Kocası Almanya’ya çalışmaya gitmiş, seni aldıracağım deyip, boşanma
kağıtlarını kendine tuvalet kağıdı yapan kadınlar gibiydim. Ya gel ya da bak
bana hayırlı kısmet kategorisinden mis gibi çocuklar buluyorlar kuş yuvadan
uçar dedim. Gönül istedi benim hasretime dayanamadı ondan geldi diyeyim ama gönlü
bu devirde kim takıyor ki. Konuşacak çok şey var diye ortalarda dolandı durdu.
Bana kalırsa yok. İşte güzelim gittim ama pişmanım seni beklettim ihmal ettim
desin yeter. Kızlar ya evlenme teklifi
edecek ya seni terk edecek dedi kısmet dedim ne diyeyim. Bende bu şans varken
evlenmek istemiyorum diye terk edilirim ya neyse. Gittik bunun evine, oturttu
koltuğa bağladı gözlerimi. Gözlerim açıkta konuşurduk falan dedim ama içimden
terk edilmeye giden bir yüzük çıkmaz diye dua ediyorum. Hayır ben adama hediye
diye uzaktan kumandalı süper ötesi bir araba almışım birlikte oynarız diye
planlar yapmışım, yüzük bizi ciddiyetimize fazla. Gitti geldi bir takırtı
patırtı dedim herhalde adamı çok zorladım Hannibal Lecter`a bağladı bıçak seti
ortaya çıkarıyor. Gözlerimi açtığında bir de ne göreyim dünyalar güzeli bir
köpek. Görünce aklım uçtu bir de sırnaşık minnacık yavru daha. Yarım saat sonra
anca kendime geldim de kimin diye sordum. Bana almış hep istiyormuşum,
yalnızlıktan sıkılıyormuşum hem bana arkadaş olurmuş. Yani tamam çok güzel
düşünmüş evet istiyorum ama bu bambaşka bir şey. Bir kere annem eve asla almaz
ki daha önce defalarca denedim gram taviz vermedi. Hem ben satın almak yerine
bir barınaktan kendime dost edinmeyi isterdim. Ben çok büyütüyormuşum evde
bakamıyorsam onda kalırmış. Ya sabah çıkıyor akşam kaçlarda dönüyor. Bunun yemesi
var içmesi var gezdirmesi var ki tüm gün eve hapsetmek ona büyük haksızlık.
Annesine götürürmüş zaten evde varmış iki tane daha. Ne diyecek kadına kız
arkadaşım bakamadı sana kakaladı anneciğim mi? Öyle rahat konuşuyordu ki bir de
çocuk yaparız arada büyür gider işte dedim adam deliye döndü. Sürekli her şeyi
tiye alıyormuşum, onu ciddi olarak dinlemiyormuşum. Hayır ciddi olmayan ben
miyim? Adama mantık denen şeyden habersiz. Baktım bizim hal kavgaya gidiyor eve
gidiyorum dedim, demez olaydım. Beni bırakmak için ısrarcı oldu, yağmur var,
trafik var, arabada kızgın iki boğa var. Nerde nasıl neyle başladı bilmiyorum
ama ilk defa adam benle resmen kavga etti. Sanki duymuyormuşum gibi bağıra
bağıra kulağımı yırttı. Ben onu hiç tanımıyormuşum. Onunla ilgili hiçbir şeye
dikkat etmiyormuşum. Ne yer ne yemez neyi sever bilmiyormuşum. Ama o ekşi
yediğimde ensemin sağ tarafının terlediğini, yalandan gülerken suratımın aldığı
ifadeyi, düşünürken kendi kendime konuştuğumu, sıkıldığımda dirseğimi
kaşıdığımı biliyormuş. Sevdiğim yemekleri, kimseye söylemediğim ondan
sakladığım şeylerin gölgelerini görüyormuş. Çocukmuşum, hala geleceğe dair
kararlı davranamıyormuşum. Sinirimden mi canım acıdığından mı bilmem gözlerim
baktım doluyor çek sağa inicem dedim.
Filimler de bırakmıyorlar, bırakanda geri dönüp alıyor ama bu film değil. Ciyak
ciyak ineceğim diyorum adamda tek tepki yok. Sonra bir baktım bir taksi
durağına yanaştı indirdi beni. Daha fazla tutamadım kendimi yağmurda var zaten
dedim koyverdim. Ağladım diye teselli eder sandım ama yok adam öküz. Aklım
olsaydı sevgili pozisyonu için bir başvuru formu hazırlar buna doldurturdum. Gerçi
adamda haklı beni öğrenen o, dikkat etmeyi onu öğrenemeyen ben. Bu erkek
milletinede yaranılmıyor. Kadın iğne iplik eder hayatlarını suç, kendi haline
bırakırlar suç. Onu bunu bilmem ama bana bağırmasını söylediği buraya
yazmadığım bin misli lafları ben hak etmedim, ettiysem de etmedim. Aklını
kullanıp başvuru formu hazırlasaydı.
30 Aralık 2017 Cumartesi
23 Aralık 2017 Cumartesi
koca mı para mı
Bizim bir meclis var zamanında sevgilim olmamasına
takmışlardı. Etrafta bana uygun gördükleri insanları gözlerine kestirip
ağlarına düşürürlerdi. Gel zaman git zaman Joker`i kabullendiler. Aradıkları
kriterlerin tamamını göstermese de bir şekilde onayladılar. Lütfedip izin
verdiler. Daha iyisini bulana kadar oyalanırmışım. Zaten Joker`de atari, playstation
çıkana kadar beni oyalayacak. Sevgilime at arabası muamelesi yapmaları etrafta Porsche
aramaları canımı sıksa da zamanında sevmişim bu kadınları bir şey diyemiyorum.
Meclisimiz annem hariç 5 deli kadından oluşuyor. Joker Amerika`ya gidince Joker
karşıtı propaganda anında başladı. Terk etmiş beni, ben daha iyisine
layıkmışım, benim gibi kız yalnız bırakılır mıymış. Ayıp yapmayın dememi
bekliyorsanız sizleri hayal kırıklığına uğrattığımı itiraf ediyorum. Haklısınız
dedim ya haklısınız. Hayır adam bir hafta diye gitti ne zaman gelecek belli değil.
Dedim bende akıl olsa başta dinlerdim sizi. Haklıymışsınız valla ne işim var
benim o itsiz sapsızla. Zaten aldatır beni o kaşı gözü ayrı oynuyor. Tabi
yeterli gazdan sonra ikinci aşamada ona neler yapsam onu tartıştık. Ben evrimin
son basamağına adım atmışım, kolumda dünyanın en yakışıklısı -ama en zekisi de malum
devir zeka devri- Joker`e bir zamanlar tribini atıyorum. Sonra
bir baktım önümde iki telefon biri esmer biri kumral iki yakışıklı. Ortak
meziyet zeki ve köşeyi dönmüşler. Yurt dışında tamamlanmış okullar, ülkenin iyi
şirketlerinde yaşlarından beklenmeyen koltuklar ve evlerinin arabalarının
ederi. Çünkü ben paradan bir boka değer vermeyen sığ ötesi bir insanım ya da bu
koşullarda emlakçıyım evlerin mevkileri ve fiyatlar benim için önem arz ediyor.
Kuyumcuda olabilirim çünkü ailenin altın takma potansiyelinden de bahsedildi. Yetmedi
birkaç güne karşıma kaynana adaylarım çıkartılıp kollarından boyunlarından
sarkan altınların geline de takılacağı vaat edilip, gayrimenkul sektörüne yaptıkları
yatırımlardan bahsedildi. Film nerde
koptu bilmiyorum ama gözüm döndü. Ya ben ne zaman bu insanlara paraya değer
veriyorum dedim. Ne zaman sevgilimden ayrıldım bana birini bulun evlenmek falan
istiyorum dedim. Ya ben insanların gözünden böylemi görülüyorum ya! Hepsinin
bir koca kaynana bilmem ne pişmanlığı bitmek bilmeyen dersleri var ve adı dünya
benim duygusallığımla değil para ve mantıkla dönüyor. Şakaya vuruyorum, kalp
kırmamaya çalışıyorum ama yetti. İnsanların hayat derslerini dinlemeye özen
gösteririm ama para ile ilgili bir hayat dersi parayı haklı çıkarıyorsa dinlemem.
Dünya üzerinde gördüğüm tek şey insanların din dil ırk diye yaptığı tüm ayrımların
birleştiği tek şey para. Birbirlerine katlanamayan insanların ortak
tapındıkları şey para. Hayatın başındasın daha hiç yoklukla sınanmadın
diyebilirsiniz haklısınız da belki. Aşk karın doyurmaz klişesini de
söyleyebilirsiniz ama parayı değerli kılan insanları ona yükledikleri anlam
bence. Paraya değil de insana vicdana değer verirsek para bir kağıt parçası
olmak dışında bir anlam ifade etmez.
