Okulum yarım gün falan demeden sınav koymuş sabahın körüne
mecbur gittik. Bu ara ağzıma bal arısı kusmuş olacak ki şansım arttı mı ne.
Hoca gelmemiş yerine iki gözetmen göndermiş. Sınava çalışmadım diye üzülürken,
gözetmenlerden biri tanıdık çıktı hop el attı sınavıma. O yardım etti diğeri de
göz yumdu resmen. Diğerlerine yazık demeyin onlarda kopyanın dibine vurdular.
Ben kopya hazırlamadıysam günahım ne. Sınavdan sonra da Forvet`i doktora
götürdüm. Bacağı sakatlamış basketbol oynarken. Bir şeyim yok diyor ama topal
bile gezemiyor, sürünüyordu yavrum. Sidikli bu akşam partiye gidecek. Babamdan
iki lütfenle izini kaptı. Bunu duyan ben “Forvet`lere gitsem yılbaşında orda
kalsam.” Dedim. Adam yok dedi. Lan bu nasıl bir çifte standart. İkimizde kızız,
bir de o dışarda bir partiye gidiyor. Neymiş yurttan ikiye kadar izin almışmış,
arkadaşları bırakacakmış. Lan devlet yurdunda kalıyor olacaktı görürdüm ben
onun 2`ye kadar kalmasını da neyse. İtiraz ettim “O orda tek sıkılır. Sen
yanımızda kal biz varız. Ne işin var elin adamının evinde?” lan elin adamı
dediğin dört yılık arkadaşım be baba. Sanki iki mum bir şömine başbaşa yeni yıla
gireceğiz, tövbe tövbe. Ama sonunda ikna ettim Uyuz`u da alıp gidiyorum. Lan
hepsi sevgilisiyle bir ben kardeşimle gidiyorum. Forvet`in sevgilisi kedisini
getirecekmiş bir de. Bir o eksikti. Kediler ve ben demek kediler ve köpekler
demek ama Kükküs tutturmuş çok seviyor seni. Lan hayvan görür görmez garip
sesler çıkarıyor. Bir de benim deli anam yine yapmış yapacağını ve kırmızı don stoklarının
tamamını almış. Kadın her yeni yılda doyasıya kırmızı don alıp dağıtıyor. Kendi
arkadaşlarıyla sınırlı kalsa umurum da olmazda, benimkilere de alıyor vermem
için zorluyor. Anlayacağınız milletin giydiği dona kadar karışıyoruz, uğur
getirir ayağına. Giderken kızların donunu unutma diyor. Tam verilecek ortam
olur ya. NilKuşu ve Sarı`ya da almış ama onların ki özelmiş. Gelmeden ayağına
vermezmiş. Deli bu anam benim. Bir de herkes liste yapmış kendine be yapıyorum
bu yıl. Her yıl yapıyorum da ne bokuma yarıyor sanki. Yine kafamın estiği gibi
yapıyorum her şeyi. Carpe diem diyorum ve yeni yıldan tek beklentimin ilk üç ay
içinde 2015 yazmayı kavrayabilmek olduğunu belirtiyorum. Benim zaman
algoritmamı yanlış yaptıklarından daha temmuzda geçtim tarihte 2014 yazmayı.
Onca zaman 2013 yazarken daha yeni alışmıştım. Sizlere mutlu yıllar. Ben
hazırlanıp babamın kanatlarından bu gecelik sıyrılayım, izini de koparmışken.
