20 Şubat 2015 Cuma

esra erol`dan hallice


Kar kar diye ağladım ben. İstanbul’a kar yağan her seferinde bizim evin orası bir gram kar tutmadı. Deniz, yükselti dedik bekledik. Sidikli gidene kadar sadece bir kere hediye için NilKuşu ile buluşmuştum. Dahi`yi bile göremedim. Adamın gitme vakti geldi. Hiçbirimiz buluşmasak diyemedik ve Çarşamba günü o fırtınaya kara buluştuk. Saatlerce kafede mahsur kaldık resmen. Kar bir türlü dinmedi. Ama değdi be. Dahi`yi çok özlemişim. Adam benim en yakın arkadaşım. Ne kadar bir zamanlar beni gıcık etse de. Bütün gün saçma salak şeylerden konuştuk. NilKuşu Aslan`ın bir arkadaşıyla tanışmam konusunda sürekli ısrar etti. Kendi mi Esra Erol`da hissettim. Sarı telefonundan benim için hazırladığı aday listesini gösterdi. Lan bu kadar acınası hale mi geldim ya? Dahi mezuniyette Clarke Kent`i ayarlarım deyip durdu. Galiba hepsinden azıcık nefret ediyorum. Ama Dahi`den daha az. Aslan`da ondan bahsettiğimiz anladı sanırım NilKuşu`nu arayıp o da geldi. Bizim aslan kar yere ilk düştüğü an itibariyle arabasını kullanmayı bırakmış. NilKuşu korkak diye dalga geçiyor. Adam yedi yıldır İstanbul`da hala kara alışamamış. Yemek yerken de laf bizim whatsapp`da ki guruba geldi. İsmi pek edepli değil, şey içeriği de. Sidikli ve Hostes üzerine Sarı ve NilKuşu olunca o guruptan hayırlı bir şey beklenmez zaten. Aslan`ın tek tepki kafayı çevirip “Bacım yanlış anlama ama senin o kardeşin çok fena.” İsimlendirme işi bizimkinindi. Dahi ise NilKuşu`nun attığı Grey fotoğraflarını ve Sarı`nın edepsiz konuşmalarını görmüş. Hostes ve Sisikli`nin reddedilen erkek koleksiyonunu paha biçilemez bulmuşlar. Benimse guruba tek katkımın “hahahah” olduğunu saptamışlar. Sonuç mu? Aslan ve Dahi dördüyle görüşüp masum beynimi onlardan uzak tutmamı tavsiye ettiler. Tabi bu NilKuşu`nun çantasından çıkarıp verdiğim Grinin Elli Tonunu gösterene kadar sürdü. Yalnız Dahi ve NilKuşu orta okulda okudukları Melisa P. `nin olayın atası olduğunda ısrarcı. 

18 Şubat 2015 Çarşamba

ben kendimden çok onun için korkuyorum


Benim bir kız kardeşim var malumunuz Sidikli. Ona buralarda Sidikli dediğim için ilk bozuldu ama sonra boş ver dedi geçti. İsmini sevmese de alıştı sanırım. Tatil boyunca stajımdan arta kalan her vaktimi onunla geçirdim. Kendisi tam bir belgesel manyağı. Bulduğumuz her belgeseli izler haldeyiz. Tabi o hayvanlar alemini daha çok seviyor. Penguenler favorisi. Kutuplarda tatil gibi bir hayali var. Saatlerce bu konu hakkında plan yaptık. Dayanırım ben belgeselciler nasıl dayanıyorsa diyor ama yapamaz bilirim. Daha doğrusu ben yapamam. O giderse tek bırakmam ama ben soğuk sevmem ki. Tatil boyunca psikopatça belgesel izlemenin yanı sıra, benim ısrarımla birkaç film izleyebildik. Bir iki tiyatro oyunu falan seyrettik. Alışveriş yapmadan olmaz tabi. İstanbul`a dair ne özlediyse onu yaptık. Galiba en çok da kahvaltıdan sonra kendimizi sokağa atıp deniz bulduğumuz ilk yerde oturmayı özlemiş. Ankara`da iken çok özlüyorum onu. Gitti yine. Ne uçakla giderken, ne otobüsle giderken gündüz yolculuk yapmayı sevmiyor. Annemde o yoldayken hep sabahlıyor. Dün gece üçte uçaktan iner inmez aradı. Taksiyle yurda giderken hep konuşuyorlar zaten. Babam yaklaşınca yurdu arayıp haber veriyor ki karşılasın görevli. Sanırım babamın her aramasında adam küfrediyor içinden. Bizimki cesur görünür ama laf aramızda korkaktır. Akşam yurttan markete çıksa arar dönene kadar yurda geri konuşur. Arkadaşıyla kahve içmeye çıksa, yalnız dönüyorsa yine arar. Yurdun kapısından girene kadar hiç susmaz. Dolmuşta tek kalacağını anladığı an iner. Bense korkmam. Karanlıksa, saat geçse, biber gazımı unuttuysam çantamdan bir kalem çıkartıp sadece cebime koyarım. Genelde de aklımda bana bir şey olmaz fikri vardır. Sebebini bilmiyorum. Ama bir şeyi fark ettim. Sidikli`nin ki korkaklık değil. Benim ki cahil cehaleti dediğimiz olay. Kardeşim için hep endişeliydim. Günde elli bin defa ararım. Hatta en çok aradığım insan. Ama artık daha çok korkuyorum ben. şu birkaç gündür okuduğum hayatlar yüzünden mi derseniz sanırım evet. Tek isteğim o korunsun, başına hiçbir zaman bir şey gelmesin. Tek dileğim hiçbir kadın Özgecan`ın yaşadıklarını yaşamasın.

