Fenerbahçeliysem benim suçum günahım ne? Bu bana revamı? Kendimi
bazen drama kraliçesi gibi hissediyorum ama dinlerseniz haksız olmadığımı göreceksiniz.
Birlikte olduğunuz insanla aynı şeyleri düşünmek, aynı takımın taraftarı olmak,
aynı şeyleri yapmaktan hoşlanmak veya tüm zevklerinizin ortak olması şart
değil. Bunlar olsaydı zaten ben kendime katlanabilir miyim emin değilim. Aynı
şeylere ilgi duymuyorsunuz diye karşı tarafa da kör sağır olun demiyorum tabi
ki. Gerçi boşanmaların çoğunun kör sağır kalmamızla alakalı olduğunu
düşünüyorum ya neyse. Joker bana sürpriz yapmak için Joshua Bell konserinin
biletleri satışa çıktığında hediye olarak almış. Yüzüm gülsün gibi küçük
amaçlarla yola çıkmış. Ben tabi daha Joshua`nın bile Türkiye’ye geleceğinden
haberi olmadığı günlerde bu kadar hayranlıkla bahsedince adamdan Joker içinde
kaçınılmaz fırsat. Bu nokta da gözden kaçırdığımız tek şey Beşiktaş. Bileti
alırken tabi Beşiktaş`ın bu sene yüzüp yüzüp kuyruğun sonuna geldik ama derede
önümüze kaya çıkınca başkası şampiyon oldu durumu yaşamayacağını nerden bilsin.
Beşiktaş mı ben mi demeyeceğim ne haddime tabi ki o kazanacak salak değilim.
Joker cumartesiden verdi elime biletleri, güzelce canımlar cicimlerle bir
arkadaşınla gitsen olmaz mı ile beni ortada bıraktı. Maçtan çıkıp yetişmesi
imkansız ki şampiyonluk gelince kutlamadan olmaz. Beşiktaş hayatında varken
anca kuma olurum dedim çektim sineye. Lakin gelin götünki o Kara Sürtük`ü
sineye çekmem imkansız. Kara Sürtük bu Aslanla Joker`in çocukluk arkadaşları.
Bunun bir abisi var aslında onla arkadaşlar asılda bunlar detay. Hayır onca
erkeğin içinde işin ne. Hadi onu geçtim o kolun senin neden ne zaman arkamı
dönse ahtapot misali Joker`in etrafın da sarılı duruyor. Ben tabi instagramda
fotoğrafı görünce “Aaa Kara Sürtük ordaymış. Bilseydim bende gelirdim” dedim
ama tabi ki yalan. Joshua varken tek seçenek Kara Sürtük`ün maça gitmemesi
olurdu. Ama neymiş ben Beşiktaşlı değilmişim o Beşiktaşlı imiş. Hem benim pasolig
kartım falanda yokmuş. Bunların hepsini biliyorum da acil pasaport varsa bence
acil pasolig de vardır, iki dakika çıkarttırıverirdik. Hayır bu kızın sevgilisi
niye demiyor ne o kol öyle diye orayı hiç anlamıyorum. Arkadaşlar falan demeyin
ben onun ne yelloz olduğunu biliyorum. Kız zaten ne benden ne Nilkuşu`ndan
hoşlanıyor ki duygular karşılıklı. Ama o Joker yok mu, beni tek başıma
konserlere gönderip onla maşa gitti, o kıza sarıldı inşallah Beşiktaş’ın
şampiyonluğu kaybettiği kabuslar görür. Amin.
