ailem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ailem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2016 Cumartesi

mükemmelimi çaldılar


Bana haksızlık ediyorlar. Herkes. İnsanlar evren inandığım ne varsa. İyi insanların başına gelen her kötü şeyden sonra gelen sonsuz mutluluğu anlatıyorlar. Yaşadığımız her güzel şey için sana bunları verdik sevinmelisin, daha kötüleri olabilirdi diyen bir akımla büyütüyorlar. Kötüler hep kaybeder diyorlar. Beynimizi saçmalıklarla doldurup sürekli yetinmemizi söylüyorlar. Dedemin benim büyüyüp yetişkin biri olduğumu, başarılı torunları olduğu için sevinmemi söylüyorlar. Dedem benim büyüdüğümü sadece gördü. Bilmedi ben kimim orda ne işim var neler yapıyorum. Mezun olduğumda dedem hayattaydı belki ama gelip göremedi bile. Sevdiğiniz bir insanın karınıza geçip sen kimsin demesinin ne kadar boktan bir duygu olduğunu bilemezsiniz. Her gün kim olduğunuzu anlatmaya çalışmanın onun gözlerinde hatırladığına dair bir işaret görmeyi ummanında ne tür bir duygu olduğunu bilemezsiniz. Kendimi haksızlığa uğramış hissediyorum. Mezuniyetini gördüğü torunlarının karşısında, evlenirken yanında olduğu torunlarını karşısında haksızlığa uğramış hissediyorum. Hayatımda tanıdığım en mükemmel adamı çaldılar.

28 Şubat 2016 Pazar

size hiç biri ölmeden cenaze evi temizlemenizi söylediler mi


Ne kadar söylersek söyleyelim, kendimize arada hatırlatırsak hatırlatalım kaybetmeye yaklaşmadan kıymetini hiçbir şeyin değerini anlayamıyoruz. Densiz doktorun biri ümit yok dediğinde, densiz biri gerekli hazırlıkları yapın dediğinde sizin ne kadar acı çektiğinizi görmüyor. Sadece bir gün gitmedim. Öğlen arayıp kalp masajı yaptıklarını söylediler. Vazgeçmedi. Ama bana her ihtimale karşı evi temizlememi söylediler. İhtimal eşittir soğuk bir beden. İki katlı aslında temiz olan o evi Sidikli ve iki kuzenimle tekrar temizledik. Hiçbir şey hissetmedim. İçim ölmüş robot gibiydim. Sadece aklımda temizlemek vardı. O kadar. Duyduğumda deli gibi ağlayan ben bir anda robot oldum. Dayılarıma tabut için ağaç kesmelerini söylemişler. Hazırlıkmış, pehh. Takım elbisesini çıktı en son ne zaman eline aldığını bilmediğim alet edevatı alıp gitti. Ne hissetmiştir acaba? Kimseye onun ölmeyeceğini anlatamıyorum.  Aklıma önceki krizinde çalışmayan salak şok cihazı gelip durdu. Diğeri getirelene kadar nefes almayı unutmuş gibiydim. Herkes acı çektiğini söylüyor. Doktorlar mücadele ettiğini ama artık eskisi gibi olmayacağını söylüyor. Bunların hiç birini duymak istemiyorum. Acı çekmesindense.. denip yarım bırakılan cümleler dolu etraf. Bencilce belki ama olmaz. Ben bunu şuan kaldıramam. İlk krizini geçirdiği akşamdan sonra onu görmek imkansızlaştı. Normalde sık sık yanına girmemize izin verirlerken günde bir defa dediler, o da camın ardından. O saatten sonra birbirimizi yemeye başladık. Her gün kim girecek krizi yaşar olduk. Şey babam iki karton sigara aldı ve hemşireyle hastabakıcılara rüşvet verip Sidikli ile benim gece görmemizi sağlıyor. Uyuz salak okul kimliğini kullanıyor. Patlamanın olduğu gündü ilk krizi. Askeriyedeki olağanüstü durumdan dolayı iki kuzenim zor geldi. Yine bir yerde bir şey patlayıp hayatımızı etkiledi işte.  O ikisi de kaldıkları iki gün boyunca askeri kimliklerinden faydalandı. Sanırım onları içeri aldıkları için, bende öyle bir kimlik olmadığı için onlardan nefret ediyorum. Haksızlık bu. Mikropsa dertleri, çöplükten çıkmadım ya. Sürekli gelenlere öncelik vermek zorunda kalıyorum. Tüm yeğenleri geldi. Adamlar dünyanın bir köşesinden gelmişken hayır olmaz diyemiyorsun. Aslında diyorum ama bana Amerika’dan İstanbul’a sonra buraya kaç saat yol çektiklerinden bahsediyorlar. Onlara, ama onun torunu benim diyemiyorum. Erkek kardeşi dedemi o halde görünce hastalandı. Hastanede bir yatakta ona açıldı. Hayatım neden bu kadar kötü? Bütün gün bekleme salonundaki yoğun bakıma ait kameradan dedemi izliyorum. Bir şey olur kimse görmez diye korkuyorum. 