15 Şubat 2015 Pazar

hepimiz insanız be !


Bir çok şey oldu, ama bunlardan birini bile buraya taşımadım. Görmediğimden, duymadığımdan, tepkisizliğimden ya da duyarsızlığımdan değil. Ben hep güzel bir dünya istedim. İstediğim gibi yaşamak, düşünmek istedim. Olmadı. Giydiklerim için suçlanmak, baskı altında olmak istemiyorum. Çok şey mi ya bunlar? Sokakta başıma ne gelecek endişesiyle yürümek istememek, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmayı istememek lüks mü? Ben bu yıl tacize uğradım. Adamın biri popomu elledi. İnsanların bazılarının tek derdi evine gitmekti, polis için sıradan bir vakaydım. Anneme ve babama hiçbir şey söylemedim sırf üzülmesinler endişeleri artmasın diye. Dün eve geç geldim diye azarlandım ama olanlardan haberim yoktu. Bugün öğrendiğimde düşündüğüm tek şey Özgecan`ın ne hissettiğiydi. Onun yaşadıkları yanında benimki minicik gerçekten minicik bir şeydi. Ben bu kadar kötü ve korkmuş hissetmişken, onun hissedebileceklerini benim aklım almıyor. Bıktım geçekten bıktım. Sürekli sokak ortasında dövülen, doğranan, tecavüze uğrayan kadınların haberlerini gazetelerde görmekten bıktım. Benim annemin bana anlattığı “insan” tanımına uymayan “şeylerden” ve onların eylemlerini meşru kılıp cezalandırmayan, sessiz kalan, görmezden gelen “şeylerden”de bıktım. Ve kızgınım.  Onları yetiştiremeyen, her hangi bir şiddet türüne maruz kalıp susan hem cinsime kızgınım. Vücudum üzerinde söz hakkı sahip olmaya çalışanlara kızgınım. Babamla ne zaman saat pazarlığı yapsam evimizin kapısı dışında yaşanabilecek kötülüklere dair olan büyük endişelerini haklı çıkaran herkese kızgınım. Şort, etek giydiğim için başıma gelen her şeyi meşru gören herkese kızgınım. Hepimiz insanız be! Bu kadar mı zor insan olmak? Lütfen ya lütfen insan bedenine, insan hayatına saygı duyun. Sessiz kalmayın. Elinizi zarar vermek için kaldırmayın, uzatmayın. Üç gün konuşup dördüncü gün unutmayın. Çocuğunuzu yetiştirirken üç değil binerce kez düşünün. Okuduğunuz okulların hakkını verin yine cezasız kalmasın. Çok mu zor?

