Dönmenin bu kadar zor olduğunu bilmiyordum. Bir haftadır İstanbul`dayım
ama yazamadım bir şeyler değişti bende. Canı sıkıldıkça kanepenin yerini
değiştiren bir insanda değildim. Hatta karakterim konusunda sabit fikirli biri
bile sayılırım. Şimdiyse kanepenin, televizyonun, masanın yeri değişti içimde. Neşemi
bir yerlerde unutmuşum gibi hissediyorum. Bazı şeylerin benim için ne kadar
önemli olduğunu hiç fark etmemişim bu zamana kadar. Keşke doğduğumuzda kolumuza takılan isim
bilekliğimize son kullanma tarihimizi de yazsalar. Ya üzülme düğmesi olsa bari.
Falcılara gidesim, büyücülerde büyü arayasım var. Kurbağa bacağı istesin onu
bile kendi ellerimle tutarım ben. Her şey fazla fazla geldi. Peş peşe üstüme
üstüme geldiler. Kimse şövalyelik kurallarını uygulamadı. Kimse delikanlı gibi
tek tek de gelmedi. En kötü davrananda bana zaman oldu. Zaman uzadı, işten
bitmek bilmeyen aramalar durmadı. Herkesin başına kötü şeyler geliyor, kimse
hayattan sıyrılmıyor biliyorum. Hayat devam etmiş ben kırmızı ışık zannedip
durmuşum. Ben dururken de işler birikmiş. İşin kötü tarafı bugün arkamdan
konuşurken yakaladım. Bana çok üzgün olduğunu söyleyip arkamı döndüğümde “Kadın
olunca duygusal oluyor. Bir gitti iş falan umursamadı.” Umursamamışım ben. Rapor
almama rağmen sabah akşam hastanede beklerken bir sürü işlerini yaptım onların.
Ama onlara göre patron beni çoktan kapıya koymalıydı. Kadınım ya duygusal
davrandım. Evet belki de öyle davrandım ama erkeklerle eşit kabul edilmeyen
ikinci sınıf vatandaş yerine konulan biz değil miyiz? Bir kere şımartıldıysam
ne olmuş. Döndüğümden beri onlar gelmeden işe gelen, en son çıkan benim. Aslına
bakarsanız gelmediğim günlerin telafisi için bile yapmıyorum bunu. İtiraf ediyorum
ne kadar yoğun olursam o kadar uzaklaşıyorum yaşadıklarımdan.
