden küçük. Riri`nin Chris`den dayak yediği yaştan üç yaş daha
büyüğüm. Daha liseli filmler izlerken ne ara 7 yıl geçmiş üstünden. Zaman bu
kadar çabuk geçerse bir bakmışım elimde terlik torun kovalıyorum. Uyuz mezun
olana kadar torunum olur diyordum gerçi o da olmadı. Ya resmen müzik
piyasasının yarısından yaşlı olma kıvamına geldim. Annem Shakira Beyonce
dinlemiyor diye söyleniyordum, çağa ayak uydurmamakla suçlardım yeni nesil için
onlar bile fi tarihinde kalmak üzere. Gerçi Madonna`nın hakkını yemeyelim. Annemi
beni üzerine torunlarımı yakalar. Aslında mevzu ölen çocuğun mezar taşı bile
değil. Mevzu saçımda çıkan iki beyaz. Toplamda dört beyaza ulaşan saç telleri
beni resmen mezar yeri seçmeye itiyor. Ya yaşlanmasak ne olurdu sanki. Bugün beyaz
çıkarsa yarın yüzüm kırışır sonra elinde iğne olan herkesin kapısına botox diye
koşarım. Karma olayı falan doğruysa bir sonraki yaşamım için siparişim yılan
olmak. Deriyi at kırışıklıktan kurtul. Tam diyorum vücudumu seveyim, onu
benimseyeyim, kendimi kabulleneyim diyorum beyazlarım gözüme gözüme batıyor.
Tebrikler küresel güçler! Güzellik anlayışınızı ruhumun derinliklerine kadar
işlemişsiniz. Ne kadar mızmızlansam da işin gerçeği yaşın sadece yan yana gelmiş
birkaç rakam olduğunu düşünüyorum. Benim
ne olduğumu kim olduğumu ne hissettiğimi belirlemiyor. Davranışlarımı yaşıma
göre düzenlemem gerektiğimi hissetmiyorum. Eh tabi bir iki beyazım olmasaydı ve
o sayı biraz daha küçük olsaydı mutlu olurdum.
Etiketler:
amerika,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
kadın,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
yaş
28 Kasım 2017 Salı
çocuk olma sanatı
Bazen çocuk olmayı özlüyorum. Çocuk olmaya dair küçük
şeyleri. Düştüğümde kanayan dizime rağmen bir şey olmadı demeyi, oyunuma devam
etmeyi. Çamura üstümü kirletecek gözüyle bakmamayı, sokağa çıkarken ne
giydiğimi umursamamayı özlüyorum. Üstüm kirlendiğinde silmeye, dünyanın sonu
gelmiş gibi muamele etmektense yine oyunuma devam etmeyi özlüyorum. Uyuz`u
Sidikli ile kandırıp etek giydirip, başını bağlayıp makyaj yapmalarımızı
özlüyorum. Sidikli`nin bebeklerini Uyuz`la saklayıp onu ağlatmayı özlüyorum. Babamın
pazar kahvaltılarından sonra ağırlık çöktü bahanesiyle uyumalarını özlüyorum.
Adam yaşlandıkça uyumaz yerinde durmaz oldu. Sonra babam ne zaman yere eğilse
sırtına atlayıp adama at muamelesi yapmayı kardeşlerimle banyo sırası için
kavga etmeyi özlüyorum. Cebimizde kalan son paraları birleştirip dondurma
parası çıkartmaya çalıştığımız, paranın bizim için tek anlamının daha fazla
çikolata ve dondurma olduğu günleri özlüyorum. Evin içinde top oynamayı hatta
kırılan cam çerçeve yüzünden annemden azar işitmeyi özlüyorum. Sidikli ile annemin dolabını talan etmeyi özlüyorum. Kek hamuru için
Uyuzla kavga etmeyi özlüyorum delice. Annemin teybine istediğim kaseti koymak
için kardeşlerimle kavga etmeyi özlüyorum. Sidikli ile aynı giysileri giymeyi,
insanları ikiziz biz diye kandırmayı özlüyorum. Annemin uzun saçlarını, her
karda bize kardan adam yapmasını özlüyorum. Şaka gibi ama elektriğin kesildiği,
cep telefonlarının olmadığı, mum ışığında gülüp portakal yediğimiz günleri
özlüyorum. Daha dünmüş gibi bunları hatırlarken hissettiğim duyguları
seviyorum. Dünyanın en güzel şeyiymiş çocuk olmak. Keşke an an kaydetip izleme
şansımız olsaymış.