14 Şubat 2015 Cumartesi

gri dediler elli ton dediler anne azarından bahseden olmadı


Stajdan çıktım eve gittim kimsecikler yok. Annemler birine yemeğe gideceklerdi ne işim olur demiştim. Sidikli trafiğe kalmış gecikti, bende yapayalnız yemeğimi yedim. Sidikli gelince de çektik pijamaları turduk belgesel başına. Beş dakika izledik izlemedik, “Elli tona mı gitseydik. Gerçi şimdi bilet yoktur. Pazar okula döneceğim. Kimle izleyeceğim, hadi gidelim ” Baktık on ikiye bile seans var orda burda. Hostes`i aradık. Yarın uçuş falan var dedi, mırın kırın etti ama sonuç alışveriş merkezi kapanmadan yetişmek için koşturduk. Ona bilet bulamayınca on bire aldık bileti. Bekledik, girmeden de son kez babamı aradık biz şimdi giriyoruz diye. Filme bok atmak gibi olmasın ama beğenmedim. Bir kitap değildi hani, ama uyarlama sonuçta. Zaten gülmekten filmi de seyredemedik. Hostes ve Sidikli yan yana gelince dramın dibi olsun fark etmez gülersiniz. Öndeki iki teyze filmin ilk yarısı kızdı ses yapıyoruz diye, ikinci yarısı horladılar. Çıkarken dürttüm bitti diye desem. Filmden çıktım 19 bende 18 Sidikli`de cevapsız arama. Annem 11`de girdiğimiz filmde kaçta çıkacağımızı düşündüyse nerdesiniz siz diye çemkirdi. Filmden çıkan taksiye attı kendini durakta taksi kalmadı. Mecbur bekledik. Yürüsek on beş dakikaya evdeyiz ama taksiye binmesek annem kesecek. Anahtarı da evde unutmuşuz mecbur zile bastık. “Saat olmuş 2 bu saatte sokakta işiniz ne! O kapı kilitlenmeden mi çıkılıyor! Evden kaçmaya mı başladınız! İyice zıvanadan çıktınız! Babanız kızdı yattı.” gibi çemkirmelerden sonra tam döndü gidiyor dedik bu kez de ”Film nasıldı? Birlikte giderdik.” demez mi. Bu kadın cidden dengesiz ya. İlk çemkiriyor, sonra onsuz gittik diye alınıyor. Ben hiç 21 oldum, azıcık ipleri sal anacığım diye çemkiriyor muyum? Yok. Bu arada annem kafama terlik attı. “Gir kocanın koynuna yat. Yaşlandın yaramaz o film sana.” dedim diye. Yaşlanma kısmını söylememeliydim. Babam umarım çok sinirlenip, suskunluk moduna girmemiştir.

12 Şubat 2015 Perşembe

beşiktaşlılardan ve ikizlerden uzak durmalıyım


Oturdum bir liste yaptım. Beni bu listeyi yapmaya iten temel sebep ise birkaç tesadüfün birkaç tesadüften ibaret olmadığı. Bu nasıl cümle ya? Şöyle ki hoşlandığım adamların profilini çıkardım. Durum cidden iç karartıcı. Tek tip çalışmışım. Millet etin her türünü yerken ben sürekli tavuk yemişim. Ay bunun dış görünüşle alakası da yok. Tamam, üç aşağı beş yukarı aynıda bende tek tip olan takım. Evet evet bildiğimiz takım. Hani Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş gibi olanından. Hoşlandığım erkeği bırakın, yan gözle baktığım bile Beşiktaşlı. Şaka değil cidden öyle. Ben bunu yeni fark ediyorum. Lisede öyleydi, üniversitede de öyle oldu. Hatta çocukluk aşkım bile Beşiktaşlı. Saçma değil mi? Uzunla birlikte gitmediğim Beşiktaş Basketbol maçı kalmamıştı. Bay B yine Beşiktaşlı. Bu ikisi arasında olan çocukta Beşiktaşlı. Hoş çocukmuş dediğim tanıştığım çocukların hepsi de öyle. Bu nasıl bir iştir anlamadım. Bir de ikizler belam var. Burca inanmam yani normal seviyede kırk yılda bir biri bir şey okursa vs. Ama bende çıkardığım haritada ikizler burcunu da mumla arayıp bulduğum ortaya çıktı. Sonra fark ettim ki ikizler burcu Beşiktaşlı erkeklerden çektiğim kadar hiçbir şeyden çekmemişim. Yeni hayat planım içerisine de altın bir madde yerleştirdim. Beşiktaşlı ve ikizler burcu olan erkeklerden  uzak duracağım. Öyle biriyle karşılaşırsam eğer kafamı dizlerimin arasına sıkıştırıp tehlike geçene  kadar o pozisyonda kalacağım.

