Bazen çocuk olmayı özlüyorum. Çocuk olmaya dair küçük
şeyleri. Düştüğümde kanayan dizime rağmen bir şey olmadı demeyi, oyunuma devam
etmeyi. Çamura üstümü kirletecek gözüyle bakmamayı, sokağa çıkarken ne
giydiğimi umursamamayı özlüyorum. Üstüm kirlendiğinde silmeye, dünyanın sonu
gelmiş gibi muamele etmektense yine oyunuma devam etmeyi özlüyorum. Uyuz`u
Sidikli ile kandırıp etek giydirip, başını bağlayıp makyaj yapmalarımızı
özlüyorum. Sidikli`nin bebeklerini Uyuz`la saklayıp onu ağlatmayı özlüyorum. Babamın
pazar kahvaltılarından sonra ağırlık çöktü bahanesiyle uyumalarını özlüyorum.
Adam yaşlandıkça uyumaz yerinde durmaz oldu. Sonra babam ne zaman yere eğilse
sırtına atlayıp adama at muamelesi yapmayı kardeşlerimle banyo sırası için
kavga etmeyi özlüyorum. Cebimizde kalan son paraları birleştirip dondurma
parası çıkartmaya çalıştığımız, paranın bizim için tek anlamının daha fazla
çikolata ve dondurma olduğu günleri özlüyorum. Evin içinde top oynamayı hatta
kırılan cam çerçeve yüzünden annemden azar işitmeyi özlüyorum. Sidikli ile annemin dolabını talan etmeyi özlüyorum. Kek hamuru için
Uyuzla kavga etmeyi özlüyorum delice. Annemin teybine istediğim kaseti koymak
için kardeşlerimle kavga etmeyi özlüyorum. Sidikli ile aynı giysileri giymeyi,
insanları ikiziz biz diye kandırmayı özlüyorum. Annemin uzun saçlarını, her
karda bize kardan adam yapmasını özlüyorum. Şaka gibi ama elektriğin kesildiği,
cep telefonlarının olmadığı, mum ışığında gülüp portakal yediğimiz günleri
özlüyorum. Daha dünmüş gibi bunları hatırlarken hissettiğim duyguları
seviyorum. Dünyanın en güzel şeyiymiş çocuk olmak. Keşke an an kaydetip izleme
şansımız olsaymış.
kardeş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kardeş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Kasım 2017 Salı
çocuk olma sanatı
Etiketler:
aile,
anı,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
kardeş,
kız günleri,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
24 Nisan 2015 Cuma
ben yine yeniden hep sizi seçerdim
İstanbul hani iki ayrı kıtada ya, o yüzden bana hiç aynı
şehirmiş gibi gelmiyor. Gerçi aynı yakada olan yerler bile bana şehir dışı gibi
geliyor. Oturduğun yakada okul kazandın kazandın, yoksa ya yollarda
sürünüyorsun ya da eve falan çıkmak zorunda kalıyorsun. İstanbul`da iki semt
arası gidiş süresiyle, başka yerlerde şehir değiştiriliyor. Bu kadar yakınma
sebebim Sidikli gitti başka şehre, Uyuz burda kalsın diye dil döktüm, dualar
ettim. Burda kaldı da ne oldu karşıda kazandı okulu. Git gel zor oluyor dedi
eve çıktı. Sonra eve sürekli gelen adam elini ayağını çekti. Kardeşimle
ayaküstü görüşür oldum. İkisi de yokken kendimi çok ama çok yalnız
hissediyorum. Bir reklam vardı. Reklamda arkadaşlarımızın kendi seçtiğimiz
ailemiz olduğunu söylüyordu. Çok hoşuma gitmişti. Haklı da bulmuştum. Ama dün
fark ettim ki o ikisi kardeşim olmasa da benim kendim için seçtiğim ailem
olurlardı. Üçümüzde mükemmel değiliz, bir sürü kişilik problemimiz var. Ama bir
araya geldiğimizde birbirimiz için mükemmeliz ve güçlüyüz. İşte bu yüzden dün
yorgunlukla uyuya kaldığımda kucaklayıp yatağıma götüren Uyuz`u gördüğümde ben
kalkmadan ortadan kaybolur diye kortum. Sabah erken kaldır sabah dersim var
diye saçmalamışım, resmi tatil olduğunu unutarak. O leyla ben leyla sabah altı
buçukta dürttü. Gerçi onun derdi sohbet etmekmiş. Kaydım kenara yanıma uzandı. Tekrar
