9 Eylül 2016 Cuma

reklam değil asıl mesele vapur


Çalışmak istemeyen bir insanı istediğiniz kadar zorlayın onu çalıştıramazsınız. Bilgisayarın başında oturur siz geldiğinizde sayfayı indirir. Bilgisayar gözetliyorsanız, sınırlıyorsanız elindeki telefonla oynar, milyon defa sigara molası verir, orda burda dolaşır ama o gün çalışmaz. Tatil kafasından bir türlü çıkamadım desem ilk günden iki saat geç çıkınca omurilik soğanından vurulmuşa döndüm, dengem şaştı. Bugün içinde çok işim yok diye akşamdan oturdum işlerimi bitirip patrona bahane bulmak için Sidikli ile kafa patlattık. Regl sancım çok gelemiyorum dersem erkek kafasıyla bir stop düğmesine basar tamam der diye düşündüm. Sabah elimdeki birkaç işle ilgili mail attım ardından adamı arayıp ben işe gelemiyorum dedim. Sebep sorunca da “Ben bugün gelsem de çalışmam, çalışıyormuşum gibi yaparım. Cidden gelmek istemiyorum" dedim. İlk bir manyak mısın falan dedi bende “Zorlarsanız regl sancım var diyeceğim” dedim. En son ne halin varsa gör iyi bayramlar gibi bir şeyler dedi. Kovulma falan umurumda değil açıkçası. Her işi yetiştiriyorken boş boş oturmayı ne seviyorum ne de bu kadar fazla fazla çalışırken ofise hapsolmak istiyorum. Hava bu kadar güzelken fırsatı değerlendirmek istedim. Sidikli ile Çengelköy`de kahvaltı yaptık. Peynirli cevizli ve peynirli soğanlı tam buğdaylı börek favorim Çınaraltı`na gittiğinizde hemen ordaki börekçiden alıp denemeyen altın olsun. Kalori umurumda değil derseniz azıcık dolaşıp ordaki çikolatacıyı bulabilirsiniz. Balıkların hafıza durumu ne bilmiyorum ama inanın yerin adını hatırlamıyorum. Ordan Kadıköy`e geçip sokaklarda dolandık. Yalnız bu Ali Usta dondurmanın topunu yakında çeyrek fiyatına çıkaracak belli. Hayır belki ben çok yiyeceğim sürümden kazanayım da demiyor. Ve son durak Eminönü. Kurukahveci Mehmet Efendi`siz şehir turumu olur be. Lokumdan çok haz etmem ama kahve aldıktan sonra mısır çarşısında Malatya Pazarı var orda ki çifte kavrulmuş lokumları deneyin derim ben. En sevdiğim şeylerden biri böyle o Mısır Çarşısıdır, Eminönü’nün arka sokaklarıdır dolaşmak. Gezi yazarlığına soyunmadım, reklam yapıyorum. Şaka tabi, asıl  mesele vapur. O modern vapurlardan nefret ediyorum. Ben böyle yanlarında oturma alanı olan vapurlara bayılıyorum. En büyük zevklerimden biri oraya oturup ayaklarımı demirine uzatmak. Son kalanlarına dokunanın anlını karışlar, isyan ederim. 

8 Eylül 2016 Perşembe

boş gezenin boş kalfası olmuşum demek zor


Geçen gün uzun süredir konuşmadığım bir arkadaşımla görüştüm. İşim gücüm ne falan bilmiyor. Ben hala aynı yerde çalışıyor sanıyorum falan. Sonra bana iş dışında ne yapıyorsun dedi. Cevap vermek için bir dakika bekledim sanırım. İşe gidiyorum, Jokerle görüşüyorum, Arkadaşlarımla görüşüyorum, evdeyken anneme babama şımarmıyorsam kitap okuyorum, dizi izliyorum. Ama bütün bunları söylemeye utandım. Çünkü gözüme bir anda aşırı sıkıcı ve sıradan geldi. O kadar monoton olmuşum ki fark bile etmemişim. Mezun olmadan önce bir sürü hayal kurardım yapacaklarım hakkında. Sıradan olmayacaktım ki tüm o insanları ağır eleştirilerle topa tutan bendim. Peki sonum ne derseniz tükürdüğümü yalıyormuşum. Öğrenci iken daha çok şey yapıp daha çok eğleniyordum ben. Şimdi elime örgü verseniz hayatıma renk katmış olursunuz. Ne bir hobi, ne bir etkinlik. Allah`ım bildiğiniz ot çocuk tanımın genç yetişkin sınıfıyım. Hayır her gün yapmam gereken bir şey olmasa da olurdu. Ama "ya işte Himalayalara tırmandık geçen, sonra Broadway`de oyunumuz vardı ona yetişmeye uğraştık" desem çok da kötü olmazdı hani. Abartıyorum biliyorum ama bir hobiye ihtiyacım var benim. Boş gezenin boş kalfası gibi gezdiğimi hissetmeyeceğim bir şeylere. Soruyu ciddiye almışsın sen demeyin açık açık sordu adam iş dışında ne yapıyorsun diye. Siz ne yapıyorsunuz ya? 