Etiketler:
aile,
anı,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
kardeş,
kız günleri,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
22 Kasım 2017 Çarşamba
düşeş gelirse sınır dışı etsinler
Yazı tura atalım dedim sonunda. En azından şansıma güvenirim
yazı dedim tura götüyle güldü bana. Adam gitmesin istiyorum tabi ki ama açıkça da
gel gitme otur dizimin dibinde de diyemiyor insan. Ben yerinde olsam kendi
kararımı verirken beni etkilemesini istemem. O dedi diye gitmesem her kavgada
başına kakar, senin yüzünden şöyle yapamadım böyle oldu der en son boşanma
talebime bir bir bunları eklerim. Özgür iradesine teslim edeyim diyorum ama iki
kıçı kırık mimari açıdan gözümde bok kadar değeri olmayan uzun binalar yapacak
diye elin çölüne karşı alt edilmek istemiyorum. Petrol kuyusu teklif etseler
tabi gitsin. Ama içme suyuna 5€ verdikten sonra benzin bedava verseler ne
fayda. Gerçi hatanın çoğu bende. Baba parası yemeyi seven insana sen kalk
büyüdün de kariyer de bağımsızlık de. Al sana bağımsızlık. Güzel gözlü
dilberlerle bağımsızlık fotoğrafları atar artık bana. Hayır şirketi arayıp bu
adam beceremez bir dost falan mı deseydim? Ya da acilen bir arazi alıp gel
istediğin binayı yap mı desem? O da oyalanmış olur. Hayır birde bir hafta olmuş
karar verememiş üstüne kararını sağlıklı almak için izne çıktı. Babası iş için Amerika`ya
gidiyormuş o da eşlik edip kafasını toplayacakmış. Hayır adam kafasını bile
toplamak için bende uzaklaşıyor. Şirret bir karı falan da değilim. Gelip tüm
şirretliğimi burda yapıyorum. Lan adamı 4 yıldır tanıyorum 3 yıldır
sevgilim babasının ne iş yaptığını bile
bilmiyorum. Zamanında ticaret dedi eyvallah dedik, anası danası beni
ilgilendirmez köyün muhtarı kesilmeye gerek yok dedik onun bile suçlusu oldum.
Kaç yıl geçmiş babası ne iş yapıyor bilmiyormuşum ilgisizmişim. Sorunca doğru
düzgün cevap vermeyen o. Bende inşallah iki beyaz ticareti yapmıyordur dedim
sustum. Ne yapsaydım dedektif tutup hafiyelik mi yapsaydım. sen gitme diye ben
küresel ısınmadan çöl hayvanlarından baharatlı yemeklerin mideye zararlarından
bahsettim. Orhan Veli`den şiiri romantiklik olsun diye değil beni bırakıyorsun
bari İstanbul`u terk edeme diye ezberden okudum. Göt kafalı. Artık beni nasıl
üzdüysen yeri öptüm yine. Sakarsın her yıl düşüyorsun demeyin bu kez bir diz
bir bile bir kol sarılı yatıyorum üç gündür. Netflix kızlar gecesi
kategorisinde film kalmadı. Sağlam kalan sol kolumla hem kumandaya hem
telefonuma sahip çıkmanın ne kadar zor olduğunu ben bilirim. Sen git özgür
kadının eteği dibinde düşünde kafana meşalesi düşsün. Vizem bile yok vicdansız.
Etiketler:
amerika,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
ilişki,
ilişki raporu,
iş,
Joker,
kız günleri,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
17 Kasım 2017 Cuma
amadan sonrası teferruat
Gülüşleri mutlulukları saklama dağıt, acıları göm sende
kalsın insanıyım ben. Bende her insan gibi kötü şeyler yaşadığım oldu sadece
sustum, sessizce geçmesini bekledim. Onun gidebilecek olması kötüler listesinde
ilk beşe giremese de ilk on beş de yer alır. Gitmesini falan istemiyorum ama
gitmede diyemiyorum diyemem hakkım yok. Onun vermesi gereken bir karar olduğuna
inanıyorum. Benzeri durumda onun bana git ya da kal demesini istemezdim. Bunun sevgiyle
ilgili olduğunu düşünmemeye çalışıyorum. Ama bencil bir yanım aklıyla düşünmeyi
bırakıp kal dememi istiyor. Hatta bir Türk dizisi dramı yaratıp beni seviyorsan
gitme falan dersin iki gözyaşı dökersin diyor. Ne var ki ben onları diyecek
biri değilim. Kendi özgür iradesiyle karar versin istiyorum. Çok standartlara
uyan bir ilişkimiz yok. Çok normal ilişki sürdürebildiğim de söylenemez. Bir
sürü kişisel sorunum var. Aklımda olan şeyler bazen beni bile hayrete
düşürüyor. Bizim ilişkimizin kalıbı farklı işte. 24 yaşına geldim adam ilk
sevgilim ve ona sadece bir kez seni seviyorum dedim. Bizi biz yapan hep sınır
tanımaz dürüstlüğümüz diyorum ama ona gerçekten ne hissettiğimi bile
söyleyemedim. Adamla doğru düzgün konuşabildiğim tek anda her şeyi mahvettim. Artılarından
eksiklerinden bahsettim. Onun için her şey kolay. Gelebilirmişim, iki yıl
kısaymış gel git yaparken kolay geçermiş. Hatta onunla da gidebilirmişim. Anam babamda
öyle diyordu, kızımız adamın peşine takılsın gitsin. Bazen aynı ülkede
yetişmediğimizi falan düşünüyorum. Onun için her şey kolay. Gelirsin gidersin…
Gelemezsem de artık sen sürme gözlü birkaç hatun alırsın nasıl olsa oralarda
yasaldır. Benden daha güzellerdir tabi. Dürüst ol dedi, olduk bu kez
düşündüklerimizi beğenmedi. Güvenim yokmuş -tabi olmaz arkadaşıyla yatan ben
değilim- her uzak ilişki yürümez diye kural yokmuş. Oldu sen git dönersen
benimsin diye bekleyeyim ben de. “Evlenelim” dedi. Suratına boş boş baktım. “Ben
yarın evlenelim desen seninle evlenirim sen yapabilir misin?” dedi. Ben
yapamam. Onu seviyorum ama.. Benim amalarım var işte. Hayatımı ondan başkasıyla
düşünemiyorum ama evli beni de düşünemiyorum. Evlenmek falan istemiyorum. Herkesin
hayatında olması gereken bir şey olarak görmüyorum. O böyle kocaman laflar
ederken ben ona gitmede diyemiyorum işte.
