Etraftaki ilişkilere gözlerimi dört açıp baktım. Temel sorun
kıskançlık. Kadınların erkeklerin ensesinden düşmemesi, erkeklerin kadının
giydiği kıyafete çemkirmesi, ilişki boyunca tüm arkadaşları dışlayıp
birbirlerini ilişkiye hapsetme temel problemlerdi. Ama benim temel problemlerim
güvensizliğim, garanticiliğim, şu olasılıklara dair rakamsal takıntım.
Anlayacağınız bir ilişkiye dair korkularım hala gün yüzünde durmakta. Size
bahsetmesem de ben anlaşmasız adım atmam. Ne kadar net olursak o kadar iyi olur
dedim. “Birine aşık olmayı bırak, hoşlandığında gel söyle boşuna birbirimizi
kandırmayalım olaysız sona merhaba diyelim” dedim kabul etti. “İnsanların
içinde tartışmaktan hoşlanmam, kadınsal krizlere girip insan içinde olay
çıkarma, baş başayken sıçacaksan sıçarsın ağzıma” dedi, “Ben hiç çemkirmem tam
bir hanımefendiyim” dedim kabul ettim. “Mıçmıç mesajlaşma, yok aramadın
gitmedin nerde günaydın mesajım diye söylenmek yok, çekemem” dedi “İşime gelir”
dedim. Sonuçta işsiz olan yatıp uyuyan benim. Niye sabahın köründe salak bir
mesaj için uyandırılmak isteyeyim ki. Öyle gerekli gereksiz her konuyu konuştuk
ki, saçma triplere girmeyelim, tamamen dürüst olalım istedik. Bende susmayan bu beyin varken ayakları
yerden kesen kıpırtılar vs. hep boş lafmış gibi geliyor. Sonra ben buna
“Giydiklerime karışılsın istemem. Yok efendim bu kısa, uzununu giy falan
çekemem.” dedim. Yumruğunu masaya vurup karışırım diyen bir Joker
beklemiyorsunuz dimi? Hayır bekliyorsanız ben bu adamı size düzgün
anlatamamışım demektir. “İşime gelir. Zaten ben pantolona karşıyım. Mini
etekler tasarım harikası be hayatım” dedi pişkin pişkin sırıttı. Ah ama bakın
nereyi atladım ben. Paşa şiddete karşıymış, öyle laf atarlarsa falan kavgaya
giremez karşıymış. Bir annesi için kavga edermiş, yoksa kavga görürse ilk
topuklayan o olurmuş. Lan bir anası kadar olamadık. Adam resmen bana seni
önemsemiyorum dedi. Bende kavga etsin demedim ama bu kadarı da fazla dürüst
geldi be. Hani insan der erkekliğe bok sürdürmeyeyim, böyle bir şeyi itiraf
etmeyeyim. Yok, yok bizim ki açık açık söyledi. Eh bende sırtına iki şaplak
atıp “Tamam sevgilim. Bir şey olursa sen arkama saklanırsın, ben senide beni de
korurum” dedim. Eh bu pısırıktansa ben
daha iyi kendimi savunurum yalan mı?
30 Kasım 2015 Pazartesi
26 Kasım 2015 Perşembe
cidden kimdi
Gülümsüyor. Burnunun estetik olduğunu düşünüyorum. Boynunda
ki dövmesinin acıtıp acıtmadığını soruyorum. Acıtmadı zaten çok iyi
hatırlamıyorum, sarhoştum diyor. 17 yaşında yaptırmış. Daha küçüktüm diyor.
Pişman olup olmadığını soruyorum, değildim zaten uzun süredir istiyordum diyor.
Uzun siyah saçlarına eli gidiyor, sinir oluyorum o kadar güzel ve uzun diye.
Ama kesin burnu yapma diye kendimi avutuyorum. Başka dövmesi var mı diye
soruyorum var birkaç tane diyor. Yaptırmak istiyorsan yaptır, sildirirsin
diyor. Sildirince iz kaldığından haberin yok heralde diye tersliyorum,
sildirdim daha önce adam gibi yere gidersen bir şey olmaz diyor. Ses tonuna,
giyinişine, duruşuna sinir oluyorum çok kadınsı, çok olmuş, çok güzel. Sonrasını
hatırlamıyorum pek. Bölük pörçük. Gerçek, bu bir anım, hayal değil, delirmedim.