uykuya dalıp, dünyayı ele geçiren robortları yok etmeye devam edecekken “abla”
dedi. Bu kırmızı alarm demek. İkisi de bana abla demezler. Tabi bir şey isteyeceklerse,
başları beladaysa, dertleri varsa durum değişir. Robotların dünyayı ele
geçirilmesinden daha korkunç bir şey varsa o da ikisinden birinin bana “abla”
demesi. “Aşık oldum” dedi. Meğer haftalardır eve daha az gelmesinin sebebi
oymuş. Vay be dedim, resmen elin kızı pabucumu uzaya fırlattı. Ama kafama denk
gelen Sidiklinin attığı yastık oldu. Onsuz dedikodu yapılmaz tabi. Bizde fizik
kurallarını zorlayarak tek kişilik yatağa annemin tabiriyle üç eşek sığmaya
çalıştık. Uzun zamandır bir araya gelip sohbet etmemişiz, çenemiz düştü ve ben
bunu çok özlemişim. Kızın üçüncü dereceden kuzenine kadar öğrendikten sonra
kahvaltı hazırlamaya kalktık. Annemlere sürpriz yapacaktık ama o kadar gürültü
yaptık ki komşular bile uyandı, annemler numaradan şaşırdı. Ben bu ara taktığım
üzere pankek yaptım, Uyuza sigara böreği sardırdık ama kol böreğine daha çok
benzedi. Sidikli masayı hazırlarım dedi ama sürekli kaytardı. Bir orduyu
doyuracak kadar hazırladığımız kahvaltı tam iki saat sürdü. İki demlik çay
bitti. En son sömestrda hep birlikte kahvaltı yaptığımız için özlemişiz. Keşke bir
kardeşimiz daha olsaydı. O zaman annem, babam ve ben bu kadar yalnızlık
çekmezdik. Annemde evden masayı toplamadan kaçan çocuklarına bir tane kaçmayacak
çocuk eklemiş olurdu. Bütün gün şehri gezdik, eğlendik. Akşamda biletler satışa
çıkar çıkmaz aldığım Efes maçına gittik. İyi ki geceden almışım çünkü ertesi
gün bizimkilerden almak isteyenler bilet bulamadı. Hemen tükenmiş geriye 190
liralıklar kalmış. O kadar para bizde ne gezer tabi. Tabi ilerde para yer para
sıçarsam neden almayayım. Ama şimdi o parayı ben üç taksit yaparım. Tabi altı
varsa daha makbule geçer. Basketbol ekibim var ya hani, onlarda almıştı ve
yenildiğimiz için yıkıldılar. Tamam bende çok üzüldüm ama Madrid`te
gidemeyecektik. Sen o kadar takip et, maçlara git, demiyorlar ki gel Madrid`e
de biz seni götürelim. Hep biz mi destek olacağız, azıcıkta onlar olsun. Aman boşverin
bunları, yine saçmalıyorum. Önemli olan uzun zamandır bir şeyler yapmadığım
kardeşlerimle ben bugün harika vakit geçirdim.
Etiketler:
ben,
Efes aşkına,
günlük,
kardeş,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
24 Ocak 2015 Cumartesi
bir de ortaya salata
Son birkaç gündür yazamadım ama umurunuzda olduğunu pek
sanmam. Bu ara pek huysuzun sanırım. Hava güzel halbuki. Ama evdeyim. Gerçi bakkala
gider gibi büte gittim geldim. Günlerdir kendimi eve kapattım. Galiba yeni bir
fobim var evde çıkmaya korkuyorum. Hazır evden çıkamıyorken de beş gün sabah on
gece beş ders çalıştım. Sidikli sonunda geldi. Erken bitmiş sınavları bilmem
ne. Ankara`nın soğuğu güzelce de hasta etmiş. Dayanamıyorum bu kız hasta
olunca. Çalışma masasını yatağın yanına sürükledim bir yandan ateşini kontrol
at bezi sık, bir yandan ders çalış işte. Ben altıncı sınıfa giderken bu kıza
anne oldum. Ekonomik kriz dediler şu dediler falan hop babamın işler ters gitti sonra
annem işe geri döndü. Sonrası aslında zor değildi. Hatun Süperwoman. Hem
temizlik, yemek, hem biz, hem iş hepsini halletti. Bense anne oldum Sidikliye ve
Uyuza. Annemin hafta sonu nöbeti oldu, onlar hasta oldu, ben bekledim başlarında.
