19 Mart 2016 Cumartesi

bugünü de kirlettik


Temiz bıraktığımız tek günümüz kalmadı. Her gün bir yerde bir bomba patlıyor. Her gün gittiğimiz yerlerde, yürüdüğümüz sokaklarda caddelerde. Kimse güvende değil. İşin kötüsü artık kimsede güven kalmadı. Bir okul tatil ediliyor güvenlik için. biz bir şey olmaz diyoruz. Bir gün bu haberlere itimat etmeyin diyenler 24 saat geçmeden ölü yaralı açıklıyor. Yaşananların hiç biri normal değil. Okuduklarımdan gördüklerimden bıktım artık. 22 yaşındayım ve ailemin, kendimin, sevdiğim insanların can güvenliği için endişe ediyorum. Benim 22 yaşında endişe etmem gereken şeyler bunlar olmamalıydı. Bende kariyerim için endişe duymalıydım. Bir yerde patlayacak bomba yüzünden ölme korkum, sevgilimin beni aldatması korkusunun önüne geçmemeliydi. Çok daha basit, yalın endişe ve korkularım olmalıydı. Söyleyecek çok şeyim var ama her biri boğazıma düğümleniyor. Önceden ülke için iki ucu boklu değnek derdim şimdi değneğin tamamı boka batmış gibi geliyor. Korkmayacağım dedim, içeri girmeyeceğim dedim. Bir okul istihbarattan daha iyi çalışamaz dedim. Sabah işlerimi tamalamak için ofise uğrar sonra ikinci el kitapçımdan bir iki kitap almaya Beyoğlu`na uğrar, arkadaşla buluşmak için Karaköy`e yürürüm dedim. Şimdi ofisten çıkmak için Joker`in gelmesini bekliyorum. Üstüne bir de sürekli yok şurda burda patlama oldu diye haberler gelip duruyor. Güvenlik sağlanamıyor belli de sosyal medyanın niye ağzına sıçıyorsunuz. Nişantaşı`nda patlama dediler, Levent metrosunu patlattılar dediler. Her şey yeterince korkunç değildi çünkü.

16 Mart 2016 Çarşamba

mutlu sonla bitiyor kurbağa


“Minnettarım” sevdiğim kelimelerden biridir. Hep bana daha içten gelmiştir. Söylerken ise ilk defa bu kadar içten hissediyorum. Felsefecilerin söylediği değişimle ilgili her şey ne kadar doğruymuş. Bir yıl önce şuan yanında duran adam için hissettiğim minnettarlıktan bahsetseler uyuşturucu komasına falan girdiklerini düşünürdüm herhâlde. Ama öyle hissediyorum. Garip ki Joker`in varlığına şükrediyorum. Kendime de ona da şaşırıyorum. Bu kadar duyarlı olmasını beklemezdim. Ne de bana bu kadar değer vermesini. Belki o bunu sadece arkadaşı olduğu biri için bile yapabilecek biri ama ben aylarca onu tanımamak için uğraşmışım. Dedemin şahit olduğum ilk krizinin üzerine aradığında ağlamaktan zor konuşuyordum ama aradığı için o kadar rahatladım ki. Resmen kuyunun dibine adam ip atmıştı. Çürük ip elimde kaldığında ona ne kadar çok ihtiyacım duyduğumu anladım. Şarjı bitti hemen arayacağını söyledi ama saatlerce aramadı. Ona aramadığı için kızarken bir ipe ne kadar çok ihtiyacım olduğunu anladım. Tam dört saat boyunca aramasını bekledim. Salak bir telefon bu kadar saatte şarj olabileceğine göre beni aramak istemiyor dedim. Ne beni aramak istiyor ne benim için kuyuya ip salmak istiyor diye düşündüm. Hak etmiştim ama. Adama ben gidiyorum deyip sevgililer gününde kaçan bendim. Telefonda soğuk konuşup aramalarına cevap vermeyende bendim. Başıma ne geldiyse hak etmiştim işte. Sürekli ben dedim, özgürlüklerim, hissettiklerim, hissetmek istemediklerim, güvensizliklerim, korkularım. Zaten sonun böyle biteceğini biliyorken çok da şaşırmadım. Tekrar aradığında aklımdaki tek şey hiç ağlamadan, onun benle vakit kaybetmesini engellemekti. Ama o bana “nerdesin” dedi. 5 saat geçimişken ve ben son bir saatte kafamda onunla ayrılık konuşmamı yapmışken “Nerdesin?” dedi. Muhtemelen son dakika dünya kadar para bayıldığı uçak biletine rağmen,  havaalanı hastane arası kiraladığı aracın bozulmasına rağmen yanıma geldi. Ben onun için böyle bir şey yapar mıyım emin bile değilken hatta itiraf etmek gerekirse yapmazken o benim için yaptı. Ona sarılmak sanırım o ara yaşadığım en rahatlatıcı şeydi. Acı çekerken güçlü durmak zorunda kalmadığım tek insandı. Benim için gelmişti, elinde havalimanından aldığı masal kitabıyla. Kitabı verirken dediği “Mutlu sonla bitiyor Kurbağa”  hayatımda duyduğum en romantik cümle. Tek sorunum Fransızcam “je t'aime ve bonjour”dan ibaret.

