Çalışmak istemeyen bir insanı istediğiniz kadar zorlayın onu
çalıştıramazsınız. Bilgisayarın başında oturur siz geldiğinizde sayfayı
indirir. Bilgisayar gözetliyorsanız, sınırlıyorsanız elindeki telefonla oynar,
milyon defa sigara molası verir, orda burda dolaşır ama o gün çalışmaz. Tatil kafasından
bir türlü çıkamadım desem ilk günden iki saat geç çıkınca omurilik soğanından
vurulmuşa döndüm, dengem şaştı. Bugün içinde çok işim yok diye akşamdan oturdum
işlerimi bitirip patrona bahane bulmak için Sidikli ile kafa patlattık. Regl
sancım çok gelemiyorum dersem erkek kafasıyla bir stop düğmesine basar tamam
der diye düşündüm. Sabah elimdeki birkaç işle ilgili mail attım ardından adamı
arayıp ben işe gelemiyorum dedim. Sebep sorunca da “Ben bugün gelsem de
çalışmam, çalışıyormuşum gibi yaparım. Cidden gelmek istemiyorum" dedim. İlk bir
manyak mısın falan dedi bende “Zorlarsanız regl sancım var diyeceğim” dedim. En son ne halin varsa gör iyi bayramlar gibi bir şeyler dedi. Kovulma falan umurumda
değil açıkçası. Her işi yetiştiriyorken boş boş oturmayı ne seviyorum ne de bu
kadar fazla fazla çalışırken ofise hapsolmak istiyorum. Hava bu kadar güzelken
fırsatı değerlendirmek istedim. Sidikli ile Çengelköy`de kahvaltı yaptık. Peynirli
cevizli ve peynirli soğanlı tam buğdaylı börek favorim Çınaraltı`na
gittiğinizde hemen ordaki börekçiden alıp denemeyen altın olsun. Kalori umurumda
değil derseniz azıcık dolaşıp ordaki çikolatacıyı bulabilirsiniz. Balıkların hafıza
durumu ne bilmiyorum ama inanın yerin adını hatırlamıyorum. Ordan Kadıköy`e
geçip sokaklarda dolandık. Yalnız bu Ali Usta dondurmanın topunu yakında çeyrek
fiyatına çıkaracak belli. Hayır belki ben çok yiyeceğim sürümden kazanayım da
demiyor. Ve son durak Eminönü. Kurukahveci Mehmet Efendi`siz şehir turumu olur
be. Lokumdan çok haz etmem ama kahve aldıktan sonra mısır çarşısında Malatya
Pazarı var orda ki çifte kavrulmuş lokumları deneyin derim ben. En sevdiğim
şeylerden biri böyle o Mısır Çarşısıdır, Eminönü’nün arka sokaklarıdır dolaşmak. Gezi yazarlığına soyunmadım, reklam yapıyorum. Şaka tabi,
asıl mesele vapur. O modern vapurlardan nefret
ediyorum. Ben böyle yanlarında oturma alanı olan vapurlara bayılıyorum. En büyük
zevklerimden biri oraya oturup ayaklarımı demirine uzatmak. Son kalanlarına
dokunanın anlını karışlar, isyan ederim.
9 Eylül 2016 Cuma
8 Eylül 2016 Perşembe
boş gezenin boş kalfası olmuşum demek zor
Geçen gün uzun süredir konuşmadığım bir arkadaşımla görüştüm.
İşim gücüm ne falan bilmiyor. Ben hala aynı yerde çalışıyor sanıyorum falan.
Sonra bana iş dışında ne yapıyorsun dedi. Cevap vermek için bir dakika bekledim
sanırım. İşe gidiyorum, Jokerle görüşüyorum, Arkadaşlarımla görüşüyorum,
evdeyken anneme babama şımarmıyorsam kitap okuyorum, dizi izliyorum. Ama bütün
bunları söylemeye utandım. Çünkü gözüme bir anda aşırı sıkıcı ve sıradan geldi.
