21 Ocak 2016 Perşembe

zamanımı kulağıma kelepçelediler


Kaçınızın iş telefonu var? Ne işe yarıyor bu tam olarak? Gerçekten verirlerken amaç sizi masraftan kurtarmak mı? Telefon vermek yerine neden faturanız için bir yardım çıkmıyorlar ki? Bunu kaybetmeniz halinde ne oluyor mesela? Elime bir telefon tutuşturdular “Al bunu görüşmeleri burdan yap” dediler. Sanki sabahtan akşama kadar telefondayım. Aradığım üç beş kişi var onları da bir haftada belki bir defa. Eyvallah dedim. Sonra bu telefonu ofiste bırakma al eve götür dediler. Ona da tamam dedim ama bunun her aklına takıldıklarında beni o telefondan rahatsız etmeleri anlamına geldiğini bilmiyordum. Akıllarına ne takılırsa çat arıyorlar ve cevap vermediğimde neden diye soruyorlar bir de yüzsüzce. Sorun bende mi yoksa onlarda anlamadım. Ne yani elime verdikleri telefon aslında biz senin çalışma saatleri dışında da zamanını işgal edeceğiz mi demek? Neyin karşılığında? Elime tutuşturdular bir İphone, “Diğerini yanında taşımıyordun bu daha iyi” dediler. Sorun telefonun tipinde değil ki, benim onu yanımda taşımayı istemememde. Defalarca ofiste unuttum, bir kaç kez nerde bıraktım hatırlayamadım, bir kezde çaldırdım mı ofiste mi bıraktım hatırlayamadım tekrar ofise döndü. Nasıl iş bu allah aşkına ya. Verdikleri telefonun üzerine keşke “biz sana telefon verdik o yüzden bu telefon açılacak” yazsalarmış. Bence işverenler çalışanları modern zaman köleleri olarak görüyorlar. O telefonu al, ben ne zaman ararsam bak. Nerde sınırlar? Her dakika çalışmıyorum ki ben. Kendi telefonuna bile sahip çıkmayı beceremeyen bir insandan beklentiniz bu kadar yüksek olmasın.

20 Ocak 2016 Çarşamba

vicdan zarardan dönmeyi kabul etmez


Hayatıma insanların karışmasından nefret ettiğimi söyledim. Bana nasihat akıl vermeyin olanla idare ederim dedim. Ama uygulamada ben bolca Sidikli ve Uyuz`un hayatına müdahale ettim. Bazen bilmeden, bazen bile isteye. Babam Sidikli`nin erkek arkadaşıyla inovasyonda tanıştı. Ben Gevşek onun sevgilisi diyene kadar da kiminle tanıştığının bile farkında bile değilmiş babam. Ben kimliğinden haberdar edince de adamın verdiği ilk tepki “Ayrılmaz mı bunlar?” Tüm ekiple tanışıp bir bunu sevememiş, o da kızının erkek arkadaşı çıkmış. Benden sevgilisinden ayırmamı istedi. Saçmalama, o nasıl söz dediğimi zannediyorsanız beni cidden tanımıyorsunuz demektir. Hemen üstüne zıpladım, vicdanıma da “Baban istiyor, sus otur” dedim, ağzına lafı tıkadım. Her zamanki ben hızlı davranmak yerine bana sağlam bahaneler veren hareketlerini yavaşça Sidikli`nin bilinçaltına ektim. Manipüle etmek yıllardır istemli istemsiz yaptığım şeydi sonuçta. Kaldı ki zaten yaparken bunu, babamdan sonra kendime de itiraf etmeye başladım. Ben sevmiyordum, kardeşimde sevememeliydi. Kaldı ki kardeşimi üzme potansiyeli yüksek bir adam da değil ki, düşmanlık besleyeyim. Bizimkini resmen el üstünde tutuyor. Ben sevmiyordum ya ila bir bokluk çıkmalıydı. Sonra bir şey daha fark ettim. Bilgisayarcı ya ne kadar kızsam da aslında haklıydı. Niyetim onları mutlu etmekken, cidden anne gibi davranmaya başlamışım. O kadar ki benden önce hep onlar oldu. Ben Sidikli`ye erasmus sınavına gir, her ihtiyacını karşılarım derken o karşıma geçip ”istemiyorum” dediğimde deliye döndüm. Kimsenin ona böyle bir fırsat vermeyeceğini, hiçbir derdi olmadan dersleri bile umursamadan gezmesini isterken onun salaklık yaptığını söyledim. Ama tek salak benim. Onları kendimden önde tutup, her istediklerini anında alıp, benim doğrularımla yaşamaları için zorlayıp, benim onlar için mutlu olacakları gelecekleri seçmelerini bekledim. Benim doğrularımla yaşayamazlar. Onları sevmem onlar adına seçimler yapmam anlamına gelmiyor. Onlara ve kendime aslında çok büyük kötülük yapmışım. Kendime ihanet etmişim. Yapmam dediğim her şeyi yapıp, kişiliğime ters düşmüşüm. Hala inanamıyorum ben bunu nasıl yaptım. Şimdi değilse bile Sidikli o Gevşek denen çapsızdan ayrılırsa resmen vicdan azabı çekeceğim. Sidikli`nin hatta Uyuz`un mutlu olma potansiyelleriyle kumar oynadım. Pişmanım. Peki zararın neresinden dönsem kar mı hala?