Ama kim, nerde tanıştık hatırlamıyorum. Bir iki saat sohbet ettiğimizi
hatırlıyorum ama neden bilmiyorum. Kim tanıştırdı, doğaçlama bir tanışma mı
hatırlamıyorum. Hayır, rüya falan değil. Biliyorum bir anım ama bulamıyorum.
Olduğu yerden çıkmıyor. Daha öncede başıma geldi. Sadece bir yüz ve üç gün boyunca
kimdi diye düşünüp durdum. Aşırı tanıdık bir yüzdü ama kim olduğunu
hatırlamadım. Hatta ünlü biri mi diye bile düşündüm. Staja gidince fark ettim
ki sinir bozucu, yaşlı yönetici asistanıydı. Unutmak istemiyorum. Ben gerçekten
çok korkuyorum. Bir şeyler normal değil farkındayım ama yüzleşmek istemiyorum.
Unutmaktan çok korkuyorum. Bir gün yüzleri hatırlayamamaktan. Bu sizin basit
unutkanlık dediğiniz şeylerden değil. İlk beşinci sınıfta teyzemin adını
unuttum. Bir hafta boyunca hatırlamaya çalıştım, sonunda anneme sordum. Lisede
kendi adımı unuttum bir kez. Ciddiyim, kendi adımı! Çok utanç verici ama arkadaşıma
dönüp adım neydi demek zorunda kaldım. Ciddiye almadı güldü belki ama ben
ciddiydim. Doktora git diyeceksiniz gittim, fiziksel hiçbir sorun yok. Gerçi
genlerime işlemiş alzheimer var ama bu kadar erken görülmesi mümkün değil.
Anneme, Sidikli`ye, son dönemde görüştüğüm herkese sordum öyle birini
hatırlamıyorlar. Ama eminim ben. Sadece kim bilmiyorum. Şimdi istediğim biri
kimliğimi dahi fark etse bendim ya desin. Unutmak istemiyorum. Bir gün burayı
bile unutma potansiyelimden korkuyorum. Hâlbuki hatırlayabilmek için yazıyorum.
Etiketler:
ben,
günlük,
kişisel post,
korkularım,
unutmaktan korkuyorum
25 Kasım 2015 Çarşamba
gözden çıkartacağın parayı borç ver
Babamın maymun iştahımdan bıkıp, ödemeyi reddettiği kurs
ücretini çalışıp kazanma kararı verdim. Birinci sınıftan son sınıfa kadar da
çalıştım. Çalışırken öğrendiğim birkaç şey oldu. Hatta çok şey. Mesela kendimi
dizginlemeyi, iş yerinde duygusallığa yer olmadığını, aldığın parayı babandan
alsan sayman gerektiğini ve gözden çıkartabileceğin parayı borç vereceğini
öğrendim. Patron bir gün biri senden 100 lira istiyorsa, cebinde varsa bile
sadece gözden çıkartacağın kadarını ver dedi. Çünkü verdiğin her borcun geri
dönmeme olasılığı vardır. O yüzden 20 liranı gözden çıkartıyorsan o kadarını
ver. Geri gelmezse üzülmezsin dedi. Nereye bağlayacaksın bunu derseniz Joker`e
tabi ki de. Yemek yerken babası aradı, iyilik sağlık derken adamdan para
istedi. Maaşı ne kadar bilmem ama adamdan 3000 istedi. Ehh karı milleti merak
eder, bu adam bu parayla ne yapacak.” Kredi kartı” dedi. Ödemeyi geciktirmezmiş
yani bu son ayın faturası. Bu adam bu parayı kimle nerde yedi. Evet aklıma
gelen ilk soru bu oldu. Hayır bir hesabı ödüyorsa ikincisini ödetmem, iki gün
sonra çocuğun parasını yedi demesinler. E ben bu parayı yemediysem kim yedi.” Biz
harcadık, zaten araban benzin içiyor güzelim” dedi yılışık. Koca hayvan gibi
arabayla gezersen ki baban aldı onu da, benzin parasını bir zahmet öde. Hayır
adam oturduğun eve kadar almış daha ne yapsın, öküz. Ödedikten sonra kalmıyorsa
paran, çıkartma kalsın, yatsın yerinde. Gelmişsin 25 yaşına baba kredi kartımı