O kadar monoton olmuşum ki fark bile etmemişim. Mezun olmadan önce bir sürü
hayal kurardım yapacaklarım hakkında. Sıradan olmayacaktım ki tüm o insanları
ağır eleştirilerle topa tutan bendim. Peki sonum ne derseniz tükürdüğümü
yalıyormuşum. Öğrenci iken daha çok şey yapıp daha çok eğleniyordum ben. Şimdi
elime örgü verseniz hayatıma renk katmış olursunuz. Ne bir hobi, ne bir
etkinlik. Allah`ım bildiğiniz ot çocuk tanımın genç yetişkin sınıfıyım. Hayır
her gün yapmam gereken bir şey olmasa da olurdu. Ama "ya işte Himalayalara
tırmandık geçen, sonra Broadway`de oyunumuz vardı ona yetişmeye uğraştık"
desem çok da kötü olmazdı hani. Abartıyorum biliyorum ama bir hobiye ihtiyacım
var benim. Boş gezenin boş kalfası gibi gezdiğimi hissetmeyeceğim bir şeylere.
Soruyu ciddiye almışsın sen demeyin açık açık sordu adam iş dışında ne
yapıyorsun diye. Siz ne yapıyorsunuz ya?
Etiketler:
ben,
blog,
boş insan,
günlük,
hobi,
kişisel blog,
kişisel post
6 Eylül 2016 Salı
patron aşığı oldu
Bir aylık işi adam benden bir buçuk haftada bitirmemi
istedim. Hesaplarıma göre günde ortalama 14 saat falan çalışmam gerekiyordu.
Yeni birini bulup yardım etmesi falan imkansız zaten bu kadar kısa sürede.
Bende her akıllı çalışanın yapacağı gibi pazarlık yaptım. Tarihe yetiştirmem
halinde yıllık izinden sayılmayacak iki hafta tatil talep ettim. Manyak mısın
diyen oldu ama nasıl iş veren için iş ortamı vahşi doğa ise benim içinde öyle.
Eşeği süreklide sağlam kazığa bağlamayı sevdiğim içinde işe başlamadan adama
anlaşma imzalattım. Tatile gittim diye sonra izin vermez, kafası eser kovar
elimde belge bulunsun. Gerçi bir çok insan sınırı aştığımı düşünse de bizim
Patronun hoşuna gitti bu tavrım. Durumdan hoşnut olmayan tek isim Joker.
Patronumdan hoşlanıyor ki, bir bayan bu saate kadar çalıştırılmaz diye
geziniyor. İş yerinin önünde bir bekle iki bekle derken en sonunda bizim
patrona söyledim güvenliğe desin de arabada iki büklüm olmasın çocuk. Başta patronum
hakkında asıp kesen Joker ben çalışırken adamla kanka oldu. O saatte ne işi var
adamın derseniz adam iş manyağı. Masada kafası
bilgisayara gömülü kaç kez sabah bulduk adamı. Jokerin odama girdiğinde ilk
söylediği şey ise “bir de ofiste stiletto giy tam olsun.” Ben saçımı kalemle
topluyorum ki ona göre bu dünyadaki en seksi hareketlerde biriymiş. Benim için
ise, hiç tokam olmaması ve eczane lastiği değim şeyle toplayınca yolunan saçlarım
için çözüm. Ne kadar şikayetçide olsa beni geç saatlere kadar bekledi. Gece ikiyi
bulduğu oldu taksiyle olmaz dedi yalnız bırakmadı. Sanırım beni gerçekten
seviyor desem de bir kez söylemedi hayvan. Bu ara yeni takındım o iki kelime. İşi
benimle yapmış kadar oldu ama bitince benimle değil anasıyla tatile çıktı.
