romantik komedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romantik komedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2014 Salı

kahve bile sevmiyorum ki ben


Romantik komedi sevmeyen var mı? Bir Nil Kuşu pek sevmez. SarıKız romantik komedinin komedi kısmını unutup, gözleri doluk doluk izlediği olur. Benim Sidikli ise ne bilim sever ama illa diye tutturmaz. Ben severim hem de çok. Korku filmi mesela hiç sevmem. Canımın sıkkın olmasını da beklemem izlemek için. Romantik komedileri ilk izlemeye başladığımda ortaokul dönemindeydim ve her biri bana büyüleyici geliyordu. Bir kere mutlu sonu garanti. İzlerken gülümsüyor, şanslıysan gülüyorsun. Yeni izlemeye başlayanlar için önlerine bolca farklı konulu, değişik karakterli, harika filmler geliyor. Sonra izleme seviyesi bir tık daha yükselince, konular aynı ve her şey tahmin edilebilir oluyor. Beğenmeme oranın artıyor. Tüm bunlara rağmen, tahmin edebilirliğine rağmen izlemeden edemiyorsun. Amerikan romantizmini sonuna kadar hissediyorsun. Ya adam koşuyor peşinde ya da tesadüfler birbirini kolluyor. Sonra kadınlar bizim gibi sürekli ilk adım erkekten gelsin diye beklemiyor. Şu çıkma adı verdikleri şeyi rahatça öne sürüyorlar. “Kahve içelim mi?| öğlen yemeğine çıkalım mı?” Ben de romantik komediyi fazla kaçırdım sanırım. Bir tesadüf görmeyeyim yeter ki. Stajdan sonra şu Bay B ile tanıştığım vakfa uğradım. İyilik meleği tarafım yine kabardı. Halbuki şeytanla yarışırım ben. Tesadüf burada işledi ve Bay B. Bir şey için sponsor bulmuş. Çocuğun zaten elinin kolunun uzanmadığı yer yok. Bense yardımları cebimden para çıkarmadan yapan tiplerdenim. Yardımsal içerikli konuşma dışında hiçbir şey elde edemeden çıktık. Metrobüse doğru yol alıyoruz, bende bir yandan kendimi gaza getiriyorum. Ne olcak yani ilgimi belli etsem. Etmesem ve onun dürtülmeden bana geleceği yoksa ve ben midemde ki kelebeklerle başbaşa kalırsam. Hem ondan hoşlanmıyor gibi davranıp tersleme olayı daha önce elimde patladı. Pişman olmak istemiyorum. Keşkeyle yaşamak hiç. “Bir yerde oturup kahve içelim mi?” ağzımdan çıktığında ancak fark edebildim ne dediğimi. Daha kendimi gazlamakla meşguldüm halbuki.  Döndü ve gülümseyip “Planım vardı.” dedi. Ben o plan yaptığın sürtüğün saçını başını yolduktan ve kıçını tekmeledikten sonra planın olmayacak ki. “Yarın içelim o zaman?” kafasını garip bi şekilde sallayıp “Aslında yarın babamla.. ” gerisini dinlemedim. Ne dinleyeceğim. İkinci kez teklif etmeyi düşünmezken ağzımdan çıktı ve reddedildim. Kendimi kusmuğunu geri yutmuş gibi hissettim. Bay  B olacak salakta sırıtıp ”Çarşambayı sormayacak mısın?” dedi.  “Daha fazla reddedilmeyi kaldıramam” dedim ama sen sor sor deyince “Çarşamba?” dedim. Kahkaha atıp “Aslında Çarşamba da..” deyince yumruğu karnına geçirdim, biber gazını çıkarıp acımasız polis edasıyla kafasına boşalttım. Sonra da malum yerin dizimi geçirdim. Tabi bunları beynim birkaç saniye içinde yaparken kalbim izin vermedi “Boşver, zaten arkadaşıma söz vermiştim unuttum.”  dedim.  “Arkadaşını biraz bekletmek zorunda kalacaksın. Çarşamba seninle kahve içiyoruz.” dedi. İşte o an kalbimin ortasında olimpiyat meşalesi alevlendi. Pheidippides`in Atina`ya koşuşu gibi kalbimde ona doğru koştu. Rezil oldum ama mutluyum ben. Senden hoşlanıyorum diye böğürdüm resmen ama o da umurumda değil. Ben mutluyum ve iyi hissediyorum işte. Tabi arada beynim araya giriyor ve ne kadar rezil olduğumu bana maydanoz süslü tabakta servis ediyor.  Adam resmen benle dalga geçti. Parmağında oynatmadı evirip çevirdi. Gurur denen şeyin kırıntısını bırakmadı bende. Demek ki neymiş, romantik komedilere inanıp bunu Türk erkeği üzerinde denememek lazımmış. Zaten orda hep muylu son, burada ise uçurumdan atlamak ne kadar mutlu sonsa.