Bay B etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bay B etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2015 Pazartesi

tüm sorun erkek olmamam


Huzurumun üzerine Bay B düştü. Aramaz aramaz Joker yanımdayken arayacağı tutar. Tabi ben Joker`e hiçbir şey anlatmamış olunca karpuzu kafamda patlatmış oldum. Hiç mi aklına gelmedi derseniz, gelmedi. Sürekli telefonla görüşen tipler olmadığımızdan iki gün boyunca onu aramam ya da beni aramaması garip bile gelmedi. Evet biliyorum, dünyanın en muhteşem ilişkisi değil. Ama cidden rahattı. Ta ki Bay B çocuğa hediye almak için görüşmek isteyene ve ben Joker yanımdayken “Tabi olur” diyene kadar.  Joker artık bildiğim Joker değildi. O artık yuvasına saldıran canlıları öldürmeye çalışan dişi aslan, o artık kırmızıyı gören boğa, rahatı bozulmuş intikamcı kargaydı. Joker köpürünce tabi ben kuzu kuzu reddettim. Meğer adamı sinirlendirmek lazımmış. Dayısını aradı, Matematikçiden bahsetti burs verilmesi gerekiyor dedi, tamam dedi, hesap numarası verdi kapattı. Neymiş B`nin aradığı adamı da boş verecekmişim, dayısı halledecekmiş. Yardım severliği gözlerimi yaşartsa da aklımdan geçen “Kızım servis parasını çıkardın, bak şimdi harçlıkta çıktı. Çocukta çalışmaz artık. Şanslısın.” İdi. Bilseydi baştan söylerdim ama nerden bilebilirim ki adamın bu kadar iş bitirici olabildiğini. Off tamam adamın sayısının Antalya`da oteli varmış. Anasıda ortakmış. Ben açıkçası bu derece zengin olduklarını bilmiyordum. Oturup onun araştırmasını mı yapacaktım. Ben bu adamı stalklamadım bile  ki evet hoşlandığım adamların tc`sini geçin nüfus cüzdanı seri nosunu bile buluyorum. Yine dağıldım dimi? Söylediği sözler hoş olmasa da, hatta ağır laflar etse de gıkımı çıkarmadım. Off bir de aptal gibi Joker bizimkini alıp alışverişe çıkınca yine yumuşadım. Yoksa dedikleri yutulacak cinsten değildi hani. Çocuğu en son karşılaştıklarındaki hoş olmayan davranışı yüzünden suçluluk duyuyor olsa gerek nasıl ilgilendi görmeniz gerek. Ama en önemlisi bunu yaparken bir an olsun onun gururunu incitmedi. Of zaten ikisi de Beşiktaşlı bir başladılar konuşmaya beni unuttular. Saha yapılınca maça götürme sözü verdiğinde Matematikçi adama aşık oldu, bunu gözlerinde gördüm. Benim beğendim dediklerimi değil de Jokerin beğendiklerini beğendi hep. Ahh ahh erkek milleti nankör işte. Zaten Matematikçi benden çok Uyuz`un lafını dinliyor. Tek sorunum testislerimin olmaması mı yani?

Kendime Not : Öfkeyle söylenen sözler gerçeği yansıtmaz. Hem herkes sinirlenince kötü şeyler söyler. Üzülme.


29 Nisan 2015 Çarşamba

derdini özet geç bana da yazık


Okulu, stajı astım. İş için aradılar, mail attılar müsait değilim, şuradayım buradayım eve gidince dönerim dedim dönmedim. Sekizde kalkıp yataktan on ikiye kadar çıkmadım. Bir haftadır elimde sürünen kitabımı bitirdim böylece. Bütün gün evin içinde boş boş takıldım. Tabi bunu yaparken düşündüm de. Ne beni mutlu ediyor, ne den hiçbir işi yetiştiremiyorum, insanlara nasıl davranıyorum, aksattığım şeyler konusunda konuşan vicdanımla sohbet muhabbet. Anlayacağınız yedim içtim, aylık muhasebemi tamamladım. Sonuç pek iç açıcı değil ama toparlarım ben. Yani öyle umuyorum. Sidikli gene gidecek ve kondansatör lazımmış. Basit bir şey değil mi? Ama yok.  On on beş elektrikçi, elektronikçiye gittik. Değerler tutmadı, yok dediler ve biri de o ne dedi. Elektrikçi ama kendini bakkal sanıyordu sanırım. Herkes şurda vardır dedi. Ama şurda dedikleri yeri bulamadık. Yol sorarken de bir sürü manyakla diyalog kurup arkalarından dalga geçtik. Kondansatör satan yeri bulduk sonunda ama bu kez de adam öğretme aşkıyla yarım saat bir sürü devre gösterdi bizim kıza. Sidikli devre dinlerken bende İkizi dinledim. Telefonda iki saat sümküre sümküre ağladı. Tamam anlıyorum zorda iki kelime edip on dakika ağlamak nedir? İçim öldü. Acı çekiyor evet ama daha öncede aldattı, ne diye eziyet ediyor diye ağladıkça ben kriz geçirdim. Daha çok konuşsa daha az ağlasaydı keşke. Tamam biliyorum ne kötüsün, iki dakika teselli etsen ne olur diyorsunuz ama katlanamıyorum ne yapayım. Gelen giden derdini anlatıyor. Beynim Sikildi resmen. Üzerine bizim ekiple kahve içelim dedik, tabi bende surat beş karış. Keyif mi kaldı. Sidikli sebebi söyleyince NilKuşu döküldü. Bay B ile karşılaşıp duruyormuş beni sormuşmuş. Hani şu delice hoşlandığım, sonra avucumu yaladığım B. Geçen de hayatımda biri olup olmadığını sormuş it. Ben onu hiç arkadaşlarına soruyor muyum? Hayır. Sende sorma. Merhaba de geç. Hatta onu bile deme. Sinirlerim fena halde bozuk. Erkeklerden de sanırım şu ara nefret ediyorum. 

11 Mart 2015 Çarşamba

anatomi


Çok fazla ihtimal var. Nerde yanlış yaptım ya da amacı neydi. Adamdan görür görmez hoşlandım. Bu da Uzun`dan sonra bir ilk sayılabilir. O andan itibaren de gözüm bir bok görmedi. Kimseyi dinlemedim, canım ne istiyorsa onu yaptım. Adama ulaşmak için kıçımı yırttım. Gerçi ben bu filmi Uzun`da da görmüştüm. Onun ne düşündüğü önemli değildi. Önemli olan benim hislerimdi, en azından başından. Adamdan hoşlandığımı belli ettim. Derdimi anlamaması için salak olması gerekiyordu ki değil. Sonra bir aydınlanma yaşadım. Sorun hiç birinde değil bende. Uzun`un peşinden koştum koştum, hatta bu uğurda çok ahlaklı olmasa da insanları kullandım. Sonra adam karşıma dikilip isim koyalım dedi, ben ne yaptım? Adamı öptüm sonrada olmaz ben istemiyorum düşünmem lazım dedim. Aklımdan geçen tek şey adamı takıntı haline getirmemdi. Sonrasında olanları da hak ettim bence. Adam sonsuza kadar senin onu kuşbaşı mı jülyen mi doğrasam kararını mı bekleyecekti. Gerçi de çok beklemedi. İki haftaya hop kızı koluna taktı. İşin kötüsü kızı tanıyor ve pek de severdim. Sonsuza kadar peşimde dolanır sandım. Ben onun peşinde altı ayı mı harcadım ya o da harcamalıydı. Sıradan olduğumu fark etmem fazla zaman almadı. Bay B ise bu kez demiştim sonuna kadar git cesur ol. Bu kez o bozuk çıktı. Kafam bitten mi çıkan boynuzdan mı kaşındı hala düşünüyorum. Umutsuz vakayım. 

