Çocuk okutmak zor. Okul için servis parası lazım. Servis olmasa paso aylık yaptırmalı. Kılık kıyafet var, beden eğitimi için kıyafet lazım. E bir ayakkabıda artı oraya. Kantin masrafından bahsetmiyorum bile. İyi ki kullanılmayan kitaplar bedava. Gerçi o bedava olsa ne olacak, ilk yıl yabancı dil kitabı için cüzdanından bir kaç yüzlük istiyorlar. İlk yıldan sonra da devam ediyorlar. Benim zamanımda 150 200 veriyorduk. Okula kayıt içinde para lazım, okul aile birliğine ağlayacağım yapacak bir şey yok. Defter işi var ama onu saymıyorum bile, bir şekilde halledilir. Asıl problem yol ve sürekli verilmesi gereken cep harçlığı. Tabi kılık kıyafete de bir ara el atmak lazım. Okul gezileri ikinci dönemim işidir diye düşünüyorum. Tanışmadan başlamazlar o işe herhalde. Çocuk yaptım da boyum kadar büyüttüm gibi hissediyorum. Matematikçi`den bahsediyorum. İyi bir lise kazandı şimdi yok orası uzak gitmesi sorun yok tam gün ne zaman çalışacağı diyor. Ya onun o yaşta çalışmak zorunda olması ayrı acı verirken birde bunlar yüzünden geleceğini yakmaya kalkması ayrı acı veriyor. Evin yakınlarındaki meslek lisesine gidermiş. Yaptırmadım ikinci tercih falan yaptırmadım, üçüncü dördüncü kaç hak verirlerse versinler yaptırmayacağım. O kadar çalıştı, dershaneye gitmeden gecesine gündüzüne kattı. Lan her hafta sonu için Uyuz kalktı geldi.Boş bulduğum her dakika ona ders anlattım. Kaldı ki bu yıl yoğunluktan ölüyordum. O emeğini çöpe atmaya razı ise de ben değilim. Annesine yazık be. Kadın her gün temizliğe gidiyor. İşe yaramaz boktan babasına rağmen ayakta durmaya çalışıyorlar. Kadın nasıl gurur duydu. İzin vermem. Benim gözümde hala gözüne uhu kaçtı diye ağlayan elleri boyalı küçük çocuk. İdealist fedakar ayaklarını ona yediririm yine de izin vermem. Sadece lanet olası parayı bulmam gerekiyor. Off keşke yan gelip yatacağıma iş arasaydım. O zaman çoktan iki aylık maaşım olurdu. Köşeye attığım para hem bana ona yetmez, annemlerden istemem imkansız. Bursa`daki evin borçları, Sidikli`nin yurt, Uyuz`un ev masrafları var. E İstanbul gibi bir yerde yaşıyorken adam zaten anca topluyor. Burs veren yerler lise olunca vermiyor. Bazısı ilk okul diyor bazısı kız çocuk diyor pof. Bir yol bulmam lazım en acil tarafından. Ya en iyi banka soyayım ben.
Cadılar Bayramı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cadılar Bayramı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Ağustos 2015 Perşembe
2 Kasım 2014 Pazar
ölü gelinden bozma
Eşitlik falan yok. Kadın erkek eşitmiş pehh. Değil işte. Eşit
davranmayı bilmiyoruz. Sokaklar sürekli bizim için tehlikeli oluyor. Sürekli korunması
gereken varlıklarmış gibi davranılıyoruz. Güçsüz, zayıf bizler ve bizi korumaya
hazır erkekler. Kimi kimden koruyorlar? Kendi hemcinslerinden. Toplumdaki her
boktan kuralda bizim için geçerli mesela. Erkeklerin ne kadar çok sevgilisi
varsa o kadar erkek oluyorlar. Sırtlarına o kadar çok vuruluyor. Kadından üç
bilindik ilişki, dördüncüde “kaşar” lakabını da beraberinde getiriyor. Gerçi kadının
kadına yaptıkları da var. Sanki bu mevzuda kadın konuşmuyor mu? Erkeklerle
mücadele etmekle kalmayıp, birde kendimizden olanla mücadele ediyoruz. En azından
kadınlar sokakta fiziksel tacizde bulunmuyor ve babalarımıza bahane üretmiyor. Evetttt.
Tüm o dışardaki babama bahane yaratan insan müsveddelerine kızgınım. Babama kızgınım.
Adamda kendine göre haklı ama bende haklıyım. Gençken eğlenmeyeceğimde bunu ne
zaman yapacağım. Ama sürekli dışarısı ve tehlikeleri hakkında uzun konuşmalar
dinliyorum. Ergen gibi hissediyorum ya. İzin koparmaya çalışan ergen kız. Cadılar
bayramını kutlamak için izni zor kopardım. Saatlerce yalvardım aldığım izin
saati on iki buçuk. Millet eğlenirken ben boynumu büküp çıkmak zorunda kaldım.
Ölü Gelin olmam tam isabet oldu. Çıkarken kendimi cidden Ölü Gelin gibi
hissettim. Tim benim için yapmış meğer filmi.