Ne yerler ne içerler hangi surat neye işaret annem gibi bende öğrendim. Eve beş
dakika geç kalsalar kafayı yedim, sanki kendim hiç yapmazmış gibi. Veli
toplantısına gittim bizimkilerin işi çıktığında, hatta çoğu zaman ben gidim ya deyip
durdum. Keşke kendi veli toplantılarıma da gidebilseydim. Babam en azından şu
öğretmen senden şikayetçi, buna şunu dedi demezdi. Kustular midemi tuta tuta
temizledim. Ama bunları burada yaptım demek için yapmadım. Seviyorum onları. Canları
yansın istemiyorum. Yaptığım çorbayı
içerken bin tane laf soksun istiyorum. Galiba çorba yapmak beni
duygusallaştırıyor. Yada hanımımıza yaptığım manikür duygusallaştırdı. Kendine
gelir gelmez naza başladı. Hasta dediğin manikürsüz olur muymuş. Sorsa bir abla
en son ne zaman manikür yaptın diye, o ne ki derim. Ne salmışım meğer kendimi.
İş, okul, staj, eve kitlenen işler, salak bir adamın peşinden koşturmacalar. En
son ne zaman altı saat uyudum acaba. Aman nasıl olsa dersleri geçtim. “Ne önemi
var uykunun. Daha gencim uyurum bir ara” Dedi ve sızdı.
29 Ağustos 2014 Cuma
fenomen mi? o da ne?
Bende insanım o yüzden arada yoruluyorum. Mesela son bir haftadır
çok yorgun oluyorum. Çünkü eve
geldiğimde duş alıp, hazırlanmamı bekleyen bir kuzenim var. Gündüzleri bizim Sidikli
İstanbul’u gezdiriyor. Akşamları da ben. Yemek yeme bile müsaade etmiyorlar. Zaten
Küçük Bey öyle müzelere giderim harika, ne güzel diyecek biri olmadığı için
akşam gezmelerini iple çekiyor. Bense artık ondan kurtulmayı. Ne kadar kötüsün
demeyin haklıyım. Başka bende dedim “Ne güzel bir kardeş daha, hep kalsa”. Ama
bu sabahın köründe kalkıp, odamda ki balkona çıkıp içtiği sigarayla son buldu.
Birincisi daha yaşında ne sigarası. Hadi
alıştım ona ama sabahın altısı nedir? Lan zaten daha yeni yatmadık mı biz. Şurada
bir buçuk saat daha uyuyup, kalkıp gideceğim. Ama yok. Erkenden kalkıyor,
balkonumda tüttürüyor ve bütün dumanı içeri dolduruyor. Neymiş amcası anlamasın
diyeymiş. Lan salak yavrum benim babam sigarayı on metreden anlar marka söyler
sen neyin kafasını yaşadın. Sonra içeri girip bir de beni dürtüyor kalk
kahvaltı hazırla diye. Duymamazlıktan geliyorum yok. Dürtüyor, dürtüyor en
sonunda ağzımdan “siktir git” dökülüyor. Bir saat beklese annem kalkacak zaten.
Hadi o kalkmadı ben kalkacağım zaten. Anneme de diyorum yok “yengeme ayıp olur”.
Lan ona oluyor da bana niye ayıp olmuyor. 5 yaş büyüğüm ben senden. Sonra bir
de günde beş posta saç yıkama, yapma olayı var. Ben iki postasına şahidim, geri
kalanına Sidikli. Kapıda kadın beklenir biz Küçük Beyi bekliyoruz. Üç santim
saçla ancak bu kadar uğraşılabilirdi. Selfie var bir de? Ön kameraya gülmekten
botox yemiş elliliklere döndüm. Surat ifadem sabitlendi. Bir de Sidikli ile
takipçi yarışları var. Küçük Beyin iki binmiş neden bunun bin kişiymiş. İnstagram`dakiler
ne buluyormuş bu Küçük Beyde. Aynı anda paylaşılan fotoğrafı beş dakikada en
çok kimin takipçileri beğenecek.
Twitter`da Sidikli geçermiş. En son whatsapp`da kimin daha çok arkadaşı
var. Geçen arkadaşım geldi bir akşam oh dedim evde oturdum. Bir ara beni dürttü
evde “Kim var? Çıplak birini gördüm sanırım koridordan geçti” diyor. Bizimki
odada uyuyordu onu gördü kız. Erkekler bu arada neden boyna yarı çıplak
dolanıyor. T-shirt`le var bir alıp veremedikleri ama çözemedim henüz. Bu arada
bizim Sidikli iki binin sırrını çözmüş. Six packlerini servis ettiği fotoğraflardanmış.
Küçük Bey bir de adonis çıkınca gör diyor. 16 yaşında böyle değildik biz. Böyle
miydik yoksa?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



