3 Ekim 2017 Salı

ben küçükken


Ben küçükken şişkoydum. Ama baya. Mesela ilk okulda aldığınız hırkanın şu yaşınızda size büyük geldiğini düşünün. Ya da önlüğünüzün kilolu olduğunuz için büyük beden alındığını, bu sebeple ayaklarınıza kadar geldiğini ve kestirmek zorunda olduğunuzu. Şişkoyum diye saklambaç oynarken hep sayar hiç saklanmazdım. Beni çabuk bulurlardı bende utanırdım. Sonra herkese ben yumucam çok seviyorum yalanını uydurdum. Ben küçükken mesela dört tane lahmacun yerdim. Keşke hala yiyebilsem. Yemek konusunda çok aç gözlüyüm. Şimdi birde tıkanıyorum, ikinciyi yiyince tüm gün mide ağrısı çekiyorum. Küçükken hiç şarkı ezberleyemezdim. Durun ben hala şarkıları ezberleyemiyorum. Mutlaka bir kısmını unutup ya da kafama göre düzenleyip yani kıçımdan uydurup söylüyorum. Anemin kuzenin oğlu vardı Mustafa. Herkes ona Mıstık derdi ben Fıstık derdim. On yaşına gelene kadar adını Fıstık zannetmemse bence tam bir salak olduğumu gösteriyor. Üç dayım var ama küçükken onların yanında kimi görsem dayım zannederdim. Yine annemin kuzenlerinden birinin oğlu var Gazeteci. Küçükken hep onunla oynardım. Onunla oynayabilmek için babama hep araba falan aldırırmışım. O ise iki yıl önce onlara yemeğe gittiğimizde annemle anlattılar bana karınca ye dermiş. Bende o dedi diye tutup tutup yermişim. Allahım ya çocukken bana gram akıl vermemişsin. Annemin kuzenin eşi kuşunu-kadınların genital bölgesine artık ne derseniz o hep kuşun derdi- tuttum atıyorum diye camı açar sanki avucunda bir şey varmış gibi fırlatırdı. Bende arkasından ağlardım. Çişim geldi nasıl yapacağım derdine düşerdim. Kadın bildiğiniz travma yaratıyormuş. Gerçi oğlu yüzünden de karıncaları yediysem suç bende. Küçükken annem dışında kimsenin yemeğini yemezdim. Bu yüzden annem hep evde yedirmek zorunda kalırdı. Hala daha mutfağını görmediğim insanların yemeğini yemem. Büyüyünce uzaylı olmak gibi bir hayalim vardı. Mesleğim o olacaktı ama işler gördüğünüz gibi pek yolunda gitmedi. Lütfen aranızda benim kadar salak çocukluk geçirmiş birileri olsun.

2 Ekim 2017 Pazartesi

problemin cevabı ben


Küme problemine çevirdiniz iyice işleri. Bir düğün salonunda 500 davetlinin 6/10 kadındır. Bunların 1/4 evli, 15 tanesinin bir ayağı çukurda, 20 tanesinin başı bağlı. Bu davette evlenmek istemeyen kız kimdir? Bir evlenme furyası aldı başını gidiyor. Whatsapp gruplarının hepsini çeyiz, dantel, yatak örtüsü muhabbetleri yüzünden sessize aldım. Geçen ay dört düğün, iki söz, bir nişan ve kaybedilen 5 çeyrekle kapattım. Baktıkları düğün mekanlarından giyecekleri dona kadar paylaşmaya başladılar. Üzerine bir de karşı tarafın ailesi ile yaşanan çekişmeleri de dinleyip taraf olmamız bekleniyor. Asıl bomba Hostes o sosyopat sevgilisiyle evlendi. Sidikli istemeye istemeye nikah şahidi oldu. Hostes için güldük eğlendik, o salağın elini sıkıp tebrik etmek zorunda kaldık. Gerçi kına gecesinde anasını trolledik sefam olsun. Geçen yıl tanışıp kırk yıldır arkadaş gibi olduğumuz dört kızdan üçü evlendi. Resmen toplu sünnet düğüne katılmış gibiyim. Bir de yetmezmiş gibi siz ne zaman evleniyorsunuz diye soruyorlar. Ya kardeşim ben evlenmek istemiyorum. Keyfim yerinde. Bana çok uzak bir fikir gibi geliyor. Çok gencim bir kere. 24 nedir ya. Benim anneannem 15 yaşında evlenmenin normal olduğu zamanlarda 22 yaşında evlenip, 27 den önce çocuk yapmamış kadın. Çok kendisiyle anlaşamasakta biz birbirimize çok benziyoruz bu yıl ilk defa anladım. Her kadının hayali gelinlik, evlenmek değil. Bıktım artık evlilik sorusundan. Kendi çapınızda evlenin. Bir de o ayakkabının altına ismimi yazmaktan vaz geçin, kafama da çiçek fırlatmayın. Hayır bir tanesi kalkmadım diye masama fırlattığı çiçek yüzünden etraf alev aldı. Kabus görüyorum arkadaşlar yapmayın lütfen. 