öde nedir lan. Hem böyle saçma bahane mi olur? Huhu toplama çıkartma, ayak
yorgan hesabı yap ama o parayı babandan isteme. Tabi ona böyle söyleyemedim. Cadde çocuğu olmayı bırak adam ol da
diyemedim. Onun yerine “bence babandan para isteme. Çalışıyorsun sonuçta. Yani
ne bileyim, büyüdük ya hani. İstersen bende var biraz hallederiz.” Dedim, havan
herif kükredi. Haspam gelmiş elli yaşına babasından para almaya utanmıyor da
benden para almazmış bilmem ne. Hayır gelişim evresini tamamlamamış bu diyorum
kimse inanmıyor. Ama adamı öyle bir manipüle ettim ki üç gün sonra haklısın
hala babamın sırtından geçiniyorum moduna girip aldı parayı. Sonuç ise cebimde
150 lira para kalıp tüm biriktirdiğimi ona verdim. Anladım ki iş sevdiklerine
gelince gözden çıkartacağından daha fazlasını karşılıksız verebiliyormuşsun.
Acil iş bulmazsam ben babadan para isteyen o kız olacağım.
21 Kasım 2015 Cumartesi
evimin kadını çocuklarımın anası olmalıymışım
Çocuğa özel şoförün muamelesi yapmaymış. İki yere bıraktı diye hemen incileri dökülmez. Annem insafsızca çocuğu kullandığımı iddia ediyor. Ben toplu taşımada sürünürken onu içi rahat etmiyormuş dedim ki koca bir yalan, annem inandı ayy ne hoş çocuk dedi. Anneme söylemedim erkek arkadaşım olduğunu, çünkü biliyorum anında babama söylememi isteyecek. O yüzden flört ediyoruz diye uyutmaya çalışıyorum. Bu kadar tantanada akşam saatlerinde çağrıldığım bir iş görüşmesine beni götürüyor diye. Beşte iş görüşmesinin absürtlüğü zaten apayrı ayrı bir konu, randevuyu veren adamın kafası ayrı. Hazırlandım, Joker sağ olsun götürdü üzerine birde ben buralarda otururum sen çıkınca ara bir şeyler yapalım çok sürmez zaten dedi. Yani insan olan görüşmeyi yarım saatte bitirir ama adam iki saat konuştu. Bir saat boyunca kendisinden, iş yaptığı insanlardan bahsetti. Kafasını eğip CV`ye bakmadı bile. On dakika konuşmama izin verdikten sonra "Ya zaten sen çalışmak zorunda değilsin" dedi. Nasıl yani deyip mal mal adamın suratına baktım. "Bunlar hep Amerikanın bize empoze ettiği şeyler. Bizim kültürümüzde atamızda kadını çalıştırmak yok. Baban ilerde kocan sana bakmak zorunda." dedi. O an ben "mal oldum" sözünü yaşadım. Emlak piyasasının cafcaflı olduğu bir noktada ofis, modern bir ofis ama kafayı bir yerlerde bırakılmış. Tüm bunları söyledikten sonra birde "Ailenizle kalıyorsunuz dimi?" "Babanın boynunun borcu siz evlenen kadar." gibi bir sürü saydı saydı en sonunda dayanamadım. Kocaman gülümseyip "Haklısınız, çok doğru konuşuyorsunuz. Sevgilime sizin gibi düşündüğümü belirttim. Ama o kalkmış iki gün evinde kaldım diye masrafları bölüşmemizi istiyor. Bende mecbur işte iş görüşmeleri falan uğraşıyorum. Yoksa bende karşıyım. Zaten okula babam ısrar etti diye gittim. Gerçi iyi de oldu. Sevgilimle orda tanıştık.Hayır baya da zengin çalışmama ihtiyacı yok. Ama o tuttu beni buraya getirdi bekliyor. En iyi ben gideyim. Sizde sanırım bana iki gün içinde dönersiniz, iyi günler." dedim. Adam şoka girip kem küm etti surat morardı ama kibarlık gösterecek ya ayağa kalkıp elini uzatınca elini sıkmak için davrandım sonra "Ay