23 Şubat 2016 Salı

dedem hala benimle oynuyor olsa


Bir şeyi fark ettim insan beklerken bir sürü şey hatırlıyor. Bazen küçücük detayları, bazen anı kütlelerini. Her kız çocuğu babasına aşık olur. Bende aşıktım ama dedem varken babamı gözüm görmezdi. Dedem sol ceket iç cebinden hep çikolata çıkarırdı ben çocukken. Büyüdüm yine değişmedi. Dedemin büyüsü buydu. Sanki o cepteki çikolata hiç tükenmeyecek gibi gelirdi. Hiç elimi cebine atıp kontrol bile etmedim. Noel baba gibiydi işte. Babaannemlerde ne zaman sıkılsak beyaz atlı prens gibi kurtarmaya girdi bizi. Bahçe kapısını açar torunlarımı almaya geldim diye seslenirdi. Bir arkadaşının alabalık çiftliğinde durur istisnasız eve giderken alabalık alır, beklerken Sidikli'ye zorla da olsa yedirirdi. Sidikli onu sevdiğinden sevmediği balığı yerdi. Tıpkı benim et yemem gibi. Her yaz istisnasız tüm torunlarını toplar kuzu kestirirdi. Saatlerce dil döker yedirirdi bana o eti. Sonra ben ağlarken bağıranı basardı. Dedeme çok kızardım çocukken, kuzuyu öldürdü diye suçladım. Tüm torunları ona çektiğinden olsa gerek hep bir deri kemik torunlarını besleyeceğim diye aklı çıkardı. Ne zaman kavga etsek kuzenlerimden biriyle, birer dizine oturtur kardeş kardeşle kavga etmez derdi. Ben dedemden çok şey öğrendim. Onda sonsuz bir affetme vardı. Ne yaparsanız yapın kucak açardı. Ondan iyiliğin sessizce yapıldığını öğrendim. Küçükken akşam çarşıda dolaşırken elimi tutar bakkal, fırın gezerdik. Zor durumda olduğunu bildiklerinin veresiye defterini temizlerdi. Çıkmadan, satıcıyla beni kimseye söylemememiz için tembihlerdi. Hiç bir ekmek aldığını görmedim mesela. Hep çok çok alır eve giderken bazı kapıları çalar hal hatır sorup verirdi. Sidikli cılız bir çocuktu. Yaşıtı olan kuzenim ondan uzun diye Sidikli ile dalga geçer ağlatırdı. Dedem Sidikli`yi kucaklar "Ağlama kızım, çam ağacının dibinde ayılar, gül ağacının dibinde efendiler oturur" derdi. Sidikli şimdi dedemin en uzun kız torunu. Annemin çocukluğunun bir kısmı İstanbul`da geçmiş. Hasta olduğumda deli gibi doktor aradık. Bulduğumuzda adamın odasına girer girmez anneme dedemin bir şeyi olup olmadığını sordu. Dedemin evinde oturuyormuş kirada. Paraları olmamış bir yıl ödeyememişler. Dedem hiç istememiş sonra da ödemeyi kabul etmemiş. Annemi görünce de ortalıkta dolanan sümüklü kız çocuğunu tanımış. "Yaptığın iyilik hep döner seni bulur. iyilik dediğin dünya gibidir. Kendi etrafında döner, güneşin etrafında döner ama bir şekilde başladığı yere geri ulaşır" derdi. Çocukluğumdan beri yaptığım her iyiliğin birilerini etkilediğini sonunda yine beni bulacağına inandım. Erkekler ağlamaz diyorlardı ama benim dedem bizim canımız yandığında bizimle ağlar. Nasırlı parmaklarıyla göz yaşlarımızı siler başımızı göğsümüze yaslar saçımızı okşardı. Takım kurup futbol oynardı bizle. Dereye girdiğimizde iki elini arkasında bağlar kaşlarını çatar kızardı. Çocukken neden kızdığına anlam veremezdim ama şimdi bende olsam kızarım. her yaz bize salıncak kurardı. Hemde kavga etmeyelim çok diye dört salıncak birden kurardı. Bahçeden meyveyi sebzeyi eliyle toplar yedirirdi. Elimize birer çuval verir topladığınız her fındık sizindir derdi. Çalışmadığınıza el uzatmayın diye tembihlerdi. Ona rağmen her İstanbul`a dönüşümüzde birer tane koca çuvalımız olurdu. Topladığımız bir poşet fındık yavruladı derdi. Kimsenin bilmediği masallar anlatırdı. Bazen karşısına geçer o kuran okurken dinlerdik. Bazen o bizi toplar büyükannesinden öğrendiği rumca türküler söylerdi. O bambaşka biri işte. Başladığı işi bitirene kadar vazgeçmemeyi de dedemden öğrendim. Çok çalışır, çalıştığı için hiç söylenmezdi. Asla pes etmezdi. Şimdi bile pes etmiyor işte. Ben çocukken elini kalbine koyar ölüyorum der gözlerini yumardı. Uyuz her seferinde ayıltmaya çalışırdı. Ben hiç uyan demedim. Çünkü benim dedem ölmezdi. Yine gözlerini açsın beni korkutmak için öyle yapıyor olsun.

