Romantik komedi sevmeyen var mı? Bir Nil Kuşu pek sevmez.
SarıKız romantik komedinin komedi kısmını unutup, gözleri doluk doluk izlediği
olur. Benim Sidikli ise ne bilim sever ama illa diye tutturmaz. Ben severim hem
de çok. Korku filmi mesela hiç sevmem. Canımın sıkkın olmasını da beklemem izlemek
için. Romantik komedileri ilk izlemeye başladığımda ortaokul dönemindeydim ve
her biri bana büyüleyici geliyordu. Bir kere mutlu sonu garanti. İzlerken
gülümsüyor, şanslıysan gülüyorsun. Yeni izlemeye başlayanlar için önlerine
bolca farklı konulu, değişik karakterli, harika filmler geliyor. Sonra izleme
seviyesi bir tık daha yükselince, konular aynı ve her şey tahmin edilebilir
oluyor. Beğenmeme oranın artıyor. Tüm bunlara rağmen, tahmin edebilirliğine
rağmen izlemeden edemiyorsun. Amerikan romantizmini sonuna kadar hissediyorsun.
Ya adam koşuyor peşinde ya da tesadüfler birbirini kolluyor. Sonra kadınlar
bizim gibi sürekli ilk adım erkekten gelsin diye beklemiyor. Şu çıkma adı
verdikleri şeyi rahatça öne sürüyorlar. “Kahve içelim mi?| öğlen yemeğine
çıkalım mı?” Ben de romantik komediyi fazla kaçırdım sanırım. Bir tesadüf
görmeyeyim yeter ki. Stajdan sonra şu Bay B ile tanıştığım vakfa uğradım.
İyilik meleği tarafım yine kabardı. Halbuki şeytanla yarışırım ben. Tesadüf burada
işledi ve Bay B. Bir şey için sponsor bulmuş. Çocuğun zaten elinin kolunun
uzanmadığı yer yok. Bense yardımları cebimden para çıkarmadan yapan
tiplerdenim. Yardımsal içerikli konuşma dışında hiçbir şey elde edemeden çıktık.
Metrobüse doğru yol alıyoruz, bende bir yandan kendimi gaza getiriyorum. Ne
olcak yani ilgimi belli etsem. Etmesem ve onun dürtülmeden bana geleceği yoksa
ve ben midemde ki kelebeklerle başbaşa kalırsam. Hem ondan hoşlanmıyor gibi
davranıp tersleme olayı daha önce elimde patladı. Pişman olmak istemiyorum. Keşkeyle
yaşamak hiç. “Bir yerde oturup kahve içelim mi?” ağzımdan çıktığında ancak fark
edebildim ne dediğimi. Daha kendimi gazlamakla meşguldüm halbuki. Döndü ve gülümseyip “Planım vardı.” dedi. Ben
o plan yaptığın sürtüğün saçını başını yolduktan ve kıçını tekmeledikten sonra
planın olmayacak ki. “Yarın içelim o zaman?” kafasını garip bi şekilde sallayıp
“Aslında yarın babamla.. ” gerisini dinlemedim. Ne dinleyeceğim. İkinci kez
teklif etmeyi düşünmezken ağzımdan çıktı ve reddedildim. Kendimi kusmuğunu geri
yutmuş gibi hissettim. Bay B olacak
salakta sırıtıp ”Çarşambayı sormayacak mısın?” dedi. “Daha fazla reddedilmeyi kaldıramam” dedim
ama sen sor sor deyince “Çarşamba?” dedim. Kahkaha atıp “Aslında Çarşamba da..”
deyince yumruğu karnına geçirdim, biber gazını çıkarıp acımasız polis edasıyla
kafasına boşalttım. Sonra da malum yerin dizimi geçirdim. Tabi bunları beynim birkaç
saniye içinde yaparken kalbim izin vermedi “Boşver, zaten arkadaşıma söz
vermiştim unuttum.” dedim. “Arkadaşını biraz bekletmek zorunda
kalacaksın. Çarşamba seninle kahve içiyoruz.” dedi. İşte o an kalbimin
ortasında olimpiyat meşalesi alevlendi. Pheidippides`in Atina`ya koşuşu gibi
kalbimde ona doğru koştu. Rezil oldum ama mutluyum ben. Senden hoşlanıyorum
diye böğürdüm resmen ama o da umurumda değil. Ben mutluyum ve iyi hissediyorum
işte. Tabi arada beynim araya giriyor ve ne kadar rezil olduğumu bana maydanoz
süslü tabakta servis ediyor. Adam resmen
benle dalga geçti. Parmağında oynatmadı evirip çevirdi. Gurur denen şeyin
kırıntısını bırakmadı bende. Demek ki neymiş, romantik komedilere inanıp bunu
Türk erkeği üzerinde denememek lazımmış. Zaten orda hep muylu son, burada ise
uçurumdan atlamak ne kadar mutlu sonsa.