14 Mart 2016 Pazartesi

korku kafeslerimiz mi olacak artık


Uzun zamandır telefonumun internetini açık bırakmıyorum. Son bir haftadır tek haber izlemedim, tek satır okumadım. Saatlerce kitap okudum. Şu Pilaton`dan Diyaloglar. Sonra blogu özledim yazdım yayınladım ve uzun zamandır okumadığım arkadaşlarımı okumak istedim. İlk Drama`nın sayfasını gördüm üstünde hemen Melo duruyordu. Siyah bir zemin beyaz bir Ankara. Saatler olmuştu ruhum duymamıştı. Sidikli.. Onunla konuşana kadar deli gibi aklımdan bir sürü kötü senaryo geçti. Bir şey olsa mutlaka haberim olurdu. İşin garibi ne biliyor musunuz ben çok alıştım Sidikli`yi korku içinde aramaya. Ya sesini duyup rahatlamanın nasıl bir vicdan yükü bıraktığını ben biliyorum. Bu sabahı Ankara`daki tüm arkadaşlarımı arayarak geçirdim. İlk okuldan beri çok yakın olduğum bir arkadaşım kolunu kırmış, bir kaç sıyrığı varmış. Çocuk resim okuyor, hayatta en sevdiği şey. kimsenin bunu onun elinden almaya hakkı yok. Beni sürekli korku içinde bırakmaya hakları yok. Maslow diye bir adam var. Yıllar önce rastlamıştım onun ihtiyaç hiyerarşisine. Basamaklara bakıp nerde durduğumu bulmaya çalıştım. Bu ülkede en alt basamakta olmak bile mucize. Vergi veriyorum, devletten çalmıyorum, hatta çalan hocam olsa gözünün yaşına bakmıyorum tüm o geleceğimi tehdit eden mesajlara rağmen. Bir vatandaş olarak üzerime düşen şeyleri yapıyorum. Okuyorum, katkım olsun diye uğraşıyorum, bağışlayacak çok param olmadığı için sosyal yardım kuruluşları için çalışıyorum. Lisede bir hocam kendi görevinizi yapmadan devletten görevini yapmasını bekleyemezsiniz demişti. O günden beri suçlayıp talep etmeden hep düşündüm ben kendi görevimi yapıyor muyum diye? Bugün hakkım var. Ben devletin benden beklediği her şeyi yaparken o benim can güvenliğimi sağlamak zorunda. Çünkü yaşama hakkı ilk okulda ezberletilmişti. Doğuştan kazandığım bir haktı. Suçlamıyorum aslında yine. Sadece bana vaat edileni istiyorum. Çünkü ben korkuyla yaşamak, alıştırılmak istemiyorum. Her patlamada yakınlarım var mı diye bakmak istemiyorum. Ne zaman bitecek bilmiyorum. Ben çok çok yoruldum. Nasıl bir vicdan onuda anlamıyorum insanların ölümünü istemek. İnsanları öldürmek ses duyurmak, amaca giden yol değil. Ben insana insan diye bakıyorum. Renkmiş ırkmış saçmalıktan ibaret. Kimse anlamıyor ölümle fikirler ölmez. Tahammül edemiyorum artık ne o bombayı patlatanlara ne de buna engel olup işini yapmayanlara. Silahsız bombasız bir günüm olsun istiyorum. Siz biz falan olmak istemiyorum. Ben o barutu ilk bulana, silahı ilk yapana, dinamiti, bombaların her türlüsünü bulan, bunu talep edenlere kızıyorum.