7 Eylül 2014 Pazar
ya kanada`nın kuzeyinde yaşasaydık
Annem ikizler burcu. Bu yüzden değiştirdiği her kararı buna
bağlıyor. Babanı ben ikna ederim derken bir anda babamın onu ikna etmesi
gerekebiliyor. Sonuç perişan bir ben. Saat konusunda birlikte yenemeyince, böl
parçala taktiğini kullanmaya karar verdim. Annemi mutfakta sıkıştırdım e
başladım dil dökmeye. Tam kıvama geldi derken gözleri yerinden fırlamış şekilde
”Alkolden uzak duracaksın ama. İçmiyorsun dimi?” bir dakika ya ben bu konuşmayı
daha öncede yaptım. Arkadaşın doğum günü vardı ve cadılar bayramına denk
gelince kostümlerimizi çekelim partimizi yapalım dedik. Mekan ayarladı, herkes
hazır ve benim izin problemim. Ama o zamanki soru daha önce alkol kullanıp
kullanmadığımdı. Doğruyu söyleyip gitmemeyi ve annemin bağrışlarını mı yalanı
mı terci etmek arasından çok gidip gelmiştim. Tercihimi ise doğrudan yana
kullandım. “Nerde, ne zaman, ne içtin?” soruları ve öğüt içerikli konuşmadan sonra
dürüstlüğüme karşılık izni koparmıştım. Tabi anneme sadece denedim, merak
etmiştim, hepsi tadımlık dememden dolayı da yırtmış olabilirim. Ya da
içmeyeceğime dair verdiğim garanti. Sadece o geceye özelde değil. Annem babamı da
ikna etti sonra. Ancak ben iki gün kala
dersten çıkıp, hastaneye gitmeyi başarıp, hastane kapısından girdikten sonra
yere yığılacak kadar hasta olunca itirafım boşa gitti. İki hafta boyunca
kıçımdaki iğne ağrılarıyla yattım ve babam hayatında ilk kez ben hastayım diye
sevindi. Hatta iyi ki hasta oldun dedi. Ve benim karşımda yine aynı durum. 5
aydır sözümü tutuyorum ama öncesinde ihlallerim mevcut diye bu kez yalan
söyledim ve izni kopardım. Zaten Nil Kuşu`nun abisi de bize eşlik ediyordu ve
paketi eve teslim edecek diye daha kolay oldu. Bu arada “paket” annemin beni
tanımlaması.
İzni alan benim aslında en büyük problemi izin değilmiş. O kahrolasıca
dolapta hiç, hiç ve hiçbir şey uygun değil. Hiçbir şey yoktu ya. Aradım taradım
ama yok. Ne giysem olur bir türlü bulamadım. Elbise mi giysem, etek mi, pantolon mu? Erkek olsan
seçenek az. Etek giyme ihtimalin yo, İskoç
değilsen tabi. Onlarında gece çıkarken etek tercih edeceklerini zannetmiyorum.
Oturup külkedisinin perilerini bekledim, haspam meşgulmüş gelemedi. Böylece ben
dolabımla başbaşa kaldım. Yaptığım her kombini kızlara attım. Ama benim gözümde
hepsi kusurlu. Kıyafeti hallettik geldi ayakkabıya. Topuklu ayakkabıları ne
kadar çok seviyorsam, o kadar yürüyemiyorum ve benimseyemiyorum. Acıdan başka bir
şey değil. Hitler`e zamanında çıtlatılsa erkeklere işkence etmek için topuklu
ayakkabı giydirip koştururdu. Bir de çok kısaymışım gibi ayakkabılar bol
topuklu. Düğünden düğüne giyilince öyle oluyor tabi. Sonra birde gözümün dönüp
aldığım ama sonra giymek için hala fazla nazlı davrandığım az topuklulardan
birini seçtim. Sonra da oturdum kendime kızdım. Çünkü ben dünyanın en rahat
insanıyım. Nereye gittiğim, kim olduğu fark etmeden istediğimi giyinen rahat
ben gitmiş, diğerleri gibi olmuştum. 3 koca saatim gitti. Ondan bir “güzel
olmuşsun” lafı duymazsam topuklu
ayakkabıları ona giydirip 100 kilometre koşturturdum hani.
Şanslı hergelem acı dolu işkence planlarımı duymuş olsa
gerek ki ağzından o kelimeleri dökmeyi başardım. E o saatten sonra da gece
inanılmaz keyifli geçti. Uzun zamandır bu kadar kalabalık olmayı
başaramamıştık. Bolca da Aslan`la dalga geçtik. Nil Kuşu`nun abisi var diye o
kadar gergindi ki o bildiğimiz adam değildi resmen. Gecenin tek kötü tarafı
Prensciğimin kız arkadaşına evlenme teklifi ettiğini öğrenmek oldu. Nil kuşuyla
yıkıldık da kimselere belli edemedik. Bu nasıl iş o nerden çıktı derseniz Nil
Kuşunun abisinin arkadaşı ve o bir Kıvanç. Hani hayranlıkla
seyrettiklerinizden. Liseden beri onu hayranlıkla izlemekteyiz. Yoksa artık
evlenme vakti de geldi. Biz büyüdük o da 30 oldu. Yalnız Nil kuşunun abisinin
başı belada Fok Balığı bir yüzük bekliyor ondan haberi yok.
21 yaşıma çoktan girdim ama Dahi reklamcı kutlayamadı diye
tekrar kutladılar. Bense keşke bugün doğum günüm olsa bugün 21 girsem dedim.
Bay B dizimin dibindeyken. Çok
bahsetmedim farkındayım ama hala güzel geçen gecenin etkisindeyim. Daha az
saçmalayan bir ben oldum diye sanırım. En azından “şey” li cümlelerden
kurtuldum. Tabi dirseğimle çarpıp üzerine döktüğüm içki dışında. Aman ne olcak
sanki azıcık altına işemiş gibi durduysa. Karanlıkta kimsecikler görmez. Kutuplar
yakın olsak işte o zaman sorun olabilrdi ışıklandırmada. Sinirlenmedim derken
ciddidir ve beni arar. Yoksa ben depresyona girerim, çıktığımda da onu
depresyona sürüklerim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