Etiketler:
amerika,
ben,
günlük,
ilişki,
ilişki raporu,
Joker,
kız günleri,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
koca,
öfke,
para
6 Aralık 2017 Çarşamba
ayrıldığımı haber vermeyi unuttum mu
Aşk hayatım ve Arap saçına dönmüş ilişkilerimle yine ben. Öyle
duygulardan bahseden bir tip değilim, her bokumu da etrafıma anlatan o yüzden
mecbur ceremesini internetin yok olmayan dünyası çekiyor. Kadın erkek
ilişkileri ile ilgili milyon film izledim ama hiç birinin sonu benim gibi
zavallı bir şekilde sonlanmıyor. Paketleyip sattıkları hayallerle büyüyoruz. Resmen
kadınlara komplo kuruluyor. Bize kötü davranan her erkek için izden hoşlanıyor
safsatasını ilk kim çıkardıysa umarım mezarında egzotik birkaç yılan seni
uyutmamıştır. Adam istemiyor seni işte daha nasıl desin. Ama olur mu altında
mana aramalar, kritikler yapmalar. Sanırsınız Nobel Edebiyat ödülü için satır
arası inceliyoruz. İki basit cümleyi 20 kız 4 ayrı grupla değerlendirip 50 ayrı
sonuç elde ediyoruz. Resmen 7 milyar insan Maslow`un sevgi-ait olma basamağına
takılı kalmış haldeyiz. 3 milyarının götü bezli desek 1 milyarını ortalığa
serpiştiririm. Bir hafta diye gitti Joker iki haftadır Amerika`da. Trump kadar
zalim. Kurnaz pislik. Benden kaçtığını ve sırf bu yüzden vizemin uzanmadığı bir
yere saklandığını düşünüyorum. Unutmuş bana söylemeyi ama işinden geçen hafta
ayrılmış. Bir gün arayacak beni “ya ben sana söylemeyi unutmuşum senden
ayrıldım” diyecek. Göt kafalı ben burda battaniyemin altında dondurma yerken o
güneşleniyor. Umarım o güneç senin geriye kalan beynini eritir de beni terk
ettikten sonra kimse hayrını görmez. Dön artık ya. Derin güneşlenmekse ben sana
bir sera yapar kış günü meyvede verdiririm.
Etiketler:
amerika,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
ilişki,
iş,
Joker,
kız günleri,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
nobel,
sevgili
4 Aralık 2017 Pazartesi
yaşım değil o bir iki rakam
24 yaşında yaşlanmış hissetmek için çok genç değil miyim?
Bugün bir videoda 24 25 yaşında olduğunu
sandığım biri laf arasında 21 yaşında olduğunu söyledi. 21 yaşında.
Benden üç yaş daha küçük. Üniversite öğrencisi. Sonra bir filmde mezar taşı
üzerinde 1991 yazıyordu. Film boyu karakterin 25 26 olduğunu düşünmüştüm. Ben
çocukken bütün ünlüler benden büyüktü. Şimdi dünya starı olma yolunda giden
tipler benden küçük. Riri`nin Chris`den dayak yediği yaştan üç yaş daha
büyüğüm. Daha liseli filmler izlerken ne ara 7 yıl geçmiş üstünden. Zaman bu
kadar çabuk geçerse bir bakmışım elimde terlik torun kovalıyorum. Uyuz mezun
olana kadar torunum olur diyordum gerçi o da olmadı. Ya resmen müzik
piyasasının yarısından yaşlı olma kıvamına geldim. Annem Shakira Beyonce
dinlemiyor diye söyleniyordum, çağa ayak uydurmamakla suçlardım yeni nesil için
onlar bile fi tarihinde kalmak üzere. Gerçi Madonna`nın hakkını yemeyelim. Annemi
beni üzerine torunlarımı yakalar. Aslında mevzu ölen çocuğun mezar taşı bile
değil. Mevzu saçımda çıkan iki beyaz. Toplamda dört beyaza ulaşan saç telleri
beni resmen mezar yeri seçmeye itiyor. Ya yaşlanmasak ne olurdu sanki. Bugün beyaz
çıkarsa yarın yüzüm kırışır sonra elinde iğne olan herkesin kapısına botox diye
koşarım. Karma olayı falan doğruysa bir sonraki yaşamım için siparişim yılan
olmak. Deriyi at kırışıklıktan kurtul. Tam diyorum vücudumu seveyim, onu
benimseyeyim, kendimi kabulleneyim diyorum beyazlarım gözüme gözüme batıyor.
Tebrikler küresel güçler! Güzellik anlayışınızı ruhumun derinliklerine kadar
işlemişsiniz. Ne kadar mızmızlansam da işin gerçeği yaşın sadece yan yana gelmiş
birkaç rakam olduğunu düşünüyorum. Benim
ne olduğumu kim olduğumu ne hissettiğimi belirlemiyor. Davranışlarımı yaşıma
göre düzenlemem gerektiğimi hissetmiyorum. Eh tabi bir iki beyazım olmasaydı ve
o sayı biraz daha küçük olsaydı mutlu olurdum.
Etiketler:
amerika,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
kadın,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
yaş
28 Kasım 2017 Salı
çocuk olma sanatı
Bazen çocuk olmayı özlüyorum. Çocuk olmaya dair küçük
şeyleri. Düştüğümde kanayan dizime rağmen bir şey olmadı demeyi, oyunuma devam
etmeyi. Çamura üstümü kirletecek gözüyle bakmamayı, sokağa çıkarken ne
giydiğimi umursamamayı özlüyorum. Üstüm kirlendiğinde silmeye, dünyanın sonu
gelmiş gibi muamele etmektense yine oyunuma devam etmeyi özlüyorum. Uyuz`u
Sidikli ile kandırıp etek giydirip, başını bağlayıp makyaj yapmalarımızı
özlüyorum. Sidikli`nin bebeklerini Uyuz`la saklayıp onu ağlatmayı özlüyorum. Babamın
pazar kahvaltılarından sonra ağırlık çöktü bahanesiyle uyumalarını özlüyorum.
Adam yaşlandıkça uyumaz yerinde durmaz oldu. Sonra babam ne zaman yere eğilse
sırtına atlayıp adama at muamelesi yapmayı kardeşlerimle banyo sırası için
kavga etmeyi özlüyorum. Cebimizde kalan son paraları birleştirip dondurma
parası çıkartmaya çalıştığımız, paranın bizim için tek anlamının daha fazla
çikolata ve dondurma olduğu günleri özlüyorum. Evin içinde top oynamayı hatta
kırılan cam çerçeve yüzünden annemden azar işitmeyi özlüyorum. Sidikli ile annemin dolabını talan etmeyi özlüyorum. Kek hamuru için
Uyuzla kavga etmeyi özlüyorum delice. Annemin teybine istediğim kaseti koymak
için kardeşlerimle kavga etmeyi özlüyorum. Sidikli ile aynı giysileri giymeyi,
insanları ikiziz biz diye kandırmayı özlüyorum. Annemin uzun saçlarını, her
karda bize kardan adam yapmasını özlüyorum. Şaka gibi ama elektriğin kesildiği,
cep telefonlarının olmadığı, mum ışığında gülüp portakal yediğimiz günleri
özlüyorum. Daha dünmüş gibi bunları hatırlarken hissettiğim duyguları
seviyorum. Dünyanın en güzel şeyiymiş çocuk olmak. Keşke an an kaydetip izleme
şansımız olsaymış.
Etiketler:
aile,
anı,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
kardeş,
kız günleri,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
22 Kasım 2017 Çarşamba
düşeş gelirse sınır dışı etsinler
Yazı tura atalım dedim sonunda. En azından şansıma güvenirim
yazı dedim tura götüyle güldü bana. Adam gitmesin istiyorum tabi ki ama açıkça da
gel gitme otur dizimin dibinde de diyemiyor insan. Ben yerinde olsam kendi
kararımı verirken beni etkilemesini istemem. O dedi diye gitmesem her kavgada
başına kakar, senin yüzünden şöyle yapamadım böyle oldu der en son boşanma
talebime bir bir bunları eklerim. Özgür iradesine teslim edeyim diyorum ama iki
kıçı kırık mimari açıdan gözümde bok kadar değeri olmayan uzun binalar yapacak
diye elin çölüne karşı alt edilmek istemiyorum. Petrol kuyusu teklif etseler
tabi gitsin. Ama içme suyuna 5€ verdikten sonra benzin bedava verseler ne
fayda. Gerçi hatanın çoğu bende. Baba parası yemeyi seven insana sen kalk
büyüdün de kariyer de bağımsızlık de. Al sana bağımsızlık. Güzel gözlü
dilberlerle bağımsızlık fotoğrafları atar artık bana. Hayır şirketi arayıp bu
adam beceremez bir dost falan mı deseydim? Ya da acilen bir arazi alıp gel
istediğin binayı yap mı desem? O da oyalanmış olur. Hayır birde bir hafta olmuş
karar verememiş üstüne kararını sağlıklı almak için izne çıktı. Babası iş için Amerika`ya
gidiyormuş o da eşlik edip kafasını toplayacakmış. Hayır adam kafasını bile
toplamak için bende uzaklaşıyor. Şirret bir karı falan da değilim. Gelip tüm
şirretliğimi burda yapıyorum. Lan adamı 4 yıldır tanıyorum 3 yıldır
sevgilim babasının ne iş yaptığını bile
bilmiyorum. Zamanında ticaret dedi eyvallah dedik, anası danası beni
ilgilendirmez köyün muhtarı kesilmeye gerek yok dedik onun bile suçlusu oldum.
Kaç yıl geçmiş babası ne iş yapıyor bilmiyormuşum ilgisizmişim. Sorunca doğru
düzgün cevap vermeyen o. Bende inşallah iki beyaz ticareti yapmıyordur dedim
sustum. Ne yapsaydım dedektif tutup hafiyelik mi yapsaydım. sen gitme diye ben
küresel ısınmadan çöl hayvanlarından baharatlı yemeklerin mideye zararlarından
bahsettim. Orhan Veli`den şiiri romantiklik olsun diye değil beni bırakıyorsun
bari İstanbul`u terk edeme diye ezberden okudum. Göt kafalı. Artık beni nasıl
üzdüysen yeri öptüm yine. Sakarsın her yıl düşüyorsun demeyin bu kez bir diz
bir bile bir kol sarılı yatıyorum üç gündür. Netflix kızlar gecesi
kategorisinde film kalmadı. Sağlam kalan sol kolumla hem kumandaya hem
telefonuma sahip çıkmanın ne kadar zor olduğunu ben bilirim. Sen git özgür
kadının eteği dibinde düşünde kafana meşalesi düşsün. Vizem bile yok vicdansız.