Merak edene: damat neden sosyopat?

1 Ekim 2017 Pazar

büyü-me


Büyümek tercih ettiğimiz bir şey değil. Çocukken istediğimiz, gerçekleştiğinde yakındığımız şey. Ne kadar salak bir çocukluk geçirsem de akıllıca ettiğim tek dua büyümemekti. Boşa gitmiş bir dilek hakkı daha. Dişi çıkan çocuk yastık altı yapıp para çikolata diler birde benim dileklere bak. Büyüdükçe okuldan şikâyetçi oldum, sınavlardan, sorumluluktan, işten, işten ve işten. Yeni yeni fark ediyorum ki büyümenin güzel tarafları var. Çocukken herkes beni sevsin diye deli gibi çırpınırdım. Arkadaşlarım, etrafımdaki büyükler. Benim hayalim herkes tarafından sevilmekti. Bunun için çırpınıyordum. Davranışlarımı insanların isteklerine göre düzenlerdim. Ne kadar düzgün ve istenilen davranırsam o kadar severler. Büyüdükçe insanlar beni sevsin diye uğraşmaktan vaz geçtim. İnsanların sevmesini umursamayı bıraktım yavaş yavaş. Onların değil benim kendimi sevdiğim gibi olmaya başladım. Büyümeye dair en sevdiğim şey buydu. Sizin için büyümenin güzel tarafı ne?

28 Eylül 2017 Perşembe

araban olduğunu 153463135 paylaşımından anlamıştım


Gına geldi instagram serserilerinden. 1970lerde Pers kaplanının nesli tükendi, onlar amip gibi çoğalıyor. Sosyal medya adına bir instagram kalmıştı elimde tutunacak dal. Gözüm kulağım kanayınca daha fazla sessiz kalamadım. Yediğini içtiğini koydun altında tarif vardır, çok iyi yapılan yerdir dedik görmezden geldik. Gittiğin düğün derneğe bizi de götürdün, yaptığın tatile 3. tekil şahıs yaptın onu da çektik sineye. Ama o araba kullanırken direksiyon manzaralı dinleme listelerine son vermenizin zamanı geldi. Lanet hikayeler otomatik geçiyor ve 3 hikayeden beri direksiyon. Bir de bunlar öyle bir ayarlıyor ki öndeki araç ile direksiyon fifty fifty iken sağdan bir de şarkı ismini de gözümüze sokuyorlar. Heves etmiş bir kez yapmış dersinde her gün evine gidip gelirken bize de bu yapılmaz ki. Sevdiğin şarkıları dinlemek istesem girer spotify listelerini dinlerim. Ülkede Demet Akalın, İrem Derici (ve türevleri) şarkıları sevmeyenlerde var. Biz zaten biliyoruz İstanbul`da ilerlemeyen bir trafik var. Instagram hikayen olcak diye kaza yapacaksın ya. Annemin dediği gibi elin işte gözün oynaşta olmasın. Hikayenizde boş boş konuşun, eğlendirin, güldürün, bir güzellik gösterin ama şarkılarınızla trafiği paylaşmayın. 