sevgilim kızıyor başka erkeklere dokunmama kusura bakmayın" dedim döndüm kıçımı gittim. Manyak mısın sen diyeceksiniz ama evet. O nasıl bir düşünme tarzı. Ben bunca yıl boşa mı okudum. Boşuna mı benim yerimde olabilecek birinin yerini gasp ettim. Anama babamın emeğine benim için harcanan paralara, devletin verdiği öğretmenin patlattığı gırtlağa yazık değil mi? Ben zaten böyle kafada bir insanla yalvarsa çalışmam diye düşündüm adamın istemediği her şey olmaya karar verdim. Bırakayım şok olsun, hatta ismimi ona buna tanıdığı firmalara versin de beni hiç yormasınlar zamanımı görüşmelerle çalmasınlar dedim.
Etiketler:
annem,
ben,
günlük,
imaj gerçeği göstermiyor,
iş görüşmesi,
Joker,
kişisel post
15 Kasım 2015 Pazar
şantiye kuralları
Jokerle birlikte harika bir hafta sonu geçiriyoruz. Böyle
canim incir çekti, üşenmemiş gitmiş bulmuş. Hamile değilim tabi ki de, ama
nasıl mutlu olmuşum nasıl anlatamam. Önüme koyduğu an yemeye başlamışım ama
nasıl yemek. Böyle yıllardır aç kalmış gibi. Yüzüme gözüme bulaştıra bulaştıra.
Ama yerken ne önemi var nasıl göründüğümün dedim yedim. Sonuçta adam benim
sevgilim. Hem filmlerde kız ağzını hayvan gibi doldurur ve adam onun o haline
aşık olur dimi? Bende kesin bana aşık ve yemek yiyen kadınlardan olduğum için
hayran hayran bakıyordur, o bakışları yakalıyım diyorum. Kafamı kaldırıyorum
bir de ne göreyim! Adam bana altına sıçmış çocuğun bezini değiştirme işi komşunun
eltisinin görümcesinin kızına düşmüş ifadesiyle bakıyor. Etrafıma bakıyorum
herkes aynı şekilde pis bakışlar atıyor. Aha adamı etraftaki sürtüklerden biri
kapıp götürecek, dedim ama sonuna varamadan öküz bağıra çağıra ayağımdan
çekiştirerek uyandırdı. Cümle aynen su “Kızım sen delirdin mi şantiyede götünü
devirip yatıyor musun? Ya ben değil başkası olsaydı? Ne zaman büyüceksin sen? Ne
düşüncesizsin iki dakika başını boş bırakmaya gelmiyor.” Gördüğüm şey rüyaydı
ama bana bunları sayan şey kâbus. Lan bu adam yazdan beri her hafta sonu o
şantiyeye uğramıyor mu? Pazar cumartesi demeden hem de. Ben değil miydim yazın
bile arabanın içinde o sıcakta oturan? Hem göt ne Allah aşkına? Ne terbiyesiz
bir kelime. Kıç kesinlikle daha kibar bir kelime. Bari kıçını deseydi. Hem ne hakla beni suçlar? Ben onu orda tam iki saat bekledim. Hangi kız sevgilisiyle
buluşacağı zaman aman yanıma kitap alayım canım sıkılırder. Ben diyorum. Çünkü
adam her hafta sonu beş dakika diye uğruyor saatlerce gelmiyor. Sanırsın
içeride açık kalp ameliyatı var, hayat kurtarması lazım. İlk gittiğimizde beş
dakika dedi yirmi dakika yoktu. Sonra yine beş dakika dedi yarım saat yoktu. Sonra
bu bir saat iki saat derken benim kitaplar bunu beklerken teker teker bitti. Bu
yine beş dakika gidip geleceğim dedi bir saat gelmedi. İş güç anlıyorum da bu
ne iş aşkı? Lan ben yanındayken ne işi? Ama bunu dışımdan diyemeyince “Tabi git
canim haha” dedim oturdum boyna bekledim. Bu kez de kitap bitince beni bir uyku
bastırdı bir uyku anlatamam. Anahtarı aldım geçtim arka koltuğa. Sonra fosur
fosur uyudum ki bir saat on dakika uyumuş sonra da incirli rüyamı görmüşüm.