Etiketler:
amerika,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
ilişki,
ilişki raporu,
iş,
Joker,
kız günleri,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
17 Kasım 2017 Cuma
amadan sonrası teferruat
Gülüşleri mutlulukları saklama dağıt, acıları göm sende
kalsın insanıyım ben. Bende her insan gibi kötü şeyler yaşadığım oldu sadece
sustum, sessizce geçmesini bekledim. Onun gidebilecek olması kötüler listesinde
ilk beşe giremese de ilk on beş de yer alır. Gitmesini falan istemiyorum ama
gitmede diyemiyorum diyemem hakkım yok. Onun vermesi gereken bir karar olduğuna
inanıyorum. Benzeri durumda onun bana git ya da kal demesini istemezdim. Bunun sevgiyle
ilgili olduğunu düşünmemeye çalışıyorum. Ama bencil bir yanım aklıyla düşünmeyi
bırakıp kal dememi istiyor. Hatta bir Türk dizisi dramı yaratıp beni seviyorsan
gitme falan dersin iki gözyaşı dökersin diyor. Ne var ki ben onları diyecek
biri değilim. Kendi özgür iradesiyle karar versin istiyorum. Çok standartlara
uyan bir ilişkimiz yok. Çok normal ilişki sürdürebildiğim de söylenemez. Bir
sürü kişisel sorunum var. Aklımda olan şeyler bazen beni bile hayrete
düşürüyor. Bizim ilişkimizin kalıbı farklı işte. 24 yaşına geldim adam ilk
sevgilim ve ona sadece bir kez seni seviyorum dedim. Bizi biz yapan hep sınır
tanımaz dürüstlüğümüz diyorum ama ona gerçekten ne hissettiğimi bile
söyleyemedim. Adamla doğru düzgün konuşabildiğim tek anda her şeyi mahvettim. Artılarından
eksiklerinden bahsettim. Onun için her şey kolay. Gelebilirmişim, iki yıl
kısaymış gel git yaparken kolay geçermiş. Hatta onunla da gidebilirmişim. Anam babamda
öyle diyordu, kızımız adamın peşine takılsın gitsin. Bazen aynı ülkede
yetişmediğimizi falan düşünüyorum. Onun için her şey kolay. Gelirsin gidersin…
Gelemezsem de artık sen sürme gözlü birkaç hatun alırsın nasıl olsa oralarda
yasaldır. Benden daha güzellerdir tabi. Dürüst ol dedi, olduk bu kez
düşündüklerimizi beğenmedi. Güvenim yokmuş -tabi olmaz arkadaşıyla yatan ben
değilim- her uzak ilişki yürümez diye kural yokmuş. Oldu sen git dönersen
benimsin diye bekleyeyim ben de. “Evlenelim” dedi. Suratına boş boş baktım. “Ben
yarın evlenelim desen seninle evlenirim sen yapabilir misin?” dedi. Ben
yapamam. Onu seviyorum ama.. Benim amalarım var işte. Hayatımı ondan başkasıyla
düşünemiyorum ama evli beni de düşünemiyorum. Evlenmek falan istemiyorum. Herkesin
hayatında olması gereken bir şey olarak görmüyorum. O böyle kocaman laflar
ederken ben ona gitmede diyemiyorum işte.
Etiketler:
ben,
blog,
blogger,
günlük,
ilişki raporu,
Joker,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
14 Kasım 2017 Salı
elin oğlu kızlarını peruklu bir hergele yüzünden üzüyor
Üşüttüğüm zamanlar sancılı geçiyor malum dönem. Yatağımdan çıkartmasınlar,
çikolatamı ve bilgisayarımı versinler yeter bana. İlk iki gün insanlardan izole
yaşamayı seviyorum. Regl acısı ancak öyle diniyor bende. Hormonlarda coştuğu
için haliyle biraz duygusal olabiliyorum. Saw serisini izleyip acı çekiyorum.
Sonuçta filmin altında yatan bir felsefe ve dram kısmı var. Film izlerken ve yemek yerken telefona bakmam ama bir
istisna yapıp Joker`in telefonunu açtım. Sesi bir mutlu sanırsınız Jüpiter`de Joker`in
tek hücreli akrabalarını buldular, Mars`ın
tapusunu verdiler buna. İş teklifi gelmiş. Başta ne var bunda arada geliyor
zaten falan desem de eklenen üç dört sıfır ve para birimi değişikliği uçak
çapta bir çarpıntı yaptı. Gerçi sıfırlardan sonra odaklanamamışım ve küçük
detayı kaçırmışım. İş Dubai`deymiş. Yemişim sıfırını falan ne Dubai`si be! Olayları
idrak ettiğimde kaynar su döküldü başımdan deyişi biraz hafif kalıyor. Kendimi tencerenin
içine koyduktan sonra yavaş yavaş suyu kaynatılan kurbağa gibi hissettim.
Zavallı biz başımıza ne geldiğini bile anlamadık. Ben daha elin kızıyla baş
edemezken, üzerinde peruklu bir adam olan tüm dünyanın onun içi savaştığı bir
şeyle nasıl savaşacağım. Bir adam yüzünden terk edilmeme şu kadarcık kalmış.
Bari rakibim kanlı canlı bir kadın olsaydı. Onurlu bir savaş verebilirdim. Adamın
sesi bülbül gibi şakıyınca ne güzel deyip kapattım, keşke hiç açmasaydım. Teknoloji
şirketleri keşke kötü haberi sezen telefonlar bulsa, uyarsa. Öğrendiğimden bu
yana yedi saat geçti ve Saw izleyip salya sümük ağlıyorum. Annem psikopat
olduğumu düşünüyor. Babam ağrım yüzünden sanıp üç kez zorla hastaneye götürmeye
kalktı. Bilmiyorlar ki elin oğlu kızlarını peruklu bir hergele yüzünden üzüyor.
3 Kasım 2017 Cuma
açık mesaj ver
Şahsi fikrimi soracak olursanız dönem koca değil kaynana
seçme vakti. Altın kurala çok uygun davranmasam da hayat bu B planı her zaman
şart. Eğer kaynanadan önce adamı seçtiyseniz kaynanayı düğünüzde ilk defa
görün. Akraba olaylarına girmeyin hiçbir şekilde. Şu ana kadar çizgimi hiç
bozmadım. Ailesi ile tanıştırma girişimlerini bir şekilde atlattım. Midemimi
üşütmedim, babam çıkmama izin vermiyor mu demedim hatta bir keresinde acildeyim
hastayım deyip sonra ondan önce hastaneye varmaya bile çalıştım. Sanırım ondan
olsa gerek Joker`de anne babası ve abla dediği kuzeniyle tanışma fikrinden
bahsetmez oldu. Ancak tek dişi kalmış kıskançlığım Kakalak Joker`in abla dediği
kuzenle hala tanışmadığıma laf atıp istenmeyen layık olmayan kız muamelesi
yapınca bana tutturdum tanıştır bizi diye. Bizimki bir heyecanlı sanırsınız Kanada
Başkanı ile tanıştıracak beni. Bana üstüne düzgün bir şeyler giyseydin dedi it.
İşsiz güçsüz ortalıkta dolaşıyor olabilirim ama gün içinde işlerim vardı eve
uğrayıp tipi düzeltemedim. Hem ne var yani kot thsirt iste mis gibi. İnsan
içinde dolaşmışım bütün gün onunla ben. Kraliçe Elizabeth`e takdim edileceğim
sanki diye düşünürken kızı görünce Elizabeth daha sevimli gözüme. Baştan aşağı
hatun klas. Ülkede kast sistemi olsa ben ancak nefes alırım. Eh böyle olunca da
benim özgüven kuyruğu kopmuş kedi gibi köşeye çekildi. Zaten kızın ağzında
yaydığı kelimelerle sohbete de odaklanamadım. Bir ara ben üniverstede bile
derslere kot thirtle gitmedim. Bizim zamanımızda kürkle gezerdik dedik. Herhalde
onun zamanında orta asyadan henüz göçmemiştik. Sen bir daha giy o kürkleri de Peta
kırmızıya boyasın seni. Pis vahşi. Kızın gözünde işsiz güçsüz, vasat kılıklı
hatta Joker`in paralarını yiyen bir imaj oluşturdum resmen. Bir süre sonra beni
görmezden gelmeye bile başladı tilki katili. Sevgilisi durumu anlamış olsa
gerek benimle sohbet etti de akşamın sonu geldi. En son ayrılırken Bayan Kürk
zeki kızsın dedi ama iltifat mı etti, hakaret mi anlayamadığıma göre o kadarda
zeki değilim.