Etiketler:
ben,
blog,
blogger,
günlük,
ilişki raporu,
Joker,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
14 Kasım 2017 Salı
elin oğlu kızlarını peruklu bir hergele yüzünden üzüyor
Üşüttüğüm zamanlar sancılı geçiyor malum dönem. Yatağımdan çıkartmasınlar,
çikolatamı ve bilgisayarımı versinler yeter bana. İlk iki gün insanlardan izole
yaşamayı seviyorum. Regl acısı ancak öyle diniyor bende. Hormonlarda coştuğu
için haliyle biraz duygusal olabiliyorum. Saw serisini izleyip acı çekiyorum.
Sonuçta filmin altında yatan bir felsefe ve dram kısmı var. Film izlerken ve yemek yerken telefona bakmam ama bir
istisna yapıp Joker`in telefonunu açtım. Sesi bir mutlu sanırsınız Jüpiter`de Joker`in
tek hücreli akrabalarını buldular, Mars`ın
tapusunu verdiler buna. İş teklifi gelmiş. Başta ne var bunda arada geliyor
zaten falan desem de eklenen üç dört sıfır ve para birimi değişikliği uçak
çapta bir çarpıntı yaptı. Gerçi sıfırlardan sonra odaklanamamışım ve küçük
detayı kaçırmışım. İş Dubai`deymiş. Yemişim sıfırını falan ne Dubai`si be! Olayları
idrak ettiğimde kaynar su döküldü başımdan deyişi biraz hafif kalıyor. Kendimi tencerenin
içine koyduktan sonra yavaş yavaş suyu kaynatılan kurbağa gibi hissettim.
Zavallı biz başımıza ne geldiğini bile anlamadık. Ben daha elin kızıyla baş
edemezken, üzerinde peruklu bir adam olan tüm dünyanın onun içi savaştığı bir
şeyle nasıl savaşacağım. Bir adam yüzünden terk edilmeme şu kadarcık kalmış.
Bari rakibim kanlı canlı bir kadın olsaydı. Onurlu bir savaş verebilirdim. Adamın
sesi bülbül gibi şakıyınca ne güzel deyip kapattım, keşke hiç açmasaydım. Teknoloji
şirketleri keşke kötü haberi sezen telefonlar bulsa, uyarsa. Öğrendiğimden bu
yana yedi saat geçti ve Saw izleyip salya sümük ağlıyorum. Annem psikopat
olduğumu düşünüyor. Babam ağrım yüzünden sanıp üç kez zorla hastaneye götürmeye
kalktı. Bilmiyorlar ki elin oğlu kızlarını peruklu bir hergele yüzünden üzüyor.
3 Kasım 2017 Cuma
açık mesaj ver
Şahsi fikrimi soracak olursanız dönem koca değil kaynana
seçme vakti. Altın kurala çok uygun davranmasam da hayat bu B planı her zaman
şart. Eğer kaynanadan önce adamı seçtiyseniz kaynanayı düğünüzde ilk defa
görün. Akraba olaylarına girmeyin hiçbir şekilde. Şu ana kadar çizgimi hiç
bozmadım. Ailesi ile tanıştırma girişimlerini bir şekilde atlattım. Midemimi
üşütmedim, babam çıkmama izin vermiyor mu demedim hatta bir keresinde acildeyim
hastayım deyip sonra ondan önce hastaneye varmaya bile çalıştım. Sanırım ondan
olsa gerek Joker`de anne babası ve abla dediği kuzeniyle tanışma fikrinden
bahsetmez oldu. Ancak tek dişi kalmış kıskançlığım Kakalak Joker`in abla dediği
kuzenle hala tanışmadığıma laf atıp istenmeyen layık olmayan kız muamelesi
yapınca bana tutturdum tanıştır bizi diye. Bizimki bir heyecanlı sanırsınız Kanada
Başkanı ile tanıştıracak beni. Bana üstüne düzgün bir şeyler giyseydin dedi it.
İşsiz güçsüz ortalıkta dolaşıyor olabilirim ama gün içinde işlerim vardı eve
uğrayıp tipi düzeltemedim. Hem ne var yani kot thsirt iste mis gibi. İnsan
içinde dolaşmışım bütün gün onunla ben. Kraliçe Elizabeth`e takdim edileceğim
sanki diye düşünürken kızı görünce Elizabeth daha sevimli gözüme. Baştan aşağı
hatun klas. Ülkede kast sistemi olsa ben ancak nefes alırım. Eh böyle olunca da
benim özgüven kuyruğu kopmuş kedi gibi köşeye çekildi. Zaten kızın ağzında
yaydığı kelimelerle sohbete de odaklanamadım. Bir ara ben üniverstede bile
derslere kot thirtle gitmedim. Bizim zamanımızda kürkle gezerdik dedik. Herhalde
onun zamanında orta asyadan henüz göçmemiştik. Sen bir daha giy o kürkleri de Peta
kırmızıya boyasın seni. Pis vahşi. Kızın gözünde işsiz güçsüz, vasat kılıklı
hatta Joker`in paralarını yiyen bir imaj oluşturdum resmen. Bir süre sonra beni
görmezden gelmeye bile başladı tilki katili. Sevgilisi durumu anlamış olsa
gerek benimle sohbet etti de akşamın sonu geldi. En son ayrılırken Bayan Kürk
zeki kızsın dedi ama iltifat mı etti, hakaret mi anlayamadığıma göre o kadarda
zeki değilim.