20 Ağustos 2017 Pazar

kabus görme taktikleri


Herkes kabus görür tıpkı rüya gibi. Kıçınız açık yatmadıysanız tabi. “Kabus göremiyorum ne olur bende göreyim “ diyen sadist arkadaşlarım için birkaç taktik verebilirim. Korktuğunuz ne varsa onla karşılaşmaya bakın. Böylece şenlikli bir gece sizi bekler. Mesela örümcekten korkan benin 2000`li yılların saçma örümcekli koca yılanlı filmlerinden bir sahne izlememle gece örümceklere ordüvr tabağı oluyorum. Örümcek gördüysem eğer, gece duvarda tarantula var diye çığlık atabiliyorum. Şehrin göbeğinde ne tarantulası demeyin evine akrep giren insanlar tanıyorum. Kafayı sıyırmadım bence tarantulanın görünmez olma gücü falan var. Off tamam ben korkağım. En son izlediğim korku filmi Türk yapımı olan Büyü düşünün. Her yıl Supernatural`a başlayıp iki bölümden sonra vaz geçen insanım. Bu yıl 11. Bölümden başladım düşünün geçmişimi. İki yıldır Bloody Mary sendromundan mustaribim.  Sonunda cesaretimi toplayıp 1. Sezonu bitirdim. Gece ışığı açık yatmak zorunda kalmam ve işemeye giderken Sidikli`yi yanımda götürmem dışında sorunda yoktu. Herkes gibi zaman zaman saçma kabuslar görüyorum. Uzaylılar mı dersiniz, okyanusta yüzen inekler mi hepsi mevcut. Hayatımda ilk kez bu kadar çaresiz hissettim kendimi. Elim kolum bağlı korku içinde. Hiç kurtulamayacağım sandım. Gördüğüm en kötü kabustu. Terler içinde çırpınarak uyandım. Sıcaktan falanda değil rüzgardan boynum tutuldu zar zor hareket ediyorum. Kabusumda kına gecesi yaptırıyorlar zorla. Kına gecesinde Sidikli ve kaynanamdan başka kimse yok ve ben pijamalarla gelmişim. Annem nöbetteymiş gelememiş. Kızlarda sevgililerinin koynundan çıkamamışlar. Kaşarlar. Sonra bir anda düğün gününde gelinlik içinde ayna karşısında duruyorum. Harbi güzel olmuşum. Düğün yeri muhteşem deniz, yeşillik her şey tam ama evlenmek istemiyorum. Vaz geçtim diyorum herkes saçmaladığımı söylüyor. Ağlayıp vaz geçtim diyorum “zengin yakışıklı sana aşık sen aşıksın daha ne olsun” diyorlar. Evlenmek istemiyorum ötesimi var. O an evlenme teklifini kabul ettim diye kendime küfrediyorum, daha çok küçüğüm diyorum kimse dinlemiyor. Kollarımdan tutup götürürlerken ellerinden sıyrılıp kaçtım. Daha önce kabuslarımda öldürüldüm, örümceklerle odada kaldım ama hiç bu kadar korkup endişelenmemiştim. 