Benim sevgilim insan olsa güzelce seslenir uyandırırdı ve bende her Türk kızı
gibi bana rüyamda attığı pis bakışlar yüzünden hesap sorup tirip atardım. Ama
nerdee. Ben daha beni bekletmesinin hesabını soramazken adam bana götünü
devirip yatmamın hesabını soruyor.
Etiketler:
ben,
günlük,
ilişki batırmaca,
Joker,
kişisel post,
sevgili başa bela
13 Kasım 2015 Cuma
itfaiyeci olmak var itfaiyeci olmak var
Birkaç gün önce internette dolaşırken gördüm. Ankara
itfaiyesi tanıtım filmi yapmış kendilerine. Böyle sesi güzel olanlar solo
yapmış, kliplerini çekmişler. Böyle bıyıklı amcalarımız olsun, göbekli
abilerimiz olsun yangın çıkarsa biz söndürmeye gideriz diyor. Pardon biz
yangına gideriz diyorlar. Sonra aklıma nedense Amerikan kadınlarının itfaiyeci
fantezisi geldi. Misal her bekarlığa veda partisinde striptizci çağırılacaksa
bu ya itfaiyesi ya polis üniformasıyla gelir. Kadınların bir itfaiyeci
sevgilisi varsa oo derler. Sen nerden biliyorsun be derseniz biz dizilerin,
filmlerin, kitapların yalancısıyım. Bizi itfaiyeci ve o itfaiyecinin kaslarıyla
ya kandırdılar, hayallerimizle oynadılar ya da bizim ülke itfaiyeciyi de
tutturamadı. O göbekler ne Allah aşkına. Bu amcanın emeklilik yaşı ne zaman
geliyor. Tamam ülkem için şöyle kaslı itfaiyesi bende isterim ama şuan can
korkusu sardı. Tamam faydaları büyük ama abi o göbekle nasıl yanan evden beni
çıkartacak. Hiç mi koşturmuyorsunuz siz bunları e devlet baba. Hadi
koşturtmuyorsunuz bari bunları daha başka alanlara kaydırın. Fantezi katili
oldunuz bari şunların göbeksizini seçin de koyun. Gerçi bir ay falan önce tatbikat yaparken cansız
mankeni kurtaramamışlar. İnsan düşünmeden edemiyor ya yangın çıksa, bir yerde
sıkışsam o göbekli amca beni nasıl kurtaracak. İşsiz kalsınlar demiyorum ama bu
amcaları masa başı işlere çeksek de, alana bunların çevikli, kaslılarını
koysak. Valla kendi fantezim için değil. Maksat mankenin canlısı yanmasın.