13 Aralık 2014 Cumartesi

kafam kaşınıyor sanırım bitlendim


Hüzünlü şarkılar bana göre değil ya da gözyaşları falan. Ben o dramların kadını değilim. Eğreti durur üzerimde. Burada öyle  acıklı triplere girdiğime bakmayın. Burada fazla dürüstüm ne yazık ki. Saklı olmanın verdiği cesaret olsa gerek. Yani duygularımdan bahsedebiliyorum. Bizimkilerle buluştuk, okul yüzünden açılan arada görüşemediğimiz için telafi ediyoruz. Telefonum çaldı. Bay B. Ne güzel ya adam beni arıyor. Nasılım, iyiyim, ne yapıyorum, aa bak o da ordaymış. E gel o zaman yanıma dimi? Bir gül yüzünü göster. Şanslıysam biraz gülümsemenden faydalanayım. Ama arkadaşı varmış sorun olur muymuş? Neden olsun ki sanki daha önce getirdiğinde sorun oldu mu ki? Ama sorun varmış meğer ben fark edememişim. Daha öncede bir kızla geldi yanıma ama hiç birinin elini tutmuyordu. Evet, kızın elini baya baya tutuyordu. Gözlerimi ayırmadan baktım, bir yanlışlık yoktu. Nil Kuşu`na baktım onda da aynı şaşkın ifade. Dedim kızım kabus değilse doğru görüyorsun. İki seçeneğim vardı. Birincisi gözümün dönmesini içimde tutmayıp Bay B`nin suratına sıkı bir yumruk indirecektim. Bağırıp çağırıp, kızın saçını yolacaktım ama kızın suçu ne. İkincisi baştan beri yapmam gereken cool kadını oynamak. Yani bir bok olmamış, kuşlar böcekler hahaha kadını. Öfkelendim çok öfkelendim. Kendime kızdım ama daha çok. Vaktime ve salaklığıma. Sonra yetersizlik hissi baş gösterdi. Sonra hepsini gömdüm kırk yıllık arkadaşımmış gibi gülümsedim ve o piç herifle sohbet ettim. Lavaboya gidince de merakıma yenik düşüp kıza hemen ne kadar zamandır birlikte olduklarını sordum. İki aydan fazla dedi ya. İki aydan fazla. Bu adam bu kızla birlikteyken benden hoşlandığını söyledi, beni öpmeye kalktı. Bense tüm bunları hak ettim. Benim boynuz yerlerim kaşınıyordu ama zavallı kızın çoktan boynuzları çıkmış bile. 

4 Aralık 2014 Perşembe

çorba içine ne bulduysam atmışım


Beyin nakli ne zaman mümkün olur acaba. Bazı insanların ihtiyacı var. Çok salaklar. Mesela şimdiden bir liste yapsalar. İhtiyaç sahipleri belirlense ve mümkün olduğunda hemen uygulamaya geçilse. Yalnız fikir sahibi olarak listenin başında ismimi görmeyi hak ettim. 21 yaşına gelmiş bir insanın bu flörttür falandır işlerini çözmüş olması lazım. Ama benim kafa bırak ergenliği, hala psikoseksüel gelişim evresinin ilk adımında takılı kalmış halde. Hepsi anamın suçu. Yetiştirirken birkaç evreyi hatalı kodlamış kadın. Yoksa ailede ki kadınlar için bu kadar basit olan olaylar bende niye hindinin tüylerini yolmak kadar zor olsun ki. Niye taktım ben bu çocuğa bu kadar anlamıyorum. Tamam adam yakışıklı ve lanet olsun ki çok iyi kalpli. Bir tek bana kötü davranıyor. Aslında iyi davranıyor da istediğim gibi değil. Zaten anladım bu gel git akıllı. Konsere gittim ben bunla. Üstüme titredi. Bir sürü kişiyle tanıştırdı gerçi kuru kuru bir arkadaşım dedi ama olsun. Bir dakika yanımdan ayrılmadı. Bizimkilerin saat sınırına uyup erkenden çıktık, eve bile bıraktı. Hatta inerken malum hamleyi de yaptı ama ben yine kaçtım. Hem çocuktan hoşlanıyorsun, hem ne diye kaçıyorsun dimi. İlkinde güldüm bunda kafamı çevirdim. Aferin bana. Ama ne yapsaydım. Durdu durdu da tam ben arabadan inecekken mi aklına geldi? Kapımızın önünde. Ya babam bir şey almak için dışarı çıkmış falan olsa ve görse. Adam bir okul daha bitir sonra yüksek lisans yaparsın, sonra doktora falan filan diyor. Sebep mi profesör olunca ancak rahatlarmışım o zaman evlenirsin diyor. Ve bunu söylerken de ciddi. Hem daha önce senden hoşlanıyorum deyip ortadan kaybolan da aynı adamdı. O böyle davrandıkça zaten kafam iyice kirli sepetine dönüyor.  Güzel şeyler söylüyor yanındayken bir anda akışına kaptırıyorum. Sonra düşünüyorum beni ona çeken ne, gerçekten aşık mıyım? Romantik bir tip olsam evet diye zıplayacağım ama mantıklı tarafım susmayıp sürekli emin misin diyor? Acaba bu böyle salakça davrandığı için hırs yapmış olabilir miyim? Ama öyle olsa niye üzülüyorum böyle?

30 Kasım 2014 Pazar

anakartımın üzerine su döktün


“Davetiye istememişsin.” Sus sus sonra anlam veremediğim cümlelerle beni ara. Nasılsın dedikten sonra niye arayıp etmedin bir söyle dimi. Ama yok basmıyor benim bu çocuğa aklım. Ne daveti ne istememesi Allah aşkına.  O kadar odaklanmışım ki ona, davranışlarının sebebi dışında hiçbir cümlesini algılayamaz oldum. Sonra yavaşça dank etti kafama. Biz bunla bir vakıfta tanıştık. Bağış yapacak para yok bende ama gönüllü işleri severim. Bu yüzden çocuklara bir faydam olsun diye gönüllü olmaya gitmiştim bunla tanıştım. Zaten onu bu kadarda mükemmel yapan o salak kalbi. Anası kuruculardan birini tanıyormuş. “Ah bizim oğlan sever bu işleri, göndereyim görüşün” demiş. Eh be kadın bula bula benim geleceğim günü mü buldun. Senin yüzünden düştüm bu hallere. “Birlikte gideriz diye düşünmüştüm.” Ah paşam ne de düşüncelisin. Bak aklından beni geçirmiş sevinmeliyim dimi. Sen arama sorma sonra ama düşündüm de. “Gelmeyeceğim işim var diyorum o saatte ne işin olacak" diyor. "Tabi ya benim ne işim gücüm olabilir ki. Şu saatten sonra sırf sen istiyorsun diye gelmem. Dengesizliklerinden bıktım. Lan millete onca iyilik yapıyorsun, pamuk gibi kalbin var, bana niye böyle saçma davranıyorsun?  Derdin ne senin benle. Naz yapmadım, oyun çevirmedim diye mi bu halin? İstemiyorum yan cebime bırak mı yapmam gerekiyordu? İlla köpek çekmem? Ne bok yiyorsan ye!” demek istedim. Ama o mırıl mırıl sesiyle “Ara davetiyeni hazırlasınlar birlikte gidelim konsere” deyince aklım yine boşaldı. Boş akılla da ağzımdan “peki” dışında bir bok çıkmadı. Ama çok kararlıyım Salı günü konserden sonra derdi ne soracağım. Hayır onun yüzünden beynim üzerine su dökülmüş ana karta döndü.