24 Temmuz 2017 Pazartesi

bir gün her istifa hikayesi tedtalk malzemesi olacak


Öldüm mü kaldım mı merak etmediniz mi? Öldüysem bir toplaşıp çelenk yaptırmanızı beklerdim hani. Trip yapmadığımı söyleyen insanlar şu halimi görse tansiyonumu kontrol ederlerdi. Arayıp sormayan hayırsız blogger arkadaşlara yeterli trip gösterisinden bulunduktan sonra mail kutumu dolduran arkadaşlara da teşekkür edemeden geçemeyeceğim. Son bir yıllık yazımda iç karartıcı kafa sikme işlemini yaptıktan sonra ne diyeyim sizde haklısınız çekilecek gibi değilmişim. Neler olduğunu merak edenler ise hayatımda dikkat kesilebilir. Filmlerde, internet efsanelerinde, kişisel gelişim kitaplarında, kadın/erkek havalı şekilde işinden istifa eder ve sokağa adımını attığı zaman hayatının amacını çoktan bulmuş oluyor. İlahi bir güç bir anda gelecek yıllarını aydınlatmış falan oluyor. Sonra içinden istifa etti dünyayı geziyor banka hesabını yazdığı yazılarla dolduruyor. Hatta baya iyiyse tedtalk sahnesinden kendi hayatının beyaz ışığını anlatıyor. Bende ise sokağa adım attığım ilk anda söylediğim şey “kafanı sikeyim iyi bok yedin”. Plan yok, kafama dank eden parlak bir fikrim yok… Tüm bunların yerine işsiz kalmak istemeyeceğin bir ülkede kendimi işsiz yapmış olmam elimdekiler. Üstüne üstlük son maaşını henüz almadığı için cebinde akbilinden daha değerli bir şeyi olmayan bir kız olarak. Pişmam mıyım derseniz değil. Arada endişeleniyorum falan ama bir aydır kendimi dinliyorum, insanlara bakıyorum. Yapmak istediklerimi bulmaya çalışıyorum. Tabi tüm bunları yaparken içime çektiğim ol tezek kokusuda beynimde bazı şeyleri farklı görmeme neden olmuş olabilir ama bu başka bir yazının konusu. Eee Sizde ne var yok?

16 Mart 2017 Perşembe

bir evren kalmıştı gıcık olmayan


Freud her şeye burnunu sokmayı seven bir adammış bence. Yaptığımız ettiğimiz her hareketi üşenmemiş incelemiş. Şansıma bağladığım birçok şeye dışarlama tarzı bir şey demiş, sorunu yine bana bulmuş.  Kucağıma çocuk alırım elime sıçar ama savunma mekanizması. Pehh… Bir de tüm suçu çevrende meydana gelenlere atmamalısın, olumsuzsun diyen tipler var. Hava güzel diye kapıyı pencereyi açtım kek yapıyorum mutfağa kuş girmiş. Bir de arsız hayvan beni görünce kaçmadan önce halıya sıçtı. Uçan kuşun bile garezi var bana. Geçenler hafta sonu şehir dışına çıktım. Bindiğim otobüste tam karşımda bir anne oğul oturdu. Hayat güzel çiçekler böcekler demeye kalmadan o  canavar hapşırdı. Hapşırırken toplumumuzun yetişkin bireyinin bir çoğu gibi tabi ki ağzını kapatmadı. Lan ben senin virüslerini çekmek zorunda mıyım boyutunu geçip o haydut balgamını da fışkırttı. Ciddiyim! Ya bir insan iyi ki yırtık kotumu giymekten son dakika caydım da dizimde duran o iğrenç şey tenime değmedi oldu.  Çocuk falan demeden boğazlamak istedim ama o sıra öğürmekle meşguldüm. Daha önce sabah erken gittiğim bir sabah asansörde kaldım ve yarım saat biri duyar diye ciyak ciyak bağırdım. Tabi o saatte bir karga bir ben çalıştığımız için duyan olmadı. Güvenliği aramak 20 ordan çıkartmalı bir yirmi dakika daha sürdü. Ofise girdiğimde ise orda olan patronuma iki kat arasında sıkışan beni duyup duymadığını sorduğumda adam “O bağıran sen miydin ya? Uyandırdın” dedi adam.  İşkolik öküz ne olcak. Lan bir bak bağırıyor biri. Geçen elektrik kesindi jeneratör birkaç dakika geç çalıştı ama yine kaldık asansörde. Sanırım Allah bu kez halime acıdı da canım sıkılmasın diye yanımda birini de sürükledi. Freud mu haklı ben mi bilmiyorum ama evrenin en sevmediği hatta gıcık olup zorbalık yaptığı bir tek ben varmışım gibi geliyor.