6 Eylül 2016 Salı

patron aşığı oldu


Bir aylık işi adam benden bir buçuk haftada bitirmemi istedim. Hesaplarıma göre günde ortalama 14 saat falan çalışmam gerekiyordu. Yeni birini bulup yardım etmesi falan imkansız zaten bu kadar kısa sürede. Bende her akıllı çalışanın yapacağı gibi pazarlık yaptım. Tarihe yetiştirmem halinde yıllık izinden sayılmayacak iki hafta tatil talep ettim. Manyak mısın diyen oldu ama nasıl iş veren için iş ortamı vahşi doğa ise benim içinde öyle. Eşeği süreklide sağlam kazığa bağlamayı sevdiğim içinde işe başlamadan adama anlaşma imzalattım. Tatile gittim diye sonra izin vermez, kafası eser kovar elimde belge bulunsun. Gerçi bir çok insan sınırı aştığımı düşünse de bizim Patronun hoşuna gitti bu tavrım. Durumdan hoşnut olmayan tek isim Joker. Patronumdan hoşlanıyor ki, bir bayan bu saate kadar çalıştırılmaz diye geziniyor. İş yerinin önünde bir bekle iki bekle derken en sonunda bizim patrona söyledim güvenliğe desin de arabada iki büklüm olmasın çocuk. Başta patronum hakkında asıp kesen Joker ben çalışırken adamla kanka oldu. O saatte ne işi var adamın derseniz adam iş manyağı.  Masada kafası bilgisayara gömülü kaç kez sabah bulduk adamı. Jokerin odama girdiğinde ilk söylediği şey ise “bir de ofiste stiletto giy tam olsun.” Ben saçımı kalemle topluyorum ki ona göre bu dünyadaki en seksi hareketlerde biriymiş. Benim için ise, hiç tokam olmaması ve eczane lastiği değim şeyle toplayınca yolunan saçlarım için çözüm. Ne kadar şikayetçide olsa beni geç saatlere kadar bekledi. Gece ikiyi bulduğu oldu taksiyle olmaz dedi yalnız bırakmadı. Sanırım beni gerçekten seviyor desem de bir kez söylemedi hayvan. Bu ara yeni takındım o iki kelime. İşi benimle yapmış kadar oldu ama bitince benimle değil anasıyla tatile çıktı. Kıskançlık ediyorum ama o ailesiyle yurt dışına giderken ben belki o vaz geçer diye ümit ettim. Sonunda bende kızlarla plan yapıp Fethiye`ye gittik ki on beş yıla ben oraya taşınırım. Oralı bir arkadaşım kalacak yeri sudan ucuza ayarladı. Kaç kere tekne turuna çıktık hatırlamıyorum. Fethiyelinin bir arkadaşının babası sağ olsun yine mi tura geldi bunlar demeden boyna misafir etti bizi. Başımız bağlı olmasa çocuğu yelkenli ile birlikte almak isterdik hani. Gittiğimiz yerlerde de hep hesabın yarısı geldi önümüze ciddiyim. Menüde yazanın yarısını, hatta bazen daha azını ödedik. Fethiyelinin çevresi o kadar genişti ki o yanımızda yokken selamını söylemek hesabı indiriyordu. Hatun kendine orda resmen başka bir şey kurmuş. Bir de haraç toplasa tamam.  Her ne kadar turizmin ölmesine üzülsem de dünyanın en sakin ve eğlenceli tatillerinden birini yaşadım. Kızlar ona on birlere kadar yatarken güneş ile birlikte denize girdim, yeni insanlarla tanıştım, kızlarla tüm gün gülüp geceleri deli gibi eğlendik. Hayatımda bir ilki daha yapıp havaalanında sabahladım bulduğum her yerde uyudum. Şey bir de sevgilimi stalklayıp o kızların hangi kafayla şortun üstüne sweatshirt giydiğine kafa patlattım. Gerçi bu ilk değil.
                                                                                                                   

