Elimi çabuk tutmaya bakıyorum. Gençken yaptım yaptım, yoksa
iş benden geçmiş olacak. Aklınıza boy boy çocuk gelmesin altmışında doğuran
var. Ergenliğin verdiği benmerkezcilik, dünya benim etrafımda dönüyor kafasıyla
bir liste yapmıştım. Listemin üç beş maddesinin üzerini silmiş olan ben bu
akşam bir maddeden daha kurtuldum. Sildiğim maddelerden bir tanesi tanımadığım
bir adamla öpüşmekti ki bir iddia sonucunda yapmıştım. Annem duysa bacaklarımı
elime verir. Bu kez annemin bildiği diğer çılgınlığa gelirsem toplu taşımada
beğendiğim bir çocuğa numaramı yazıp vermiştim. Çocuğun bizim okulda olması
evimin dibinde oturması gibi detayları çıkartırsam yine de sonunda ben güzelce
rezil oldum. Amma edepsiz liste diyorsan okuma. Devam edenler bir iki de iyi
şey var tabi. Mesela ilik nakli donörü olmak için kan verdim. Altı yıl geçti
uyan kimse çıkmadı. Yaparken lan ya organ mafyası bulursa diye düşünsem de
12-13 yaşından beri bunu yapmak istiyordum. B akşam üzerinden geçtiğim madde
ise güvendiğim bir arkadaşıma saçımı kestirmekti. Bu iş için AvukatKız ve Sidikli`yi
görevlendirdim. AvukatKızın iş eğitimi dersinde makas becerisi iyiydi, Sidikli mühendis
ölçer biçer güzel keserler diye düşündüm. Yamuk olsa da kıvırcık dalga arası bu saçlarda
fark edilmez dedim. Sonuç yamuk oldu diye diye on santim gitti saç. Ben onlara
4 santim dedim onlar abartısız on santim götürüp bir de rötuş attı. Giden
saçlarımın arkasından yaptığım cenaze töreninden sonra sıra geldi bu saçları
uzatıp ölmeden bir kez de kendim keseceğim. Kökü bende uzar ya diye bir savunma
mekanizması geliştirmiş olsam da, maile düşen mucize saç uzatıyor gibi spam
maillere tıklarım bu gidişle. Kuaförden milimetrik kesim bekleyen bir milletin
çoluğu çocuğuyuz.
4 Şubat 2017 Cumartesi
25 Ocak 2017 Çarşamba
cesur ve özgür olanlar sever
Tenimde hissettiğim rüzgar ve güneçle uyandığım yaz
sabahlarını seviyorum.
Sidikli ile Uyuz`a pankek yapmayı, ben yaparken onların
sabırsızca beklemelerini seviyorum.
Ailecek yapılan kahvaltıları seviyorum.
Annem ve Sidikli ile dedikodu eşliğinde içilen Türk
kahvesini seviyorum.
Babamın dizine yatmayı seviyorum.
Canım sıkıldığında anneme sarılmayı seviyorum.
Sidikli ile yatakta kıkırdaşmayı bazen sessizce sadece
sarılıp yatmamızı seviyorum.
Uyuz`un canım sıkkınken beni çileden çıkartmasını ona kum
torbası muamelesi yapmasını seviyorum.
Uyuz`un limonlu soda içmem diye tutturduğumda saat kaç
olursa olsun çilekli soda aramaya gitmesini seviyorum.
Kız günlerini, gecelerini seviyorum.
Kitapçıda saatlerce takılmayı seviyorum.
Uyuz`un seçtiği filmlere Sidikli ile birlikte bok atmayı seviyorum.
Üçümüzün gittiği tiyatro oyunlarını seviyorum. (Oyunda iş
olmasa da bazen birlikte olduğumuz için seviyorum.)
Yazın ailecek yapılan tatillerde annemle babamın güneş
batımını izlemek için bizi başlarından savmalarını seviyorum.
O tatillerde sahilde yapılan koşu yarışlarını seviyorum.
Tek başıma güneşin doğuşunu izledikten sonra yüzmeyi
seviyorum.
Sidikli ile badminton oynamayı, Avukat Kızla ve Yüzücü ile
koşmayı seviyorum.
İş çıkışı kızlarla kahve içmeyi seviyorum.
Uyuz ile okuduğumuz bir kitap hakkında tartışmayı, bir konu
hakkında iddialaşmayı seviyorum.
Annemin öperek uyandırmasını seviyorum.
Babamın “Tombiş Kızım” diye beni sevmesini seviyorum.
Joker`in bana Kurbağa demesini seviyorum.
Joker ile playstation oynamayı seviyorum.
Joker gülerken ona bakmayı seviyorum, çalışırken onu
seyretmeyi seviyorum.