26 Kasım 2014 Çarşamba

şekeri elinden alınmış çocuk


Kimin nazari değdi lan. Hangi kem göze geldim. Kime ne yaptım acaba da beddua etti. Lan küçükken annemin anlattığı masalların hep sonu “sonsuza dek mutlu yaşadılar” ile biterken, ben bırak sonsuza kadarı azıcık mutluluk yüzü görmedim. Düşünüyorum yerlere çöp atmadım, hayvanlara eziyet edemedim. Acaba bankamatik sorasında bunak dediğim teyzemi beddua etti de tuttu. Hakketmişti ama o. Yaşına başına bakmadan dövesim gelmişti. Noel Baba’yı mı kızdırdım acaba? Ayda yılda bir bir şey istedim; onu da veriyormuş gibi yapıp boka batırdı. Mutlu olacağım hayalleriyle yattım, altını ıslatan çocuk misali kalktım. Hoşlanıyorum dedi, öpmeye kalktı sonra ses yok. Benden hoşlandığını söyledikten sonra bir şeyler olmamız gerekmiyor muydu? Hayır öpmeye kalkmasa beni öyle “ayy çok seviyorum seni yaa” diye ona buna söylemem gibi olabilirdi. Ama eyleme geçtiysen olmaz hani. Olur mu? Kafam zerre basmıyor yaa. Ailede ki tek özürlü benim bence. Ya bence benden değil. Tamamen onun saksı olmasından. Ya o günden sonra oturdu bekledim, bir arasın, bir mesaj atsın. Ama yok tık yok hem de. Dayanamadım akşama doğru bende dayanamadım. Bok vardı sanki, yazdım. “İyiyim teşekkürler sen nasılsın?”  bu kadar ya, bu kadarcık. Dilenciye bir lira verdiğinde ayıplandığın zamanları yaşıyoruz, bu hala önüme beş kuruş atıyor. Niye böyle yapıyor ki? Erkeksel bir taktik falan mı bu? Ne aradı ne sordu. Bende daha fazla gurumu şey edip yazamadım. Off zaten gurur mu kaldı ki? Adamın yakasına yapıştım ki ben resmen. Adam istemiyor işte. İstese kaç aydır köpek çeker mi? Hatayı nerde yaptım yaa. Aşk bu hata falan demeyin oluyor işte. Bu işler tamamen taktiksel anladım. Acaba ben nerde hata yaptım. Oturup bir plan çıkarsaydım böyle olmazdı. Yazsın, arasın, karşıma çıksın yaa. Ne olur lütfen….

20 Kasım 2014 Perşembe

onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine


Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar. Sınavlarmış falan umurumda değil dakika itibariyle. Ağzım kulaklarımda, kapı gıcırtısına kalkıp oynuyorum. Midemden fil sürüsü geçiyor, beynim bateri çalıyor. Enerji patlaması yaşıyorum resmen. Dünyayı iki tur koşup gelebilirim. Sebep sebep… Biz bu Bay B olacak beyaz atlı prensimle dersten sonra buluştuk. Maksat azıcık kafa dağıtmaktı ama bir anda baktım bu iltifatlar yağdırıyor. Yediğim yemek boğazımda trafik yaptı yutamadım o an gelince. ”Senden hoşlanıyorum ben” dedi. Nefes almayı unuttum. Gözleri yerinden çıkacaktı resmen. Uzun zamandır ben bu anı bekliyordum. Allah`ım birde gülümsüyordu ki sanki bir dondurmaydım ve güneşin altına bırakıp gitmişlerdi. Ne söylemeliydim ya da gerekiyor muydu bilemedim.  Sadece gülebildim. Bir de aklıma gelince yutkundum. İnsanın aklı başından gidiyormuş meğer. Bir de yalan yok içimde bir kız çıkıp yaşasın kazandım diye çığlıklar attı. Büyük ödülü kapmış gibi hissettim. Bendeki tam anlamıyla azimle sıçan durumu. Adamın peşinden kaç aydır koşuyorum. Ben bir gülümsemeye bu kadar açken, o benden hoşlandığını söyledi. Tabi küçük bir salaklığım var. Anlatsam mı bilmedim? Çok özel geldi bir an. Sonra dedim kızım en boktan şeylerini yazdın. Bunu mu saklayacaksın, ne var ki bunda? Aslında özelden çok tam bir öküzlük. Dip dibe oturduk bir şeyler içiyoruz, gerginim ama sanki bir şey olmamışçasına sağdan soldan konuşma çabası içerisindeyim. Çünkü adam dedi, gülümsedi ve geçti. Sonra bu suratıma, gözlerime şu romantik filmlerdeki bakışlardan atmaya başladı. Öpüşmeden önceki ağır müzik ağır çekimli duygusal anlar var ya, işte tam onlardan. Kafasını yaklaştırdı yaklaştırdı; bakışları attı attı ve benden pıskırma gibi bir gülme sesi çıktı. Eveettttt. Tutamadım kendimi güldüm. Sevinçten değil hem de çok komik geldi. Hatta tutamadım kafamı çevirip kahkaha attım. Ama ne yapayım, komikti işte. Biri fırlayıp “KESTİK” diye bağıracak gibi geldi. Evet batırdım ama ne yapayım hapşırmak gibi tutamadığım bir şeydi. Çocuk bence mutluluktan kafayı sıyırdığımı düşünüyor. Off zaten suratı düştü, bozuldu. Espriye vurdu ama Sidikli “çocuğun egosuna sıçmışsın” dedi öyle mi ki? 

31 Ekim 2014 Cuma

ahh bu adam benim ekosistemimi bozuyor


Japon şifreleme sistemini çözmeye çalışan Amerikan askeriyim. Sürekli uydu ayarlarını değiştiren kanalım da Bay B. Biz bu çocukla ne bok yiyoruz ben anlamadım. Benim rengim belli. Ben bu çocukta çok hoşlanıyorum. O? İşte onu gerçekten bilmiyorum. Yazdan beri ona gerçekten ulaşmak için kendimi paraladım. Peki bu ne yaptı? Bir geldi, bir gitti. Neyiz ne olacağız bilmiyorum. Benim ondan hoşlandığımı anlamama gibi bir olasılığı yok. Dile gelip serenat yapmadım ama halim tavrım ortada. Gitmesin diye eline tutkal yapıştırıp koluna yapışacağım utanmasam. Şimdi gel de bunu anlama. Ee anlıyorsa niye böyle yapıyor. Sanki hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi davranıyor bazen. Sonra arıyor, mesaj atıyor görüşelim diyor. Bütün gün benimle ilgileniyor, beni dinliyor. Sonra sağıma soluma bakıyorum ortada yok. Derin bir sessizliğe bürünüyor. Sonra yine karşımda dikiliyor. Hayır bilmesem okulu var, yaşı kaç; diyeceğim adam evli, üç çocuklu, senide yeni metresi yapacak. Davranışlarına, sözlerine bir türlü anlam veremiyorum. Benimle ilgileniyor mu, ilgilenmiyor mu? İlgileniyorsa niye hala arkadaşız, ilgilenmiyorsa kendine başka bir arkadaş bulamaz mı? Çünkü ben onun varlığına çok pis alışıyorum. Freni patlamış araba gibi onun varlığına yol alıyorum. Yeter ki yanımda olsun, sıfatı ne olursa olsun demek bu. Kaldı ki ben bunu istemiyorum. 