batman`e joker mumelesi


Doktorun stresten ve yorgunluktan olduğunu söylediği mide kramplarım ve burun kanamalarım var. Kuzenimin beyaz gömleğinde kan gördüğümde bir yeri kanadı diye düşündük. Meğer ben salya sümük ağlarken peçete yerine çocuğun gömleğini kullanmışım. Sidikli senin burnun kanıyor dediğinde keşfettik. Zaten o saatten sonra orda geçirdiğim son haftam oldu. Babam öğrendiğinde İstanbul’da buldum kendimi. Üçümüzün de ikinci bir emre kadar gitmesi yasak. Durumu stabil ve orda yapacağımız beklemek dışında başka bir şey yokken babamın sözünü dinlemek zorunda kaldım. Sanırım daha çok benim için endişelenip onada bir şey olmasından korktuğum için. Uyku problemi çekiyorum biraz da psikopatlıktan mustaribim. Gece kendimi yatak odasına gidip babamın nefes alıp almadığını kontrol ederken buluyorum. Bundan kimseye söz etmedim. Sanırım sırrımı saklayabilirsiniz. Babam cumartesi sabahı annemin yanına gitti. Sırf annemi yalnız bırakmamak için her fırsat bulduğunda yanına gidiyor. En son gidişinde ehliyetini kaybettiği için uçağa binemeyip otobüste süründü. Buna rağmen annem yalnız kalsın istemiyor. Bende yalnız kalmak istemeyince kızları aradım. Bütün gün NilKuşu ve Sarıyla alışveriş yaptım. Sanırım hayatlarındaki en sıkıcı alışverişti. Çok fazla gülüp konuşamayınca onlarında keyfi kaçtı. Buna rağmen hisettirmemek için çok uğraştılar. Tüm gün yanımda kalıp akşam yemeğinde bile bırakmadılar. Bir kez daha onlara sahip olduğum için ne kadar şanslı olduğumu anladım. Gece uyuyamayınca bizde kalmak istediklerinde reddettiğim için çok pişman oldum. Yalnız kalmaktan cidden nefret ediyorum. Benim için yalnızlık fazla yalnız. Bende gecenin üçünde Joker`i aradım. İlk açmadı ikinci sefer yine açmadı. Üçüncüde artık ne hatlar karıştırıyorsa ağızına tuvalet muamelesi yapmaya hazırdım. Ben burda yalnızlıktan ölüyordum o gecenin bir yarısı ne boklar yiyordu acaba. Hiç bana paranoya demeyin bilirim ben malımı dedim adama nerdesin diye çemkirdim. Bazen neden böyleyim bilmiyorum ama bildiğiniz pis, art niyetli bir tipim ben. Ben ona nerdesin sen diyorum o uyku sersemi telaşlı telaşlı iyi misin diye soruyor. İyi misin? Doğrusunu isterseniz şuara pek değilim. Üzgün olmak istemiyorum eski o neşeli kaygısını çukurlara gömen kız olmak istiyorum. ama şu sıra ağlayan korkan bir kızım. Gerçi Jokeri gece üçte yatağından kaldırıp, komşular görürse el birliğiyle ağzıma sıçarlar demeden eve çağırdım. Hiç itiraz bile etmeden geldi. Ben sızana kadar benimle oturdu. Uyuz gibi ağırsın sen deyip koltukta bırakmayıp yatağıma taşımış. Sonrada o beni parçalama potansiyeli olan komşular uyanmadan gitmiş.    