Geçirdiğim kötü bir günün sonunda kafamı kaldırıp gökyüzüne
bakmayı seviyorum.
Nefes almayı ve gülümsemeyi seviyorum.
Okuyana not: Sevmek için büyük şaşalı şeylere ihtiyacımız
olduğunu düşünmedim hiçbir zaman. Başkaları için anlamı olmayan, küçük şeyler
ben severken çok havalı geliyor. Sizin neler sevdiğiniz merak ediyorum.
Etiketler:
ben,
günlük,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
sadece ben,
sevdiklerim
17 Ocak 2017 Salı
ölürsem parasız kalsın 18742169685 gün evlenemesin
Adam kadını çok sever. Yanından beş dakika ayrılmak istemez.
Kadın ailesini görmeye gitmek istediğinde, adam işleri dolayısıyla kadına eşlik
edemeyecek diye gitsin istemez. Ona çiçekler alır, özel günleri kaçırmaz, sık
sık sevdiğini söyler. Gittiği her yerde eşlik eder. Eh bu kez işi var diye
eşlik edemez. Kadın ailesini ziyarete gider adam her gün arar, onu özlediğini
söyler. Kadın ölür. Adam yıkılır, ağlar sızlar. Kocaman olmuş üç çocuğuna daha
sıkı sarılır. Sonra bir gün benim yengemin telefonu çalar. Ardından ağladığı
biricik arkadaşının o delicesine aşık kocasından haber vardır. Adam çok aşıktı,
ayrılmak istemezdi, yirmi yıl ilk günden son güne kadar sevmişti ve kadının
kırkı çıkmadan düğün yapmaya kalkan yine aynı adamdan. Adam seviyordu, aşıktı
falan ya hani yine sevecekti canım. Ama kırk gün beklemek bide fazla gelmişti
sanırım adama ki çat diye evlenme kararı alıp, uygulamaya soyunmuş. Yengemde
dönüp arkadaşlarına gün parasını 300 liraya çıkartma teklifinde bulunur. Annemi
arar olanı anlatır ve erkeği parasız bırakmanın en iyisi olduğuna dair nutuk
atar kapatır. Annem bütün gün eve de ölmesi halinde babamın kaç gün
bekleyeceğini düşünüp durur. Bense sanırım bir kez daha aşka olan inancımı
kaybettim.
Etiketler:
aşk,
ben,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post,
nankör
5 Ocak 2017 Perşembe
tabutuma çivimi kalbime masajını yaparım
Neşemi kaybedince yeni yıl yazısı bile kasvet doldu. İçim
kararınca tüm o karanlığı üzerinize salmak istemedim. Noel Baba ile de zaten
aram çok iyi değil. O yüzden kendime küçük istekler koydum hep. Bu yıl ki
hedefim biten keçeli kalemlerim yerine bir paket almaktı ki aldım. Bu yıl hayallerimi
gerçekleştirmek istiyorum. Çalışmayı seviyorum ama ben gezmeyi de seviyorum.
Kendimi bu yıl alanımda daha iyi olmak istiyorken kendime iki adet uçak bileti
aldım. İki günde bir şehir az çok biter felsefesi ile hareket ettim. Hayat
fazlasıyla kısayken kendimi, hayallerimi ertelemeyi bırakıyorum İşmiş güçmüş
yaktım gemileri hak ediyorum bu performansa. Kendime bir seyahat bloğu açmaya
karar verdim. Gittiğim hoşlandığım yerleri yazmak istiyorum. Bu yaz işaret dili
kesinlikle öğreneceğim kafaya koydum. Yaz içinde Sidikli ile bir yurt dışı
planımız var ama hedef Avrupa değil Asya. Pastacılık kursu gibi bir şeyler
düşünüyorum. Ve en önemli kararın buraya yazmadığım için fark edilmeyen bu ölü
toprağımdan bıktım. Ruhum çalınmış gibi. O eki beni o kadar çok özledim ki. Beni
sınırlayan, yargılayan herkesten her şeyden sıyrılmaya karar verdim. Bir yıldır
etrafımdaki herkes beni olmayan kalıplara sokuşturmaya çalışırken izin verdim.
Onlar beni tabutuma koydu ben çivimi çaktım. Buraya yazmak en çok sevdiğim
şeyken, burda kendimi dinlerken kendi sesimi kıstım. Yazarken fark ettiğim
karşıma çıkan beni yabani otlarla kapatmışım. Ama şunu bir kez daha hatırladım,
hayatta yaptıklarımız sonsuzlukta yankılanır. Benim sonsuzluğumun imzası ruhum.