9 Ekim 2014 Perşembe

hangi kadınlar bunlar


Kadınlar çok zekidir. Onlar istediği her şeyi bir erkeğe yaptırtır. Savaş çıkarır, aslında dünyayı onlar yönetir. Pardon ama nerde bu kadınlar. Kendimizi pohpohlamak için bizim uydurduklarımızdan öte değil dimi bunlar? Çünkü bende bunların hiç biri yok. Tam tersine salağın tekiyim. Pokerde elini belli eden acemi oyuncuyum. Bırakın her şeyi yaptırmayı ben daha Bay B`yi beni sevmesi için ikna edemedim. Kadınların istedikten sonra yapamadıkları yokmuş. Saçmalık. Hepsini aklımıza bizleri pohpohlayan o kadın dergileri sokuyor. “Harikasın, muhteşemsin” söyledikleri hep bu. İnanıyoruz sonrada ortalıkta geziyoruz. İstediğimizi elde edermişiz. Pehh… Ben daha Bay B`nin benden ne istediğini çözemedim. Bir ilgileniyor, sürekli arayıp soruyor, hoşlandığım şeyleri yapıyor. Sonra ben bir dönüyorum adam ortalıkta yok. Hayır belli etmesem ondan hoşlandığımı neyse. Gurur zaten en son ne zaman benle masaya oturdu hatırlamıyorum bile. Değişik sinyaller vermesen. Her adımından sonra ortalıktan kaybolmasan olmaz mı? Eğer yine kaybolacaksan o “Oyuna bilet aldım” dilen diline bal arısı kussun. Yağmur yağsın, donuna kadar ıslan. Biletinde o suyla işe yaramaz bir kağıt hamuru olsun. Yine gideceksen, o bileti cebinde unut. Anneciğin de bakmadan yıkasın. Sende otur biletle birlikte cebinde unuttuğun paraların için üzül.

26 Eylül 2014 Cuma

dünyanın en hızlı alışveriş yapan kadının şerefine


Filmlerdeki o üstünü başını kapıya kadar ancak toplayıp, hızlıca işine yetişmeye çalışan insan benim. Farkım ben okula gidiyorum ve kimse bunun için bana para ödemiyor. Haftanın her günü dersim var. Ama o sabah dersleri diye koydukları saatler yarasaların hala ortalıkta dolaştığı, kargaların uykularına daha yeni daldığı saatler. Benimse 7 alarma rağmen uyanamadığım ve bu yüzden geceliğimle gitsem ne olur diye düşündüğüm saatler. Derste zaten uyuyorum. Gözlerim açık ama aslında beynen yatakta rüya seçiyorum kendime. Hocayla göz göze geldiğimde dünyanın en önemli şeyini anlatıyor, onu dinlemezsem binlerce kişi ölecekmiş gibi davranıyorum. Tıp okumuyorum ki kaçırdığım yer bana ölen hasta olarak dönsün. Ya da hukuk da değil. Adamı iyi savunamadım diye yıllarca hapislerde çürüsün, yanlış kararla idama gönderim. İdam kalkmıştı gerçi bizde ama bu ülkede ne olacağı belli olmaz. Bu kadar hukuk düşünmek AvukatKız`ın radarına takıldı herhalde dersten sonra aradı. Pricingini çıkaramamış, yaptırdığı yere gitmemiz lazımmış, yenisini almış çok güzelmiş miş mış miş. Dayanamadım tamam dedim gittik. Bu işini hallederken ben evde dağınık bıraktığım yatağımın soğuyup soğumadığını düşünüyordum. Ta ki yıllardır değiştirmediğim telefon melodim çalana kadar. Arayan Bay B. Eveeeet, arada konuşuyoruz, dışarı çıkıyoruz ama sadece arkadaşız. Kesinlikle hala delicesine hoşlanıyorum ama ya bu öküz anlamıyor ya da ben bunu düzgünce belli edemiyorum. Ben adamın sesini duyunca kalk krizinden ölmemek için dualar okuyorum. Ölürsem Bay B`ye bu tehlikeli dünya da neler olur diye düşünüyorum. Kızın birine aşık olduğunu sanacak, sonra başkasına aşık olacak. Bu kızın biri bunu hamileyim diye kandırıp evlenecek. Bu zavallı kazandığı parayı bir dolandırıcıya kaptıracak. Dolandırıcıda bunun evlendiği kızın biriyle Havana sahillerine kaçacak. Sonra bizim zavallı Bay B`de tüm bunlardan sonra aşık olduğu kıza geri dönmek isteyecek ama kız evli mutlu çocuklu olacak. Bay B`ye de sevgi emek ister diyecek. Sonunda bu da beni kalp krizinden öldürdüğünü hatırlayıp mezarımda ağlayacak. Ama olaylar klasik bir Türk sineması kıvamına gelmeden önce bu bana “Naber, nasılsın, ne yapıyorsun? Aaa dışarda mısın? Bende oralardayım yarım saate gelirim görüşelim mi?” diyecek. Bende koca sırıtışımla nikah masasında “Evet” diye böğüren gelinler gibi böğürüceğim. Sonra  AvukatKız`ın gözlerinde yansımamı göreceğim. Yataktan çıkmış saçlar, konsere gidip sabah erken derse giden şiş gözler, evde giydiği eski tshirtle kombini tamamlayan salak sırıtışlı kız. Allah`tan dağınık biriyim de eve geldikten sonra pantolonumu yerde bırakmışım yoksa kıçımada kesin ev taytımı geçirirdim.  Sizi bilmem ama benim ev tayımda tshirtümde var. Modası geçmiş ya da zevksizlik abidesi ya da çok eskimiş ama sevip atmaya kıyamadığım şeylerde oluşuyor bu. Tabi ben o “EVET” kelimeleri söylerken halimi hiç düşünmedim. Ama Allahtan beynim arada çalışıyor. Kendimi ilk gördüğüm mağazaya attım ve kendime yeni şeyler alıp üzerime geçirdim. Sonrada bir kozmatik zımbırtısına girip o deneme ürünüyle gözlerimdeki garip renkli halkayı kapattım. İşin iyi tarafıysa bu yaptıklarımı o bilmiyor. Acınası halimin bugün farkına vardım. Özsaygımı çöp toplama merkezine götürmüşler meğer ben uyurken. Niye böyle yapıyorum ki ben. Ohh sonbaharda geldi zaten, tam depresyon havası. Yatağımda cipsim, dondurmam, brownim ve çikolatamla, kahve için sütün ısınmasını bekliyoruz. Sonra ne yapacaksın diyen olursa, çizgi film açıp depresyonuma depresyon katacağım.