31 Aralık 2014 Çarşamba
30 Aralık 2014 Salı
son on saat
Gençler öğüt sevmiyor. Azıcık sevsek ben bu hallerde
olmazdım. 24 saatte makalemi tamamlamaya çalışmaz, sınavıma çalışmış kıçımda
pireler sauna da keyif yapıyor olurdu. Bok vardı depresyona girdim. Ay onu bile
beceremedim zaten ben. Depresyon ayağına yan gelip yatmışım resmen. Proje ödevimi
İyilik Meleğim olmasa bok bitirirdim. Bitirir miydim demişim ben? Hepsini
çocuğa yaptırdım ben ya. Çocuk işini gücünü bıraktı ödevimi yaptı. Bana bir tek
adımı yazıp dosyayı rar`layıp göndermek kaldı. Bu konuda da vicdan azabı
çekiyorum, resmen üzerine yıktım kullandım çocuğu ama sonuçta İyilik Meleğim
işte. Hem her iyilik meleği dişi olmak zorunda mı? Gerçi ödevi o yaptı finalde
benden çıkacak acısı, yapamayacağım. Zaten bugün ki sınavım berbattı. Adamın
dersini bir kez asmışım sağ olsun o da hazır Lady yokken ne işlediysem bir tek
oradan sorayım demiş. Tam olarak 10 saatim kaldı. Makalemi bitirmeli ve sınava
çalışmalıyım. Beynimin içinde yapay zekalar bilmem neler uçuşuyor. Bir de
makale demeye bin şahit ister. Kopyala yapıştırın anasını belledim resmen. Ona
rağmen bir boka benzemedi. Makaleye dair sallamadığım tek şey verilerim. Offf
offf. Bu dersten de büt gözüktü. Ya ben bu sene mezun olmak istiyorum,
olmalıyım. Yoksa bizimkiler kapının önüne koyacak bende birinize mülteci olarak
yerleşmek zorunda kalacağım.
24 Aralık 2014 Çarşamba
askıya astım gitti
Annemi seviyorum. Gerçi kim annesini sevmez ki. Ama ben bir
başka seviyorum. Sadece anne değil işte. Sidikli gittiğinden beri annemle daha
çok yakınlaştık. Önceden de aynı seviyordum ama eve gelince derdimi ilk
Sidikli`ye anlatırdım sonra anneme. Canım bir şeye sıkkınsa, korktuysam
Sidikli`ye sarılırdım ilk. Şimdi eve gelince ilk anneme yumurtluyorum. Bir de
ne bilim annem duygusaldır, Sidikli`de. Onlar bir filme oturup ağlarken ben
dalga geçerim. En son üçüzün gittiği bir filmde ikisini arasında peçete
uzatmaktan helak olmuştum. Film bittikten sonrada annem “Tüm salon ağladı bir
sen ağlamadın. Bari numara yapsaydın. Senin yüzünden rezil olduk” dedi. Ben
ağlayamıyorum işte, hatta bizimkiler ağladıkça güldüm. Bir anne çocuğuna
duygusuz der mi? Bizimki diyor. Nadir ağlıyorum sadece. En son bir buçuk yıl
önce Sidikli başka şehre gidince ağladım. Annem geldi bugün yanıma. Hep geliyor
da bu kez elinde browni ve dondurmayla. Kışın dondurma yenmez kuralına rağmen. Üzerine
birde yatakta emek yenmez kurulanı da ihlal edip yanıma kıvrıldı. Boş ver
temalı konuşmasından sonra bana gençken yaptığı, yaşadığı bir sürü şey anlatı.
Anladım ki Sidikli tam anneme bezemiş, deliliklerini ucundan bana
bulaştırmışlar. Sonra annem baktım
gözlerini dikmiş bana bakıyor. Sebep mi? Bu kadar duygusal konuşmadan sonra
niye ağlamamışım. Çocuktan sonra hiç göz yaşı dökmemişim ta ki geçen geceye
kadar. Dedim “ben onun için ağlamadım, yüzüme vurulan gerçeklere ağladım” ama
baktım hala ağlamamı bekliyor. En acıklı şeyleri doldurdum beynime, elimle
bacağımı cimcikledim ama yok gözleri doldurmayı bile başaramadım. Hatta daha
çok gülesim geldi. “Zorlama kendini. Artık umudumu kestim senden kızım” dedi. Depresyona
girince kadın ağlarım bolca diye beklemiş. Ama ben psikopatlar gibi evde
gezinmişim, yemişim, içmişim, izlemişim, yataktan çıkmamışım, okulu çokça asmışım
ve sınavlarım geliyormuş. Hatta gelmiş. Benim mezun olmam lazım. O yüzden bende
depresyonumu ertelemeye karar verdim. Sınavdan sonra üzerinde tekrar düşüneceğim.