Etiketler:
aile,
ben,
blog,
blogger,
günlük,
ilişki,
ilişki raporu,
Joker,
kız meseleleri,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
29 Ekim 2017 Pazar
bitmeyen regl
Boğa güreşleri resmen Lady Cumhuriyetinde başlamış
bulunmaktadır. Yalnız ben arenada matador değilim. Ben kıskançlıktan gözü kör
olmuş boğayım. Matadorum olan Kakalak`ın ise bu savaştan bağırsakları deşilmiş
olarak ayrılması hedefimiz. Tamam bağırsakları deşilmiş olmasa da kafasına
yediği darbe sonrası Joker`e dair her şeyi unutsun kafi. Şimdi elin psikopatı
bağırsaklarını falan deşer bu yazdıklarım yüzünden işlemediğim suçlardan dolayı
hapishanede Joker`den temiz don beklemeyeyim. Gerçi Joker`de ne temiz donluk adamdır
tartışılır. Joker ve Kakalak`ın geçmişini öğrendiğimden beri kıskançlıktan
deliriyorum. Meğer kıskançlık insanı yiyip bitiren 7/24 emek isteyen tam zamanlı bir işmiş. Bütün şeytanla ortak
çalışan, sevgilisine bitirme projesi muamelesi yapan arkadaşlarımı elimde not
defteriyle dinliyorum. Vizelerime finnllerime böyle çalışmazdım ben. Tamam adamın
el değmemiş olmadığını biliyorum ki sevgilileriyle bile aynı ortamda olduğum
oldu ama hiç böyle kıskanmadım. Ama Kakalak mevzusuna çok geç uyanmam ve
hatunla altlı üstlü oturdukları gerçeği beni delirtiyor. Kakalak kapıyı çalar;
ampul patladı, musluk bozuldu, evde ses duydum bahaneleriyle Joker`i çağırır…
sonrası +18. Ucuz Brezilya dizileri aklımdan geçenlerin yanında masum kalıyor. Aklıma
geldikçe arayıp Joker`i ağzına güzelce tuvalet muamelesi yapmak istiyorum. Gerçeklikle
hayallerim arada birbirine girse de henüz fire vermiş değilim. Joker`in beni
tanıdığından beri en yumuşak, tatlı haldeyim. Beyni elinden alınmış koyun
gibiyim. Ne dese bir katılmalar, sevimsiz sevimsiz sen ne dersen o`lar. Hayır ben
bile tiksindim kendimden. Nasıl bir omurgasızlık ama elimde değil. Kavga
ettiğimiz sonrasında Joker`in teselliyi Kakalak`ın kollarında bulduğu
görüntüler aklımda dolaşırken ben adama sıçarım senin de onunda çarkına nasıl
derim. Lan zaten bende akıl olsa bizim şu büyüklerin zamanında dediği cahillik
mutluluk ikilisi ile devam ederdim. Kakalak`ı görmeye vakti kalmasın diye
Joker`e şu sıra bir tek uyumaya vakit bırakıyorum. Sürekli bir etkinlik,
özledimler. Yeminle bu gidişle bu çocuk
benden bezecek. Çocuk son iki haftadır regli falan olduğumu düşünüyor. Bugün
bir doktora falan mı gitsen iki haftadır reglisin dedi. Bitmiyor canım
bitmiyor. Çaresi doktor falan da değil.
Not: Joker`i Kakalak`tan uzak tutma etkinliklerinden biri “Bak
Bizim Şarkımızı Çalıyorlar” müzikaline gittik. Çok beğendim tavsiye ederi ancak
mevzu benim iki hayvanı ifşam. Hatunun biri oyun sırasında açtı telefonla
konuştu. Ya sen nasıl bir yaratıksın. Diğeri de oyun sırasında flaş patlatarak
fotoğraf çekti ki bu da kadın olmakla birlikte yetmedi ikinci kez aynı şeyi
yaptı. Kadınların bu konuda daha duyarlı olduğunu düşünen ben cidden hayal kırıklığına uğradım yine. Bundan sonra
böyle hayvanları her seferinde budan rezil edeceğim. Azıcık saygı.
Etiketler:
ben,
blog,
blogger,
edepsiz kız,
gözü dönmüş,
günlük,
ilişki,
ilişki raporu,
Joker,
Kakalak,
kıskançlık,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
11 Ekim 2017 Çarşamba
çocuklarıma baba da seçtirmiyorlar
Ne erkek gururuymuş kardeşim. Yeni doğmuş kedi yavrusu
benden daha art niyetlidir. Öyle masumca söyledim. Bir anda ağzımdan çıkıverdi.
Bilinçaltı bu sahip çıkamıyorsun ki. Köpek falan değil ki gezmeye çıktığında
tasma takasın. Hem insanın başına ne gelecek, hayat seni nereye alıp götürecek
bilemezsin. Bir bakarsın gün gün gezip dedikodu yapıyorsun, bir bakarsın
sarayında oturmuş yeni botoxlanmış yüzünle portreni çizdiriyorsun. Tüm suç
işgüzar arkadaşlarda. Siz evlendiniz jet hızıyla çocuk yapıyorsunuz diye herkes
sizin yoldan gitsin, o çukura düşsün istiyorsunuz. Bence evli insanlar biz
bekarları kıskanıyor. Onun ailesini hoş tut bununkini derken yıpranıyorlar.
Sonra herkes onlarla çeksin beter olsun istiyorlar. Tamam belki iyidir hoştur
ama bakın sizin yüzünüzden ben trip çekiyorum. Çocuk yolda olunca salağın biri
kaç çocuk istersin bombasını ortaya attı. Dört dedim tabi ki. Ne kadar
kalabalık aile o kadar iyidir. Joker de “Dört çok iki yeter ya, fazlasını
yapmayız, kurbağa” dedi. Hayır Allah aşkına olmayan folu yumurtayı geçtim ne
diye cevap veriyorsam bende. İçimden Joker`e
“Çocukları senden yapacağımı nerden çıkardın?” dedim. İçimden söylediğimi düşündüm
daha doğrusu. Ortam bir anda sessizleşince Joker`de suratıma boş boş bakınca
durumu fark ettim. Yani insanlık hali dünya hali ne olacağı belli olmaz ondan
dedim, bir anda öyle çıktı yoksa tabi ki sen kaç istersen o hayatım dedim
kurtulamadım. Panikle devam edip “bak ya ölsen tamam ağlarım üzülürüm ama annem
babam torun torba ister diye evlenirim yoksa biliyorsun beni” deyip sıçtığımı
sıvadım. Aman, sanki ben ölsem cinsel perhize girecek. Rahipti bizimki. Ayrıca
çocuğu ben doğuracağım ona ne sayısından ya. Gözüm keserse beş bile yaparım.
Etiketler:
ben,
blog,
blogger,
evli çiftlerin laneti,
günlük,
ilişki,
ilişki raporu,
Joker,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
9 Ekim 2017 Pazartesi
telekomünikasyon sektörünü ayakta tutanlar
O kadar saat konuşacak ne buluyorsunuz? 3 saat o telefonda ne
konuşulabilir ki? Konuştuğunuz insanla uzun zamandır konuşmuyorsanız mesela
birkaç aydır mantıklı. Veya çok önemli bir olay olmuştur, üzerine tartışmanız,
kritik yapmanız gerekmektedir o da mantıklı. Bir iş, proje üzerine
çalışıyorsunuzdur beyin fırtınası yapmanız gerekiyordur, birlikte çalışmanız
gerekiyordur o da mantıklı. Veya konuştuğunuz bir kadındır dedikodu
yapıyorsunuzdur ki onda bile büyük bir dedikodu birikmesi gerekiyor. Ama günlük
bir rutin haline getirilmiş 3 saat telefon konuşması bana mantıklı gelmiyor. Bunu
yapan Sidikli. Lan her gün konuşuyorsun, sürekli mesajlar bir şeyler. Bir
tuvalet arasında konuşmuyorken ne birikmiş olabilir ki. Yediğin yemeğin mi
tarifini veriyorsun, sindirimin evrelerini mi anlatıyorsun. Hayır telefon seksi
yapsan onu da anlayacağım. Ama bizimkiler boş boş saatler konuşup
cilveleşiyorlar. İki gün ayrıldın ananı babanı görmeye geldin bir mola ver
güzelim ya. Çocuğunu arkada bıraktın sanki. Kaç yıl oldu ya telefonda bu kadar
saat ilişkinin başında konuşulmaz mıydı? Belki de ben onu bile yapmadığım için
bana garip geliyor. Ancak eminim aranızda sevgilisini benim gibi adı ve soy
ismiyle kaydedenler vardır.
5 Ekim 2017 Perşembe
pagan bayramları için kurbanım hazır
Kimlerin eline düştüm ben. Kara bahtımın kör talihine
sıçayım. Ya ne olurdu sonsuza kadar mutlu yaşadılar en azından 60`a kadar mutlu
yaşadı, “eşi ölünce ne kadar üzülse de hayat üzülmekle geçmez dedi ve 63`ünde
ikinci baharı ile bir kez daha aşık oldu” falan olsaydı. Bakın vicdansızda
değilim, 3 yıl yas tutmuşum. Ama ben nelerle uğraşıyorum. Meğer Kakalak,
NilKuşu`na değil bana düşmanmış. Onu çoktan kesmem gerekiyormuş. Lan koloni
halinde aynı yere toplanmışlar bir de. Sanki İstanbul`da başka satılık daire
yok. Birbirlerinin götünden ayrılamamışlar. Hepsi aynı yerden ev alıp
komşuculuk oynuyorlar resmen. NilKuşu yıllardır sevgili Aslan`ı Kakalak
hatundan kıskanıyor. Zamanında bir öpüşmüşler falan kız hala Aslan`a melül
melül bakıyor. Dolayısıyla bizde kızlar kitabın 16. Maddesine dayanarak
Kakalak`tan nefret ediyoruz. Bütün sinsi, samimiyetsiz gülüşlerimizi ona
saklıyoruz. Hak ediyor da hani. Sevgilisi var ama Aslan`a asılmaktan da geri duramıyor
çünkü. Tabi o da benden ve NilKuşundan sonuna kadar nefret ediyor ve her
fırsatta arkamızdan sallıyor, duyuyoruz. Ama zavallı masum ben bunun sadece
NilKuşu`nun arkadaşı kategorisi yüzünden sanıyordum. Meğer kız Joker üstünde hak
sahibi falan olduğunu düşünüyormuş. Neye dayanarak derseniz, benim nefret ve
şüphe dolu bakışlarımla her şey ortaya çıktı. Bu Kakalak pek bir elini kolunu
sevgilimin üzerinde tutuyordu, kıskanıyorum demeyip karizmayı bozmamak için he
dedim geçtim. Buraya da gelip kıskançlıktan midem kurtlandı yazamadım haliyle.