16 Eylül 2014 Salı

evde mi kaldım ben şimdi?


Facebook`da ki o düğün davetiyelerine bir türlü anlam veremem ben. Facebook`dan çağırıyorsan bu adresini bilecek kadar yakın değilsin düğün davetiyesini gönderemiyorsun demek. Ya da Türk usulü kapı dolaş ver veya şunla bunla gönder. Telefonla haber verende var. Buda olmayınca Facebook. Ama dünyanın en saçma olayı. Face`de bin tanıdık olsa ki birçoğunu tanımıyorsun, tanıdığınla oradan görüşmüyorsun zaten. O zaman ne diye oradan davetiye gönderiyorsun. Ben evleniyorum millet, demek için mi? Toplu tweet olsa ona da el atarlar. İki yıldır birkaç mesaj dışında konuşmadığım, öncelerde canciğer kuzu sarması olduğum bir arkadaş bunu yaptı. Hayır o kadar kopmuşuz ki, evlenmeyi bırak sevgilisi olduğundan bir haberdim. Ay bir de bu kız benden küçük. 94`lü ya. Bir yaş falan ama olsun. Hayır niye bu yaşta evlenilir. Daha okulu bitmedi. Son sınıf hukuk öğrencisi. Millet bir de kafa bulmuş. Mezun olunca boşar durur diye. Problem bende mi? Yaşı küçük değil mi? Çocuk gelin be bu. Bu yaşta ne evlenmesi hem. Kariyer, ayakları üzerinde durma, dünyayı gezme. İnsan bu yaşta bence bunların planını yapar, bunları hayal eder. Çoluk çocuk, birine bağlı kalma bırakın şuraya beni saksı olurum ben. Yanlış mı düşünüyorum yoksa? O aşkı buldu ve beklemek gereksiz. Geri kalan her şey saçmalık. Tüm planlarında o altı fosforlu kalemle çizilmiş kelime mi? Şansız ve saçma olan o değil de ben miyim?  Evde mi kaldım. Okuldan bir arkadaşım nişanlandı, birinde final dönemi  gözüm kadar tek taş gördüm. Aman yaa evlensinler. Bu saatten sonra beynimi değiştiremem ki. Tribi bile beni depresyona soktu. Bu konuyu düşünmem için önümde on uzun yılım var. 

7 Eylül 2014 Pazar

ya kanada`nın kuzeyinde yaşasaydık


Annem ikizler burcu. Bu yüzden değiştirdiği her kararı buna bağlıyor. Babanı ben ikna ederim derken bir anda babamın onu ikna etmesi gerekebiliyor. Sonuç perişan bir ben. Saat konusunda birlikte yenemeyince, böl parçala taktiğini kullanmaya karar verdim. Annemi mutfakta sıkıştırdım e başladım dil dökmeye. Tam kıvama geldi derken gözleri yerinden fırlamış şekilde ”Alkolden uzak duracaksın ama. İçmiyorsun dimi?” bir dakika ya ben bu konuşmayı daha öncede yaptım. Arkadaşın doğum günü vardı ve cadılar bayramına denk gelince kostümlerimizi çekelim partimizi yapalım dedik. Mekan ayarladı, herkes hazır ve benim izin problemim. Ama o zamanki soru daha önce alkol kullanıp kullanmadığımdı. Doğruyu söyleyip gitmemeyi ve annemin bağrışlarını mı yalanı mı terci etmek arasından çok gidip gelmiştim. Tercihimi ise doğrudan yana kullandım. “Nerde, ne zaman, ne içtin?” soruları  ve öğüt içerikli konuşmadan sonra dürüstlüğüme karşılık izni koparmıştım. Tabi anneme sadece denedim, merak etmiştim, hepsi tadımlık dememden dolayı da yırtmış olabilirim. Ya da içmeyeceğime dair verdiğim garanti. Sadece o geceye özelde değil. Annem babamı da ikna etti  sonra. Ancak ben iki gün kala dersten çıkıp, hastaneye gitmeyi başarıp, hastane kapısından girdikten sonra yere yığılacak kadar hasta olunca itirafım boşa gitti. İki hafta boyunca kıçımdaki iğne ağrılarıyla yattım ve babam hayatında ilk kez ben hastayım diye sevindi. Hatta iyi ki hasta oldun dedi. Ve benim karşımda yine aynı durum. 5 aydır sözümü tutuyorum ama öncesinde ihlallerim mevcut diye bu kez yalan söyledim ve izni kopardım. Zaten Nil Kuşu`nun abisi de bize eşlik ediyordu ve paketi eve teslim edecek diye daha kolay oldu. Bu arada “paket” annemin beni tanımlaması.

İzni alan benim aslında en büyük problemi izin değilmiş. O kahrolasıca dolapta hiç, hiç ve hiçbir şey uygun değil. Hiçbir şey yoktu ya. Aradım taradım ama yok. Ne giysem olur bir türlü bulamadım.  Elbise mi giysem, etek mi, pantolon mu? Erkek olsan seçenek az. Etek giyme ihtimalin yo,  İskoç değilsen tabi. Onlarında gece çıkarken etek tercih edeceklerini zannetmiyorum. Oturup külkedisinin perilerini bekledim, haspam meşgulmüş gelemedi. Böylece ben dolabımla başbaşa kaldım. Yaptığım her kombini kızlara attım. Ama benim gözümde hepsi kusurlu. Kıyafeti hallettik geldi ayakkabıya. Topuklu ayakkabıları ne kadar çok seviyorsam, o kadar yürüyemiyorum ve benimseyemiyorum. Acıdan başka bir şey değil. Hitler`e zamanında çıtlatılsa erkeklere işkence etmek için topuklu ayakkabı giydirip koştururdu. Bir de çok kısaymışım gibi ayakkabılar bol topuklu. Düğünden düğüne giyilince öyle oluyor tabi. Sonra birde gözümün dönüp aldığım ama sonra giymek için hala fazla nazlı davrandığım az topuklulardan birini seçtim. Sonra da oturdum kendime kızdım. Çünkü ben dünyanın en rahat insanıyım. Nereye gittiğim, kim olduğu fark etmeden istediğimi giyinen rahat ben gitmiş, diğerleri gibi olmuştum. 3 koca saatim gitti. Ondan bir “güzel olmuşsun”  lafı duymazsam topuklu ayakkabıları ona giydirip 100 kilometre koşturturdum hani.


Şanslı hergelem acı dolu işkence planlarımı duymuş olsa gerek ki ağzından o kelimeleri dökmeyi başardım. E o saatten sonra da gece inanılmaz keyifli geçti. Uzun zamandır bu kadar kalabalık olmayı başaramamıştık. Bolca da Aslan`la dalga geçtik. Nil Kuşu`nun abisi var diye o kadar gergindi ki o bildiğimiz adam değildi resmen. Gecenin tek kötü tarafı Prensciğimin kız arkadaşına evlenme teklifi ettiğini öğrenmek oldu. Nil kuşuyla yıkıldık da kimselere belli edemedik. Bu nasıl iş o nerden çıktı derseniz Nil Kuşunun abisinin arkadaşı ve o bir Kıvanç. Hani hayranlıkla seyrettiklerinizden. Liseden beri onu hayranlıkla izlemekteyiz. Yoksa artık evlenme vakti de geldi. Biz büyüdük o da 30 oldu. Yalnız Nil kuşunun abisinin başı belada Fok Balığı bir yüzük bekliyor ondan haberi yok.