16 Mayıs 2016 Pazartesi
11 Mayıs 2016 Çarşamba
küçükken sarışındım aslında
Küçükken elime alıp dolaştırırken iki parmağım arasında sıkıştırıp öldürdüğüm karıncalar yüzünden başıma bunlar geliyor. O yüzden ben hiç mutlu olamıyorum. Öldürdükten sonra ne kadar pişman olduğum ya da arkalarından düzenlediğim cenaze merasimi önemli değilmiş belli ki. Bana seni sevmiyorum dese daha iyiydi. Sanki ben ona yalvardım aman benimle ol, aman yanında beni gezdir diye. Demedim hatta ben ona bırakalım dağınık kalsın her şey dedim. Ne kadar kızgın olsam da hiç bir şey olmamış gibi davranmaya karar vermiştim. Belki dedim öfkem geçince tazmanya canavarımı sakinleştirir insan gibi konuşurum dedim. Ama ben ne kadar görmezden gelmeye çalıştıkça o gözüme gözüme soktu. Böyle ben bir bok yedim affet ama ben hatalı değilim yeter ki başımı şişirme şebekliği. Bir ilgi bir alaka. Ağzından iltifat çıkmayan adam beni benzetmediği ne çiçek ne böcek kaldı. İş yerine çiçekler, çikolatalar göndermeler sonra ben hep yapıyorum zaten havaları. Günde elli kez arıyor bir de üzerine müsait değilimden anlamıyor. Adamlar bütün gün onunla lak lak yapmama için para alıyorum sanki. İki günde bunalttı beni. Anneler gününde annemle kalacağım dedim nefes aldım. O arada olmasa ben sanırım kafayı yiyip bunu öldürürdüm. Hafta boyu bu haline devam etti. Ama hiç bir şekilde beni bozup ağzımın payını verdiği konuya gelmeyip etrafında tur attı. Adam bana evinin anahtarını veriyor ama ilişki bir seni seviyorum diyecek kadar ilerlememiş oluyor. Aldı eline bir gitar şarkı yazmış mırmır söylüyor. Ne romantik dimi? Bana şarkı yazdı diye kalbim falan erimeliydi. Ama salak aptal şarkının sözlerini bile değiştirmeyi becerememiş. Bazen bu çocuk çok mu zeki çok mu salak cidden anlamıyorum. Bir an itiraf ediyorum yiyecektim ama gözlerimin ne renk olduğunu bilecek kadar akıllı bir kızım. Bir de hafızam düşündüğüm kadar kötü değilmiş. Aklıma NilKuşu`nun anlattıkları geldi. Bu bizim joker bir şarkı yazmış lisede. Sonra ne zaman gerekse hop şarkının sözlerindeki kaşın gözün boyun niteliksel özellikleriyle oynayıp zavallı kızlara satıyormuş. Bizim Aslan`da NilKuşu`na jest olsun diye şarkıyı kullanmış sonra tabi hikayesi bize de geldi. Şarkı bildiğiniz kevaşe orası ayrı ama bilmeyen aldanıyor işte. İlk duyduğumda komik gelmişti, sonra unuttum gitti zaten. Ama Joker koca bir sırıtmayla karşısında yelkenleri suya indirmiş bir kız bulmayı umuyorken söylemeden edemedim. "En son baktığımda gözlerim ela değildi ama bir doktora soralım büyüyünce değişir mi. Kaç kız yedi bunu bilmiyorum ama şarkı eskimiş biraz." İt inkar falan etti ama bildiğimi açık açık söyleyince yapacak bir şeyi kalmadı.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
ilişkimin anatomisi,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post
5 Mayıs 2016 Perşembe
kaç kilometre gitmem lazım
Şu dünyada en fazla değer verdiğim şeylerden biri hard diskim. Okula başladığımda bilgisayarım bozulup tüm emeklerimin çöpe gittiği zaman almıştım. O günden sonra her bilgi parçasını tek tek klasörledim. Okuldaki projeler, stajlardaki, dışarıya yaptığım işler, üzerinde çalıştığım şeyler hatta koca bir makale arşivi. Dolabıma bile göstermediğim titizlikle düzenler, kimselere vermez, virüsten uzak tutardım ben onu. Sonra kaybettim. Nerde nasıl bulamadım. Tüm evi aradım kitaplığı boşalttım belki kitapların arasında kalmıştır diye sanki kağıt parçası. İş yerindeki odamı aradım yok. Metrobüste falan ya düşürdüm ya çaldırdım diye düşündüm. Sonra Joker "Arabanın bagajında bak ne buldum?" diye çıkarında havalara uçtum. hatta