roller coaster gibisin güzelim


Aman bu kız yazsın öldük meraktan başına neler geldi demiyorsunuz biliyorum. Mail atanlar nankör bu kız diyor farkındayım. Özet geçelim o zaman. Ülkenin durumu karışıkken içimden yazmak gelmedi. Bir de yazmak yerine oturup anlamaya çalışmaktan fırsatımda olmadı. Tarzan`ın sonu nasıl bitti bilmiyorum. Malum gecede Hostes, kardeşi ve benimkiler sinemadaydık. Şimdi böyle suratımda garip heh tebessümüyle yazıyorum ama filme girdiğim ülkeyle çıktığım ülke birbirinden farklıydı. Filmin ikinci yarısında Hostes`in İtalya`dan sevgilisi aradı ona bile saçmalamış İtalyan basını dedim. Babam eve gelin çabuk diye azarladı, filmi bırakıyorum boş yere diye söylendim, video gördüm inanmadım. Çünkü benim için o kadar imkansızdı. Taksicinin telefonda askerdeki oğlu için endişelendiği konuşmayı duyduğumda inandım. Eve gelip TRT spikerini gördüğümde ise telefon alarmım ne zaman çalacak diye çok baktım. Bu kadar çok bilimkurgu okursam ayaküstü hayal bile görürüm dedim ama nafileymiş. Bizim ailenin elinde ya neşter var ya silah. Mühendistir, öğretmendir iğneyle arar sanatı bulunmaz Hint kumaşı sayarsın. Meslek paletimiz oldukça dardır hani. Gördüklerimin şaka olup olmadığını anlamak için ilk dayımı aradım. Yıllar sonra ilk defa tatile çıkan adamın dünyadan haberi yok. Kendi sorumluluğundakiler bir bok yemesin diye geri dönemeye çalışıyor bir yandan da bizim polis olan küçük dayı için endişeleniyor. Bizim komiser ne yazık ki çok tehlikeli bir bölgede bir de. Kuzenlerimden havacı olanlar birkaç gün öncesinde tatile yollanmış ne hikmetse ki dedemin cenazesine zor yollayıp hemen geri çağıran adamlar tarafından. Uyuz`la babam birbirine girdi bir anda. Uyuz`un kız arkadaşı İngiliz ve karşıda oturuyor. Kız deli gibi korkmuş telefonda ağlıyor Uyuz gitmek için arabanın anahtarını istiyor. Uyuz "Annem orda kalsa onu bırakır mıydın? Hayatında böyle şeyler görmedi o, korkuyor. Ya darbe olursa ne olacak, ona ne yapacaklar" diye bağırıyor. Sanki biz her gün darbe gördük. "Aşığım ona gerekirse yürürüm" dedi çarptı kapıyı çıktı. Annem fenalaştı babam kötü zaten. Anahtarı uzattı “Koş yetiştir” dedi babam sonunda. Plaj terliklerimle arkasından koştum. 3 dakikalık fark yüzünden koca caddeyi endişeyle koştum, telefona bile bakmıyordu. Onu bulduktan sonra etrafıma baktığımda millet bankamatiklerde sıraya girmiş, bazısı market bakkal büfede, tekele girmeyecekler tekelde bir şeyler alıyor. Makarna dolu poşetli bir amca koşturuyor. Babamı ardım “bizde bir şey alalım mı” dedim bir paket sigara istedi. Ciddiyim. Ağzını bir kere bozmayan adam “bir bok yapamazlar” dedi telefonu kapattı. Köprüde ateş açılıyor dediler korktum bir şey olcak kardeşime diye. Saat başı iyiyim mesajı attı. Tpemizden geçen uçak seslerinden bahsetmek bile istemiyorum. Yatağa gidip gözlerimi sımsıkı kapatıp uyanmayı beklemek istedim. Hayatımın en korkunç gecelerinden birini yaşadım herkes gibi. Çok boktan bir temmuz ayı geçirdim. Atatürk`deki patlamada Hostes için endişelendim, nöbetten yeni gelen annem Uyuz`u aldı hastaneye geri döndü ki Uyuz daha sona yaklaşmamış tıp öğrencisi. Bayram dönüşü katıldığımız şehit cenazesinden bahsetmek bile istemiyorum. Annesi, ağlayışları Allah kimseye göstermesin. Tüm bunların üzerine ne yazacak halim kaldı ne okuyacak. Kendimi kapattım yapabileceğim en iyi şeyi yapıp daha çok çalıştım. Gece gündüz çalışma işini abartıp uyumak dışında hiçbir şey yapmaya vakit bulamadım. Mail kutumu bile bugün kontrol ettim. Sosyal medyadan zaten tamamen uzak durdum, haberlere sadece göz ucuyla baktım. Vurdum duymazlıktan derseniz deyin ama görmek istemedim. Hayatta olmaz dediğim şeyler oldu. İlk bir kaç gün bolca bunu yapanlara yaratıcı beddualar bulmaya adamışken kendimi psikopatlığa geçiş sürecimden temizlenmek için en iyisi uzak durmamdı. Sadece lisede Uyuz`un peşinde koşan özel okulları, Sidikli`yi okuldan soğutan tipleri hayalinden vaz geçip mühendis olmasına sebep olan adamları takip ettim. Ve bir sürü iyikili cümle kurdum. İyi ki babam özel okul karşıtı bir adamdı ki Anadolu liselerinden mezun olup gelişen tüm notların yüz olacaklara aldanmadık. İyi ki aklım vardı da kendim okudum araya aracılar koyup cennetten arsa almaya kalkmadık hiç. Cidden güzel bir ülkemiz var, güzel bir dünyamız. Savaş, açlık, güç çatışmaları olmasın, ırklardan milletlerden vazgeçilsin, insan olmak hatta canlı olmak yetsin, vize gibi saçmalıklar olmasın istiyorum. Koca bir dünya ve elimizle yaptığımız saçma sınırlar. Sanırım ütopya istiyorum kendime. Sivrisinek bile öldüremeyen insandan başka ne bekliyorsunuz ki. Tüm bunlar yazmama sebeplerimdi. Özel hayatımda yaşadığım kayıplar, millet olarak yaşadıklarımız bana fazla ağır geldi. Niyetim bunları boş vermek yazmamaktı ama sanırım yazıp rahatlamak istedim. Bu yüzden ricam bu yazıya hiç yorum yapmayın. Bırakın böyle kalsın. Hem tazelenmiş tatil dönüşü eğlenceli ruhumu söz birkaç saate geri çağıracağım.