Belki geri dönmem. Malum yedikçe kilo alıyorsun. Hem ben yatmayı sevdiğimden
işime geliyor, depresyonu kullanıyorum sanırım. Yoksa yemişim depresyonu.
22 Aralık 2014 Pazartesi
kalinazasyon çukurum
“Aa size bahsettim mi ben geçen Layd ne yaptı?” ne yaptım
acaba diye kendime sordum. Okul, sürükledikleri yerler, ev, ödev, yatak ve yine
okul. “İddia gibi bir şeye girdiler bunlar kardeşi Sidikliyle. Kaybetti…” bin
defa sus dedim susmadı. Komik dedi durdu. Hayır anlatmasını istemiyorum işte.
Neden herkes öğrenmek zorundaki. Elli yıl dalgasını geçecekler. Hem ne bilim
bunu anlatmak için hepsiyle o kadar samimiyetim yok. Zaten sinir küpüyüm ne
diye üstüme geliyor ki. Farkında değil mi sanki sürekli huysuzluk yapıyorum,
sorun çıkarıyorum. Dinlemedi anlattı. Millette dalga geçti. Belki bu ruh
halinde olsam bende dalga geçerim ama cidden kaldıracak halim yoktu hani. Sinir
olduğumda, öfkeden kudurduğumda kalp kırmamak için suratımda oluşan o sırıtmayı
iyice yaydım. Ama içten içe kudurdum. Haksız mıyım ama? Ya nasıl anlatır hayır
dememe rağmen. Aramızda kalacak demiştim. Ama iki gram alkolle NilKuşu ağzını
gere gere anlattı. Sinirden nasıl yumruk yaptıysam elimi tırnak izleri çıktı.
Koşup rahatlasam diyeceğim o da imkansız. Kalktım tuvalete gittim. Sakinleşmeye
çalıştım yok. Düşündükçe sinirlendim, tıpkı şimdiki gibi. Kendimi dolduruşa
getirmekte istemedim kızın kalbini kırmamak için. Tam çıktım karşımda Joker.
Tuttu kolumdan çekti kenara mal mal bakıyor suratıma. Neymiş elin adamını nasıl
öpermişim. O öpünce kıyameti koparmışım. Tecavüz etmiş gibi ondan kaçıyormuşum.
Salakmıymışım. Ya adam bir şey yapsaymış. -Sanki gece yarısı adamı kenara
çekmişim be. Ben değil de o demiş bana beni öper misin. Asıl adam korkmadı diye
dua etmeliyim.- Hiç akıl yokmuş bende zaten. Keşke adam şikayet etseymiş beni.
Ne zaman aklım başıma gelecekmiş. Yediğim kazık yetmiyor muymuş. Çocuk gibi
davranıyormuşum. Gerçeklerin farkına bir türlü varamıyormuşum. Kendimi
kandırıyormuşum. Hayal aleminde yaşıyormuşum. Aklımın başına gelmesi için daha
ne olması lazımmış. Niye susuyormuşum…. Çünkü her kelimesiyle haklı. Aptalım,
salağım, hayal dünyasında yaşıyorum, kendimi kandırıyorum. Ne yapayım bende
böyleyim işte. Herkes diğerleri kadar akıllı olmak zorunda değil ki. İstediğim
sadece mutlu olmak. Herkes bir şeyler için dünyaya geldi. Bazıları buldu
bazıları bulamadı. Ben seçtim. İstediğim sadece mutlu yaşamak. İçini
doldurabildiğim bir yaşam. Sadece suratına baktım “tamam” dedim. Çünkü
konuşacak halim kalmadı. Sürekli gülümsemek başka bir şey konuşmak başka.