11 Kasım 2015 Çarşamba
bırak hayatın seni yaşasın
Kendimi bugün mutlu hissetmiyorum. Hayat çok anlık. Mutluluğunu yaşarken fark etmeyen biz zavallılar üstüne gölge düştüğünde dehşete kapılıyoruz. Bir kaç salise içinde insan hayatı değişiyor. Hemde her şey fazlası ile normalken. Güle biliyorken bunu yapamaz, yürüyemez, düşünemez hale gelebiliyorsunuz. Kendi vücudunuzun kontrolünü kaybedebiliyorsunuz. Yaşamak isterken son nefesinizi aldığınızı bilemeden önemsemeden, sıradanlığın içinde kaybolurcasına çekiyorsunuz o son nefesi. Aklım her ihtimalin yüzdeliklerini istiyor. Kaybedebilceklerimin ihtimallerini bilmek istiyorum. Sanki rakamlar olursa hayatımı daha anlamlı kılacakmış gibi. Kaç nefesim kaldı alacak, kaç gülümsemelik zamanım var. Başıma büyük felaketler gelemeden ne kadar zaman koşabilirim. insan öleceğini bile bile yaşıyor. Tam tarih verseler gerçekten bu günümü böyle yaşamak istemem biliyorum. Bu yüzden korkuyorum. Bir gün kör olacaksın deseler uyumam hafızama depolayabildiğim kadar renk depolarım. Bir gün yürüyemeyeceksin deseler ciğerlerim patlayana kadar koşarım. Ama kimse rakam vermezken kendi sıradanlığımla boğuluyorum. Aslında bir çoğumuz bunu yapıyor. Saatlerce iş, sonra düz parlak kutuların karşısında saatler geçiriyoruz. Ama karşınıza biri çıkıp bir yıl sonra öleceksin dese kimsenin televizyon izleyeceğini sanmıyorum. Anlık bir şey tüm hayatınızı bir eror sayfasına çevirebilir. Bunları birer iyilik meleğine dönün ya da tüm çılgınlıkları yapın diye söylemiyorum. Başkalarının istekleri, kalıpları içinde yaşamak istemiyorsanız uyanın diye söylüyorum. Son günüz olduğunu biliyorsanız o gün yapacağınız şeylerden birini bile değiştirmek zorunda hissetmeyin kendinizi diye söylüyorum. Benim gibi aklınız başınıza sadece kötü şeyler kayıplar geldiğin gelmesin diye söylüyorum. Mutsuzluklarınızdan ders çıkarmayın diye.
9 Kasım 2015 Pazartesi
sezonu kapattık
Düğünde koca bulan kızlar tayfası var. Hep duyup ya inanmam öyle şey mi olurmuş dediğim şey meğer gerçekmiş. İki düğünden elde edilen hasılat 13. Düğüne iki saat kala uyandım ama o salona ilk giden ben oldum. Diğerleri profesyonel olunca tabi ben işi berbat etmemek için gece gündüz çalıştım. Bir kaç nota kaçırsam da dinleyenlerin fark ettiğini hiç zannetmiyorum. Yalnız bu Joker cidden kısmetimi açtı. İki düğündür yengelerim anneme sizin kızları şu sordu bu sordu dediler. Tabi bende her fani gibi nasıl havalandım nasıl şımardım görmeyin gitsin. Yengem kuzenin arkadaşlarından birine "Kız daha küçük vermezler, tanıştırmazlar bile" demiş. Çocuk yaşımı öğrenince kızın turşunu mu kuracaklar deyince yengem dayanamadım acı gerçekleri parylaştım insanlarla diyor. Her sorana "Babası kızların turşusunu kurmaya zahmet etmez, tarihi eser yapıp müzeye koyacak." demiş. Sidikli ise zengin olanlarla