Kıskançlık ediyorum ama o ailesiyle yurt dışına giderken ben belki o vaz geçer
diye ümit ettim. Sonunda bende kızlarla plan yapıp Fethiye`ye gittik ki on beş
yıla ben oraya taşınırım. Oralı bir arkadaşım kalacak yeri sudan ucuza
ayarladı. Kaç kere tekne turuna çıktık hatırlamıyorum. Fethiyelinin bir
arkadaşının babası sağ olsun yine mi tura geldi bunlar demeden boyna misafir
etti bizi. Başımız bağlı olmasa çocuğu yelkenli ile birlikte almak isterdik
hani. Gittiğimiz yerlerde de hep hesabın yarısı geldi önümüze ciddiyim. Menüde
yazanın yarısını, hatta bazen daha azını ödedik. Fethiyelinin çevresi o kadar
genişti ki o yanımızda yokken selamını söylemek hesabı indiriyordu. Hatun
kendine orda resmen başka bir şey kurmuş. Bir de haraç toplasa tamam. Her ne kadar turizmin ölmesine üzülsem de
dünyanın en sakin ve eğlenceli tatillerinden birini yaşadım. Kızlar ona on birlere
kadar yatarken güneş ile birlikte denize girdim, yeni insanlarla tanıştım,
kızlarla tüm gün gülüp geceleri deli gibi eğlendik. Hayatımda bir ilki daha
yapıp havaalanında sabahladım bulduğum her yerde uyudum. Şey bir de sevgilimi
stalklayıp o kızların hangi kafayla şortun üstüne sweatshirt giydiğine kafa
patlattım. Gerçi bu ilk değil.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
iş,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post,
sadece ben,
tatil
roller coaster gibisin güzelim
Aman bu kız yazsın öldük meraktan başına neler geldi
demiyorsunuz biliyorum. Mail atanlar nankör bu kız diyor farkındayım. Özet geçelim
o zaman. Ülkenin durumu karışıkken içimden yazmak gelmedi. Bir de yazmak yerine
oturup anlamaya çalışmaktan fırsatımda olmadı. Tarzan`ın sonu nasıl bitti bilmiyorum.
Malum gecede Hostes, kardeşi ve benimkiler sinemadaydık. Şimdi böyle suratımda
garip heh tebessümüyle yazıyorum ama filme girdiğim ülkeyle çıktığım ülke
birbirinden farklıydı. Filmin ikinci yarısında Hostes`in İtalya`dan sevgilisi
aradı ona bile saçmalamış İtalyan basını dedim. Babam eve gelin çabuk diye
azarladı, filmi bırakıyorum boş yere diye söylendim, video gördüm inanmadım.
Çünkü benim için o kadar imkansızdı. Taksicinin telefonda askerdeki oğlu için
endişelendiği konuşmayı duyduğumda inandım. Eve gelip TRT spikerini gördüğümde
ise telefon alarmım ne zaman çalacak diye çok baktım. Bu kadar çok bilimkurgu
okursam ayaküstü hayal bile görürüm dedim ama nafileymiş. Bizim ailenin elinde
ya neşter var ya silah. Mühendistir, öğretmendir iğneyle arar sanatı bulunmaz Hint
kumaşı sayarsın. Meslek paletimiz oldukça dardır hani. Gördüklerimin şaka olup
olmadığını anlamak için ilk dayımı aradım. Yıllar sonra ilk defa tatile çıkan
adamın dünyadan haberi yok. Kendi sorumluluğundakiler bir bok yemesin diye geri
dönemeye çalışıyor bir yandan da bizim polis olan küçük dayı için
endişeleniyor. Bizim komiser ne yazık ki çok tehlikeli bir bölgede bir de. Kuzenlerimden
havacı olanlar birkaç gün öncesinde tatile yollanmış ne hikmetse ki dedemin
cenazesine zor yollayıp hemen geri çağıran adamlar tarafından. Uyuz`la babam
birbirine girdi bir anda. Uyuz`un kız arkadaşı İngiliz ve karşıda oturuyor. Kız
deli gibi korkmuş telefonda ağlıyor Uyuz gitmek için arabanın anahtarını
istiyor. Uyuz "Annem orda kalsa onu bırakır mıydın? Hayatında böyle şeyler
görmedi o, korkuyor. Ya darbe olursa ne olacak, ona ne yapacaklar" diye
bağırıyor. Sanki biz her gün darbe gördük. "Aşığım ona gerekirse
yürürüm" dedi çarptı kapıyı çıktı. Annem fenalaştı babam kötü zaten. Anahtarı
uzattı “Koş yetiştir” dedi babam sonunda. Plaj terliklerimle arkasından koştum.