Etiketler:
aile,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
ilişki,
ilişki raporu,
Joker,
kız meseleleri,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
29 Ekim 2017 Pazar
bitmeyen regl
Boğa güreşleri resmen Lady Cumhuriyetinde başlamış
bulunmaktadır. Yalnız ben arenada matador değilim. Ben kıskançlıktan gözü kör
olmuş boğayım. Matadorum olan Kakalak`ın ise bu savaştan bağırsakları deşilmiş
olarak ayrılması hedefimiz. Tamam bağırsakları deşilmiş olmasa da kafasına
yediği darbe sonrası Joker`e dair her şeyi unutsun kafi. Şimdi elin psikopatı
bağırsaklarını falan deşer bu yazdıklarım yüzünden işlemediğim suçlardan dolayı
hapishanede Joker`den temiz don beklemeyeyim. Gerçi Joker`de ne temiz donluk adamdır
tartışılır. Joker ve Kakalak`ın geçmişini öğrendiğimden beri kıskançlıktan
deliriyorum. Meğer kıskançlık insanı yiyip bitiren 7/24 emek isteyen tam zamanlı bir işmiş. Bütün şeytanla ortak
çalışan, sevgilisine bitirme projesi muamelesi yapan arkadaşlarımı elimde not
defteriyle dinliyorum. Vizelerime finnllerime böyle çalışmazdım ben. Tamam adamın
el değmemiş olmadığını biliyorum ki sevgilileriyle bile aynı ortamda olduğum
oldu ama hiç böyle kıskanmadım. Ama Kakalak mevzusuna çok geç uyanmam ve
hatunla altlı üstlü oturdukları gerçeği beni delirtiyor. Kakalak kapıyı çalar;
ampul patladı, musluk bozuldu, evde ses duydum bahaneleriyle Joker`i çağırır…
sonrası +18. Ucuz Brezilya dizileri aklımdan geçenlerin yanında masum kalıyor. Aklıma
geldikçe arayıp Joker`i ağzına güzelce tuvalet muamelesi yapmak istiyorum. Gerçeklikle
hayallerim arada birbirine girse de henüz fire vermiş değilim. Joker`in beni
tanıdığından beri en yumuşak, tatlı haldeyim. Beyni elinden alınmış koyun
gibiyim. Ne dese bir katılmalar, sevimsiz sevimsiz sen ne dersen o`lar. Hayır ben
bile tiksindim kendimden. Nasıl bir omurgasızlık ama elimde değil. Kavga
ettiğimiz sonrasında Joker`in teselliyi Kakalak`ın kollarında bulduğu
görüntüler aklımda dolaşırken ben adama sıçarım senin de onunda çarkına nasıl
derim. Lan zaten bende akıl olsa bizim şu büyüklerin zamanında dediği cahillik
mutluluk ikilisi ile devam ederdim. Kakalak`ı görmeye vakti kalmasın diye
Joker`e şu sıra bir tek uyumaya vakit bırakıyorum. Sürekli bir etkinlik,
özledimler. Yeminle bu gidişle bu çocuk
benden bezecek. Çocuk son iki haftadır regli falan olduğumu düşünüyor. Bugün
bir doktora falan mı gitsen iki haftadır reglisin dedi. Bitmiyor canım
bitmiyor. Çaresi doktor falan da değil.
Not: Joker`i Kakalak`tan uzak tutma etkinliklerinden biri “Bak
Bizim Şarkımızı Çalıyorlar” müzikaline gittik. Çok beğendim tavsiye ederi ancak
mevzu benim iki hayvanı ifşam. Hatunun biri oyun sırasında açtı telefonla
konuştu. Ya sen nasıl bir yaratıksın. Diğeri de oyun sırasında flaş patlatarak
fotoğraf çekti ki bu da kadın olmakla birlikte yetmedi ikinci kez aynı şeyi
yaptı. Kadınların bu konuda daha duyarlı olduğunu düşünen ben cidden hayal kırıklığına uğradım yine. Bundan sonra
böyle hayvanları her seferinde budan rezil edeceğim. Azıcık saygı.
Etiketler:
ben,
blog,
blogger,
edepsiz kız,
gözü dönmüş,
günlük,
ilişki,
ilişki raporu,
Joker,
Kakalak,
kıskançlık,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
11 Ekim 2017 Çarşamba
çocuklarıma baba da seçtirmiyorlar
Ne erkek gururuymuş kardeşim. Yeni doğmuş kedi yavrusu
benden daha art niyetlidir. Öyle masumca söyledim. Bir anda ağzımdan çıkıverdi.
Bilinçaltı bu sahip çıkamıyorsun ki. Köpek falan değil ki gezmeye çıktığında
tasma takasın. Hem insanın başına ne gelecek, hayat seni nereye alıp götürecek
bilemezsin. Bir bakarsın gün gün gezip dedikodu yapıyorsun, bir bakarsın
sarayında oturmuş yeni botoxlanmış yüzünle portreni çizdiriyorsun. Tüm suç
işgüzar arkadaşlarda. Siz evlendiniz jet hızıyla çocuk yapıyorsunuz diye herkes
sizin yoldan gitsin, o çukura düşsün istiyorsunuz. Bence evli insanlar biz
bekarları kıskanıyor. Onun ailesini hoş tut bununkini derken yıpranıyorlar.