elinden alıp çocuğa ahtopat gibi sarıldım. Sevinç çığlıkları belki bir iki ceylan gibi sekmede yapmış olabilirim. Sonuçta uzun zamandır çalıştığım şeylere yeniden başlamak zorunda kalmayacaktım. Emeklerim çöple buluşmamıştı. Bu arada da sevinirken doğal olarak beni mutlu eden herkese dağıttığım o seni seviyorumlardan birini demişim. Fark bile etmedim. Seni seviyorum çok sık kullandığım kelimelerden biri. Hele beni sevindirecek bir şey yaptıysanız yüzde yüz duymuşsunuzdur. Ama ona ne söyledim ne de onun ağzından duydum. Ne kadardır birlikteyiz bilmiyorum ama sanırım bir 9 10 ay oldu. İlişkimde hala benden korkularımdan ve onun o olmasından kaynaklı bir sürü sorunumuz var. Hiç bir zaman emin olamamışken talep etmek saçma geldi. Belkide kelime duymaya ihtiyacım yoktu sadece. Ama ben fark etmeden bunları söylerken soğuk bir suratla "İlişkimizin bunları söyleyecek kadar ilerlediğini düşünmüyorum" dedi. Anlamadım bile neyden bahsettiğini "Beni sevdiğini söyledinya ondan bahsediyorum" dedi. Kim ayağıma beton döktü bilmiyorum ama kıçıma tekmeyi basan kesinlikle Joker oldu. Köprüden atlayıp hayatta kalan var mı bilmem ama en azından 3. köprüyü beklemeliydi. O köprüden düşüp ölen ilk ben olup hatırlanırdım en azından. Hiç bir şey söyleyemedim. Güldüm teşekkür ettim "Sidikli geldi bugün ben erken dönüyorum eve" dedim ve kaçtım.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
ilişki raporu,
ilişkimin anatomisi,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post
26 Nisan 2016 Salı
iç organlarım tozlanmıştı
Çok çabuk değişiyoruz. tüm tecrübelerimiz biz fark etmeden, bizim karakterimizin taşlarını törpülüyor, bazen üç kez sektirmeyi başarmak uğruna suya atılıyor. Bazende sadece atıp yenisini koyuyoruz yerine. Hiç öyle uzun uzun hayatı anlamı düşünen ya da çok derin olan bir insan olmadım. Ölümü çok düşündüğümde söylenemez. Hatta bir çoğunuza göre yüzeysel bir insanım. Duygular derin anlamlar pek bana göre değil. Hep bunlar için ruhumun fazla neşeli olduğunu düşündüm. Anı yaşadığımı falan düşündüm ama fark ettim ki anı değil sadece herkes gibi sıradanlığı yaşıyorum. İsteklerim için tek harekette bulunmuyorum çünkü fazlasını istemek beni korkutuyor. Hiç ölmeyecekmiş gibi zamanımı boşa harcıyorum duygularımı bastırıp söylemek istediklerimi hissetmek istediklerimi hissetmekten geri duruyorum. Dünyayı gezmek istediğimi söyleyip hiç bir adım atmamak geçirdiğim boşa zamanın bir göstergesi sanırım. Bir sürü karar verdim. Ben hep yaşamayı sevdim, acılarımın yaşamı gölgelemesine izin vermedim. En azından uzun süre yaptığım buydu. sonuçta acılarda mutlulukta geçiciyken üç günden fazla ağlamak saçma geldi. Dedem içinse çok uzun süre yas tuttum ve tutmaya devamda edeceğim. Ama bunun yüzüme hayatıma yansımasına izin vermeyeceğim. Gülerken de bir insanı hatırlayabilirsin. Sadece ağlarsan hatırlıyorsun demek değil. O harika bir adamdı ve harika yaşayıp fark ettim ki çok seven biriktirmiş. Bense şu zamana kadar bir çok insan için pis sürtükten başka bir şey değilim. Öyle efsane sevenlerim de yok. Artık kendime yepyeni bir hayat istiyorum. Etrafımdaki ilişkilerin bir çoğunu yüzeysel olduğunu fark ettim bu süreçte.Bu yüzden hepsinin kategori sınıflamasını elden geçireceğim. Pasaportumu aldım, ekim ayından 10-15 günlüğüne yurt dışına çıkıp, şehri hızlıca gezmeyip yaşayacağım. Eylül ayına Kapadokya tutu aldım. Sorun çıkmazsa gideceğim. Görmek istiyorken neden erteleyeyim ki. Birazcık saçlarımı kestirdim. istediğim o blogumdaki header gibi kestirmek bir gün ama o zaman cesaretim yoktu şimdi saç meraklısı sevgilim var.
