Cadılar Bayramı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cadılar Bayramı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2015 Perşembe

aman para dediğin nedir ki elimin kiri


Çocuk okutmak zor. Okul için servis parası lazım. Servis olmasa paso aylık yaptırmalı. Kılık kıyafet var, beden eğitimi için kıyafet lazım. E bir ayakkabıda artı oraya. Kantin masrafından bahsetmiyorum bile. İyi ki kullanılmayan kitaplar bedava. Gerçi o bedava olsa ne olacak, ilk yıl yabancı dil kitabı için cüzdanından bir kaç yüzlük istiyorlar. İlk yıldan sonra da devam ediyorlar. Benim zamanımda 150 200 veriyorduk. Okula kayıt içinde para lazım, okul aile birliğine ağlayacağım yapacak bir şey yok. Defter işi var ama onu saymıyorum bile, bir şekilde halledilir. Asıl problem yol ve sürekli verilmesi gereken cep harçlığı. Tabi kılık kıyafete de bir ara el atmak lazım. Okul gezileri ikinci dönemim işidir diye düşünüyorum. Tanışmadan başlamazlar o işe herhalde. Çocuk yaptım da boyum kadar büyüttüm gibi hissediyorum. Matematikçi`den bahsediyorum. İyi bir lise kazandı şimdi yok orası uzak gitmesi sorun yok tam gün ne zaman çalışacağı diyor. Ya onun o yaşta çalışmak zorunda olması ayrı acı verirken birde bunlar yüzünden geleceğini yakmaya kalkması ayrı acı veriyor. Evin yakınlarındaki meslek lisesine gidermiş. Yaptırmadım ikinci tercih falan yaptırmadım, üçüncü dördüncü kaç hak verirlerse versinler yaptırmayacağım. O kadar çalıştı, dershaneye gitmeden gecesine gündüzüne kattı. Lan her hafta sonu için Uyuz kalktı geldi.Boş bulduğum her dakika ona ders anlattım. Kaldı ki bu yıl yoğunluktan ölüyordum. O emeğini çöpe atmaya razı ise de ben değilim. Annesine yazık be. Kadın her gün temizliğe gidiyor. İşe yaramaz boktan babasına rağmen ayakta durmaya çalışıyorlar. Kadın nasıl gurur duydu. İzin vermem. Benim gözümde hala gözüne uhu kaçtı diye ağlayan elleri boyalı küçük çocuk. İdealist fedakar ayaklarını ona yediririm yine de izin vermem. Sadece lanet olası parayı bulmam gerekiyor. Off keşke yan gelip yatacağıma iş arasaydım. O zaman çoktan iki aylık maaşım olurdu. Köşeye attığım para hem bana ona yetmez, annemlerden istemem imkansız. Bursa`daki evin borçları, Sidikli`nin yurt, Uyuz`un ev masrafları var. E İstanbul gibi bir yerde yaşıyorken adam zaten anca topluyor. Burs veren yerler lise olunca vermiyor. Bazısı ilk okul diyor bazısı kız çocuk diyor pof. Bir yol bulmam lazım en acil tarafından. Ya en iyi banka soyayım ben.



2 Kasım 2014 Pazar

ölü gelinden bozma


Eşitlik falan yok. Kadın erkek eşitmiş pehh. Değil işte. Eşit davranmayı bilmiyoruz. Sokaklar sürekli bizim için tehlikeli oluyor. Sürekli korunması gereken varlıklarmış gibi davranılıyoruz. Güçsüz, zayıf bizler ve bizi korumaya hazır erkekler. Kimi kimden koruyorlar? Kendi hemcinslerinden. Toplumdaki her boktan kuralda bizim için geçerli mesela. Erkeklerin ne kadar çok sevgilisi varsa o kadar erkek oluyorlar. Sırtlarına o kadar çok vuruluyor. Kadından üç bilindik ilişki, dördüncüde “kaşar” lakabını da beraberinde getiriyor. Gerçi kadının kadına yaptıkları da var. Sanki bu mevzuda kadın konuşmuyor mu? Erkeklerle mücadele etmekle kalmayıp, birde kendimizden olanla mücadele ediyoruz. En azından kadınlar sokakta fiziksel tacizde bulunmuyor ve babalarımıza bahane üretmiyor. Evetttt. Tüm o dışardaki babama bahane yaratan insan müsveddelerine kızgınım. Babama kızgınım. Adamda kendine göre haklı ama bende haklıyım. Gençken eğlenmeyeceğimde bunu ne zaman yapacağım. Ama sürekli dışarısı ve tehlikeleri hakkında uzun konuşmalar dinliyorum. Ergen gibi hissediyorum ya. İzin koparmaya çalışan ergen kız. Cadılar bayramını kutlamak için izni zor kopardım. Saatlerce yalvardım aldığım izin saati on iki buçuk. Millet eğlenirken ben boynumu büküp çıkmak zorunda kaldım. Ölü Gelin olmam tam isabet oldu. Çıkarken kendimi cidden Ölü Gelin gibi hissettim. Tim benim için yapmış meğer filmi. 