Merak edene: Uyuz`un sevgilisi kısa süreliğine ülkesine geri döndü. Okul için geri geldi gerçi. Eh kızın ablası zaten bir Türkle evlendi. Ailecek bizim ülkeye mecbur alışacaklar. Sizinkiler ne durumda derseniz bizde tutuklama falan yok. Bu kadar iğrenç bir şeyi yapan tanıdığım kimse olmadığı içinde açıkçası seviniyorum.  Gerçi bizde şu destanla alınan yanlışlık oldu ile salıverilenler vardı. Ülkede zaten roller coaster gibi.

28 Haziran 2016 Salı

taş kağıt öküz


Meğer ben kardeşlerim yok diye sabah akşam onla görüşüyormuşum. Uyuzla Sidikli eve geldiğinden beri eve erken gideyim ne bahane bulsam halindeyim. Kardeşlerimle doğru düzgün görüşemiyorum ne yapayım. Gerçi çalışmıyor olsam evdeki varlıkları onca yalnızlığın üzerine fazla gelir. Geçen sene yazın ya bunlar gitse keşke diye düşündüğüm bile oldu yalan yok. Ancak şu sıralar Joker inişe kardeşlerim yükselişe geçti. Hem kardeşlerim onun gibi hödük değil. İlişkilerde anlam veremediğim yıl gün sayıp dönümüne hediye alma kutlama zımbırtısında fena rezil olan ben üç beş gün sonra olan Joker`in doğum gününde adam gibi bir şeyler almak için oturdum kafa patlattım. Sonra aklıma geçen sene aldığım Star Wars serisinden sonra adam için kafa patlatmak yerine sıkıcılığa boğmak daha iyi olur dedim. Daha önce konuştuğumuz bir ayakkabıyı aldım, sonra yıl dönümünü telafi içinde cüzdan. Hem onunki eskimiş baya işine yarar diye düşündüm. Ama ona göre dürüstlük bana göre hayvanlıkla "Bir cüzdana bu kadar para verilmesine karşıyım" dedi. Lan it benim o cüzdanı bir milyon takside böldürmek hoşuma mı gidiyor. Sırf senin yüzünden aldım onu ben. Donuna kadar para saçan kendisi. Hayır ben çocuğu yanış anlıyorum desem o da değil. Biliyorum azıcık züppe bir tip. Hayatında pazar görmemiş. Üstündeki salak gömleğe 200 lira verip benim sırf onun için aldığım hediyeye pahalı demesi delirtti beni. Ben bilmiyorum sanki pahalı olduğunu. Resmen beni sığlıkla suçladı sonra. Ben kullandığım cüzdanı sokaktan yirmi liraya aldım be. Ben miyim gösteriş budalası. Yazarken bile yine sinirlendim. Joker`i boğazlamamak içinde hafta sonu Sidikli ve Uyuzla seri nostaljisi yaptık. Kurulduk televizyonun karşısına en sevdiğimiz film serilerini izledik. Harry ve Batman bitti, Iron Man yolda. Anlaşamadığımız tek konu çalan kapı falandı onuda hallettik. Annem isme hitaben bile bir şey istese taş kağıt makas yapıp yerimizden kıpırdıyoruz. Gerçi bazen kapıdaki biz turu tamamlamadan gidiyor ya da annem söylenerek kapıya bakıyor ama olsun, bizim ağzımızın tadı bozulmuyor.