11 Mart 2016 Cuma

kadınım ya duygusalmışım


Dönmenin bu kadar zor olduğunu bilmiyordum. Bir haftadır İstanbul`dayım ama yazamadım bir şeyler değişti bende. Canı sıkıldıkça kanepenin yerini değiştiren bir insanda değildim. Hatta karakterim konusunda sabit fikirli biri bile sayılırım. Şimdiyse kanepenin, televizyonun, masanın yeri değişti içimde. Neşemi bir yerlerde unutmuşum gibi hissediyorum. Bazı şeylerin benim için ne kadar önemli olduğunu hiç fark etmemişim bu zamana kadar.  Keşke doğduğumuzda kolumuza takılan isim bilekliğimize son kullanma tarihimizi de yazsalar. Ya üzülme düğmesi olsa bari. Falcılara gidesim, büyücülerde büyü arayasım var. Kurbağa bacağı istesin onu bile kendi ellerimle tutarım ben. Her şey fazla fazla geldi. Peş peşe üstüme üstüme geldiler. Kimse şövalyelik kurallarını uygulamadı. Kimse delikanlı gibi tek tek de gelmedi. En kötü davrananda bana zaman oldu. Zaman uzadı, işten bitmek bilmeyen aramalar durmadı. Herkesin başına kötü şeyler geliyor, kimse hayattan sıyrılmıyor biliyorum. Hayat devam etmiş ben kırmızı ışık zannedip durmuşum. Ben dururken de işler birikmiş. İşin kötü tarafı bugün arkamdan konuşurken yakaladım. Bana çok üzgün olduğunu söyleyip arkamı döndüğümde “Kadın olunca duygusal oluyor. Bir gitti iş falan umursamadı.” Umursamamışım ben. Rapor almama rağmen sabah akşam hastanede beklerken bir sürü işlerini yaptım onların. Ama onlara göre patron beni çoktan kapıya koymalıydı. Kadınım ya duygusal davrandım. Evet belki de öyle davrandım ama erkeklerle eşit kabul edilmeyen ikinci sınıf vatandaş yerine konulan biz değil miyiz? Bir kere şımartıldıysam ne olmuş. Döndüğümden beri onlar gelmeden işe gelen, en son çıkan benim. Aslına bakarsanız gelmediğim günlerin telafisi için bile yapmıyorum bunu. İtiraf ediyorum ne kadar yoğun olursam o kadar uzaklaşıyorum yaşadıklarımdan. 

4 Mart 2016 Cuma

güneş şemsiyesi


Hayat benim için durmuşken insanların hayatına devam ediyor olması beni sanırım şaşırtıyor. Hayatımda bana yakın sadece iki ölüm gördüm. Babaannem bir gece yarısı evinin merdivenlerinden düştü ve öldü. Dedem bir gün olsun hasta görmediğim. Kalp krizi yüzünden öldü. Birkaç gün hastane de kaldı ama çok normal ve sağlıklıydı. Öleceklerini hiç düşünmemiştim. Hala köye gittiğimde, eve girdiğimde gözlerim arıyor. Belki annem bizi etkileyebileceğini düşünmeyip cenazeye katılmamıza izin verseydi böyle hissetmezdim. Annem 15 yaş için erken olduğunu düşündü. Şimdi 22 yaşındayım kendi kararımı verip sormuyorum bile ama ölüm düşüncesi bile benim için zor. İnsanlar fotoğraflar paylaşıyor, snapler atıyor, yer bildirimleri yapıyor. Bense tüm gün bir hastanede işe gitmediğim için deliye dönen patronumun işlerini halletmek için kucağımda lap topla çalışıyorum. Daha ne kadar bekleyeceğimizi bile bilmiyorum. Ama burdan ayrılmaya korkuyorum. Dedemden en son ayrılırken elim tutup gözlerimin içine bakması geliyor. O günden beri bir kez bile ona dokunamadım. Eve sadece uyumak için gidiyorum bu da annemi daha çok delirtiyor. Aslında şu sıra herkes benden nefret ediyor. Ailem davranışlarım yüzünden kafayı sıyırdığımı düşünüyor. Bütün gün hastanede beklemem, elimde bilgisayarım çalışmam, sonra bir sonraki gün tekrar erkenden hastaneye gelmem. Ama evde olmaya katlanamıyorum. Anneannemi gece her kalktığımda dışarda o soğukta ağlarken buluyorum. Sürekli “kandırdın beni” diyor. Bıkmadan usanmadan tekrarlıyor. Annem teyzelerim anneannemin yanında ağlamazken o yokken sürekli dedemden bahsedip ağlıyorlar. Annem beni ağlama duvarı gibi kullanıyor. Ben ağlayamıyorum diyen ben artık insanların etrafımda olup olmamasını bile umursamıyorum. Sadece Sidikli hafta sonu geldikçe tek gram göz yaşı dökmüyorum. Bazen benim yeteri kadar üzülmediğimi düşündüğünü hissediyorum. Ama o etraftayken yapamıyorum. O ağlarken teselliye ihtiyacı varken yapamıyorum. Dedemi sevdiğimi biliyordum. Ama bu kadar derinden sevdiğimden haberim yoktu. Onun üzerine bu kadar çok hayalim olduğundan da haberim yoktu. Tüm bu zaman sonunda bir şeyi daha fark ettim. Her ailenin bir güneş şemsiyesinin çubuğu var. O yoksa bir halta yaramıyor.