11 Şubat 2016 Perşembe

gaz sıkışmasıdır o


Türk kadını olmak öyle diğer milletlerden olmaya benzemez. Türk kadını olmak demek, istediğin kadar eğitim al, bilimsel kafada ol, nazar değmesin diye kulak çekip tahtaya vurmak demek. Kara kediyi görünce kendi saçına kıyamayıp benim saçımı çekmek demek. Zaten gece tırnak kesilmez en baba batıllarımız içinde yer almaktadır. Peki siz göbek düşme olayını duydunuz mu? Bu sadece bizim yörede mi var bilmiyorum. Ama bizde karnın ağrırsa bil ki göbeğin düştü. Yoksa hasta olma ihtimalin yok. Apandis, gastrit, bağırsak kurdu, tıbbi olarak ispatlanmış göbek düşmesi falan hikaye. Aslında hepsi göbek düşmesi. Hatta bir arkadaşım onlarda gönek düştü derler demişti. Annemin bir gün boyu karın ağrısının sebebi de buymuş. Gel doktora gidelim diyorum, ben hemşireyim anlarım bu göbek düşmesi diyor. Evet annem hemşire ve karnı ağrıyınca bu göbek düşmesi oluyor. Belki cidden düşmüştür ama bunun aslını hastanede öğrenmek varken, her sancıda göbek düştü demek nedir? Yengemi arayıp göbeği düşmüş mü düşmemiş mi baktırmasını istedi. O ne lan tepkisi verdim bende. Neymiş dua okurken suda iğne batıyor muymuş çıkıyor muymuş ne. Hayır dua okunur da kilometrelerce öteden karın ağrısı çözmek nedir? Arayıp, düşmüş çekilmesi lazım deyince bende ipler koptu. Sonra annem salonun ortasında yattı babam annemin göbeğine soktuğu parmağıyla başladı dönmeye. Dönerken tabi ki 3 kulhuvallah 1 elham okuyorsunuz. Yoksa dön allah dön ne fayda. Uyuz bunun yüzünden iç organları zarar gören hasta örneği verse de bizimkiler durmadı. Hayır cerrahi işlem bile gerekebilir ama bizimkiler iğneyle parmakla çözecek işi. Babam annem etrafında tavafa devam ettikçe biz güldük. Neymiş küçükken benim göbeğim çok düşermiş hatırlamıyor muymuşum. Bu sahneleri hatırlıyorum tabi ki. Ama ben şişko bir çocuk olduğumu da hatırlıyorum. Diyorum çok yemişimdir ondandır, annem diyor çok zıplayıp hopluyordun sonra nazardan oluyordu, yemekten olmaz. Gaz sıkışmış, kabız olmuşumdur diyorum annem "En son bir Ayşe teyze vardı aradık onu, o bir çekti daha da göbeğin düşmedi. O olmasa elimde kalır ölür giderdin." diyor. Elin İngiliz bebeğine nazar değip göbeği düşmüyor, ama bizim düşer. Düşse de fark etmez onlar malum tıp o kadar gelişmiş değil onlarda. Anneme hakikaten şaşırıyorum. Bazen Grinin Elli Tonuna onu götürmedik diye trip atacak kadar zamanı yakalamış olurken (bu da ne zamanı yakalamak ya!) bazen kocakarı tedavisine kadar başvurabiliyor. Hala ortopedistden daha iyi kolunu yerine oturtmuş rahmetli çıkıkçıyı anar. "Daha iyi" kısmı tabi ona kalırsa. Bana kalırsa o kolda minnak bir yamukluk mevcut.