3 dakikalık fark yüzünden koca caddeyi endişeyle koştum, telefona bile
bakmıyordu. Onu bulduktan sonra etrafıma baktığımda millet bankamatiklerde
sıraya girmiş, bazısı market bakkal büfede, tekele girmeyecekler tekelde bir
şeyler alıyor. Makarna dolu poşetli bir amca koşturuyor. Babamı ardım “bizde bir
şey alalım mı” dedim bir paket sigara istedi. Ciddiyim. Ağzını bir kere
bozmayan adam “bir bok yapamazlar” dedi telefonu kapattı. Köprüde ateş açılıyor
dediler korktum bir şey olcak kardeşime diye. Saat başı iyiyim mesajı attı. Tpemizden
geçen uçak seslerinden bahsetmek bile istemiyorum. Yatağa gidip gözlerimi
sımsıkı kapatıp uyanmayı beklemek istedim. Hayatımın en korkunç gecelerinden
birini yaşadım herkes gibi. Çok boktan bir temmuz ayı geçirdim. Atatürk`deki
patlamada Hostes için endişelendim, nöbetten yeni gelen annem Uyuz`u aldı
hastaneye geri döndü ki Uyuz daha sona yaklaşmamış tıp öğrencisi. Bayram dönüşü
katıldığımız şehit cenazesinden bahsetmek bile istemiyorum. Annesi, ağlayışları
Allah kimseye göstermesin. Tüm bunların üzerine ne yazacak halim kaldı ne
okuyacak. Kendimi kapattım yapabileceğim en iyi şeyi yapıp daha çok çalıştım.
Gece gündüz çalışma işini abartıp uyumak dışında hiçbir şey yapmaya vakit
bulamadım. Mail kutumu bile bugün kontrol ettim. Sosyal medyadan zaten tamamen
uzak durdum, haberlere sadece göz ucuyla baktım. Vurdum duymazlıktan derseniz
deyin ama görmek istemedim. Hayatta olmaz dediğim şeyler oldu. İlk bir kaç gün
bolca bunu yapanlara yaratıcı beddualar bulmaya adamışken kendimi psikopatlığa
geçiş sürecimden temizlenmek için en iyisi uzak durmamdı. Sadece lisede Uyuz`un
peşinde koşan özel okulları, Sidikli`yi okuldan soğutan tipleri hayalinden vaz
geçip mühendis olmasına sebep olan adamları takip ettim. Ve bir sürü iyikili
cümle kurdum. İyi ki babam özel okul karşıtı bir adamdı ki Anadolu liselerinden
mezun olup gelişen tüm notların yüz olacaklara aldanmadık. İyi ki aklım vardı
da kendim okudum araya aracılar koyup cennetten arsa almaya kalkmadık hiç.
Cidden güzel bir ülkemiz var, güzel bir dünyamız. Savaş, açlık, güç çatışmaları
olmasın, ırklardan milletlerden vazgeçilsin, insan olmak hatta canlı olmak
yetsin, vize gibi saçmalıklar olmasın istiyorum. Koca bir dünya ve elimizle
yaptığımız saçma sınırlar. Sanırım ütopya istiyorum kendime. Sivrisinek bile
öldüremeyen insandan başka ne bekliyorsunuz ki. Tüm bunlar yazmama
sebeplerimdi. Özel hayatımda yaşadığım kayıplar, millet olarak yaşadıklarımız
bana fazla ağır geldi. Niyetim bunları boş vermek yazmamaktı ama sanırım yazıp
rahatlamak istedim. Bu yüzden ricam bu yazıya hiç yorum yapmayın. Bırakın böyle
kalsın. Hem tazelenmiş tatil dönüşü eğlenceli ruhumu söz birkaç saate geri
çağıracağım.