9 Şubat 2015 Pazartesi

büyük konuşmalar için atalarımızın fikirleri


Önceden kitap okumaya, film seyretmeye vakit bulamıyorum diyen insanları yalancılıkla suçlardım. Nasıl vakit ayıramazlar ya? İstemiyorlar ondan bütün bu bahaneleri öne sürüyorlar, diyordum. İşin rengi öyle değilmiş. Sömestr da gönüllü staj yaptığım yere hemen hemen her gün gitmeye başladım. Dünyanın en rahat koşulları denebilir. Dokuz altı ama dokuzda gelen yok. Onda ancak herkes geliyor ki bende. Akşam bir saat geç çıksam yarın on birde gel diyen bir patronum var. Öğlen git bir saat takıl gel. Tüm bunlara rağmen vaktim yok. Eve ulaşmam bir buçuk saatimi alıyor ortalama ve her yer kalabalık. Gidiyorum eve yük hafiflesin diye iş taşımış oluyorum yine dinleneme yok. İşleri yoluna koyman gece yarısını bulmuşken bir bölüm dizi izledikten sonra ikincisi yarı uyur vaziyette bitiyor. Oturup hesap yapıyorum. Şimdi yatsam 5 saat sonra kalkacağım. Ama uyuma sürem, uyanma sürem yarım saat sürse beş saat oldu 4.5 saat. Yarın daha erken yatmalıyım, iki günde bir altı saat uykuyu hak ettim. Ama dizinin yeni bölümü gelir, off aman yazın artık. Kitap heyecanlı bölümde kaldı, off yolda okurum tabi kendimi içeri atabilirsem. Eee atalarımız zamanında bu konuda fikirlerini belirtmişler önyargıyla ilgili ama nerde bende dinleyecek kafa. 

2 Şubat 2015 Pazartesi

hediye yerine ulaştı ama ben kendimi azıcık kaybettim bulamıyorum


Nil Kuşuna hediyeyi aldım ama verememiştim. Sonunda bu akşam verebildim. Stajdan erkenden kaçtım. İşe giderken VS paketi cartu curtu belli olmasın diye her bir şeyini sardım sarmaladım poşet değiştirdim. Ne gerek vardı sen böyle şeylerden çekinmezdin dedim ama yine de paketledim. Bu ara zaten kendimi tanıyamaz oldum. Önceden millet ne der, ne konuşur diye umursamazdım ama artık millet şöyle bakar böyle der diye düşünmeye başladım. Durumdan memnun muyum? Hayır tabi ki. Memnun olmasam da bir türlü kafadan atamıyorum. Rahatsızda olsam bu halimden kendime katlanacağım bir süre. Baktım olmuyor kendimi karşıma alıp konuşurum. Ayy yine dağıldım bak. Neyse ben bunla buluştum Aslan aradı bende geleyim dedi yemekleri yedik ettik,  kalktık kahve içmeye gittik, Aslan geldi biz kahve kısmına geçtiğimizde. Ama Aslan varsa mendabur suratlı hıyarda vardır dimi?  Bende tam zamanı dedim hediyeyi verdim. Verirken de evde aç diye tembihledim. Bizim melahat duramadı açtı, sonra rengi bilmem neyi merak etti ucundan bakayım dedi paketi ucundan açtı. Arsız benim bu kız. Aslan kafayı poşet içine uzatıp öksürük krizine girdi yanımdaki gülme krizine. Hayır aldığımda atla deve değildi ki be. Don sutyen işte. Bizimki de eve kadar sabretse ölür tabi. Gerçi bende ucundan bakardım da hepsi kafa sokan Aslan`ın yüzünden. Utandım. Sonuçta elin adamı çok canım cicimli bir samimiyetimiz yok ve aklıma direk kesin hakkımda kötü düşündü fikri oluştu. Joker`de kulağıma”Aslan`ın gözü gönlü açılacak”dedi. Bu nasıl arsız bir insan ya. Bilmiyorum ya. Tamam arsızım ama erkek olsam hayatta böyle bir şey demezdim sanırım. Yani sonuçta mahrem. Bu salak cidden karaktersiz. Ya neden ilmiyorum bu adama cidden sinir oluyorum. Espri yapmaya çalıştı anlıyorum, başkası dese uyuz etmez ama bunun dediği her şey batıyor. İyice yaşlılara döndüm ben. Nerde bendeki o eski özgür kafa, nerde kimseyi takmayan kafa, nerde her istediğini yapan kafa?
Not: toplu taşımada telefonla yazmak ne zzormuş arkadaş