Ama bu iyice sevgilimin ağzının içine içine soktuğu dudaklarla olayı “ruh
çağırıp bunu kurban etsem ne çıkar” boyutlarına getirdi. Narnia Günlükleri
cadısı gibi Jokeri avlamak için zamanı bekledim, lafımı dolandırdım, yumuşakça “Ya
sizin bu Kakalakla aranızda bir şey geçti mi daha önce?” diye sordum ama o
nasıl bir sorma zerre umurumda değil havasında. Nerden çıktıları falanı sümüklü
peçetem yaptım bizim doğrucu davutta zaten dünden hazır “ya biz onla daha önce
takıldık” demesin mi? Takılmak derken aklınıza izlediğiniz Türk dizileri gelmesin.
Bildiğiniz yatmışlar ve ben bunu yeni öğrenmekle birlikte arkadaşız diyorlar ya.
Ben hiç arkadaşımla yatıp kalmadım. Lan Dawson`s Creek mi çekiyoruz burda?
Allah`ım bu kız senin arkadaşının kardeşi ya. Türk örf adetleri ne oldu ya.
Aslında varya kızın abisine de, Joker`i de Aslan`ı da eşek sudan gelene kadar
dövsün. Ya ben bu adamın birlikte olduğu kadınları görmek duymak istemiyorken
şu halime bak. Her yer Konya ovası mübarek. Kafayı yicem yaaa. Bu kız Joker`in
alt dairesinde oturuyor. Joker`in o evden taşınması 3. Dünya Savaşından daha
önemli hala geldi benim için resmen.
3 Ekim 2017 Salı
ben küçükken
Ben küçükken şişkoydum. Ama baya. Mesela ilk okulda
aldığınız hırkanın şu yaşınızda size büyük geldiğini düşünün. Ya da önlüğünüzün
kilolu olduğunuz için büyük beden alındığını, bu sebeple ayaklarınıza kadar
geldiğini ve kestirmek zorunda olduğunuzu. Şişkoyum diye saklambaç oynarken hep
sayar hiç saklanmazdım. Beni çabuk bulurlardı bende utanırdım. Sonra herkese
ben yumucam çok seviyorum yalanını uydurdum. Ben küçükken mesela dört tane
lahmacun yerdim. Keşke hala yiyebilsem. Yemek konusunda çok aç gözlüyüm. Şimdi
birde tıkanıyorum, ikinciyi yiyince tüm gün mide ağrısı çekiyorum. Küçükken hiç
şarkı ezberleyemezdim. Durun ben hala şarkıları ezberleyemiyorum. Mutlaka bir
kısmını unutup ya da kafama göre düzenleyip yani kıçımdan uydurup söylüyorum.
Anemin kuzenin oğlu vardı Mustafa. Herkes ona Mıstık derdi ben Fıstık derdim.
On yaşına gelene kadar adını Fıstık zannetmemse bence tam bir salak olduğumu
gösteriyor. Üç dayım var ama küçükken onların yanında kimi görsem dayım
zannederdim. Yine annemin kuzenlerinden birinin oğlu var Gazeteci. Küçükken hep
onunla oynardım. Onunla oynayabilmek için babama hep araba falan aldırırmışım.
O ise iki yıl önce onlara yemeğe gittiğimizde annemle anlattılar bana karınca
ye dermiş. Bende o dedi diye tutup tutup yermişim. Allahım ya çocukken bana
gram akıl vermemişsin. Annemin kuzenin eşi kuşunu-kadınların genital bölgesine
artık ne derseniz o hep kuşun derdi- tuttum atıyorum diye camı açar sanki
avucunda bir şey varmış gibi fırlatırdı. Bende arkasından ağlardım. Çişim geldi
nasıl yapacağım derdine düşerdim. Kadın bildiğiniz travma yaratıyormuş. Gerçi
oğlu yüzünden de karıncaları yediysem suç bende. Küçükken annem dışında
kimsenin yemeğini yemezdim. Bu yüzden annem hep evde yedirmek zorunda kalırdı.
Hala daha mutfağını görmediğim insanların yemeğini yemem. Büyüyünce uzaylı
olmak gibi bir hayalim vardı. Mesleğim o olacaktı ama işler gördüğünüz gibi pek
yolunda gitmedi. Lütfen aranızda benim kadar salak çocukluk geçirmiş birileri
olsun.
Etiketler:
ben,
ben küçükken,
blog,
çocukluk,
günlük,
hatıralar,
hayaller,
işsizlik,
karınca yiyen,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
uzaylı
2 Ekim 2017 Pazartesi
problemin cevabı ben
Küme problemine çevirdiniz iyice işleri. Bir düğün salonunda
500 davetlinin 6/10 kadındır. Bunların 1/4 evli, 15 tanesinin bir ayağı
çukurda, 20 tanesinin başı bağlı. Bu davette evlenmek istemeyen kız kimdir? Bir
evlenme furyası aldı başını gidiyor. Whatsapp gruplarının hepsini çeyiz,
dantel, yatak örtüsü muhabbetleri yüzünden sessize aldım. Geçen ay dört düğün,
iki söz, bir nişan ve kaybedilen 5 çeyrekle kapattım. Baktıkları düğün
mekanlarından giyecekleri dona kadar paylaşmaya başladılar. Üzerine bir de
karşı tarafın ailesi ile yaşanan çekişmeleri de dinleyip taraf olmamız
bekleniyor. Asıl bomba Hostes o sosyopat sevgilisiyle evlendi. Sidikli istemeye
istemeye nikah şahidi oldu. Hostes için güldük eğlendik, o salağın elini sıkıp
tebrik etmek zorunda kaldık. Gerçi kına gecesinde anasını trolledik sefam
olsun. Geçen yıl tanışıp kırk yıldır arkadaş gibi olduğumuz dört kızdan üçü
evlendi. Resmen toplu sünnet düğüne katılmış gibiyim. Bir de yetmezmiş gibi siz
ne zaman evleniyorsunuz diye soruyorlar. Ya kardeşim ben evlenmek istemiyorum.
Keyfim yerinde. Bana çok uzak bir fikir gibi geliyor. Çok gencim bir kere. 24
nedir ya. Benim anneannem 15 yaşında evlenmenin normal olduğu zamanlarda 22
yaşında evlenip, 27 den önce çocuk yapmamış kadın. Çok kendisiyle anlaşamasakta
biz birbirimize çok benziyoruz bu yıl ilk defa anladım. Her kadının hayali
gelinlik, evlenmek değil. Bıktım artık evlilik sorusundan. Kendi çapınızda
evlenin. Bir de o ayakkabının altına ismimi yazmaktan vaz geçin, kafama da
çiçek fırlatmayın. Hayır bir tanesi kalkmadım diye masama fırlattığı çiçek
yüzünden etraf alev aldı. Kabus görüyorum arkadaşlar yapmayın lütfen.
Merak edene: damat neden sosyopat?
Etiketler:
bekar,
blog,
blogger,
çeyiz,
düğün,
günlük,
ilişki raporu,
Joker,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
1 Ekim 2017 Pazar
büyü-me
Büyümek tercih ettiğimiz bir şey değil. Çocukken
istediğimiz, gerçekleştiğinde yakındığımız şey. Ne kadar salak bir çocukluk
geçirsem de akıllıca ettiğim tek dua büyümemekti. Boşa gitmiş bir dilek hakkı
daha. Dişi çıkan çocuk yastık altı yapıp para çikolata diler birde benim
dileklere bak. Büyüdükçe okuldan şikâyetçi oldum, sınavlardan, sorumluluktan,
işten, işten ve işten. Yeni yeni fark ediyorum ki büyümenin güzel tarafları
var. Çocukken herkes beni sevsin diye deli gibi çırpınırdım. Arkadaşlarım,
etrafımdaki büyükler. Benim hayalim herkes tarafından sevilmekti. Bunun için
çırpınıyordum. Davranışlarımı insanların isteklerine göre düzenlerdim. Ne kadar
düzgün ve istenilen davranırsam o kadar severler. Büyüdükçe insanlar beni
sevsin diye uğraşmaktan vaz geçtim. İnsanların sevmesini umursamayı bıraktım
yavaş yavaş. Onların değil benim kendimi sevdiğim gibi olmaya başladım.
Büyümeye dair en sevdiğim şey buydu. Sizin için büyümenin güzel tarafı ne?
Etiketler:
ben,
blog,
blogger,
büyüme üzerine,
günlük,
hayaller,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
28 Eylül 2017 Perşembe
araban olduğunu 153463135 paylaşımından anlamıştım
Gına geldi instagram serserilerinden. 1970lerde Pers
kaplanının nesli tükendi, onlar amip gibi çoğalıyor. Sosyal medya adına bir
instagram kalmıştı elimde tutunacak dal. Gözüm kulağım kanayınca daha fazla
sessiz kalamadım. Yediğini içtiğini koydun altında tarif vardır, çok iyi
yapılan yerdir dedik görmezden geldik. Gittiğin düğün derneğe bizi de götürdün,
yaptığın tatile 3. tekil şahıs yaptın onu da çektik sineye. Ama o araba
kullanırken direksiyon manzaralı dinleme listelerine son vermenizin zamanı
geldi. Lanet hikayeler otomatik geçiyor ve 3 hikayeden beri direksiyon. Bir de
bunlar öyle bir ayarlıyor ki öndeki araç ile direksiyon fifty fifty iken sağdan
bir de şarkı ismini de gözümüze sokuyorlar. Heves etmiş bir kez yapmış dersinde
her gün evine gidip gelirken bize de bu yapılmaz ki. Sevdiğin şarkıları dinlemek
istesem girer spotify listelerini dinlerim. Ülkede Demet Akalın, İrem Derici (ve
türevleri) şarkıları sevmeyenlerde var. Biz zaten biliyoruz İstanbul`da
ilerlemeyen bir trafik var. Instagram hikayen olcak diye kaza yapacaksın ya. Annemin dediği gibi elin işte gözün oynaşta olmasın. Hikayenizde boş boş konuşun, eğlendirin, güldürün, bir
güzellik gösterin ama şarkılarınızla trafiği paylaşmayın.