21 yaşıma çoktan girdim ama Dahi reklamcı kutlayamadı diye tekrar kutladılar. Bense keşke bugün doğum günüm olsa bugün 21 girsem dedim. Bay B dizimin dibindeyken.  Çok bahsetmedim farkındayım ama hala güzel geçen gecenin etkisindeyim. Daha az saçmalayan bir ben oldum diye sanırım. En azından “şey” li cümlelerden kurtuldum. Tabi dirseğimle çarpıp üzerine döktüğüm içki dışında. Aman ne olcak sanki azıcık altına işemiş gibi durduysa. Karanlıkta kimsecikler görmez. Kutuplar yakın olsak işte o zaman sorun olabilrdi ışıklandırmada. Sinirlenmedim derken ciddidir ve beni arar. Yoksa ben depresyona girerim, çıktığımda da onu depresyona sürüklerim. 

4 Eylül 2014 Perşembe

azıcık düşünmek gerekirdi tabi


Anlımın ortasındaki “L”nin herkes tarafından görüldüğüne eminim. Çarşamba içinde reddedileceğimi sanıp arkadaşımla görüşecektim dedim. Aramızda kalsın yoktu öyle bir şey. Ama yalanı desteklemek için beynim sipariş yetiştirmeye çalışan şef gibi çalıştı. Ama yemeklere tuz atmayı unutmuşum. Kendimi nasıl kaptırdıysam yine çenem düştü. Ya yalan söyleyince anlaşılmasın diye en ince ayrıntıya kadar veriyorum. Bende buna Nil Kuşu`yla buluşacağım şu saatte falan dedim. Ne diye derim ki. Nerden tanıyacak arkadaşlarımı. Kız ismi verip aklını bulandırmamak aklıma gelir, saat vermemek gelmez. Hepsini geçtim ne diye sürekli gittiğin bir yere gidelim dersin. Ben akılsızım ya. Zaten hep başıma bundan geliyor her şey. Ama tüm aksiliklere rağmen de çocuğun karşısına kuruldum. Bu garsonun menüyü bırakmasına fırsat vermeden “İki kahve istiyoruz.” diye yumurtladı. Keşke bir kibarca sorsaydın fikrimi. Bana dönüp “Hangisinden içersin?”  allahım nazar değdirdim bu çocuğa ben. Bir baksaydım menüye be. Ben kahve sevmiyorum çokta kahve adı bilmem. Türk, latte, espresso şuan aklıma gelen. O ansa aklıma gelen sadece”Şekerli” oldu. Güldü “Anlaşılan Türk kahvesi içiyoruz” dedi. Biz tatlı tatlı sohbetimizi ederken de o kahveler ecelim olmaya geldi. Benimki buz oldu bende tık yok. İçsene, ne oldu falan deyince yudumlamaya başladım ama mimklerime hakim olamıyorum. Nasıl bir surat ifadesi içerisindeysem “Bir şey mi oldu? Bir yerin mi ağrıyor?” dedi. Ama susma işi benlik olmadığından kendim olmaya başladım patır patır ortaya döktüm her şeyi. Tabi düşündüklerimle ağzımdan çıkarabildiklerim birbirinden oldukça farklı. Aşık olmasam ne, “şey, ımm, hımm” der kendimi rezil ederim, nede birinin içine böyle düşmem. “Şey ben aslında… pek kahve sevmem, sen yani şey ben kahve içelim derken öylesine dedim, yani kahveyi öylesine yoksa şeyi değil. Ben düşündüm belki şey yani başka bir şey de içsek olurdu.” Düşünmüşüm. Pehhh. Ne düşünmesi ya. Ben konuşma evresini iyi atlatamamışım. Bir cümle içinde bu kadar çok “şey” kullanılır mı? Bir de bu aklımda kalan miktarda “şey”. Siz bir de o tatlı sohbetimiz dediğimiz benim bol şeyli konuşmamı dinleyin. 


Ben buna arkadaşımla buluşacağım dedim ama bu arkadaşın gelene kadar senle oturup beklerim deyince ben kendimi tuvalete attım. Çünkü benim öyle buluşma planım yok. Sarıldım telefona Nil Kuşu`nu aradım. Evi yakın yirmi dakika ya gelir. Ama bizim ki sınavım var yarın gelmem diye tutturdu. Sınav bu önemli ama, bak yeğenlerine annenizle babanızın bu gün ki halleri benim sayemde deme fırsatı var diyorum, dinlemiyor. En sonunda halime acıdı kabul etti. Bu gelince plan tanıştırıp, hatta mümkünse tanıştırmadan “aa arkadaşım gelmiş” deyip kaçmaktı. Ama yine planlar tutmadı. Zaten bende doğru giden ne var ki. Bizim ki oturdu çocuğu süzmek için, bilirim ben onu. Hava su muhabbeti ettik, biz kalkalım yemek yiyecektim dedim ayaklandım ve Bay B.`mden hayatımda duyduğum en güzel kelimeler çıktı. “Size katılmamın sakıncası var mı?” Hiç olur mu? Bundaki de soru şimdi. Kocaman gülümsedim cevap vereceğim bizim kız “Bizde yiyecektik.” dedi. Ne sizi be. Yemek bile yemeyecektik ki biz. Off bu kızın sınavı var ve buraya sürükledim bir de hala beyinsel dırdır yapıyorum. Kız beni bir de iyi tanıyor ve ettiğim küfürler onun kafasında yankılanıyor. Durumu kurtarmak içinde “Cuma akşamı dışarı çıkıyoruz sende gel. Kutlama yapıyoruz. Benim yaz okulu Layd`nin staj bitiyor” dedi. Ve böylece ben arkadaşımı çarmıha gerip yakmak istedim. Lan annemler izin verdi mi sorsana ban bir. 11`e kadar iznin var diyor başka bir şey demiyor. Ne olur hayır de. Ben gelemem de. Çok isterdim ama olmaz de. “Tamam olur. Biz Lady`le haberleşiriz.” İt herif bir kahve için beni süründürdü, şimdi kalkmış her boka tamam diyor. Haberleşirmişiz. Annemle babamda öyle diyordu. Sen onunla haberleş sonra fink fink gezin. Yalan söyleyen dilime de, düşünen beynime de, bana kıyak geçtiğini düşünen mezarını kimsesizler mezarlığından hazırlayan arkadaşıma da,  olmadık yerde evetlerini harcayan Bay B`ye de… Ben gidip annemle babama yalvarma seansına devam edeceğim.