Günlerdir yaptığım konuşmaktan çok sırıtmak. Hem de hiç istemeden. Diğerlerinin
yanına geri döndüm hesabıma düşen parayı çıkardım “babam aradı eve gel diyor”
dedim eşyalarımı aldım. NilKuşu da benle kalkacağını söyleyince onu bekledim.
Eve geldim, annemlere gülümsedim, konuştum. Onlar yatınca da ağladım. Sessizce.
Sonra elime aldım yazdım. Bok gibi hissediyorum. Çöp gibi hissediyorum. Ona o kadar
kızgınım ki. Haklı diye, doğruyu söyledi diye. Herkese kızgınım. Gülmeye
zorladıkları için. Beni benimle yalnız bırakmadılar diye. Düşünmeme izin
vermediler diye. Benimle oturmadan ben nasıl iyileşeceğim ki.
20 Aralık 2014 Cumartesi
elime biraz yalnızlık verseler
Beş dakika yalnız bırakmıyorlar. İşemeye gitmem için bile
ilk önce söylemem gerekiyor. Tamam kandırıldım ve bu bana ağır geldi. Hem de
çok ama bakın ben ağlamıyorum, bir şeyim yok diyorum dinletemiyorum. Gerçek bok
gibi hissediyorum ama söyleyemiyorum. Diğer bir gerçekse artık beni tanıyorlar.
Dedem öldüğünde ruh gibi gezinip iki hafta sonra bir anda ağlamaya başladığımı
biliyorlar. Kimse görmesin diye kaçtığımı, yangın merdivenlerinde saklanıp
salya sümük ağladığımı. Geri kalan tüm o saçma sapan dertlerin onda birini
onlarla paylaşmadığımı. Sürekli gülmeye çalıştığımı, o yıkılmadım ayaklarını.
Evet yıkılmadım ama sinirliyim. Kandırıldım diye. Öfkeliyim hem de çok. Ama
bunlar bana intihara meyilli ergenler gibi davranıyorlar. Her gün sırayla
yanımdalar ya da oraya buraya giderken çanta gibi yanında taşıyorlar. “HAYIR”
kelimesini üşenmedim ezberledim 20 dilde söyledim ama anlamıyorlar. Bana dışarıda
olmanın iyi geleceğini sanıyorlar. Millet gülerken sırıtıyorum ama istediğim
evde olmak. Çok mu şey istiyorum. Sanki herkes biliyor bana gülüyormuş gibi
geliyor. “Aklın nerdeydi senin, hiç mi anlamadın” diyorlar sanki. Yabancının
verdiği çikolataya koşup öldürülen çocuk misali benim ki. Azıcık beni dinleme
müsaade etseler olmaz mı? Şu kadarcık zamanda ne kadar çok şey yaşadım kimse
görmüyor mu? Ve neyi fark ettim biliyor musunuz? Hayatımda yaptığım en iyi şey
kalem alıp yazmadıklarımı buraya yazmayı denemek için bu bloğu açmak. Annemin
eline geçer mi kaygısı yok, Sidikli okusa ne der derdi yok. Beynimden geçenleri
somutlaştırabildiğim bir yer işte. İnsanın kendine sakladıkları için bir yer.
Ne garip, yazıyorum. Kimse kim olduğumu bilmiyor ve ben özgürce duygularımdan
bahsedebiliyorum. Kendimle konuşabiliyorum. Bazen yazarken fark ediyorum
aslında gerçekte nasıl hissettiğimi. Başıyla sonunda farklı şeyler söylediğimi.
Cümlelerimin bile kafasının karışık olduğunu. Kendime ne kadar kızgın olduğumu.
Kimse bilmesin, kimse görmesin. Elimden bunu da almasınlar.