Etiketler:
ben,
blog,
değişim,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post,
yeni kararlar
19 Nisan 2016 Salı
miras
Ölümünden sekiz gün sonra avukatı geldi. Bizler dağılmadan vasiyeti halletmek ve bir kaç sayfalık bir şeyler yazmış, ilk unutmaya başladığında teşhis konulduğunda. Hep kendi açımdan bakıp unutulmanın kötü olduğunu düşünmüştüm ama unutma korkusunun nasıl olduğunu pek düşünmemiştim. Unutmadan hepimiz için birşeyler karalamış. Herşey bittiğinde birçek insan miras için kavga ederken bizim ailede dedemin elinden çıkan son şey için birbirimizi yemeye hazırdık. En son kağıdı eşit bölüp çocuklar ve torunlar arasında paylaştırdık. Torunlarına sembolik sayılcak şeyler bırakıp geri kalanını ne yaparsa yapsın kardeşler arasında demiş. Evin arkasında bir meyve bahçesi var onu tüm torunlarına bırakmış. Her birimizin doğumunda bir ağaç dikmiş. Annemin doğumunda diktiği incir ağacıda bana kaldı. Çocukken sürekli kuzenlerimi ona çıkartır dedemden bir ton azar işitirdim. Silahınıda bana bırakmış. Yasal olarak nasıl olacak bilmiyorum ruhsat falan ama sanırım artık bir silahım var. Küçükken dayılarım gibi asker olucam derdim. Bir keresinde dedemin av tüfeğini alıp ava çıkmaya kalkmıştım. Sanırım çocukken silaha biraz fazla meraklıydım. Bize dair aslında hiç bir detayı unutmamış saklamış gibi. Kuzenime kapalı çarşıda bir arkadaşının adını bırakmış. “Erken mezuniyet hedyen istediğin kadar kumaş al kes biç” demiş. Mezun olalı 2 yıl oldu ama dedem kaçırdı. Uyuz`a bir bnka hesabı bırakmış mesela ama çikolata alması için. Biz çocukken hep çikolatayla gelirdi. Bir kez unuttuğunda Uyuz dayanamayıp sormuştu. Eşşek kadar bile olsak o günden sonra hep unuttuğu zamanı hatırlatıp daha unutmam diyordu. Unutmamış yine ama bence çikolatayı elli kuruştan hesaplamış. Zam geldi be dedem. Sidikli`ye eski madeni paraları bırakmış. Sidikli ilk dedemde görüp sonra madeni para biriktirmeye başlamıştı. Dedemin bizi sevdiğini biliyordum ama ne bileyim bizi bu kadar düşündüğünün farkında değildim. Keşke tüm çocukluğum boyunca okul kapanır kapanmaz dedem bizi yanına aldığında arkadaşlarımı özledim diye kaçmaya çalışmasaydım. Keşke daha çok o dereye girseydimde daha çok azarlasaydın. Neden bilmiyorum ama dedemden bahsetmek hem iyi geliyor hem kötü. Çocukluğumu onunla bu kadar bağdaştırdığımın farkında değildim. Onun ölümünün bu kadar boktan bir şey olduğunuda bilmiyordum. Herkes tek damla göz yaşı dökmediğimi düşünüyor ama gece uyumak yerine sessizce ağlıyorum. Bu kadar ağlamaya alışık değilim be ben.