8 Şubat 2016 Pazartesi

aradığım kaynana annemin içinden çıkmadı


Tük kadının DNA’sında gelin sevmemek var. Tülay’la Caner az çekmediler. İstisnalar var tabi ki ama kaideyi pek bozmuyorlar. Babaannem mesela istisnaydı. Anneme kızı gibi davranırdı. Dedim ya istisna bu. Konuya komşuya bakıyorum hepsi çekiyor. Kaynanaya küsmeler mi dersiniz, tartışmalar mı daha neler neler. Kaynana olmak içinde öyle tutup eve getirmek falan gerekmiyor. Sevgiliyken çektirmeye başlayanlar da çok. Ben hep bir gün bir kaynanam olursa oğlundan çok beni sevsin, çok iyi anlaşalım, dedikodular yapıp eğlenelim istedim. Ama annem Uyuz`un falan kız arkadaşını sevsin istemedim. Gelin görün ki annem içine melek kaçmış şefkatli anne. Kıza bir dünya doluşu yemek yaptı. Elinden gelse suyunu bile kendisi arıtıp verecek. Misafir bir kişilik hazırlanan yemek ordu doyurmasa da küçük bir köyü doyururdu. Bu kadar yemek hazırlamasının tek sebebi de hanım kızımıza Türk mutfağını tanıtmak. Daha önce söyledim mi bilmiyorum ama Uyuz`un sevgilisi İngiliz. Kendisine Sidikli`nin bebeklerinden birinin ismi olan Emma ismini verdim gitti. Emma, bizim ölmeyip de Kate`in tahta giden yolunu tıkayan Elizabeth olsa annem bu kadar hazırlanmazdı. Giydiklerimi beğenmeyi iki kez kıyafetimi değiştirtti. Kızın beni bundan beter hallerimi görmüşlüğü var, koymazdı ona. Gerçi bunu anneme anlatamazdım. Annemin İngilizcesi yok kızında Türkçe`si bir hayli bozuk. Bu sebeple annem her lafından sonra kolumu bacağımı cimcikleyip çevirsene dedi durdu. Kızın İngilizcesi kötü olmasına kötü de annem daha normal konuşsa o da anlayacak. Ama bizimkinin içinden atasözleri deyimler he bir de Osmanlı sözlüğü çıktı. Kadın “Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır.” dedi, sonra beni dürtükleyip çevir diyor. Kıza bizim nadide atasözlerimizdeki metoforları açıklayana kadar canım çıktı. Atasözleri değil mübarek hayvan atlası. İlerde nesli tükenen hayvanların listesini atasözlerinden çıkartırız biz. Annemde nüfus memurluğuna soyunmuşken, bir kütükte gariban hayvanlar için çıkarır. Kızın anne babasının nereli olduğuna kadar sordu anladım da dede falan neydi onu çözemedim. Babam desen zaten çok sevdi kızı. Eh bu saatten sonrada kaynanalık yapmak bana kaldı. Of ama pis cadı çok şeker ve o kırık Türkçesiyle sempatimi kazanıyor.