18 Aralık 2014 Perşembe
depresyonun yan etkileri diyorlar
Artık uluslararası bir deliyim. Bahsetmiştim hani şu salak
öpücük içerikli iddiadan. Kızların tabi tuzu kuru onlar için demesi kolay. Tüm
o acı hüsrandan sonra adı kendimi toparlamam için baskı yapmaya başladılar.
Elin adamını öpmek nasıl bir toparlanma olacaksa artık. Sürekli öpücük içerikli
tacizleri ve şakaları en sonunda patlama noktama ulaştı. Bağırdım, çağırdım
ağızlarının payını verdim. “Ben burada acı çekiyorum, bir nevi boynuz yemişim
sizin derdiniz ne!” dedim. Kendimi nasıl kaptırdıysam ağzıma ne gelirse
söyledim. Aslında kızdığım onlar değildi, sustuktan sonra fark ettim. Kızdığım
bendim. Sadece ben. Tüm hataları yapan, kendi olmayı bırakan, göz körlüğüyle
salaklığı birbirine karıştıran, hepsi hepsi bendim. Öfkem yine köpük yemiş alev
gibi söndü, geriye pişmanlığım kaldı. Tabi birde tekmelenmiş köpek bakışlı
kızlar. Derin bir nefes alıp kocaman güldüm hadi yapalım dedim. Benim özrüm de
böyle ne yapayım. “Ciddi misin?” dediler. “Cesaretim varken çok sorgulamayın”
dedim. Tanımadığım birini bulup öpmem gerekiyor. Olay aslında gayet basit.
Sevgilim olmadan öpmezmişim, böyle yetiştirilmemişim falan varya hepsini
klozete boşaltıp sifonu çektim. Kimin ne düşünüp, ne söylediği de umurumda
olmayacak. Neden olsun ki hem? Benim için kulağa çılgınca geliyor. Sanki ince
ele sık doku bir boka yaradı şimdiye kadar. 21 yaşındayım. İnsan bu yaşta
hatalar yapmalı, delilikler. Benimki de bu. Kızlarla hazırlandık çıktık dışarı.
Tatlımı yerken etrafımı süzdüm. Gündüz vakti Beyoğlu’nda turistten bol bir şey
yok. O an kafamdaki çarklar döndü “Elin turistini de tanımıyorum, hem karşılaşma
olasılığım imkansız. O yüzden kızlar ben gidip turistimi bulayım.” dedim. İşin
gerçeği zaten ilerdeki masada oturan üçlü gruptan birini gözüme zaten
kestirmiştim. Kızlar tabi ciddi olduğuma inanmadı. Eh haklılar tabi. Birincisi
tanımadığım birine beni öper misin diyeceğim. İkincisi elin adamı sapık
zannedip şikayet edebilir. Üçüncüsü mekandan kapı dışarı edilebiliriz. Umarım
atarken bizden tatlıların parasını istemeyi de unuturlar. Öğrenci adam sürekli
kendini şımartamıyor. Genelde parasızlıktan berbat yerlerde takıldığımız çok
oluyor. Kaçıncı madde oldu bilmem ama bu madde en can alıcısı. Beni beğenmeyip
reddedebilir ve benim egom, özgüvenim, son olaylardan sonra geriye ne kaldıysa
dinamitle patlatılmış bina gibi yerle bir olur. Kalktım yürümeye başladım ama
mezarından kalkmış, ordusunun başına geçmiş Hitleri görsem bu kadar korkmam.
Kızlar zaten kikirdeyip geri dönmemi bekliyor. O üç beş adımı ipe giden idam
mahkumu gibi attım. Yanaştım selam verdim.
Nasılsınız dedim. Sanki kırk yıllık dostlarım da uzun süredir
görüşmedik. Oturabilir miyim dedim nazikçe evet dediler ama bu delinin derdi ne
bakışları bariz belli. Bende korkutmamak için klasik turist sorularını sordum.
Sonrada "ben bir iddiaya girdim kaybettim, bana yardım eder misiniz?”
dedim kızları işaret ettim. Tabi derken neye tabi dediklerinden bir haberler.