18 Nisan 2016 Pazartesi
acı teraziyle de ölçülmüyor ki
Nankörlük ediyorum belki ama kalabalıktan bıktım. Aslında
bıkmakdan ziyade yoruldum. Etrafta o kadar insan varken millete servis
yapmaktan, iyi dilekleri için kafa sallakmaktan yoruldum. Kalabalığın içinde
kafamı yaslayacak bir omuzu bırakın kendimi bulamadım. Kendimi çok robotik
hissttim. Hiç bir şey hissetmeye hakkım yokuş gibi. Bir şeyler servis et, topla
gelene hoşgeldiniz, gidene hoş çakalın. İnsanların yanımızda olmak için
geldiklerini biliyorum ama fazla geliyor. İstediğim yalnızlıkken kendimi
kabuklarımı örmekken açık yarayla çay servisi yaptım. Yedi gün istisnasız
mevlüt pilavı servis ettim. Nefret etiiğim et tavuk kokusu çektim. En kötüsü de
annemin o halini görmekti. Anneannemin yanlızlığını hissetmekti. Herkes aşk
evliliği istiyorya bir durup düşündüm gerçekten ne istediğimizi biliyor muyuz? Dedemle
anneannem birbirlerine çok aşıklardı. Dedemin tek unutmadığı insan. Aklıma
sürekli anneanneme bakışı evden her çıkarken yüzünü iki eliyle tutup anlını
öpüşü böyle salak anılar doluşuyor. En son hastanede yatarken sağ elimi tutup
kendine çekmesi gözlerimin içine bakmasını unutamıyorum. Belki diyorum bir an
hatırladı. Dedemin bizim için ne kadar önemli olduğunu hiç fark etmemiştim.
16 Nisan 2016 Cumartesi
mükemmelimi çaldılar
Bana haksızlık ediyorlar. Herkes. İnsanlar evren inandığım
ne varsa. İyi insanların başına gelen her kötü şeyden sonra gelen sonsuz
mutluluğu anlatıyorlar. Yaşadığımız her güzel şey için sana bunları verdik
sevinmelisin, daha kötüleri olabilirdi diyen bir akımla büyütüyorlar. Kötüler
hep kaybeder diyorlar. Beynimizi saçmalıklarla doldurup sürekli yetinmemizi
söylüyorlar. Dedemin benim büyüyüp yetişkin biri olduğumu, başarılı torunları
olduğu için sevinmemi söylüyorlar. Dedem benim büyüdüğümü sadece gördü. Bilmedi
ben kimim orda ne işim var neler yapıyorum. Mezun olduğumda dedem hayattaydı
belki ama gelip göremedi bile. Sevdiğiniz bir insanın karınıza geçip sen kimsin
demesinin ne kadar boktan bir duygu olduğunu bilemezsiniz. Her gün kim
olduğunuzu anlatmaya çalışmanın onun gözlerinde hatırladığına dair bir işaret
görmeyi ummanında ne tür bir duygu olduğunu bilemezsiniz. Kendimi haksızlığa
uğramış hissediyorum. Mezuniyetini gördüğü torunlarının karşısında, evlenirken
yanında olduğu torunlarını karşısında haksızlığa uğramış hissediyorum. Hayatımda
tanıdığım en mükemmel adamı çaldılar.
Etiketler:
ailem,
ben,
dedem,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