Sonra herkes onlarla çeksin beter olsun istiyorlar. Tamam belki iyidir hoştur
ama bakın sizin yüzünüzden ben trip çekiyorum. Çocuk yolda olunca salağın biri
kaç çocuk istersin bombasını ortaya attı. Dört dedim tabi ki. Ne kadar
kalabalık aile o kadar iyidir. Joker de “Dört çok iki yeter ya, fazlasını
yapmayız, kurbağa” dedi. Hayır Allah aşkına olmayan folu yumurtayı geçtim ne
diye cevap veriyorsam bende. İçimden Joker`e
“Çocukları senden yapacağımı nerden çıkardın?” dedim. İçimden söylediğimi düşündüm
daha doğrusu. Ortam bir anda sessizleşince Joker`de suratıma boş boş bakınca
durumu fark ettim. Yani insanlık hali dünya hali ne olacağı belli olmaz ondan
dedim, bir anda öyle çıktı yoksa tabi ki sen kaç istersen o hayatım dedim
kurtulamadım. Panikle devam edip “bak ya ölsen tamam ağlarım üzülürüm ama annem
babam torun torba ister diye evlenirim yoksa biliyorsun beni” deyip sıçtığımı
sıvadım. Aman, sanki ben ölsem cinsel perhize girecek. Rahipti bizimki. Ayrıca
çocuğu ben doğuracağım ona ne sayısından ya. Gözüm keserse beş bile yaparım.
Etiketler:
ben,
blog,
blogger,
evli çiftlerin laneti,
günlük,
ilişki,
ilişki raporu,
Joker,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
9 Ekim 2017 Pazartesi
telekomünikasyon sektörünü ayakta tutanlar
O kadar saat konuşacak ne buluyorsunuz? 3 saat o telefonda ne
konuşulabilir ki? Konuştuğunuz insanla uzun zamandır konuşmuyorsanız mesela
birkaç aydır mantıklı. Veya çok önemli bir olay olmuştur, üzerine tartışmanız,
kritik yapmanız gerekmektedir o da mantıklı. Bir iş, proje üzerine
çalışıyorsunuzdur beyin fırtınası yapmanız gerekiyordur, birlikte çalışmanız
gerekiyordur o da mantıklı. Veya konuştuğunuz bir kadındır dedikodu
yapıyorsunuzdur ki onda bile büyük bir dedikodu birikmesi gerekiyor. Ama günlük
bir rutin haline getirilmiş 3 saat telefon konuşması bana mantıklı gelmiyor. Bunu
yapan Sidikli. Lan her gün konuşuyorsun, sürekli mesajlar bir şeyler. Bir
tuvalet arasında konuşmuyorken ne birikmiş olabilir ki. Yediğin yemeğin mi
tarifini veriyorsun, sindirimin evrelerini mi anlatıyorsun. Hayır telefon seksi
yapsan onu da anlayacağım. Ama bizimkiler boş boş saatler konuşup
cilveleşiyorlar. İki gün ayrıldın ananı babanı görmeye geldin bir mola ver
güzelim ya. Çocuğunu arkada bıraktın sanki. Kaç yıl oldu ya telefonda bu kadar
saat ilişkinin başında konuşulmaz mıydı? Belki de ben onu bile yapmadığım için
bana garip geliyor. Ancak eminim aranızda sevgilisini benim gibi adı ve soy
ismiyle kaydedenler vardır.
3 Ekim 2017 Salı
ben küçükken
Ben küçükken şişkoydum. Ama baya. Mesela ilk okulda
aldığınız hırkanın şu yaşınızda size büyük geldiğini düşünün. Ya da önlüğünüzün
kilolu olduğunuz için büyük beden alındığını, bu sebeple ayaklarınıza kadar
geldiğini ve kestirmek zorunda olduğunuzu. Şişkoyum diye saklambaç oynarken hep
sayar hiç saklanmazdım. Beni çabuk bulurlardı bende utanırdım. Sonra herkese
ben yumucam çok seviyorum yalanını uydurdum. Ben küçükken mesela dört tane
lahmacun yerdim. Keşke hala yiyebilsem. Yemek konusunda çok aç gözlüyüm. Şimdi
birde tıkanıyorum, ikinciyi yiyince tüm gün mide ağrısı çekiyorum. Küçükken hiç
şarkı ezberleyemezdim. Durun ben hala şarkıları ezberleyemiyorum. Mutlaka bir
kısmını unutup ya da kafama göre düzenleyip yani kıçımdan uydurup söylüyorum.
Anemin kuzenin oğlu vardı Mustafa. Herkes ona Mıstık derdi ben Fıstık derdim.
On yaşına gelene kadar adını Fıstık zannetmemse bence tam bir salak olduğumu
gösteriyor. Üç dayım var ama küçükken onların yanında kimi görsem dayım
zannederdim. Yine annemin kuzenlerinden birinin oğlu var Gazeteci. Küçükken hep
onunla oynardım. Onunla oynayabilmek için babama hep araba falan aldırırmışım.
O ise iki yıl önce onlara yemeğe gittiğimizde annemle anlattılar bana karınca
ye dermiş. Bende o dedi diye tutup tutup yermişim. Allahım ya çocukken bana
gram akıl vermemişsin. Annemin kuzenin eşi kuşunu-kadınların genital bölgesine
artık ne derseniz o hep kuşun derdi- tuttum atıyorum diye camı açar sanki
avucunda bir şey varmış gibi fırlatırdı. Bende arkasından ağlardım. Çişim geldi
nasıl yapacağım derdine düşerdim. Kadın bildiğiniz travma yaratıyormuş. Gerçi
oğlu yüzünden de karıncaları yediysem suç bende. Küçükken annem dışında
kimsenin yemeğini yemezdim. Bu yüzden annem hep evde yedirmek zorunda kalırdı.