tanıştırsaydınız bizim arabaya sponsor lazımdı oyalardım diyor. Hatta en büyük sponsora Lady`i elden çıkarırdık bile dedi kaşar. Salağın biride sahneden iner inmez gelip tanıştı ve ikinci cümlesi düğünden sonra ne yapıyorsun oldu. Dışardan bazen nasıl görünüyorum merak ediyorum. Yani çok laylaylom bir tip miyim yoksa sorun eteğimin boyu mu? Fenomen "Abi Lady bizim kuzen abim duymasın damatlığına kan sıçratmayalım" deyince salağın suratındaki ifadeyi görmeliydiniz. Hayır asılmanın bile kiba yolu var abaza herif. Beni orkestradan sanmış bilmem ne. Öyle olsam ne fark eder ki. Erkeklerin kadınları cisimleştirmesinden, etiketlerinin her boka yarayacağını düşünmelerinden nefret ediyorum. Hayır bir de nerde olduğunu unutmuş salak. Bizimkilerden birinin kulağına gitse önce köşeye çeker sıkarlar sonra Uyuz`u çağırıp bir dikiş atıver derler. Aile büyüklerinde medeniyet ailenin kızlara yan gözle bakmaya teşebbüs etmeye cesaret edene kadar var, sonra yok. Siz gelin ayakkabısının altına isim yazmışsınız, çiçek kapmaya çalışmışsınız nafile. Zaten gelinin evlenmemiş arkadaşı kalmadığı için Sidikli ile tüm arkadaş listemizi yazdık. Hatta ayakkabılardan birinin altına Cha, Drama, Lily, Melo, Bla, leyan, mody, spot, gizemli ve Müpte yazdım sonra dünyanın en büyük kötülüğünü yapıp DemirBey, Buddah, Berkay yazıp bıraktım. Lady de yazdım eşek sağlam kazık hesabı ama iki ayakkabıda da ismim çıkmadı. Sidikli iyice mala bağladığımı düşünse de topluma hizmet sayıp aklıma geleni yazdım işte ne var. Düğünün en bomba olayı ise kuzenimin elbisesine basan biri yüzünden straplez elbisenin aşağı doğru inmesi. Annesinin attığı çığlık hala kulağımda. Sidikli bari gözükseydi de kulağıma verdiği hasara değseydi diyor. Halamda Uyuzun iki dakika yalnız bırakmadı. Neymiş kız tarafı çok sırnaşmış, gözü tutmamış. Sırnaşan var mı bilmem ama bizimki hiç rahatsız gibi gözükmüyordu. Sevgilisi bir görse acımaz böbreklerini satar. Hatun İngiliz ama kadın kadın işte. Tek kıskanç canavar Türk kadını değil anladım ben. Bizimki düğüne çağırmadı diye kıyamet koparınca düğün biter bitmez geri döndü çocuk kalmadı bile. Kızın korkusundan fotoğraf çekimine bile kalmadı. Klasikleşmiş Aşk-ı Memnu pozumuzu veremedik. İnstegrama koyduğum fotoğraflarda ayrı olay yarattı. Arkadaşlarımdan böyle yakışıklı kuzenim var da niye söylemiyorsun diyenin ayrı, bu kız çocuğa çirkin, aman yaşlı gösteriyor diyenin ayrı çenesini çektim. Kuzenlerimin fotoğraflarını isteyip, üşenmeyip stalklayıp kuzenlerime talip çıkan bile oldu. Bu kız milletinin sonunu hiç hayırlı görmüyorum ben. Bu arada düğünden hemen sonra ayakkabının altından çıkmayanların isimlerini kolonya ve ıslak mendil ile sildim. Yakalanmak istemedim. Ama silmeden baktım. Sevinirler mi bilmem ama Melo ve Cha üç vakte kadar evlenir benden söylemesi.