15 Haziran 2016 Çarşamba

onda ararken bende buldum öküzü


Reenkarnasyona inansam bundan önceki bir milyon yaşamımı öküz olarak geçirdiğime yemin edebilirdim. Hatırlamadım. Ben oruç tutup Joker tutmayınca işten sonra onla görüşmek yerine direk eve gidip her akşam dakika sayıyorum. Dünde bundan farklı değildi. Sonra bir telefonla beş dakikada hazırlanıp kapımda bekleyen Joker`in yanına indiğimde etrafta cidden kamera aradım. Yağmurun altında şemsiye ile bir insan bu kadar yakışıklı görünmemeli. Adam ne kadar zaman zaman pisliğin teki olsada takım elbise ile cidden dehşet görünüyor. Yırtık kotumla yanına yakışmayacağımı anlamam bir saniye mi bile almadı. Gerçi ne önemi var ki? O anakartımı yakan gülümsemesiyle "Birinci yılımız kutlu olsun" dediğinde yağmurun sıradan bir yağmur olmadığına asit yağdığına yemin edebilirim. Hatırlamakla kalmamış bir de hediye almış. elime poşetleri tutuşturup üstümü değiştirmemi, yemeğe götüreceğini söylediği kısmını pek algılayamadım. Çünkü o sıra adamı öpsem yani gerçekten öpsem orucumun başına ne gelirdi onu düşünüyordum. Hatta bir kereliğe mahsus Allah orucumu bozdu kabul etmese olmaz mı diye pazarlığa bile giriştim de cevap alamadım. Pretty Woman filmindeki Julia Roberts`ın ayaklarının yerden kesilmesi bile benimkinin yanına yaklaşamazdı. Eve çıkarken Joker`in patentini almayı çoktan kafaya koymuştum. Gerçi o elbise ve ayakkabıyı görünce adamı nüfusuma geçirmeye karar verdim. Gerçi birde el çantası alsa harika olurdu ama şanslı ki bende bunlarla sırıtmayacak bir tane vardı. Mutluluk uçağımın ne zaman çakıldığına gelirsek annemin "Sen ne aldın?" sorusuna soru işaretini koymadan hemen önce. Allah benim belamı versin. Ben hediyeyi bırakın tarihi hatırlamaktan geçtim, tarihi bile bilmiyordum. Adam bana bunları alsın ben unutayım. Joker`i azıcık tanıyorsam geri kalan ömrümde bunun dalgasını geçer, lafını yapar, millete beni rezil eder. Zekamı tekrar kullanmaya başladığımda Uyuz`un odasına daldım hediye aldım diye bir şeyler aramaya başladım. Parfüm şişeleri kullanıldığını belli ediyordu, en son aldığım gömlekleri çoktan giymiş. Sonra geçen ay aldığım saati görünce masada Uyuzla biraz kavga etsekte vermeye razı oldu. Tabi daha iyisini almam koşuluyla. Hemen saat kutusuna koydum, hazırlandım çıktım. Çok şık bir yere götürdü, hiç öküzlük yapmadı. Ben aç karnımı doyurup tatlıyı beklerken hediyesini verdim. Paketletemedim diye mırın kırın ettim. Bu hediyeyi açıp gülünce bir bokluk olduğunu anladım. Tek kaşını kaldırıp "bunun benim olduğuna emin misin?" dediğinde yatakta yakalansan inkar politikasıyla evet diye üsteledim. Yemedi çünkü salak ben saatin markasıyla kutusunu tutturamamış Uyuz`un başka bir saat kutusuna koymuşum. Kaldı ki unuttuğum diğer şey bu saati seçerken o da yanımdaydı. Sanırım hayatımda en çok utandığım ikinci an bu an. Sonunda hatırlamadığımı, o hediyeyle gelincede elime yüzüme bulaştırdığım dümeni itiraf ettim. Allah`da benim taksit taksit belamı versin. Açken beynim çalışmıyor diye minareyi çalıp kılıfı uyduramadım resmen.