Hala daha mutfağını görmediğim insanların yemeğini yemem. Büyüyünce uzaylı
olmak gibi bir hayalim vardı. Mesleğim o olacaktı ama işler gördüğünüz gibi pek
yolunda gitmedi. Lütfen aranızda benim kadar salak çocukluk geçirmiş birileri
olsun.
Etiketler:
ben,
ben küçükken,
blog,
çocukluk,
günlük,
hatıralar,
hayaller,
işsizlik,
karınca yiyen,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
uzaylı
2 Ekim 2017 Pazartesi
problemin cevabı ben
Küme problemine çevirdiniz iyice işleri. Bir düğün salonunda
500 davetlinin 6/10 kadındır. Bunların 1/4 evli, 15 tanesinin bir ayağı
çukurda, 20 tanesinin başı bağlı. Bu davette evlenmek istemeyen kız kimdir? Bir
evlenme furyası aldı başını gidiyor. Whatsapp gruplarının hepsini çeyiz,
dantel, yatak örtüsü muhabbetleri yüzünden sessize aldım. Geçen ay dört düğün,
iki söz, bir nişan ve kaybedilen 5 çeyrekle kapattım. Baktıkları düğün
mekanlarından giyecekleri dona kadar paylaşmaya başladılar. Üzerine bir de
karşı tarafın ailesi ile yaşanan çekişmeleri de dinleyip taraf olmamız
bekleniyor. Asıl bomba Hostes o sosyopat sevgilisiyle evlendi. Sidikli istemeye
istemeye nikah şahidi oldu. Hostes için güldük eğlendik, o salağın elini sıkıp
tebrik etmek zorunda kaldık. Gerçi kına gecesinde anasını trolledik sefam
olsun. Geçen yıl tanışıp kırk yıldır arkadaş gibi olduğumuz dört kızdan üçü
evlendi. Resmen toplu sünnet düğüne katılmış gibiyim. Bir de yetmezmiş gibi siz
ne zaman evleniyorsunuz diye soruyorlar. Ya kardeşim ben evlenmek istemiyorum.
Keyfim yerinde. Bana çok uzak bir fikir gibi geliyor. Çok gencim bir kere. 24
nedir ya. Benim anneannem 15 yaşında evlenmenin normal olduğu zamanlarda 22
yaşında evlenip, 27 den önce çocuk yapmamış kadın. Çok kendisiyle anlaşamasakta
biz birbirimize çok benziyoruz bu yıl ilk defa anladım. Her kadının hayali
gelinlik, evlenmek değil. Bıktım artık evlilik sorusundan. Kendi çapınızda
evlenin. Bir de o ayakkabının altına ismimi yazmaktan vaz geçin, kafama da
çiçek fırlatmayın. Hayır bir tanesi kalkmadım diye masama fırlattığı çiçek
yüzünden etraf alev aldı. Kabus görüyorum arkadaşlar yapmayın lütfen.
Merak edene: damat neden sosyopat?
Etiketler:
bekar,
blog,
blogger,
çeyiz,
düğün,
günlük,
ilişki raporu,
Joker,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
1 Ekim 2017 Pazar
büyü-me
Büyümek tercih ettiğimiz bir şey değil. Çocukken
istediğimiz, gerçekleştiğinde yakındığımız şey. Ne kadar salak bir çocukluk
geçirsem de akıllıca ettiğim tek dua büyümemekti. Boşa gitmiş bir dilek hakkı
daha. Dişi çıkan çocuk yastık altı yapıp para çikolata diler birde benim
dileklere bak. Büyüdükçe okuldan şikâyetçi oldum, sınavlardan, sorumluluktan,
işten, işten ve işten. Yeni yeni fark ediyorum ki büyümenin güzel tarafları
var. Çocukken herkes beni sevsin diye deli gibi çırpınırdım. Arkadaşlarım,
etrafımdaki büyükler. Benim hayalim herkes tarafından sevilmekti. Bunun için
çırpınıyordum. Davranışlarımı insanların isteklerine göre düzenlerdim. Ne kadar
düzgün ve istenilen davranırsam o kadar severler. Büyüdükçe insanlar beni
sevsin diye uğraşmaktan vaz geçtim. İnsanların sevmesini umursamayı bıraktım
yavaş yavaş. Onların değil benim kendimi sevdiğim gibi olmaya başladım.
Büyümeye dair en sevdiğim şey buydu. Sizin için büyümenin güzel tarafı ne?
Etiketler:
ben,
blog,
blogger,
büyüme üzerine,
günlük,
hayaller,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
5 Ocak 2017 Perşembe
tabutuma çivimi kalbime masajını yaparım
Neşemi kaybedince yeni yıl yazısı bile kasvet doldu. İçim
kararınca tüm o karanlığı üzerinize salmak istemedim. Noel Baba ile de zaten
aram çok iyi değil. O yüzden kendime küçük istekler koydum hep. Bu yıl ki
hedefim biten keçeli kalemlerim yerine bir paket almaktı ki aldım. Bu yıl hayallerimi
gerçekleştirmek istiyorum. Çalışmayı seviyorum ama ben gezmeyi de seviyorum.