Etiketler:
ayakkabı altına isim yazılır,
ben,
düğün,
günlük,
kişisel post
7 Kasım 2015 Cumartesi
beyaz meleğinin artık tek derdi kumda oynamak değil
Bu hafta başıma gelmeyen kalmadı. İlk olarak dünyanın en
koca kıçlı aptalı benim itiraf ediyorum. Ayy okulu özledim, öğrenciliği özledim
desem de şu kaydolduğum ikinci okula bir kez gitmedim. O kadar habersizim ki
başlayan ve kaçan sınavlardan bile bir haberdim. Pazar akşamından pazartesiye
üç sınavım olduğunu öğrenen ben gece on iki demedim benim şu kuzenimin arkadaşı
olan kulak burun boğazcıya mesaj atıp rapor rica ettim. Üç gün raporu alsam da
öğrenci işlerinde girmediğim tarihi geçmemiş sınavlar için rapor teslim etmem için
bir yere kapanmadığım kaldı. Sonra ver elini Tokat. Kız Tokat`lı diye kına
gecesi için oraya kadar gittik. Hayatımda ilk defa gelin hamamına gitsem de
gitmeden araştırdım kızın önüne sabun atmak lazımmış onu bile yaptım. Yeminle
kızın ailesi bizden bıktı. Kızı istemeye gittiğimizde hayat müşterek deyip
Artist Abi kız da tuzlu kahve içmeden ağzına sürmedi. Denizde deve güreşi
yaparken hayat müşterek deyip ufacık kızın omzuna çıkıp tutamadı diye söylenen
adamdan ne bekliyorsunuz ki? Kızın yerinde olsam, azıcıkta aklım olsa bizimkiyle
evlenmem hayatta. Bu adamın kaşı gözü ayrı oynuyor, bir ikide zamanında seni
boynuzlamış, daha ne dönüyorsun buna. Cidden kadınlar 25 yaşından sonra
seçiciliği bırakıyor mu? Bir arkadaşım 25 yaşından sonra önüne gelenle
evleneceksin seçmeyi bırakıyorsun diyordu. Ben hep tersi olduğunu iddia ettim
ama şimdi o kadarda emin değilim. Tamam bizim oğlan taş ama çapkın ya. Tatlı
dilli öküzdür hani. Zamanında aşıkmış baya ama kıza onca yalvarmasına rağmen
geri dönmeyince bizimkinde sanki bir şeyler bitmiş gibi geliyor bana. Biz
kadınlar neden hep böyle bizi üzecek adamları buluyoruz ki. Ya kendi kuzenim
ama biliyorum nasıl ittir. Kendi ağızıyla diyor hayatımda bir tek Gelin Hanım`ın
peşinden koştum, aldatınca hesap sormasında haklıydı diye. Diğer kızlara hep
ben sizin peşinizden gelmedim, benim ne olduğumu biliyordunuz, aldattığıma
şaşırmış gibi yapmayın diyecek kadar pişkinde. Of resmen oturdum evlilik
kurumunu sorguluyorum. Ama bakıyorum Artist Abi dünyalar iyisi adam bile olsa
sadakat kavramı yok, bu kızda bunu tecrübe etmesine rağmen evleniyor. Ya ilerde
öyle olursam. Salaklık yapıp beni salak yerine koyacak bir adamla evlenirsem.
Bana “Beyaz meleğim senin enim gibi bir adamla evlenmene izin vermem.” diyor.
Sanki ben onları dinleyecekmişim gibi. Keşke hala beyaz elbisesini plajda bile
üstünden çıkartmak istemeyen, şişko, bonus kafa kız olsam, kumda oynasam.
1 Kasım 2015 Pazar
rica etsem teşekkür edebilir misin
Basit bir teşekkür ederim demek bu kadar zor olmamalı. Altı üstü
üç heceli bir kelime. Hatta mailde telefonunda otomatik düzeltme zırvalığın
varsa “teş” yazsan devamı çıkıyor. Ama biz insanla buna gerek bile görmemeye
başladık. Teşekkür ederim, merhaba, nasılsın artık sadece işimiz düşünce
yazılan şeyler hale geldi. Samimiyet yok, iletişim kurmaktan artık bu işin
eğitimini alanlar bile anlamıyor. İnsanlardan rica etmek, işlerini hallettikten
sonra ise sadece beklenen basit bir “teşekkür ederim”i demek bence bu kadar zor
olmamalı. Ben sırf rica ettin diye işini yapıyorum, şunu da ekler misin, şunu
da yapsak mı diyene kadar tek teşekkür yok. Sonra yine işin düşüyor yine aynı
şey teşekkür yok. Sonraki seferine hala yüzsüzce yazabiliyorsun ve maili mi
gördün mü diye arayabiliyorsun. Rezilce. Sana “siktir git” dememi hak ediyorsun
bence ama gözlerim anneme kayınca aklıma terlik biber ikilisi aklıma geliyor.
En çok da kendime kızıyorum. Nezaketten basit bir teşekkür ederimden anlamayan
insana bile hayır diyemeyip yapıyorum. Ben bu gidişle daha çok kullanılırım.
Etiketler:
ben,
günlük,
insanlarda nezaket kalmadı,
kişisel post
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)