“Beni öper misin?” demek meğer dünyanın en utanç verici şeyiymiş. Hem
şaşırdılar, hem güldüler, hem ciddi misin dediler, hem de dolandırıcı mısın
diye sordular. Artık nasıl bir portre çizdim bende bilmiyorum. Bizim yakışıklı
turist bir öpücükten bir şey olmaz deyince rahatladım. Sonra ben bir de arsızca
hastalığı olup olmadığını sordum. Bunlar gülerken desibelin ayarını kaçırdı. Ne
yani tükürükle bulaşan bir sürü hastalık var. İnsan sağlığı önemli. Bildiğiniz
rezil oldum, yetmedi ülkeyi rezil rüsva ettim. Expo hayalleri önümüzdeki elli
yıl benim yüzümden baltalandı. Ama ben koşulları yerine getirip tanımadığım
birini öptüm. Yanlış veya doğru ne fark eder. Adam da iyi öpüşüyordu hani. Hem
bu sayede San Francisco`ya gidersem rehberlerim hazır. Zaten tek derdim de oydu.
Benim ilk törpülemem gereken boynuzlarım var. Kızlara kalırsa depresyondan
çıkarmam gereken beynim.
16 Aralık 2014 Salı
tanıdık üfürükçü bulun bana
Nasıl bu kadar tepkisiz kaldım anlamıyorum. İçime Polyanna kaçsa
bu kadar tepkisiz kalamazdı herhalde. Keşke rezillik falan çıkarsaydım. Hala aklım
almıyor bu dingil ne diye böyle bir şey yaptı. Madem sevgilin vardı ne diye
kaşın gözün ayrı oynadı. Sürekli kafam da “neden neden neden” galiba dönen tek
kelime bu. Hak etmedim bence. Gerçi insan böyle bir şeyi nasıl hak eder ki. Ya ne
yaptım ben bu hayvana da bunu layık gördü bana. Halbuki ağzından çıkan en basit
kelimeler bile değerliydi benim için. Ne kadar acınası bir halim var cidden. Sidikli`de
gitti. Rögar kapağı kayıp içeri düştüm bende. Keşke Sidikli`yi dinleseydim.
Onun gayet güzel planları vardı. Mesela Bay B.`nin boydan bir fotoğrafını alıp
photoshopla güzelce soyup küçük birde penis koyup sanal alemin huzurlarına
sunabilirdim. Bundan da onur kırıcı bir şey olmazmış. Ya da iyice vahşileşip
kaçırabilir, dişleri kerpetenle söktükten hemen sonra ağzının içine bir şişe
tekila boşaltabiliriz. Ama güzeli tekila o acı çeksin diye de harcanmaz ki. Ya
da daha iğrençleşip Patrona hazırladığım tükürüklü çay tarzında çalışabilirim.
Ama ona tükürük az gelir. Plan köpek sidiğini limonataya katıp içirmek.
Bunların hepsini hak ediyor. Kalbimi kırdı. Günlerdir etrafa boş boş bakıp
bolca düşünüyorum. Sidikli`de gitti. İki gündür yapayalnızım. Kızların
telefonuna bakmıyorum diye yakında kapıya dayanacaklar biliyorum ama hiç birini
görmek istemiyorum. Yatağımla, filmlerimle beni rahat bıraksalar. Mesela bugün
yaptığım gibi saatlerce blog falan okusam. Sonra lan kızım senden beterleri var
desem. Mutlu olanlara sevindim deyip, alttan alttan kıskançlıktan gebersem. Ya da
daha iyisi bir üfürükçü bulup zamanı azıcık geri sardırsam. Hiç bişey olmamış
gibi oturmak ve dumur olmakla meşgul olmayıp, gördüğüm an salağın gözlerini
oysam. Gerçi üfürükçüler kısmet falan bağlıyor dimi. Bana bir kaç level
atlamış, gelişmiş bir üfrükçü lazım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