Kendimi bu yıl alanımda daha iyi olmak istiyorken kendime iki adet uçak bileti
aldım. İki günde bir şehir az çok biter felsefesi ile hareket ettim. Hayat
fazlasıyla kısayken kendimi, hayallerimi ertelemeyi bırakıyorum İşmiş güçmüş
yaktım gemileri hak ediyorum bu performansa. Kendime bir seyahat bloğu açmaya
karar verdim. Gittiğim hoşlandığım yerleri yazmak istiyorum. Bu yaz işaret dili
kesinlikle öğreneceğim kafaya koydum. Yaz içinde Sidikli ile bir yurt dışı
planımız var ama hedef Avrupa değil Asya. Pastacılık kursu gibi bir şeyler
düşünüyorum. Ve en önemli kararın buraya yazmadığım için fark edilmeyen bu ölü
toprağımdan bıktım. Ruhum çalınmış gibi. O eki beni o kadar çok özledim ki. Beni
sınırlayan, yargılayan herkesten her şeyden sıyrılmaya karar verdim. Bir yıldır
etrafımdaki herkes beni olmayan kalıplara sokuşturmaya çalışırken izin verdim.
Onlar beni tabutuma koydu ben çivimi çaktım. Buraya yazmak en çok sevdiğim
şeyken, burda kendimi dinlerken kendi sesimi kıstım. Yazarken fark ettiğim
karşıma çıkan beni yabani otlarla kapatmışım. Ama şunu bir kez daha hatırladım,
hayatta yaptıklarımız sonsuzlukta yankılanır. Benim sonsuzluğumun imzası ruhum.
Kendimi buz kalıbına sokmak başıma gelen beni oluşturan her iyi ve kötü
yaşantıma, güldüğüm ağladığım her güne haksızlık. Sizleriniz planınız ne
bilmiyorum ama benim planım o insandan vazgeçmeyen, umudunu yitirmemiş,
hayattan zevk alan o kıza kalp masajı yapmak.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
hayaller,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post,
sadece ben,
Sidikli,
yeni yıl
14 Aralık 2016 Çarşamba
bu kedi mideye indirmeden önce sıçanıyla oynar
İnsaf be. İçime sıçtınız topunuz. Bir bir gelmeyip kamyonla
kum boşaltıyorsunuz üstüme. Dedemin hastalığı döneminde bahsedemedim, sonra
erteledim ama Hostes birine aşık oldu. Başta iyi biri sanırım desem de sonra
ilişkisini hiç desteklemedim. Çocuğun gözleri kaşları fazla oynak ve resmen
bizim kızın ona olan zaafını kullanıyor. En büyük problemleri kıskançlıkken
boyna ayrılıp barışıyorlar derken, İtalya`da romantik bir evlenme teklifine
kandı. Evlenmek istemiyor ama evet dedi, nişan bile yaptılar. Söyledim ne kadar
karışmam desem de çünkü çocukluk arkadaşım ve kız kardeşim be o benim. Mantıklı
gelen her şeyi dedim, erken karar verme bile dedim ama dilemedi. Çocukla
tanıştıktan sonra psikologdan yardım almaya ile başladı ki çocuk ona bile
karşı. Ailesi desen Hostes`ten duyduğum kadarıyla bence ucuz insanlar.
Annesinin ağızından “Her şeyi sen ödeme bölüşün, taksiyle giderken bırak o
ödesin, yedirme ona.” tarzı cümleler sarf etmiş bir kadınken; Babasının iphone
azizliğine uğramış whatsapp konuşmasında adamın üzerine alınan ama kredisinin
oğlu tarafından ödenecek ev için “Evlenince kıza ödetirsin krediyi” gibi bir
cümle sarf edilmiş. Şaka olma olasılığı bile olsa bence iğrenç ve ucuz bir
hareket. Nasıl insanlarsınız ya? Hep kendime insanları yargılama derim ama
sıçarım kendi ağzıma bu ne kardeşim. Keza Hostes akşam bunlar tartışmışlar
ağlayarak bize geldi ve o gittikten bir saat sonra Hostes`in Whatsapp`ından
şöyle bir mesaj geldi “Lady Hostese söyle artık eve gitsin yeter bu kadar.”
Köpek mi eğitiyorsun ve bu ne! Şifreleri birbirlerine vermişler instagramda ve
bizim kızlarla edepsiz bir grup konuşmasının altına bize yorum yazıp ardından “Hostesle
birlikte kullanıyoruz haberiniz olsun” dedi yavşak herif. Madem birlikte
kullanıyorsun gördün konuşuyoruz çık dimi. Okuyup üzerine böyle bir şey yapmak
nedir? Hostes telefonunu hacklediğinden şüpheleniyordu ve bu yazdığı ile durum
iyice ayyuka çıktı. Ağzına sıçtım ama az geldi. Oturdum durumla alakalı yasaları
araştırdım. Gün olur bunlar ayrılırsa ağzına sıçacağım onun. Tüm kayıtları
yedekledim hem bilişim suçundan hem de özel hayatın gizliğinden bastıracağım.
Bunun gibi hayvan dolu ülke. Üzerlerine üç beş düzgün şey geçiriyorlar, bir
diploma, biraz da para al sana sıçan ordusu.