Merak edene: Uyuz`un sevgilisi kısa süreliğine ülkesine geri
döndü. Okul için geri geldi gerçi. Eh kızın ablası zaten bir Türkle evlendi.
Ailecek bizim ülkeye mecbur alışacaklar. Sizinkiler ne durumda derseniz bizde
tutuklama falan yok. Bu kadar iğrenç bir şeyi yapan tanıdığım kimse olmadığı
içinde açıkçası seviniyorum. Gerçi bizde
şu destanla alınan yanlışlık oldu ile salıverilenler vardı. Ülkede zaten roller
coaster gibi.
28 Haziran 2016 Salı
taş kağıt öküz
Meğer ben kardeşlerim yok diye sabah akşam onla görüşüyormuşum. Uyuzla Sidikli eve geldiğinden beri eve erken gideyim ne bahane bulsam halindeyim. Kardeşlerimle doğru düzgün görüşemiyorum ne yapayım. Gerçi çalışmıyor olsam evdeki varlıkları onca yalnızlığın üzerine fazla gelir. Geçen sene yazın ya bunlar gitse keşke diye düşündüğüm bile oldu yalan yok. Ancak şu sıralar Joker inişe kardeşlerim yükselişe geçti. Hem kardeşlerim onun gibi hödük değil. İlişkilerde anlam veremediğim yıl gün sayıp dönümüne hediye alma kutlama zımbırtısında fena rezil olan ben üç beş gün sonra olan Joker`in doğum gününde adam gibi bir şeyler almak için oturdum kafa patlattım. Sonra aklıma geçen sene aldığım Star Wars serisinden sonra adam için kafa patlatmak yerine sıkıcılığa boğmak daha iyi olur dedim. Daha önce konuştuğumuz bir ayakkabıyı aldım, sonra yıl dönümünü telafi içinde cüzdan. Hem onunki eskimiş baya işine yarar diye düşündüm. Ama ona göre dürüstlük bana göre hayvanlıkla "Bir cüzdana bu kadar para verilmesine karşıyım" dedi. Lan it benim o cüzdanı bir milyon takside böldürmek hoşuma mı gidiyor. Sırf senin yüzünden aldım onu ben. Donuna kadar para saçan kendisi. Hayır ben çocuğu yanış anlıyorum desem o da değil. Biliyorum azıcık züppe bir tip. Hayatında pazar görmemiş. Üstündeki salak gömleğe 200 lira verip benim sırf onun için aldığım hediyeye pahalı demesi delirtti beni. Ben bilmiyorum sanki pahalı olduğunu. Resmen beni sığlıkla suçladı sonra. Ben kullandığım cüzdanı sokaktan yirmi liraya aldım be. Ben miyim gösteriş budalası. Yazarken bile yine sinirlendim. Joker`i boğazlamamak içinde hafta sonu Sidikli ve Uyuzla seri nostaljisi yaptık. Kurulduk televizyonun karşısına en sevdiğimiz film serilerini izledik. Harry ve Batman bitti, Iron Man yolda. Anlaşamadığımız tek konu çalan kapı falandı onuda hallettik. Annem isme hitaben bile bir şey istese taş kağıt makas yapıp yerimizden kıpırdıyoruz. Gerçi bazen kapıdaki biz turu tamamlamadan gidiyor ya da annem söylenerek kapıya bakıyor ama olsun, bizim ağzımızın tadı bozulmuyor.