Sidikli`nin okumasına karşı not: Umarım okumazsın. Aklına gelirde okumaya kalkarsan ve ablanın sürtük bir cadı olduğunu bir kez daha fark edersen pişman olduğumu da bil. Samimiyim.

17 Ocak 2016 Pazar

yoda usta çarpsın


Yoda usta birkaç galaksi gezdi, Sithlere karşı zaferler kazandılar. Dünyada izlemeyen kalmadı filmi. Doğrusu benim dışımda. Annem babam bile izledi. Gerçi annem ağlamadı ya da hiç durmadan gülmediği her filmi vakit kaybı olarak görür. Kadın ya poğaça hamuru ya kek. Benim izleyememe sebebim Joker. Onunla gitmemi istedi ama paşanın ilk altı filmden haberi yok. filmlerin varlığını kabul etmekle birlikte hiç izleme teşebbüsünde bulunmamış. Bu Bugs Bunny`i bir tavşandan başka bir şey olarak bilmemek gibi bir şey. Spederman, Xman hatta 2000 leri görüp Pokemon izlememiş olmak gibi bir şey. Hele ki benim ona aldığım doğum günü hediyesinden sonra yüzü kızarılacak, odasına kapanıp uzun süre düşünmesi gereken olaylardan biri. Haziran ayından beri ona aldığım hediyeyi resmen beğenmemiş. Başka açıklaması olamaz. Ben düşündüm ne alsam yırtındım ki adam nbeni günlerce arayıp sormamış, doğum günü kutlamasına bile çağırmamıştı. Bense gittim ona en sevdiğim serinin altı filmini alıp hediye ettim. O gün rüyama bir ak sakallı girse “Evladım verme buna bu hediyeyi, hak etmiyor bu oğlan. Sen bunu git daha çok sevecek birine hediye et. “ deseymiş ne olurdu. Hayır dededen lotonun numaralarını da istemezdim ki. İzlememiş. Aradan aylar geçmiş, bunca yıl izlememiş olmanın üzerine benim hediye etmeme rağmen izlememiş. Hediye paketini bile açılmamış bulsam şaşırmazdım o saatten sonra. Bizde haftalardır, seriyi birlikte izleyip sonu görüp, yeni filmi izlemeye geçmeye çalıştık. Altı film en fazla üç güne bitmeliydi ama ipini koparan bize katıldı. Ya izleyemedik ya  izlediğimizden bir halt anlamadık. Benim gibi 7 defa izlemiş olanlar için sorun değil de Joker tekrar izlemek zorunda kaldı. Sonunda bugün bitirdik ama film hala vizyonda mı emin bile değilim. Sinirden de kuduruyorum. Adam hediyemi izleme zahmetinde bulunmadı diye ben izleyemedim. Olan bana oldu. Onu da Yoda Usta çarpsın amin. 