7 Eylül 2014 Pazar

ya kanada`nın kuzeyinde yaşasaydık


Annem ikizler burcu. Bu yüzden değiştirdiği her kararı buna bağlıyor. Babanı ben ikna ederim derken bir anda babamın onu ikna etmesi gerekebiliyor. Sonuç perişan bir ben. Saat konusunda birlikte yenemeyince, böl parçala taktiğini kullanmaya karar verdim. Annemi mutfakta sıkıştırdım e başladım dil dökmeye. Tam kıvama geldi derken gözleri yerinden fırlamış şekilde ”Alkolden uzak duracaksın ama. İçmiyorsun dimi?” bir dakika ya ben bu konuşmayı daha öncede yaptım. Arkadaşın doğum günü vardı ve cadılar bayramına denk gelince kostümlerimizi çekelim partimizi yapalım dedik. Mekan ayarladı, herkes hazır ve benim izin problemim. Ama o zamanki soru daha önce alkol kullanıp kullanmadığımdı. Doğruyu söyleyip gitmemeyi ve annemin bağrışlarını mı yalanı mı terci etmek arasından çok gidip gelmiştim. Tercihimi ise doğrudan yana kullandım. “Nerde, ne zaman, ne içtin?” soruları  ve öğüt içerikli konuşmadan sonra dürüstlüğüme karşılık izni koparmıştım. Tabi anneme sadece denedim, merak etmiştim, hepsi tadımlık dememden dolayı da yırtmış olabilirim. Ya da içmeyeceğime dair verdiğim garanti. Sadece o geceye özelde değil. Annem babamı da ikna etti  sonra. Ancak ben iki gün kala dersten çıkıp, hastaneye gitmeyi başarıp, hastane kapısından girdikten sonra yere yığılacak kadar hasta olunca itirafım boşa gitti. İki hafta boyunca kıçımdaki iğne ağrılarıyla yattım ve babam hayatında ilk kez ben hastayım diye sevindi. Hatta iyi ki hasta oldun dedi. Ve benim karşımda yine aynı durum. 5 aydır sözümü tutuyorum ama öncesinde ihlallerim mevcut diye bu kez yalan söyledim ve izni kopardım. Zaten Nil Kuşu`nun abisi de bize eşlik ediyordu ve paketi eve teslim edecek diye daha kolay oldu. Bu arada “paket” annemin beni tanımlaması.

İzni alan benim aslında en büyük problemi izin değilmiş. O kahrolasıca dolapta hiç, hiç ve hiçbir şey uygun değil. Hiçbir şey yoktu ya. Aradım taradım ama yok. Ne giysem olur bir türlü bulamadım.  Elbise mi giysem, etek mi, pantolon mu? Erkek olsan seçenek az. Etek giyme ihtimalin yo,  İskoç değilsen tabi. Onlarında gece çıkarken etek tercih edeceklerini zannetmiyorum. Oturup külkedisinin perilerini bekledim, haspam meşgulmüş gelemedi. Böylece ben dolabımla başbaşa kaldım. Yaptığım her kombini kızlara attım. Ama benim gözümde hepsi kusurlu. Kıyafeti hallettik geldi ayakkabıya. Topuklu ayakkabıları ne kadar çok seviyorsam, o kadar yürüyemiyorum ve benimseyemiyorum. Acıdan başka bir şey değil. Hitler`e zamanında çıtlatılsa erkeklere işkence etmek için topuklu ayakkabı giydirip koştururdu. Bir de çok kısaymışım gibi ayakkabılar bol topuklu. Düğünden düğüne giyilince öyle oluyor tabi. Sonra birde gözümün dönüp aldığım ama sonra giymek için hala fazla nazlı davrandığım az topuklulardan birini seçtim. Sonra da oturdum kendime kızdım. Çünkü ben dünyanın en rahat insanıyım. Nereye gittiğim, kim olduğu fark etmeden istediğimi giyinen rahat ben gitmiş, diğerleri gibi olmuştum. 3 koca saatim gitti. Ondan bir “güzel olmuşsun”  lafı duymazsam topuklu ayakkabıları ona giydirip 100 kilometre koşturturdum hani.


Şanslı hergelem acı dolu işkence planlarımı duymuş olsa gerek ki ağzından o kelimeleri dökmeyi başardım. E o saatten sonra da gece inanılmaz keyifli geçti. Uzun zamandır bu kadar kalabalık olmayı başaramamıştık. Bolca da Aslan`la dalga geçtik. Nil Kuşu`nun abisi var diye o kadar gergindi ki o bildiğimiz adam değildi resmen. Gecenin tek kötü tarafı Prensciğimin kız arkadaşına evlenme teklifi ettiğini öğrenmek oldu. Nil kuşuyla yıkıldık da kimselere belli edemedik. Bu nasıl iş o nerden çıktı derseniz Nil Kuşunun abisinin arkadaşı ve o bir Kıvanç. Hani hayranlıkla seyrettiklerinizden. Liseden beri onu hayranlıkla izlemekteyiz. Yoksa artık evlenme vakti de geldi. Biz büyüdük o da 30 oldu. Yalnız Nil kuşunun abisinin başı belada Fok Balığı bir yüzük bekliyor ondan haberi yok.

21 yaşıma çoktan girdim ama Dahi reklamcı kutlayamadı diye tekrar kutladılar. Bense keşke bugün doğum günüm olsa bugün 21 girsem dedim. Bay B dizimin dibindeyken.  Çok bahsetmedim farkındayım ama hala güzel geçen gecenin etkisindeyim. Daha az saçmalayan bir ben oldum diye sanırım. En azından “şey” li cümlelerden kurtuldum. Tabi dirseğimle çarpıp üzerine döktüğüm içki dışında. Aman ne olcak sanki azıcık altına işemiş gibi durduysa. Karanlıkta kimsecikler görmez. Kutuplar yakın olsak işte o zaman sorun olabilrdi ışıklandırmada. Sinirlenmedim derken ciddidir ve beni arar. Yoksa ben depresyona girerim, çıktığımda da onu depresyona sürüklerim.