Etiketler:
ben,
günlük,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
15 Haziran 2016 Çarşamba
onda ararken bende buldum öküzü
Reenkarnasyona inansam bundan önceki bir milyon yaşamımı öküz olarak geçirdiğime yemin edebilirdim. Hatırlamadım. Ben oruç tutup Joker tutmayınca işten sonra onla görüşmek yerine direk eve gidip her akşam dakika sayıyorum. Dünde bundan farklı değildi. Sonra bir telefonla beş dakikada hazırlanıp kapımda bekleyen Joker`in yanına indiğimde etrafta cidden kamera aradım. Yağmurun altında şemsiye ile bir insan bu kadar yakışıklı görünmemeli. Adam ne kadar zaman zaman pisliğin teki olsada takım elbise ile cidden dehşet görünüyor. Yırtık kotumla yanına yakışmayacağımı anlamam bir saniye mi bile almadı. Gerçi ne önemi var ki? O anakartımı yakan gülümsemesiyle "Birinci yılımız kutlu olsun" dediğinde yağmurun sıradan bir yağmur olmadığına asit yağdığına yemin edebilirim. Hatırlamakla kalmamış bir de hediye almış. elime poşetleri tutuşturup üstümü değiştirmemi, yemeğe götüreceğini söylediği kısmını pek algılayamadım. Çünkü o sıra adamı öpsem yani gerçekten öpsem orucumun başına ne gelirdi onu düşünüyordum. Hatta bir kereliğe mahsus Allah orucumu bozdu kabul etmese olmaz mı diye pazarlığa bile giriştim de cevap alamadım. Pretty Woman filmindeki Julia Roberts`ın ayaklarının yerden kesilmesi bile benimkinin yanına yaklaşamazdı. Eve çıkarken Joker`in patentini almayı çoktan kafaya koymuştum. Gerçi o elbise ve ayakkabıyı görünce adamı nüfusuma geçirmeye karar verdim. Gerçi birde el çantası alsa harika olurdu ama şanslı ki bende bunlarla sırıtmayacak bir tane vardı. Mutluluk uçağımın ne zaman çakıldığına gelirsek annemin "Sen ne aldın?" sorusuna soru işaretini koymadan hemen önce. Allah benim belamı versin. Ben hediyeyi bırakın tarihi hatırlamaktan geçtim, tarihi bile bilmiyordum. Adam bana bunları alsın ben unutayım. Joker`i azıcık tanıyorsam geri kalan ömrümde bunun dalgasını geçer, lafını yapar, millete beni rezil eder. Zekamı tekrar kullanmaya başladığımda Uyuz`un odasına daldım hediye aldım diye bir şeyler aramaya başladım. Parfüm şişeleri kullanıldığını belli ediyordu, en son aldığım gömlekleri çoktan giymiş. Sonra geçen ay aldığım saati görünce masada Uyuzla biraz kavga etsekte vermeye razı oldu. Tabi daha iyisini almam koşuluyla. Hemen saat kutusuna koydum, hazırlandım çıktım. Çok şık bir yere götürdü, hiç öküzlük yapmadı. Ben aç karnımı doyurup tatlıyı beklerken hediyesini verdim. Paketletemedim diye mırın kırın ettim. Bu hediyeyi açıp gülünce bir bokluk olduğunu anladım. Tek kaşını kaldırıp "bunun benim olduğuna emin misin?" dediğinde yatakta yakalansan inkar politikasıyla evet diye üsteledim. Yemedi çünkü salak ben saatin markasıyla kutusunu tutturamamış Uyuz`un başka bir saat kutusuna koymuşum. Kaldı ki unuttuğum diğer şey bu saati seçerken o da yanımdaydı. Sanırım hayatımda en çok utandığım ikinci an bu an. Sonunda hatırlamadığımı, o hediyeyle gelincede elime yüzüme bulaştırdığım dümeni itiraf ettim. Allah`da benim taksit taksit belamı versin. Açken beynim çalışmıyor diye minareyi çalıp kılıfı uyduramadım resmen.