Etiketler:
ben,
eleştiri,
günlük,
ilişki raporu,
insstagram,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
20 Ağustos 2017 Pazar
kabus görme taktikleri
Herkes kabus görür tıpkı rüya gibi. Kıçınız açık yatmadıysanız
tabi. “Kabus göremiyorum ne olur bende göreyim “ diyen sadist arkadaşlarım için
birkaç taktik verebilirim. Korktuğunuz ne varsa onla karşılaşmaya bakın.
Böylece şenlikli bir gece sizi bekler. Mesela örümcekten korkan benin 2000`li
yılların saçma örümcekli koca yılanlı filmlerinden bir sahne izlememle gece
örümceklere ordüvr tabağı oluyorum. Örümcek gördüysem eğer, gece duvarda
tarantula var diye çığlık atabiliyorum. Şehrin göbeğinde ne tarantulası demeyin
evine akrep giren insanlar tanıyorum. Kafayı sıyırmadım bence tarantulanın
görünmez olma gücü falan var. Off tamam ben korkağım. En son izlediğim korku
filmi Türk yapımı olan Büyü düşünün. Her yıl Supernatural`a başlayıp iki
bölümden sonra vaz geçen insanım. Bu yıl 11. Bölümden başladım düşünün
geçmişimi. İki yıldır Bloody Mary sendromundan mustaribim. Sonunda cesaretimi toplayıp 1. Sezonu bitirdim.
Gece ışığı açık yatmak zorunda kalmam ve işemeye giderken Sidikli`yi yanımda
götürmem dışında sorunda yoktu. Herkes gibi zaman zaman saçma kabuslar
görüyorum. Uzaylılar mı dersiniz, okyanusta yüzen inekler mi hepsi mevcut.
Hayatımda ilk kez bu kadar çaresiz hissettim kendimi. Elim kolum bağlı korku
içinde. Hiç kurtulamayacağım sandım. Gördüğüm en kötü kabustu. Terler içinde
çırpınarak uyandım. Sıcaktan falanda değil rüzgardan boynum tutuldu zar zor hareket
ediyorum. Kabusumda kına gecesi yaptırıyorlar zorla. Kına gecesinde Sidikli ve
kaynanamdan başka kimse yok ve ben pijamalarla gelmişim. Annem nöbetteymiş
gelememiş. Kızlarda sevgililerinin koynundan çıkamamışlar. Kaşarlar. Sonra bir
anda düğün gününde gelinlik içinde ayna karşısında duruyorum. Harbi güzel
olmuşum. Düğün yeri muhteşem deniz, yeşillik her şey tam ama evlenmek istemiyorum.
Vaz geçtim diyorum herkes saçmaladığımı söylüyor. Ağlayıp vaz geçtim diyorum “zengin
yakışıklı sana aşık sen aşıksın daha ne olsun” diyorlar. Evlenmek istemiyorum
ötesimi var. O an evlenme teklifini kabul ettim diye kendime küfrediyorum, daha
çok küçüğüm diyorum kimse dinlemiyor. Kollarımdan tutup götürürlerken
ellerinden sıyrılıp kaçtım. Daha önce kabuslarımda öldürüldüm, örümceklerle
odada kaldım ama hiç bu kadar korkup endişelenmemiştim.
Etiketler:
ben,
fobi,
günlük,
kabus,
kişisel blog,
kişisel post,
korku,
supernatural
24 Temmuz 2017 Pazartesi
bir gün her istifa hikayesi tedtalk malzemesi olacak
Öldüm mü kaldım mı merak etmediniz mi? Öldüysem bir toplaşıp
çelenk yaptırmanızı beklerdim hani. Trip yapmadığımı söyleyen insanlar şu
halimi görse tansiyonumu kontrol ederlerdi. Arayıp sormayan hayırsız blogger
arkadaşlara yeterli trip gösterisinden bulunduktan sonra mail kutumu dolduran
arkadaşlara da teşekkür edemeden geçemeyeceğim. Son bir yıllık yazımda iç
karartıcı kafa sikme işlemini yaptıktan sonra ne diyeyim sizde haklısınız
çekilecek gibi değilmişim. Neler olduğunu merak edenler ise hayatımda dikkat
kesilebilir. Filmlerde, internet efsanelerinde, kişisel gelişim kitaplarında, kadın/erkek
havalı şekilde işinden istifa eder ve sokağa adımını attığı zaman hayatının
amacını çoktan bulmuş oluyor. İlahi bir güç bir anda gelecek yıllarını
aydınlatmış falan oluyor. Sonra içinden istifa etti dünyayı geziyor banka
hesabını yazdığı yazılarla dolduruyor. Hatta baya iyiyse tedtalk sahnesinden
kendi hayatının beyaz ışığını anlatıyor. Bende ise sokağa adım attığım ilk anda
söylediğim şey “kafanı sikeyim iyi bok yedin”. Plan yok, kafama dank eden
parlak bir fikrim yok… Tüm bunların yerine işsiz kalmak istemeyeceğin bir
ülkede kendimi işsiz yapmış olmam elimdekiler. Üstüne üstlük son maaşını henüz almadığı
için cebinde akbilinden daha değerli bir şeyi olmayan bir kız olarak. Pişmam
mıyım derseniz değil. Arada endişeleniyorum falan ama bir aydır kendimi
dinliyorum, insanlara bakıyorum. Yapmak istediklerimi bulmaya çalışıyorum. Tabi
tüm bunları yaparken içime çektiğim ol tezek kokusuda beynimde bazı şeyleri
farklı görmeme neden olmuş olabilir ama bu başka bir yazının konusu. Eee Sizde
ne var yok?
Etiketler:
ben,
blogger,
günlük,
iş,
kişisel blog,
kişisel post
16 Mart 2017 Perşembe
bir evren kalmıştı gıcık olmayan
Freud her şeye burnunu sokmayı seven bir adammış bence. Yaptığımız
ettiğimiz her hareketi üşenmemiş incelemiş. Şansıma bağladığım birçok şeye
dışarlama tarzı bir şey demiş, sorunu yine bana bulmuş. Kucağıma çocuk alırım elime sıçar ama savunma
mekanizması. Pehh… Bir de tüm suçu çevrende meydana gelenlere atmamalısın,
olumsuzsun diyen tipler var. Hava güzel diye kapıyı pencereyi açtım kek
yapıyorum mutfağa kuş girmiş. Bir de arsız hayvan beni görünce kaçmadan önce
halıya sıçtı. Uçan kuşun bile garezi var bana. Geçenler hafta sonu şehir dışına
çıktım. Bindiğim otobüste tam karşımda bir anne oğul oturdu. Hayat güzel çiçekler
böcekler demeye kalmadan o canavar
hapşırdı. Hapşırırken toplumumuzun yetişkin bireyinin bir çoğu gibi tabi ki
ağzını kapatmadı. Lan ben senin virüslerini çekmek zorunda mıyım boyutunu geçip
o haydut balgamını da fışkırttı. Ciddiyim! Ya bir insan iyi ki yırtık kotumu
giymekten son dakika caydım da dizimde duran o iğrenç şey tenime değmedi oldu. Çocuk falan demeden boğazlamak istedim ama o
sıra öğürmekle meşguldüm. Daha önce sabah erken gittiğim bir sabah asansörde
kaldım ve yarım saat biri duyar diye ciyak ciyak bağırdım. Tabi o saatte bir
karga bir ben çalıştığımız için duyan olmadı. Güvenliği aramak 20 ordan
çıkartmalı bir yirmi dakika daha sürdü. Ofise girdiğimde ise orda olan patronuma
iki kat arasında sıkışan beni duyup duymadığını sorduğumda adam “O bağıran sen
miydin ya? Uyandırdın” dedi adam. İşkolik
öküz ne olcak. Lan bir bak bağırıyor biri. Geçen elektrik kesindi jeneratör birkaç
dakika geç çalıştı ama yine kaldık asansörde. Sanırım Allah bu kez halime acıdı
da canım sıkılmasın diye yanımda birini de sürükledi. Freud mu haklı ben mi
bilmiyorum ama evrenin en sevmediği hatta gıcık olup zorbalık yaptığı bir tek
ben varmışım gibi geliyor.
10 Şubat 2017 Cuma
ahlak kumkuması kesilceksen okuma
Kansermiş. Son sınıfta beni gereksiz toplantılara sokan bir yerde
staj yaptım. Kodaman tiplerin arasında bağlı olmadığım ama güçlü isimlerden
biri olan ve sanırım ofiste en sevdiğim adam oydu. Gelen giden takım elbise ile
dolanırdı, o ise en güçlü isimlerden biri olmasına rağmen kot pantolon tshirt
ve gömlek giyer uzun saçlarını da toplardı. Dünyanın en rahat tiplerinden
biriydi. Sanırım ayrılırken hoşça kal demeden tüydüğüm için pişman olduğum tek
isimdi. İş tekliflerini kabul etmemiştim. Geçen yıl tekrar iş teklifiyle
geldiklerinde ise çalıştığım yeri yüz üstü bırakmak istemedi. Teklif ettikleri
şeyi reddederken çok gel gitler yaşadım. Onun altında çalışacaktım ve beni
kendi yeri için eğitecekti. Joker`in
beni sevdiğini hiç söylememesinin sebebi de sanırım o. Joker yanımdayken
karşılaştıktan sonra Joker yüzüme şoka girmiş halde “sen bu adamdan
hoşlanıyorsun” demişti. Hoşlanıyor muyum? Ben mi? Hadi ama!! Sevgilim var ne
hoşlanması!! Adam babam yaşında ya da daha doğrusu ondan bir iki yaş büyük!!