6 Şubat 2016 Cumartesi

hep birileri ya da hep eksik


Bu hafta sonunu tamamen birbirimize ayırdık. Cuma günü yağmur çamur demedik üçümüz oyuna gittik. Ben yine şemsiye kırdım. Sidikli bir daha bana şemsiyesini bok verirmiş. Ben değil o böyle terbiyesiz konuşuyor. Uyuzun hiç bir yere sığdıramadığımız bacakları yüzünden önde oturan teyzeden azar işittik. Bir daha koltuğuna dokunursa kenarda bağdaş kurup yerde izlemek sorunda kalacakmış. Şimdiki teyzelerde fena. Bizim zamanımızda tonton şekerdi. Şimdikiler kırmızı ojeli cadılar. Ama ben biliyorum benim annemde yirmi seneye böyle olacak. Hafta sonu hiçbirimizin dışarı çıkmayacağını öğrenince elimize toz bezi, vilada süpürge tutuşturdu. Sonra vilada güzel almıyor deyip tüm yeri dizlerimin üzerinde sildirdi. Haspam ıslak kalmasın diye birde kurulattı. En azından temizlik için anneme bahane veren Uyuz kurulama beziyle gezinen. Anlasın elinde bez yer silmek nasılmış. Annem bahane bulmakta şu zamana kadar hiç sorun yaşamadı. Manyakça temizlik bahaneleri var. Misal siz yere iki damla çay dökersiniz o tüm evi sildirir. Bu seferki bahane ise Uyuz`un kız arkadaşı. Aman kıza ayıp olmasın diye diye yerleri yalattı bize. Bir gün önceden en ince ayrıntısına kadar pişirilecekler planlandı. Saçımızı bağlatıp sara sardırdı. Pazar gün ki yemeğe o kadar odaklandı ki cumartesi günü için aç kalacağımızı anca karnı acıkınca fark etti. Ev hanımı olmak zormuş. Onca işi yaptıktan sonra ben olsam hiç bir zaman yemek falan yapmam. Gerçi annemde o hakkını kullanıp he birlikte yemeğe çıktık. O kadar uzun zaman olmuş ki ailecek yemeğe gitmeyeli özlediğimi fark etmemişim. Hep birileri varmış ya da hep bir eksikmişiz. Birlikte gülmeyi özlemişim. Babamın susup susup söylediği yılın ikonu olacak laflarına gülmeyi çok özlemişim.  O an fark ettim ki ben evlenmek falan cidden istemiyorum. Evlilik yeni bir aile demek ve ben hiç bir şey için ailemden vaz geçmek istemiyorum. Umarım Uyuz`la Sidikli`de evlenmez. Gerçi Uyuz o kıza çok aşık. Sidikli`de sanırım Gevşek`ten çok hoşlanıyor. Daha küçükler diyorum ama onların aşık olup benden ayrılmalarını istemiyorum. Uyuz o kızdan beri doğru düzgün eve bile gelmiyor. Geldiğinde geç gelip, erkenden gidiyor. Sarma sarmaktan beynim yandı sanırım. Elim kolum tutmuyor ama hala aklım fikrim yarın annemler kızı sevmezler inşallah`da. 

Okuyan varsa not: Şu dizlerin kırmızılığını geçircek bir şey biliyorsanız yoruma eklerseniz sevinirim. Acıyorlar.