Etiketler:
ben,
günlük,
ilişki raporu,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post,
öküz sevgili,
pretyy woman
2 Haziran 2016 Perşembe
annem beni külkedisi kalayım diye doğurmuş
Ne zaman benim özel işim olsa iş yerinde işler patlıyor. Sonra benim tek isteğim gözlerimin altı balon gibi şişsin çok uyumaktan oluyor. Bir insan için bundan daha güzel bir beddua bilmiyorum ben. Gerçi iş bedduaya gelince sanırım o işi çok güzel yapıyorum. Özellikle Joker`e ise. Gözlerim yakında çalışmaktan şişe camına ihtiyaç duyana kadar çalıştım. Beni öyle kafa kaşıyacak zaman kurtarmadı. Bir de dertsiz başıma dert açıp girdiğim şu ikinci okulun finalleri vardı. Vizelerim de nazar değdirmeyin ama çok iyi olunca finallere girmeden duramadım. Tuğla tuğla okuyup sınavlarda bir halt yapamadım gerçi. Gece gündüz uyumayıp çalışınca halime üzülen sevgili Joker beni bir pamuklara sarmadı. Nasılda anlayışlı diye hayaller kurdum. Gerçekler bol dırdır. Adamın içinden öküz çıktı diyeceğim ama dışı da öyle. Allah'ım ne vardı bana da bir prens göndersen. Beyaz atı olmasa da olurdu. Prensesi el üstünde tutsa yeterdi. Ondan bile vazgeçtim bir miktar anlayış yeterdi. Bizimki ne yaptı "o saate kadar çalışılır mı?" isimli roman yazdı. Evde ders çalışıyorsam da bu ne okulu diye söylendi. Bununla da yetinmedi dinozorlar hala hayattayken girilmiş bir iddianın ödülü istedi. Şu masal yüzünden girdiğimiz. O kadar unutmuşum ki hatırlatana kadar ağzımı yaya yaya saçmalama yaa dedim durdum. Ona kahvaltı hazırlamamı isteyince oh dedim yırttım. İki omlet zeytin peynir ayarlarım tamam işte. Birde bunu azıcık süsleyince nasıl zahmetlere katlanmış, özenmiş der. Ama ben kimim ki şeytanın stajyerini kandırabileceğimi düşünüyorum. Adam bana istek listesi bıraktı. Böyle börekli, poğaçalı. liste o kadar uzundu ki bir de altına kuş sütü yazmış. Canı çekmiş. Bir insan hem sigara böreği hem peynirli börek nasıl ister ya. İkisininde mantığı peynirde bitiyor hani. Kıymalıdan bahsetmedim peynirlerin arasına girmemek için. Üç çeşit poğaça istemiş, insan olan iki tanesini yediğinde doyuyor. Pankek mi istememiş, omlet mi istememiş ki onuda kuru kuru istememiş bilmem neli olsun diye dip not yazmış. O kadar çok şey isteyince cumartesi akşamımı mutfakta köle gibi çalışarak harcadım. Pazar sabahı erkenden kalktım doldurdum gelsin alsın diye bekliyorum elim kolum dolu ya! Gelmedi uykusu çokmuş kendim gidecekmişim. Bende bindim taksiye öyle gittim. Tüm kahvaltı tantanası bitince de 70 liramı geri istedim oh olsun ona. Ya ben geldim mutfakta iki tava birden çeviriyorum omletler havada uçuşuyor o horul horul uyudu. Asıl bombaya gelin siz. Meğer Aslanla iddiaya girmiş kaybeden bir ordu dolusu erkeğin isteklerini pişirecekmiş. Tabi bizimkide benim kaybettiğim iddiayı hatırlayınca üstüme, ona acıyıp sadece omlet isteyen arkadaşından ilham alıp kargaların götünü yayıp yattığı saatte ben kahvaltı hazırladım. İnşallah önemli bir görüşmen de ishal olursun tuvaletten çıkamaz işi eline yüzüne bulaştırırsın. Götün açıkta kalır da rüyanda o bana yaptırdığın browninin hamuruyla fırında görürsün kendini.
Etiketler:
ben,
günlük,
ilişki raporu,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post,
külkedisi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