12 Ocak 2016 Salı

ekrana ben yasıyacağım, salonda benim zil sesim çalacak


Yıllar geçti. Gerçi ne yılları yüzyıllar geçti ama yok, biz hala öğrenemedik tiyatro nasıl izlenir. Öksürürsün hastasındır, gülmeyi abartırsın kolay gülenlerdendir derim. Yanındakine fısıldarsın bak onu da anlarım.  Sonuçta bende fısıldıyorum abartmaya gerek yok. ama tiyatro izleyicisinin biraz daha dikkatli olması gereken bir husus var ki defalarca uyarılıyorsun da. Oyun başlamadan hemen önce iki kez oyun başlayacak telefonlarınızı sessize alın diye uyarıyorlar. Sinemada bu uyarı yapılmadığından, ses sistemi bangır bangır olduğundan ses çıksa da bir şey olmaz diyebilirsin. Tamam küfürünü kesin yersin, hatta intikamcı birkaç teyze varsa bedduasını eder çıkarken de üfler. Gelin görün ki tiyatroda koca salona oyuncu çıplak sesiyle hitap ediyor. Adam orda gırtlak patlatsın, sen tüm uyarıları görmezden gelip o telefonun çalmasına izin ver. Ay bir de fark edilmem diye hiçbir şey yokmuş gibi takılmadı mı delirdim. Yetmedi o telefon bir daha çaldı. 12 Gece olacaktı Teksas Katliamı. Eh Teşvikiye`de yakındı gömerdik. Hadi biz seyirciyi geçtim, oyunculara da mı saygın yok. Replikleri telefon sesinle ağızlarına tıkadın fark etmiyor musun? Bazı şeyleri olduramadık işte. Sinema salonunda ekranı kaplamak, tiyatro salonunda telefonla konuşmak bizim için normal. Alışamadık. O telefon çalmaz, ekranı biri kaplamazsa zaten yabancılık çekeriz. 

8 Ocak 2016 Cuma

şaka kaka oldu derdi zamanında annemiz


Niyetim iş yoğunluğumdan dolayı söylenmekti. Ama ne derler bilirsiniz, neye niyet neye kısmet. Kısmetimize düşende erkeklerin vahşi ve ormandaki orangutan misali hareketleri. Dostum sizin derdiniz ne? Neden etrafta kadınlar yokken insanlık vasıflarınızı bir kenara bırakıp, orman kurallarını uygulamaya koyuyorsunuz? Küfürler, el şakaları, kelimesiz beden dili ve “mroaeklşithehaokpehah” gibi anlamsız sesler ile anlaşabiliyorsunuz az çok biliyoruz. Cidden peki birbirinizi anlıyor musunuz? Yetiyor mu size bu kadar az kelimesiz iletişim? Yoksa cidden iletişim olayını abartıp zorlaştıran biz kadınlar mıyız? Sorun biz de mi? Çok mu yükleniyoruz sizlere? Bunlar benim bugün yaşadıklarımı yaşamadan önce “ya erkelerin üzerine çok gidiyoruz” temelli minik düşüncelerimdi. Allah aklımı başıma daha önce getirseydi keşke. En azından yaşadığım acıları yaşamazdım. Bence hiçbir erkek kadınsız bırakılmamalı. Her erkeğin en az beş metre yakınına bir kadın yerleştirilmeli. Böylece içlerindeki öküzleri ahıra kapatırlar. Kırk yılın başı erken çıktım, o cebimdeki anahtarları bir hevesle ilk kez kullanayım dedim. Plan basit Joker gelene kadar evinde bekleyecek, bu arada güzelce uyuyacaktım. Ne yemek falan yapacağımı, ortalık toplayacağımı mı düşündünüz? Ben o kızlardan değilim. Evden yatak toplamadan çıkıyorum. Joker Bey`in maşallahı var, jilet gibi toplu yatak. Daha önce mimde dedim ya, başkasının evinde kapüşonlu şeylerle yatar kafamı kapatırım. Bunun sweatshirtlerinden birini geçirdim üstüme uykuya daldım. Sonra üzerime güney deniz fili düştü. Hayvan Aslan, Joker diye bağırarak yatağa zıpladı. Yatağa derken üstüme. Böyle gol atan futbolcunun üzerine kule yaparlar ya aynen öyle. Sağ böbreğim istifa etti, üzerine iş kazası raporu alıp bana dava açmayı planlıyor. Kaburgalarımın kalbi kırık. Ödümde zaten ortalık yerde patladı. Ciyak ciyak bağırırken de ses tellerim soğuktan gerilen elektrik teli misali koptu. Esnekliği iyi hesaplayamamışız ne yapalım. Neymiş kapüşonu kafaya geçirince ben, saç falanda yok tabi Joker sanmış. Hayır Joker`i hep böyle uyandırıyorsa bu mal kurtarmak lazım bu çocuğu. Sağlam kalsın diye adaklar adamalıyım. Neymiş erkekler böyle şakalaşırmış. Derdiniz ne sizin ya? Kaç kilo adam öldüm, iç kanama geçirmem umarım diye dualar ediyorum. Hayır bir de suçlusu ben oldum. Ne işim varmış Joker`in yatağında. Sana ne sevgilimin yatağı desem ne fayda. Joker`in de ağzından çıkan iki cümleden biri “Suç senin!” diğeri “Orda işin ne!”