Saçmalamayın ne alakası var!! ”Sanırım biraz” oldu ama cevabım. Lan kızım mal
mısın? İnsan sevgilisine bunu der mi? Başka birinden hoşlandığını söylememeli,
inkar etmeli, üste çıkmalı, sen beni nasıl böyle bir şeyle suçlarsın diye
çemkirmeli. Bense onun yerine doğruyu söyledim. Hep kendinden çok yaşlı
adamlarla evlenen kadınları para avcılığıyla suçladım. Hep. Çünkü adam yaşlıdır
kadın genç. Parası için evlenmediyse ne diye evlendi. Aşk olabilirmiş. Ona aşık
olmadım ama ondan hoşlandım. Adamın babamdan büyük olması bile bu durumu
değiştiremedi. Hem ne yani ellilik Brad Pitt versek ağzınızın suyu akmaz mı?
Bence aramızda koca boşayacaklar bile olabilir. İşin şakası tabi bu.
Okuldan
bir kızla başladık staja. Dışardan bizim geldiğimizde işleri organize etmesi
gereken adam bir boka yaramayınca ayrılmıştı. Hiçbir şey bilmeyen biz ve başımızdaki
kadın sorumlu kalakalmıştık öylece. Öğrenmek için denemek için çok çırpındık.
Gece onlara on birlere kadar çalıştık. Yalnız kalmayalım koca binada diye
beklerdi. Diğer kız tüm işi üzerime yıktı gitti tek başıma kaldım, geldi odama
benimle bir sandalye çekip muhabbet etti. Stajyerdim ama koca odada tektim. Önümde
iki bilgisayar öylece yalnızlıktan sıkılırdım. O gelir konuşur, sorduğum her
soruya cevap verirdi. Kaldı ki o kadar bilgiliydi ki, tamamen farklı alanlarda
olsak bile çok şey öğrendim ondan. Çünkü biliyordu ve öğretmekten çekinmez, ben
kimim havasıyla gezmezdi, paylaşmaktan çekinmezdi. Sonra odamın merkezi sistem
zırvalığının bahar ayı girer girmez kesilip benim efsane hasta olduğum dönem
odama daldı, bir masa aldırttı dekore edilmiş odasıyla alakası olmayan masayı
oraya getirtti. Benden sorumlu olan kadına “Kızı hasta ettik orda bizim odalar
hala sıcak” dedi. Bu kadın aman ona dikkat et, patronlar ağzının içine bakıyor,
öyle cool göründüğüne bakma diyordu adam benim için odasındaki oturma grubu
zırvalığından kurtuluyordu. Sonra ne mi oldu? Okuldan staja giderken daha bir
mutlu gitmeye başladım. Saatlerce benimle sohbet ettiği oluyordu. Bir iki kez
azardan koruduğu oldu. Sanmayın ki asıldı. Düzgün bir insandı. Göğüs dekolteli
şeylerden giymekten sırf insanlar oramdan başka bir yere bakmıyor diye giymem
ama o konuşurken sadece yüzüme bakıyordu. Konuşurken diğerlerinin yaptığı gibi
bakışlar aşağı yukarı oynamazdı. Bizim sorumlu kadın ve diğerleri ondan çekinse
de o komikti, sıcakkanlıydı. Herkesin komik karikatürlerini yapmıştı mesela.
Sayesinde saatlerce güldüm. Sayesinde alanının en güçlü insanlarıyla tanıştım.
Bir sürü bilmediğim şey öğrendim. Şaka gibi belki ama sohbetler sırasında
hayata başka bakmayı bile öğrendim. Kadın sır küpüdür diyordu ama adam
hobilerinden bahsediyordu, boşandığı eşinden, gençken batırdğı işlerden,
üniversitede yaptıklarından, yıllardır değişmeyen tatile gittiği kıyı
kasabasından, arkadaşlarından, ailesinden ne bileyim daha birçok şey. Sorumlu
kadına boşandığı eşini sorduğumda anlattığı için aval aval bakmasını mesela hiç
unutmuyorum. “Senin hiç kötü bir alışkanlığın yok mu? Sigara içmezsin,
sessizsin... Gerçi daha çok gençsin” dediğinde sırf çocuk gibi görmesin diye
“Alkol var sayılmaz mı?” demiştim. Nasıl bir imaj çizdiysem şaşırmıştı. Bira
sevmem ama tekila ve viski güzel deyince Jack`i viskiden kabul etmeyip ertesi
gün ofise viski şişesiyle gelmişti. Fincanda kahve yerine azıcık hakikaten
güzel viski yudumlamış olabilirim. Adamdan hoşlanıyordum ama ben lisede milli
güvenlik dersine giren Albaydan da hoşlanırdım. Aile üniformalı diye bana diğer
kadınlardan daha da çekici gelirdi üniformalı erkek. O kadarki adam gel
evlenelim dese benden iki yaş büyük oğluna üvey anne olmaya hazırdım. Hayranlık,
belki de gerçekten hoşlantı. Ama adamın ki sadece normal olan dedim. Lan kızım
adamın çocuğu yok kesin kızı olsun istiyordu al seni koydu yerine dedim. Lan
keşke o kadar seksi sigara içmese. Ya da ne olurdu bir otuz yıl kadar erken
doğsam. Sonra bizim patronun beni varisi gibi toplantıdan toplantıya soktuğu
bir akşam odaya döndüğümde masamda özel numarasının yazılı olduğu bir kağıt
duruyordu. Nasıl sevindim anlatamam. Adam da benden hoşlanıyor olabilirdi.
Yoksa neden özel numarasını falan bıraksın. Hem de ev telefonu dahil. Tamam
azıcık bu konularda salak olabilirim ama sizden hoşlanan erkeği az çok
anlarsınız. Vardı işte bir şeyler. Bir sonraki hafta gittiğimde durdu durdu
sonra “Lady, telefon numaramı bıraktım, aldın mı?” dedi. Evet aldım ama eve
gidince babamı görünce aklıma direk gelen şu oldu. Baban aklından geçenleri yani
bu adamdan hoşlandığını bilse çok üzülürdü. Kim kızının kendinden bir aç yaş
büyük birisine aşık olmasını ister ki? Hayır bizim sülale bir Serdar-Chloe
çifti kaldıramazlardı biliyorum hani. “Aldım” dedim. ”Aramadın” dedi. Nasıl
arayayım babam üzülür annem bacaklarımı kırar. Tüm bunlara rağmen diğer cümlesine
başlayana kadar sevincimden uçtum. Sonuçta aramadığımı fark etti. Sonra
aklımdan geçenlerin ağzına sıçan o cümleyi kurudu “Neyse bir şey lazım olur,
aklına bir şey takılırsa bu numaralardan
daha çabuk ulaşırsın ” Sonra ben sorumluma staj bitirme evraklarını imzalattım.
Şansıma Patron o gün gelip benden okul bitince orada devam etmemi, her işi çabuk
kavradığımı, alanım olmasa da geleceğimin parlak olduğunu söyledi. Olmaz dedim
yüksek lisans yapacağım dedim. Adam “Burada yüksek yapmayan iki dil bilmeyen
yok. Çalış çalışırken yaparsın” dedi ama kabul etmedim. Sebep belki hoşlandığım
adamın uygun olmamasıydı, belki
kariyerimde ilerlediğim şeyde ne kadar geleceğin parlak deşeler de çok severek
yapmamamdı. Hala bilmiyorum. Ama öğrendiğim bir şey var. Kadınlar her zaman
para için kendinden büyük erkeklerle birlikte olmuyor. Ondan bana Itzachk Perlman`ı
bana sevdiren adam olduğu için hala hoşlanıyorum. Belki de duygularımı yanlış
değerlendiriyorum. Hayranlık sadece ama bunu kimseye hiç kimseye anlatmadım.
Sidikli`ye bile. Numarasını saklayıp, ne aradım ne kaydettim. Kimseciklere de
anlatmadım. Çünkü biliyorum herkes yargılayacak ayıplayacak. Hatta burda bile
anlatmak isteyip defalarca vaz geçtim. Çünkü ben bile Yaşlı erkeklerle birlikte
olan kadınları yargıladım. Sonra kendim ondan hoşlandığım için yargılanmak
istemedim. Sadece sorumluma hoşça kal deyip topukladım, eşyalarımı almak için
bile uğramadım. Şimdiyse hala sıcak gülümsemesiyle aklımda, sevgilim olan
adamın bana ondan hoşlanıp hoşlanmadığımı sorduğu düşüncesi. Joker ona olan
bakışımdan anlamış. Bakışlarımın her şeyi yansıttığını iddia ediyor beyefendi.
Yalan söylemek istemedim, çünkü o söylemiyor. “Beni onun için terk etmezsin
dimi?” dediğinde Joker tereddütsüz “Hayır” çıktı ağzımdan. Bugün onun yerini
almam için aradıklarında kanser olduğunu öğrendim. Canım yanıyor.