26 Kasım 2016 Cumartesi
gen haritamla oynayabilir misin be
Bilmem kaç yıldızlı otellerde yapılan o düğünleri hiç
sevmedim. Ortamdan samimiyetsizlik akıyor. Sonra o kokteyl zımbırtıları hele topuklu
giydiysem beni delirtiyor. Masayı bulmak ayrı dert, oturtulduğun insanların kim
çıkacağı ayrı dert. Birde sanki herkes birbirini eleştirmek, kulp bulmak için
hazır bekliyor gibi geliyor. Zaten bir de otelin salon kısmıysa işler iyice
kötüleşiyor. Bizim gibi Karadenizli aile olunca o göt kadar pist horon olayına
dayanamıyor. On metre karede horon oynandığı nerde görülmüş. O pistlerde zaten
twist oynayanlar için. Kalabalıksa fazladan konulmuş masalar yüzünden gelin
damat misafirleri dolaşamıyor, misafirler aman adam yerine koymadılar
muhabbetleri döndürüyor. Aynı sofrada hiç yemek yememişsin gibi herkesin
birbirini süzdüğü düğünlerden birinde bende o topuklularla eziyet çekerken tabi
ki tanıdık tanımadık herkesi süzdüm. Gerçi süzme işlemine kadar beni nereye
sürükledilerse gittim, 8313 tane el öptüm. Kıyıda köşede anne ve babamın
radarından saklanıp sindiğim köşede de milleti izledim. Kaynana geline nispet
yapar gibi beyaz giyen tek insan ki hatun fena taştı. Kendi düğün davetiyesini hazır
milleti bulmuşken dağıtayım diyenler şahin kesilmiş. Gözüme babam ve annemle
sohbet eden bir hatun kestirdim ki 27, 28 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim,
uzun, ince, sarışın biri. Elbisesine hele o derin sırt dekoltesine bayıldım. Babamlarla
ayrı masaya oturtulduğum için ilk bulduğum kuzenime oğluna kız bakan anne
edasıyla “şöyle güzel bir kız gördüm kim o kız tarafı falan mı, bekar mıymış?”
diye sordum. İlk kim olduğunu anlamadı sonra kızı gösterince gözlerini pörtlete
pörtlete “Yuh Lady! Yeşil o nasıl tanımazsın.” dedi. Beynim bir idrak edemese de
ilk aklıma gelen kaç yaşında ya bu oldu Çünkü benim hesaplarıma göre 35
olmalıydı ki 37 yaşındaymış. Kesin bu Ajda Pekkan ile arkadaş oldu. Anında instagramını
buldum ve açık söylüyorum bende o bacaklar olsa yaz kış götüme kadar açardım.
On yazlarında da bir oğlu var ama bikinili fotoğrafına dayanarak söylüyorum
çocuğu o değil ben doğurmuşum. Hatun kim? Benim kuzenim. Ciddiyim. Anasının
elini de öptürmüşler ama ne yengem ne o yanımdan geçse tanımazdım hani. En son
çocukken görmüştüm. Aynı şey ne yazık ki amcam içinde geçerli. Aslında en büyük amcam ve babaannemin ilk
eşinden olan oğlu. Hatta dedem evlat edindiği için amcamı soy isimlerimiz bile
aynı ama hep teğet geçtik birbirimizi. En son bu Yeşil bir milletvekilinin
oğluyla evlendiğinde düğüne alerjim yüzünde gidemediğimi hatırlıyorum. Yeşil`i de
hep duydum ama ne bileyim babam da bayramdan bayrama telefonlaşınca farklı
yerlerde yaşayınca fark etmiyor insan varlıklarını. Umarım Yeşili taş gibi
yapan tüm o genler babaannemdendir ve bende de kendini gösterir.
Not: Azimle sıçtım elbiseyi buldum. Gerçi zorda olmadı. Kabak gibi Elie Saab elbisesi değilse benzerini yapan biri, öyleyse o koca kaç para kazanıyor be demek istiyorum. Yuh hani.
Etiketler:
ben,
blog,
düğün,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post,
Lady,
sadeceben,
yaşlanmamak
11 Kasım 2016 Cuma
ben ektim bir zahmet biçsinler
Ne yapıyorsam torunlarım için. Dünyanın çivisi değil boku
çıkmışken sifon çekilmeden önce kendimi belgelemeye karar verdim. Günlük
tutmaya başladım ve bunu doğacak torunlarım için yapıyorum. Cümleme bile öyle
başladım. En sevdiğim torunuma bırakacağım ölünce de. Torun ayırt edilmez
demeyin edilir, evlat değil ki bu. Aralarında en aktivist en başına buyruk ya da
duygusal vefakar olana bırakırım. Cinsiyet ayrımı yapmak gibi olmasın ama kız
olması tercihim. Erkek bir torunum “ne kaşar hatunmuş bizim ki” desin istemem. Kadın
kadından anlar ama erkek için aynı şeyi düşünemiyorum. Hem koca ömrü boşa
yaşamak istemem. Tamam bir nesle ilham olamam belki ama farklı nesiller aynı
problemler felsefesiyle ateş böceği olurum belki. Sonuçta bir nevi tarihe de
tanıklık ediyoruz şurda. Başımıza gelmeyen bir uzaylı istilası kaldı onunda eli
kulağında. Gerçi bir yandan da tüm anılarımı günün irinde kaybetmek gibi bir
korkum var. Hem duygular hissettiğim öfke, üzüntü, hırs, yorulmuşluk, sevgi,
mutluluk bunlar değişiyor. Yazarsam o gün nasıl hissetmişim bilirim. Hem onun
içine kötü gününde gülebileceği bir büyüğü olsun. Belki arada ağlatırım da. Buraya
yazmayı seviyorum, yakalanma korkum olmuyor falan ama elimin altında her gün
yazdığım, atlamadığım bir şey olsun istedim. Hem bakarsınız bir gün bir sandık
dolusu falan olur, geçmişi bilen kimse kalmaz çünkü nükleer savaş yüzünden
birbirimizi yemiş oluruz. Benim günlükte hayatta kalma rehberi diye yok satar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