2 Haziran 2016 Perşembe

annem beni külkedisi kalayım diye doğurmuş


Ne zaman benim özel işim olsa iş yerinde işler patlıyor. Sonra benim tek isteğim gözlerimin altı balon gibi şişsin çok uyumaktan oluyor. Bir insan için bundan daha güzel bir beddua bilmiyorum ben. Gerçi iş bedduaya gelince sanırım o işi çok güzel yapıyorum. Özellikle Joker`e ise. Gözlerim yakında çalışmaktan şişe camına ihtiyaç duyana kadar çalıştım. Beni öyle kafa kaşıyacak zaman kurtarmadı. Bir de dertsiz başıma dert açıp girdiğim şu ikinci okulun finalleri vardı. Vizelerim de nazar değdirmeyin ama çok iyi olunca finallere girmeden duramadım. Tuğla tuğla okuyup sınavlarda bir halt yapamadım gerçi. Gece gündüz uyumayıp çalışınca halime üzülen sevgili Joker beni bir pamuklara sarmadı. Nasılda anlayışlı diye hayaller kurdum. Gerçekler bol dırdır. Adamın içinden öküz çıktı diyeceğim ama dışı da öyle. Allah'ım ne vardı bana da bir prens göndersen. Beyaz atı olmasa da olurdu. Prensesi el üstünde tutsa yeterdi. Ondan bile vazgeçtim bir miktar anlayış yeterdi. Bizimki ne yaptı "o saate kadar çalışılır mı?" isimli roman yazdı. Evde ders çalışıyorsam da bu ne okulu diye söylendi. Bununla da yetinmedi dinozorlar hala hayattayken girilmiş bir iddianın ödülü istedi. Şu masal yüzünden girdiğimiz. O kadar unutmuşum ki hatırlatana kadar ağzımı yaya yaya saçmalama yaa dedim durdum. Ona kahvaltı hazırlamamı isteyince oh dedim yırttım. İki omlet zeytin peynir ayarlarım tamam işte. Birde bunu azıcık süsleyince nasıl zahmetlere katlanmış, özenmiş der. Ama ben kimim ki şeytanın stajyerini kandırabileceğimi düşünüyorum. Adam bana istek listesi bıraktı. Böyle börekli, poğaçalı. liste o kadar uzundu ki bir de altına kuş sütü yazmış. Canı çekmiş. Bir insan hem sigara böreği hem peynirli börek nasıl ister ya. İkisininde mantığı peynirde bitiyor hani. Kıymalıdan bahsetmedim peynirlerin arasına girmemek için. Üç çeşit poğaça istemiş, insan olan iki tanesini yediğinde doyuyor. Pankek mi istememiş, omlet mi istememiş ki onuda kuru kuru istememiş bilmem neli olsun diye dip not yazmış. O kadar çok şey isteyince cumartesi akşamımı mutfakta köle gibi çalışarak harcadım. Pazar sabahı erkenden kalktım doldurdum gelsin alsın diye bekliyorum elim kolum dolu ya! Gelmedi uykusu çokmuş kendim gidecekmişim. Bende bindim taksiye öyle gittim. Tüm kahvaltı tantanası bitince de 70 liramı geri istedim oh olsun ona. Ya ben geldim mutfakta iki tava birden çeviriyorum omletler havada uçuşuyor o horul horul uyudu. Asıl bombaya gelin siz. Meğer Aslanla iddiaya girmiş kaybeden bir ordu dolusu erkeğin isteklerini pişirecekmiş. Tabi bizimkide benim kaybettiğim iddiayı hatırlayınca üstüme, ona acıyıp sadece omlet isteyen arkadaşından ilham alıp kargaların götünü yayıp yattığı saatte ben kahvaltı hazırladım. İnşallah önemli bir görüşmen de ishal olursun tuvaletten çıkamaz işi eline yüzüne bulaştırırsın. Götün açıkta kalır da rüyanda o bana yaptırdığın browninin hamuruyla fırında görürsün kendini.