5 Ocak 2016 Salı

dedikodunuzu yaptığımı da nerden çıkarttınız


Birkaç blog birkaç tarzda yapmış bu olayı. Biri dedikodu demiş, biri anlatmış falan. Ama işin içine azıcık gıybet katmadan olmaz dedim ama kötüleyecek bir şeyde bulamadım. İnanın bende ne yaptım biliyorum. Ama böyle çok sevgi pıtırcığı biri olmayan ben burda resmen bir sürü kişiyi seviyorum. O yüzden “Lan beni nasıl yazmasın” demeyin, Kalem Filinde görmediklerimi yazdım. Zaten unutma problemlerim var, acısanız bana.

Cha : uww hatun ters. Ne biçim arkadaşsın deme doğuryu söylüyorum. Sinirlendirdiniz mi yandınız. Atarını yapar ağzınızın payını alır oturursunuz. Eğlencelidir, dürüsttür, boş iltifatlara hiç girişmez. Çünkü hatunun hamurunda samimiyet var. Bu yüzden ilk günden beri çok seviyorum onu. Zorlamaz, kasmaz. Of bir de bu hatun benim resmen buradaki pusulam. Ne anlatsam dinler, yanlışsam yanlışsın der. Yargılamaz, üzgünsem sarıp sarmalar. Yazdığı her yazıyı samimiyetle yazar. Okunma gibi kaygıları da yoktur. Sevdi mi değer verir, gerçekten verir. Anlayacağınız gibi benim burda ki en sıkı dostumdur.

Mars Beyinli : Ele avuca sığmıyor bu kız. Neresinden tutsam elimde kalıyor. Asi bir kere bu yola gelmiyor. Nasıl yalvartıyor beni bir görseniz. En duygusal kelimelerimi buna söylüyorum. Sevgilime bile bu kadar dil dökmedim ben be. Ama pamuk şekeri gibidir. İncedir ruhu, samimidir, eğlencelidir. Beyni benim gibi pekte normal işlemez.

Drama : Al bir asi ruh daha. Kız ele avuca sığmaz. Siz onu istediğiniz yere kapatın kaçar gider. Eğlencelidir, hayat doludur ama en önemli özelliği gücüdür. Siz ne kadar üstüne giderseniz gidin o ayakta kalmayı başarır. Böyle zayıf, duygusal dersiniz içinden demir adam çıkar. Gerçi bazen ben vaz geçtim, sıkıldım, oyun oynamak istemiyorum der ama ben dayakla gözünü korkuturum hep. Gerçi kız uzak doğu sporlarıyla pek bir haşır neşir bir gün cidden beni dövecek.

Bla Bla : Al işte bir deli daha. Hayır ben normal sevemiyorum. Hatuna kanımın kaynaması da kulis taktikleri vermesiyle başladı. Sonra bir baktım bağımlılık yapmış bende. Samimi, içten ve ne yazık ki buda fazla dürüst. Azıcık yalan söyleseler beni rahatlatsalar olmaz zaten.  Biliyorum avukatsın yalan olmaz sende ama arada acı be bana.

Müpte : Hayırsızım bu benim. Geliyorum diyor hep yalan söylüyor. Hayır duygularımla insan bu kadar oynamaz ki. Bende insanım. Ama benim kızdığıma bakmayın. Harikadır. Sevildiğinizi hissettirir, güldürür, ilgilenir, yanınızda olsa sarıp sarmalar.

Demir Bey : Bak hayırsız dedim aklıma geldi. Bir ay falan önce yeni post dedi tık yok ses yok. Hayır hala mı almadı o lanet masayı anlamıyorum ki. Komiksin, karizmatiksin diye mi bu naz?