28 Şubat 2016 Pazar

size hiç biri ölmeden cenaze evi temizlemenizi söylediler mi


Ne kadar söylersek söyleyelim, kendimize arada hatırlatırsak hatırlatalım kaybetmeye yaklaşmadan kıymetini hiçbir şeyin değerini anlayamıyoruz. Densiz doktorun biri ümit yok dediğinde, densiz biri gerekli hazırlıkları yapın dediğinde sizin ne kadar acı çektiğinizi görmüyor. Sadece bir gün gitmedim. Öğlen arayıp kalp masajı yaptıklarını söylediler. Vazgeçmedi. Ama bana her ihtimale karşı evi temizlememi söylediler. İhtimal eşittir soğuk bir beden. İki katlı aslında temiz olan o evi Sidikli ve iki kuzenimle tekrar temizledik. Hiçbir şey hissetmedim. İçim ölmüş robot gibiydim. Sadece aklımda temizlemek vardı. O kadar. Duyduğumda deli gibi ağlayan ben bir anda robot oldum. Dayılarıma tabut için ağaç kesmelerini söylemişler. Hazırlıkmış, pehh. Takım elbisesini çıktı en son ne zaman eline aldığını bilmediğim alet edevatı alıp gitti. Ne hissetmiştir acaba? Kimseye onun ölmeyeceğini anlatamıyorum.  Aklıma önceki krizinde çalışmayan salak şok cihazı gelip durdu. Diğeri getirelene kadar nefes almayı unutmuş gibiydim. Herkes acı çektiğini söylüyor. Doktorlar mücadele ettiğini ama artık eskisi gibi olmayacağını söylüyor. Bunların hiç birini duymak istemiyorum. Acı çekmesindense.. denip yarım bırakılan cümleler dolu etraf. Bencilce belki ama olmaz. Ben bunu şuan kaldıramam. İlk krizini geçirdiği akşamdan sonra onu görmek imkansızlaştı. Normalde sık sık yanına girmemize izin verirlerken günde bir defa dediler, o da camın ardından. O saatten sonra birbirimizi yemeye başladık. Her gün kim girecek krizi yaşar olduk. Şey babam iki karton sigara aldı ve hemşireyle hastabakıcılara rüşvet verip Sidikli ile benim gece görmemizi sağlıyor. Uyuz salak okul kimliğini kullanıyor. Patlamanın olduğu gündü ilk krizi. Askeriyedeki olağanüstü durumdan dolayı iki kuzenim zor geldi. Yine bir yerde bir şey patlayıp hayatımızı etkiledi işte.  O ikisi de kaldıkları iki gün boyunca askeri kimliklerinden faydalandı. Sanırım onları içeri aldıkları için, bende öyle bir kimlik olmadığı için onlardan nefret ediyorum. Haksızlık bu. Mikropsa dertleri, çöplükten çıkmadım ya. Sürekli gelenlere öncelik vermek zorunda kalıyorum. Tüm yeğenleri geldi. Adamlar dünyanın bir köşesinden gelmişken hayır olmaz diyemiyorsun. Aslında diyorum ama bana Amerika’dan İstanbul’a sonra buraya kaç saat yol çektiklerinden bahsediyorlar. Onlara, ama onun torunu benim diyemiyorum. Erkek kardeşi dedemi o halde görünce hastalandı. Hastanede bir yatakta ona açıldı. Hayatım neden bu kadar kötü? Bütün gün bekleme salonundaki yoğun bakıma ait kameradan dedemi izliyorum. Bir şey olur kimse görmez diye korkuyorum.