2 Eylül 2014 Salı

kahve bile sevmiyorum ki ben


Romantik komedi sevmeyen var mı? Bir Nil Kuşu pek sevmez. SarıKız romantik komedinin komedi kısmını unutup, gözleri doluk doluk izlediği olur. Benim Sidikli ise ne bilim sever ama illa diye tutturmaz. Ben severim hem de çok. Korku filmi mesela hiç sevmem. Canımın sıkkın olmasını da beklemem izlemek için. Romantik komedileri ilk izlemeye başladığımda ortaokul dönemindeydim ve her biri bana büyüleyici geliyordu. Bir kere mutlu sonu garanti. İzlerken gülümsüyor, şanslıysan gülüyorsun. Yeni izlemeye başlayanlar için önlerine bolca farklı konulu, değişik karakterli, harika filmler geliyor. Sonra izleme seviyesi bir tık daha yükselince, konular aynı ve her şey tahmin edilebilir oluyor. Beğenmeme oranın artıyor. Tüm bunlara rağmen, tahmin edebilirliğine rağmen izlemeden edemiyorsun. Amerikan romantizmini sonuna kadar hissediyorsun. Ya adam koşuyor peşinde ya da tesadüfler birbirini kolluyor. Sonra kadınlar bizim gibi sürekli ilk adım erkekten gelsin diye beklemiyor. Şu çıkma adı verdikleri şeyi rahatça öne sürüyorlar. “Kahve içelim mi?| öğlen yemeğine çıkalım mı?” Ben de romantik komediyi fazla kaçırdım sanırım. Bir tesadüf görmeyeyim yeter ki. Stajdan sonra şu Bay B ile tanıştığım vakfa uğradım. İyilik meleği tarafım yine kabardı. Halbuki şeytanla yarışırım ben. Tesadüf burada işledi ve Bay B. Bir şey için sponsor bulmuş. Çocuğun zaten elinin kolunun uzanmadığı yer yok. Bense yardımları cebimden para çıkarmadan yapan tiplerdenim. Yardımsal içerikli konuşma dışında hiçbir şey elde edemeden çıktık. Metrobüse doğru yol alıyoruz, bende bir yandan kendimi gaza getiriyorum. Ne olcak yani ilgimi belli etsem. Etmesem ve onun dürtülmeden bana geleceği yoksa ve ben midemde ki kelebeklerle başbaşa kalırsam. Hem ondan hoşlanmıyor gibi davranıp tersleme olayı daha önce elimde patladı. Pişman olmak istemiyorum. Keşkeyle yaşamak hiç. “Bir yerde oturup kahve içelim mi?” ağzımdan çıktığında ancak fark edebildim ne dediğimi. Daha kendimi gazlamakla meşguldüm halbuki.  Döndü ve gülümseyip “Planım vardı.” dedi. Ben o plan yaptığın sürtüğün saçını başını yolduktan ve kıçını tekmeledikten sonra planın olmayacak ki. “Yarın içelim o zaman?” kafasını garip bi şekilde sallayıp “Aslında yarın babamla.. ” gerisini dinlemedim. Ne dinleyeceğim. İkinci kez teklif etmeyi düşünmezken ağzımdan çıktı ve reddedildim. Kendimi kusmuğunu geri yutmuş gibi hissettim. Bay  B olacak salakta sırıtıp ”Çarşambayı sormayacak mısın?” dedi.  “Daha fazla reddedilmeyi kaldıramam” dedim ama sen sor sor deyince “Çarşamba?” dedim. Kahkaha atıp “Aslında Çarşamba da..” deyince yumruğu karnına geçirdim, biber gazını çıkarıp acımasız polis edasıyla kafasına boşalttım. Sonra da malum yerin dizimi geçirdim. Tabi bunları beynim birkaç saniye içinde yaparken kalbim izin vermedi “Boşver, zaten arkadaşıma söz vermiştim unuttum.”  dedim.  “Arkadaşını biraz bekletmek zorunda kalacaksın. Çarşamba seninle kahve içiyoruz.” dedi. İşte o an kalbimin ortasında olimpiyat meşalesi alevlendi. Pheidippides`in Atina`ya koşuşu gibi kalbimde ona doğru koştu. Rezil oldum ama mutluyum ben. Senden hoşlanıyorum diye böğürdüm resmen ama o da umurumda değil. Ben mutluyum ve iyi hissediyorum işte. Tabi arada beynim araya giriyor ve ne kadar rezil olduğumu bana maydanoz süslü tabakta servis ediyor.  Adam resmen benle dalga geçti. Parmağında oynatmadı evirip çevirdi. Gurur denen şeyin kırıntısını bırakmadı bende. Demek ki neymiş, romantik komedilere inanıp bunu Türk erkeği üzerinde denememek lazımmış. Zaten orda hep muylu son, burada ise uçurumdan atlamak ne kadar mutlu sonsa.

10 Ağustos 2014 Pazar

keyfim yok diye mime sıra geldi


Şeyma sağolsun beni unutmayıp mimlemiş. Çok şeker kız ya. Biliyor benide ne kadar beklettiğimi ona rağmen unutmuyor. Canım sıkkın bekli anlatırım belki anlatmam aam sıkılınca aklıma mimler geldi. Şeyma umarım beni beklettiğim için affeder.

1.Geçmişin olmasaydı bugün ortaya koymakta olduğun şey ne olurdu?
Geçmişi olmayan adam misali uyanırdım. Sonra tabi nerdeyim kimim zart zurt. Sonra ben gider Bay B`yi bi şekilde bulurdum filmlerde hep öyle olmaz mı? Şaka bir yana bir bok olamazdım. Geçmişimden aldığım bir ansiklopedi ders var. Hepsi gidince bugün olduğum kadından eser kalmazdı.

2.Annen, baban senin için ne ifade ediyor?
Anne ve babam her şeyim. Annem deli kadınım. İlişki danışmanım, sırdaşım. Babam huzurum, sıcak kucağım.
 
3.İmkansız olduğunu düşündüğün her şeyin kapılarını açmak için ne kadar gönüllü olurdun?
İmkansız gelen Bay Uzun vardı. Zaten boka da güzelce sardı. Ama imkansızı zorlarım ben. Elimden geleni yaparım. İş bende biter. İmkansız gözümde yarattığım zorluktur.

4.Şu an sen kimsin ve ne kadar büyük, parlak ve faydalı bir macera ortaya koyacaksın?
Şuan Bay B`ye aşık saplantılı kızım. Yapmak istediğim bir sürü şeyi olan hayaller aleminde yaşayan biriyim. İlerde bunların sonucunu göremesem de hepsini deneyeceğim. Hem planlar arasında Bay B ile evlenmek ve dört çocuk yapmak gibi uçuk fikirlerimde var.