Berkay : Bu adamı kesinlikle sabah kahvaltıdan önce okumayın. Beyinim o saatlerde benim eror halde olduğundan sanırım iki kez okuyorum. Ne zaman okuyalım derseniz sakin kafayla. Adam en ciddi olaya inceden inceden giydirip, güldürüyor, sonra zaten oturup uzun uzun düşünüyorsun.

Deep : Şimdi o var orda demeyin biliyorum ama dedikodusunu yapmadan olmaz. Ya resmen kendimi onun yüzünden cahil hissediyorum. Sürekli yeni bir şey öğreniyorum. Korkmayın didaktik yazı yamıyor. Ama bir film listesi verir "izlemedim, izlemedim, ımm izledim mi acaba, bak bunu duydum" diyorum belki bir tane izledim çıkıyor. Kitaplara ne demeli. Bizde okuyoruz ama yok onun kadar olmuyor. Off bir de yetenekli. Kendi böyle hikayeler falan yazıyor. Anasını satayım-bu kelimeye cidden sinir oluyorum, çok kaba- biz daha kendi günlüğümüze yazamıyoruz. Off evet kıskanıyorum ne var. Bende öyle iyi, mükemmel falan olsam. Resmen küçükken prenses olmak isterken şimdi Deep olmak istiyorum.

Mim için teşekkür ediyorum ve iki satırda Kalem Fili için yamadan geçemeyeceğim. Canım bu kadar okuyup neden beni kıskançlık krizine sokuyorsun ki. Hadi okudun neden güzel güzel yorumluyorsun. Senin yüzünden kredi kartım patladı. Annem kitaplar yüzünden şikayet edip duruyor. Aferin sana da.



2 Ocak 2016 Cumartesi

idin tasmasını azıcık gevşettim


Herkes yeni yıldan bir şeyler istedi. Bende Noel baba belki geçte olsa uğrar diye bir şeyler düşünmek istedim. Sonra fark ettim ki ben genelde Noel Baba`dan değil kendimden bir şeyler bekliyorum. Tabi Noel Baba da duruma el atarsa çok hoş olur. Sonuçta her isteği onun omuzlarına da yüklemedim, insaflı davrandım. Bir çiçek almak istiyorum. Şöyle açanından ve bakmayı becerebilmek istiyorum. Kurumasın istiyorum. Kendime bir şemsiye almak istiyorum ve bu kez kırmayı başarmadan bir ay kadar kullansam kafi. Örgü örmeyi öğrenmem lazım. Bir arkadaşıma söz verdim ve aradan tam iki yıl geçti. O atkı iyi ya da kötü bitmeli. Otobüs arkalarında koşmaya bir son vermeliyim. Azıcık dakik olsam kaçırmasam falan şahane olur. Hani sürekli düşüyorum ya düşmemek gibi şeyler istemiyorum. Sadece düşünce bende prenses gibi görünmek istiyorum. Hayır her seferinde yeri öpmek, çimen yemek ya da totoyu halka sergilemek zorunda mıyım? Onu anlatmadım dimi? Geçen gün üst geçitte ere kapaklandım. İşin kötü tarafı etekli olmam ve arkamdakilerin popomu inceleme fırsatı bulması. Tersten okuyabilmek istiyorum. Yani “kendinleşme” kelimesini “emşelnidnek” olarak okuyabilmeliyim. Sanırım bu kelimeyi az önce Türk diline de ben kattım. Hayalini kurduğum bir vakıf olayı var. Böyle sadece isim yapan değil gerçekten bir şeyler yapan bir vakıf. Onun için küçük küçük adımlarımı atmak istiyorum. Çünkü ancak şimdi başlarsam planlar uygun giderse 22 yıla hayallerime kavuşmuş olacağım. Kendime pembe bir kazak falan almak istiyorum. Pembe nefretim ne kadar büyükse hiç pembe bir şeyim olmadığını fark ettim. Manyak mısın sen diyeceksin ama Sidikli`nin o Gevşek sevgilisinden de kurtulmayı planlıyorum. Gerçi bunu aklına gelirde okursa ağzıma ne muamelesi yapacağını az çok tahmin edersiniz. Son olarak tüm korkularımdan kurtulmayı planlıyorum. Örümcek fobimden değil ama. Daha çok güvensizlik problemimden. Böylece eski ben olur, düşünmeden isteklerime göre yaşarım. Yani Freud`un şu id`in biraz daha serbest bırakmayı planlıyorum.