11 Haziran 2015 Perşembe

annelik sendromu veya değil


İnsanların benim ve aile anlayışım hakkında yorum yapmasından cidden nefret ediyorum. Benim bildiğim on liran varsa onu kardeşlerinle paylaşacaksın. O bölünüp duran, devreden, düz hesap yapalım dediğin ,333333333`lere rağmen. Birimizin canı sıkkınsa, başı dertteyse bir değil üç kişi sorunu çözeriz. Üniversite birinci sınıftan beri çalışıyorum. Babam yarım bıraktığım kursları sebep göstererek yeni bir tanesinin parasını ödemeyi reddedince kendi başımın çaresine bakmam gerektiğini anladım. Kredi kartım dahil her şeyimi kendim ödedim. Ne zaman alışverişe gitsem kendime bir parça bir şey alıyorsam bizimkilere de mutlaka alırım. Sidikli ya da Uyuz bir şey istediğinde de mutlaka uzun veya kısa vadede de olsa alırım. Durumu bazen abartıp kredi kartımı ödemekte zorlandığım dönemler oldu ama bir şekilde hallettim hep. Bilgisayarcı ise hep bu durum için söylendi. En son mezuniyetten ve iş bulmaktan bahsediyoruz “İş bulduktan sonra bizim çocukların masraflarına yardım edeceğim” dedim. Bilgisayarcı ve Forvet beni suçlamaya başladı. Neymiş salaklık yapıyormuşum, abartıyormuşum, onların anne babası değilmişim. İtiraz edince bu kez Bilgisayarcı “Abim bana yardım etmiyor. Kendim hallediyorum her şeyi.” dedi. Durumların farklı olduğunu söyledikçe bu onların büyüyüp sorumluluk almasına engel olduğumu söyledi ve Forvet`de bunu destekledi. Kızdım hem de çok. Bilgisayarcı`nın abisi ile ilişkisiyle bizimkisi aynı değil. Adam askeri lisedeydi ve liseden beri eve hafta sonundan hafta sonuna geliyor. Mezun oldu açık denizlerden karaya ayak basmıyor. Bilgisayarcı evden gidip geliyor. Kazandığı her para zaten kendisine kalıyor. Ama herkesin benim paramı ailemle paylaşmam gözüne batıyor. Onlar benim kardeşim. Kaldı ki onlar ile durum aynı değil. Bilgisayarcının okuduğu mühendislikle kusura bakmasın ama tıp bir değil. Aldığımız toplasan üç beş kitap parasıyla Uyuzun aldığı bir kitabın parasıyla da aynı değil. Eve çıkmasın o zaman diyor, rahatına düşkünlükle suçluyor ama Bilgisayarcı hayatı boyunca bir derse erken gelmedi ve evle okul arası yirmi dakika onun. Uyuz okula gidip gelme ile yaklaşık 5 saat kaybediyordu. Bir insan ortalama günde 6 saat uyusa siz hesap edin. Sidikli zaten başka şehirde ve bunun yurt parası-ki özel-, harçlığıydı ayda ne kadara geldiğinden haberi yok. Kalkmış bana yok şunu ona alma kendisi alsın demesin. Tamam farkındayım abarttım çoğu zaman ve Sidikli bu durumu abartıp zaman zaman sömürüyor ama artık frenliyorum kendimi. Uyuz deseniz kesinlikle öyle bir çocuk değil. Babam geçirdiği kazadan sonra bisiklet için para vermeyince lise birdeyken daha tatilde gidip markette iş bulup bisikletinin parasını kazanmış bir çocuk. Şimdi kalkmış kardeşlerime şımarık, bana onların büyümesine engel olan, anne tribine girmiş biri olduğumu söylüyor. Kusura bakmasın ama şu günümüzü bize sağlayan anne babama kardeşlerimin isteklerini yüklemek istemiyorsam evet suçladıklarının hepsiyim. Annem hep en büyük hazineleri olduğumuzu söyler. Bu kadının hazinelerine biraz yardım etmişim, omuzundan azıcık da olsa yükü almışım, ona birada olsa kendi için yaşama fırsatı vermişim çok mu? Bilmiyorum ama söyledikleri bencilce geliyor. Bugün şu noktada duruyorsam her bir şeyi annemle babama borçluyum. Sokakta milyonlarca anne baba var ve bunların büyük bir çoğunluğu çocuklarıyla ilgilenmez ailem bana maddi manevi her türlü desteği verdi. Benim onlara en iyi ödeme şeklimde ancak kardeşlerime her türlü maddi manevi destek vererek olacağını düşünüyorum.