5.Kalbin daha önce hiç kırılmamış olsaydı ne kadar neşeli, inanılmaz, olağanüstü, değerli ve tümüyle doyurucu bir ilişki içinde olurdun?
Bay Uzun kalbimi benim fena halde kırdı. Üstüne bide aşka tövbe ettirdi. O salakla benden bir bok olmazdı. Ne doyurucu ne de olağanüstü bir ilişkim olurdu. Bir de bunlayım diye Bay B`ye aşık olunca beyinsel aldatma yüzünden vicdan azabı duyardım.


stalking çukuruna düşürtmesin


Şaka gibi ama elimde sadece bir isim vardı bu işe başladığımda. Bay B yazınca yüzlerce çıktı karşıma. Sonra şu üye olduğu yardım zımbırtılarını yazdım soy isim, ardından face, twitter derken annesinin kızlık soyadına kadar ulaştım. Sonra ben tüm güncelleştirmelerini zartlarını zurtlarını takip etmeye başladım. Bir insanın sayfası dakikada beş kez yenilenmez ki. Dakikada kaç cümle yazıp fotoğraf paylaşabilir ki hem? Sonra ben durumu daha çok abartıp instagramdaki o yanındaki selfie kızlarını tek tek bulup takip etmeye başladım. Sevgilisi  olduğunu tespit ettiklerimi melek, sevgilisiz gezenleri de tek boynuzlu şeytan ilan ettim. Sonra zaten foursquare sağolsun nerde sıçıyor haberim oluyor. Bir de bu benim kardeşimle aynı okuldan mezunmuş. Bilseydim bende oraya giderdim ama. Ben onun üye olduğu siteleri forumları bile buldum. Türk kezbanı buna googlamak, stalklamak diyor da ne dediğinin farkında değil. Stalking olayı sapıklığın başlangıcı. Psikopatlaşmanın ilk evresi. Küçük tacizcilik be bu. İnternet sapıklığı. Çocuk ağzını açıp şunu seviyorum dese biliyorum ya diyecek dereceye geldim. Şikayet etse savcı düşünmeden evden ifademi almak için yaka paça sürükletir. Allah`ım kendimden de korkar oldum. Bir gün haberlere İstanbul sapığı Lady`nin robot resmi çizildi diye çıkarsam annem beni kesin ihbar etti. Sonra gelsin gazete manşetleri ” sapığı anası polise teslim etti ”. Ama durun ülkede manşeti belirleyen var, dünya da savaşlar var. Benden olsa olsa üçüncü sayfa haberlerinde satır arası olur.

27 Temmuz 2014 Pazar

her sorunun cevabı oldu (mim)



Deeptone`dan bana bir mim daha geldi. Ama cevaplar yine Bay B. ye çıktı.

Aşk mı bağlılık mı?
Bay B varken aşk demezsem çarpılırım.
Gurur mu teslim olmak mı?
Şimdilik tamamen teslimiyet.
Sarışın mı esmer mi?
Bay B kumral be.
Yeşil göz mü mavi göz mü?
Ela. Bay B dememe gerek yok sanırım.
Et mi tavuk mu?
Tavuk.
Karpuz mu kavun mu?
Karpuz, kavun, çilek.
Altın mı gümüş mü?
Eğer Bay B getirecekse hepsi olur.
Kedi köpek mi?
Bay B ile bir köpeğimiz olsa, sonra.. Fazla hayale daldım yine.
Beyaz mı siyah mı?
Kırmızı.
Yağmur mu güneş mi?
Güneş olur ama B yağmur ve romantizm derse o da olur.
Mesajlaşmak mı aramak mı?
Bay B arasın mesaj atsın hepsi olur ki.
Bodrum mu Çeşme mi?
Bay B nere derse orası. (Ben bilmem  beyim bilir)
Deniz mi havuz mu?
Deniz, havuz.. Yeter ki tatil olsun.


18 Temmuz 2014 Cuma

mimin sonu bile o

 
Şenay bana bu mimi göndermiş. Teşekkür ettim. Rötarlı oldu biraz.
1.       En çok kırıldığın/ incindiğin kelime?
Kolay kolay kırılmam ya ben.
2.       Herkesin kullandığı bir kelime olur. Ama senin için bir insan olur. O özel insan o kelimeyi kullanınca alınırsın. Ne düşünüyorsun?
Bir özel insan var ama düşündüğünüz gibi sevgiden değil nefretten dolayı özel. Ben ona Joker diyorum hani şu Batman`in Joker`i. O bana “ufaklık, çocuk” dedikçe sinirlerim zıplıyor. Gerçi ağzından ne çıkarsa çıksın sinir oluyorum ya neyse.
3.       Seni en çok duygulandıran şarkı?
Guns N' Roses `dan This I Love.
4.       Daha önce seni bırakan biri geldi. Senden bir şans istedi sen de o şansı verdin. Ama buna rağmen yine bırakıp gitti. Şimdi yine pişman ne yaparsın?
Ben hiç öyle şeyler yapmam.
5.       Nefret mi aşk mı?
Bay B varken nefreti kim ne yapsın.
6.       Birinin kalbini kırdığında nasıl gönlünü alırsın?
Kimin kırdığıma bağlı. Dış kapı mandal olayında bi nezaket özürü yeter. Ama iç kapıda gözetleme deliğiyse affetmesi için ne gerekiyor düşünmem lazım.
7.       Nasıl ağlarsın, bağırarak mı içine atarak mı?
Sessiz sedasız hallediyorum o işi ben.
8.       En korktuğun şey?
Kedi mi desem böcek ve türevlerimi bilemedim.
9.       Ruhun sıkıldığında ne yapmayı seversin? Kendini nasıl sakinleştirirsin?
Uyurum, kitap okurum yataktan çıkmadan ne olursa. Ama öfkeliysem koşarım ben. Maksat çevreye zarar vermemek.
10.   Bazen kızılmasından hoşlanırsın. Peki en çok ne için kızılmasından hoşlanırsın?
Birinin size kızmasından hoşlanmak nedir ya? Hiç çocuk yaramazlık yaparken yakalanmak ister mi? İstemez. Çünkü yiyeceği azarı bilir. Ama Bay B kızacaksa bana masal gelir, hoş olur. (aşk salaklık sendromuna sebep oluyor.)
11.   Şiir / Müzik / Öykü/ Deneme ?
Şiir dışında hepsi. Ama Bay B okuyacaksa o da olur.
12.   En son ne için ağladın?
Orta parmağımı araba camına sıkıştırdım. Aslında bildiğiniz sıkıştırıldı. Beklettim diye intikam alınmış da olabilir.
13.   Birinde hemen etkilendiğin özellik?
Bay B gülsün, konuşsun ben etkilenirim ki.
14.   Dayanamadığın şey?
Bay B göz kırpınca ruhum Kızılderili şamanlarla ayin yapıyor.
15.   En sevdiğin duygu?
Bay B bana “Sana aşığım” dediğinde hissedeceğim duygu bence en sevdiğim duygu olacak. Tabi derse.

falımda buffalo sürüsü çıktı


Bay B ile birlikte kadın ırkının en beter hastalığı fala yakalandım. Ben kahve sevmem. İçince de koca fincan sütle içerim. Milleti kahve ayıltırken doğal olarak beni uyutur.  Türk Kahvesinin de yanına yanaşmam fazla acı gelir. Falı da dünyanın en saçma şeyi olarak görür kırk yılda bir baktırırım. İlk falımı platonik kaderim  için baktırmıştım.  Sonra da aman dedim. Çünkü bu çocuktan sana yar olmaz demişti. Sebep kaçacakmışım. Sonuç aklıma sıçayım ben kendini geri çekmeyi fazla kaçırdım. Neyse işte Bay B ile birlikte elimde kahve fal bakan güzel ablamın yanına gittim. Ama kahveyi boşuna içmişim. Neymiş efendim ramazanmış günahmış. Lan normalde değil de şimdi mi günah. Bu ne be ramazan tarifesi falan mı? Hayır baksan ne olacak altı üstü iki şey sallayacaksın. Ben bile yaparım. Yaptım da. Oturdum kahvemi içtim falıma da baktım. Genelde kuş, börtü böcek, deniz anası, su aygırı, buffalo sürüsü çıkıyor. Çıkmayan Bay B`yi de ben kürdanla çiziyorum. Yaşasın fal bakan telefon uygulamaları.