Etiketler:
aşk,
ben,
ilişkimin anatomisi,
Joker,
kanser,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
4 Şubat 2017 Cumartesi
40 milimetre dedim 100 milimetre anladı
Elimi çabuk tutmaya bakıyorum. Gençken yaptım yaptım, yoksa
iş benden geçmiş olacak. Aklınıza boy boy çocuk gelmesin altmışında doğuran
var. Ergenliğin verdiği benmerkezcilik, dünya benim etrafımda dönüyor kafasıyla
bir liste yapmıştım. Listemin üç beş maddesinin üzerini silmiş olan ben bu
akşam bir maddeden daha kurtuldum. Sildiğim maddelerden bir tanesi tanımadığım
bir adamla öpüşmekti ki bir iddia sonucunda yapmıştım. Annem duysa bacaklarımı
elime verir. Bu kez annemin bildiği diğer çılgınlığa gelirsem toplu taşımada
beğendiğim bir çocuğa numaramı yazıp vermiştim. Çocuğun bizim okulda olması
evimin dibinde oturması gibi detayları çıkartırsam yine de sonunda ben güzelce
rezil oldum. Amma edepsiz liste diyorsan okuma. Devam edenler bir iki de iyi
şey var tabi. Mesela ilik nakli donörü olmak için kan verdim. Altı yıl geçti
uyan kimse çıkmadı. Yaparken lan ya organ mafyası bulursa diye düşünsem de
12-13 yaşından beri bunu yapmak istiyordum. B akşam üzerinden geçtiğim madde
ise güvendiğim bir arkadaşıma saçımı kestirmekti. Bu iş için AvukatKız ve Sidikli`yi
görevlendirdim. AvukatKızın iş eğitimi dersinde makas becerisi iyiydi, Sidikli mühendis
ölçer biçer güzel keserler diye düşündüm. Yamuk olsa da kıvırcık dalga arası bu saçlarda
fark edilmez dedim. Sonuç yamuk oldu diye diye on santim gitti saç. Ben onlara
4 santim dedim onlar abartısız on santim götürüp bir de rötuş attı. Giden
saçlarımın arkasından yaptığım cenaze töreninden sonra sıra geldi bu saçları
uzatıp ölmeden bir kez de kendim keseceğim. Kökü bende uzar ya diye bir savunma
mekanizması geliştirmiş olsam da, maile düşen mucize saç uzatıyor gibi spam
maillere tıklarım bu gidişle. Kuaförden milimetrik kesim bekleyen bir milletin
çoluğu çocuğuyuz.
Etiketler:
AvukatKız,
ben,
günlük,
kız meseleleri,
kişisel blog,
kişisel post,
saç kestirmek,
sadeceben,
Sidikli
25 Ocak 2017 Çarşamba
cesur ve özgür olanlar sever
Tenimde hissettiğim rüzgar ve güneçle uyandığım yaz
sabahlarını seviyorum.
Sidikli ile Uyuz`a pankek yapmayı, ben yaparken onların
sabırsızca beklemelerini seviyorum.
Ailecek yapılan kahvaltıları seviyorum.
Annem ve Sidikli ile dedikodu eşliğinde içilen Türk
kahvesini seviyorum.
Babamın dizine yatmayı seviyorum.
Canım sıkıldığında anneme sarılmayı seviyorum.
Sidikli ile yatakta kıkırdaşmayı bazen sessizce sadece
sarılıp yatmamızı seviyorum.
Uyuz`un canım sıkkınken beni çileden çıkartmasını ona kum
torbası muamelesi yapmasını seviyorum.
Uyuz`un limonlu soda içmem diye tutturduğumda saat kaç
olursa olsun çilekli soda aramaya gitmesini seviyorum.
Kız günlerini, gecelerini seviyorum.
Kitapçıda saatlerce takılmayı seviyorum.
Uyuz`un seçtiği filmlere Sidikli ile birlikte bok atmayı seviyorum.
Üçümüzün gittiği tiyatro oyunlarını seviyorum. (Oyunda iş
olmasa da bazen birlikte olduğumuz için seviyorum.)
Yazın ailecek yapılan tatillerde annemle babamın güneş
batımını izlemek için bizi başlarından savmalarını seviyorum.
O tatillerde sahilde yapılan koşu yarışlarını seviyorum.
Tek başıma güneşin doğuşunu izledikten sonra yüzmeyi
seviyorum.
Sidikli ile badminton oynamayı, Avukat Kızla ve Yüzücü ile
koşmayı seviyorum.
İş çıkışı kızlarla kahve içmeyi seviyorum.
Uyuz ile okuduğumuz bir kitap hakkında tartışmayı, bir konu
hakkında iddialaşmayı seviyorum.
Annemin öperek uyandırmasını seviyorum.
Babamın “Tombiş Kızım” diye beni sevmesini seviyorum.
Joker`in bana Kurbağa demesini seviyorum.
Joker ile playstation oynamayı seviyorum.
Joker gülerken ona bakmayı seviyorum, çalışırken onu
seyretmeyi seviyorum.
Geçirdiğim kötü bir günün sonunda kafamı kaldırıp gökyüzüne
bakmayı seviyorum.
Nefes almayı ve gülümsemeyi seviyorum.
Okuyana not: Sevmek için büyük şaşalı şeylere ihtiyacımız
olduğunu düşünmedim hiçbir zaman. Başkaları için anlamı olmayan, küçük şeyler
ben severken çok havalı geliyor. Sizin neler sevdiğiniz merak ediyorum.
Etiketler:
ben,
günlük,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
sadece ben,
sevdiklerim
17 Ocak 2017 Salı
ölürsem parasız kalsın 18742169685 gün evlenemesin
Adam kadını çok sever. Yanından beş dakika ayrılmak istemez.
Kadın ailesini görmeye gitmek istediğinde, adam işleri dolayısıyla kadına eşlik
edemeyecek diye gitsin istemez. Ona çiçekler alır, özel günleri kaçırmaz, sık
sık sevdiğini söyler. Gittiği her yerde eşlik eder. Eh bu kez işi var diye
eşlik edemez. Kadın ailesini ziyarete gider adam her gün arar, onu özlediğini
söyler. Kadın ölür. Adam yıkılır, ağlar sızlar. Kocaman olmuş üç çocuğuna daha
sıkı sarılır. Sonra bir gün benim yengemin telefonu çalar. Ardından ağladığı
biricik arkadaşının o delicesine aşık kocasından haber vardır. Adam çok aşıktı,
ayrılmak istemezdi, yirmi yıl ilk günden son güne kadar sevmişti ve kadının
kırkı çıkmadan düğün yapmaya kalkan yine aynı adamdan. Adam seviyordu, aşıktı
falan ya hani yine sevecekti canım. Ama kırk gün beklemek bide fazla gelmişti
sanırım adama ki çat diye evlenme kararı alıp, uygulamaya soyunmuş. Yengemde
dönüp arkadaşlarına gün parasını 300 liraya çıkartma teklifinde bulunur. Annemi
arar olanı anlatır ve erkeği parasız bırakmanın en iyisi olduğuna dair nutuk
atar kapatır. Annem bütün gün eve de ölmesi halinde babamın kaç gün
bekleyeceğini düşünüp durur. Bense sanırım bir kez daha aşka olan inancımı
kaybettim.
Etiketler:
aşk,
ben,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post,
nankör
5 Ocak 2017 Perşembe
tabutuma çivimi kalbime masajını yaparım
Neşemi kaybedince yeni yıl yazısı bile kasvet doldu. İçim
kararınca tüm o karanlığı üzerinize salmak istemedim. Noel Baba ile de zaten
aram çok iyi değil. O yüzden kendime küçük istekler koydum hep. Bu yıl ki
hedefim biten keçeli kalemlerim yerine bir paket almaktı ki aldım. Bu yıl hayallerimi
gerçekleştirmek istiyorum. Çalışmayı seviyorum ama ben gezmeyi de seviyorum.
Kendimi bu yıl alanımda daha iyi olmak istiyorken kendime iki adet uçak bileti
aldım. İki günde bir şehir az çok biter felsefesi ile hareket ettim. Hayat
fazlasıyla kısayken kendimi, hayallerimi ertelemeyi bırakıyorum İşmiş güçmüş
yaktım gemileri hak ediyorum bu performansa. Kendime bir seyahat bloğu açmaya
karar verdim. Gittiğim hoşlandığım yerleri yazmak istiyorum. Bu yaz işaret dili
kesinlikle öğreneceğim kafaya koydum. Yaz içinde Sidikli ile bir yurt dışı
planımız var ama hedef Avrupa değil Asya. Pastacılık kursu gibi bir şeyler
düşünüyorum. Ve en önemli kararın buraya yazmadığım için fark edilmeyen bu ölü
toprağımdan bıktım. Ruhum çalınmış gibi. O eki beni o kadar çok özledim ki. Beni
sınırlayan, yargılayan herkesten her şeyden sıyrılmaya karar verdim. Bir yıldır
etrafımdaki herkes beni olmayan kalıplara sokuşturmaya çalışırken izin verdim.
Onlar beni tabutuma koydu ben çivimi çaktım. Buraya yazmak en çok sevdiğim
şeyken, burda kendimi dinlerken kendi sesimi kıstım. Yazarken fark ettiğim
karşıma çıkan beni yabani otlarla kapatmışım. Ama şunu bir kez daha hatırladım,
hayatta yaptıklarımız sonsuzlukta yankılanır. Benim sonsuzluğumun imzası ruhum.
Kendimi buz kalıbına sokmak başıma gelen beni oluşturan her iyi ve kötü
yaşantıma, güldüğüm ağladığım her güne haksızlık. Sizleriniz planınız ne
bilmiyorum ama benim planım o insandan vazgeçmeyen, umudunu yitirmemiş,
hayattan zevk alan o kıza kalp masajı yapmak.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
hayaller,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post,
sadece ben,
Sidikli,
yeni yıl
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)