Kendimi buz kalıbına sokmak başıma gelen beni oluşturan her iyi ve kötü
yaşantıma, güldüğüm ağladığım her güne haksızlık. Sizleriniz planınız ne
bilmiyorum ama benim planım o insandan vazgeçmeyen, umudunu yitirmemiş,
hayattan zevk alan o kıza kalp masajı yapmak.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
hayaller,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post,
sadece ben,
Sidikli,
yeni yıl
14 Aralık 2016 Çarşamba
bu kedi mideye indirmeden önce sıçanıyla oynar
İnsaf be. İçime sıçtınız topunuz. Bir bir gelmeyip kamyonla
kum boşaltıyorsunuz üstüme. Dedemin hastalığı döneminde bahsedemedim, sonra
erteledim ama Hostes birine aşık oldu. Başta iyi biri sanırım desem de sonra
ilişkisini hiç desteklemedim. Çocuğun gözleri kaşları fazla oynak ve resmen
bizim kızın ona olan zaafını kullanıyor. En büyük problemleri kıskançlıkken
boyna ayrılıp barışıyorlar derken, İtalya`da romantik bir evlenme teklifine
kandı. Evlenmek istemiyor ama evet dedi, nişan bile yaptılar. Söyledim ne kadar
karışmam desem de çünkü çocukluk arkadaşım ve kız kardeşim be o benim. Mantıklı
gelen her şeyi dedim, erken karar verme bile dedim ama dilemedi. Çocukla
tanıştıktan sonra psikologdan yardım almaya ile başladı ki çocuk ona bile
karşı. Ailesi desen Hostes`ten duyduğum kadarıyla bence ucuz insanlar.
Annesinin ağızından “Her şeyi sen ödeme bölüşün, taksiyle giderken bırak o
ödesin, yedirme ona.” tarzı cümleler sarf etmiş bir kadınken; Babasının iphone
azizliğine uğramış whatsapp konuşmasında adamın üzerine alınan ama kredisinin
oğlu tarafından ödenecek ev için “Evlenince kıza ödetirsin krediyi” gibi bir
cümle sarf edilmiş. Şaka olma olasılığı bile olsa bence iğrenç ve ucuz bir
hareket. Nasıl insanlarsınız ya? Hep kendime insanları yargılama derim ama
sıçarım kendi ağzıma bu ne kardeşim. Keza Hostes akşam bunlar tartışmışlar
ağlayarak bize geldi ve o gittikten bir saat sonra Hostes`in Whatsapp`ından
şöyle bir mesaj geldi “Lady Hostese söyle artık eve gitsin yeter bu kadar.”
Köpek mi eğitiyorsun ve bu ne! Şifreleri birbirlerine vermişler instagramda ve
bizim kızlarla edepsiz bir grup konuşmasının altına bize yorum yazıp ardından “Hostesle
birlikte kullanıyoruz haberiniz olsun” dedi yavşak herif. Madem birlikte
kullanıyorsun gördün konuşuyoruz çık dimi. Okuyup üzerine böyle bir şey yapmak
nedir? Hostes telefonunu hacklediğinden şüpheleniyordu ve bu yazdığı ile durum
iyice ayyuka çıktı. Ağzına sıçtım ama az geldi. Oturdum durumla alakalı yasaları
araştırdım. Gün olur bunlar ayrılırsa ağzına sıçacağım onun. Tüm kayıtları
yedekledim hem bilişim suçundan hem de özel hayatın gizliğinden bastıracağım.
Bunun gibi hayvan dolu ülke. Üzerlerine üç beş düzgün şey geçiriyorlar, bir
diploma, biraz da para al sana sıçan ordusu.
11 Aralık 2016 Pazar
lambadan dilek cini çıkmıyor bari ufo duysun
Şu ara hayata dair tek beklentim UFO saldırısı. Şöyle
gelseler o koca uzay araçlarını boş buldukları arazilere indirseler ne hoş
olur. Önceleri UFO varsa -ki ben varlığına inanıyorum- gelsinler bir beni
alsınlar gitseler derdim. Oturur iki çekirdek çitler dedikodu yapardık diyorum.
Varlığına kanıtım yok ama yokluğuna da kanıtınız yok. Hem insanoğlu işte fazla
kibirli. Koskoca evren sadece biz yaşayalım hatta onunda içine sıçıp bırakalım
diye var edilmedi bence. Eğer öyleyse özgür irade zımbırtısını elimize tutuşturularak
çok büyük kazıklandık. Bir 3 yıl önce bu kadar karamsar bile değildim.
İnsanlara güzel bir günün geleceğine inanırdım. Şimdi bir UFO`nun sesimi duyacağını ve kabile lideri dahi olsa kendini lider
olarak gören herkesi toplayıp gitmesini istiyorum. Hatta zahmet olmazsa
giderken bütün para babalarını, silah tüccarlarını, tecavüzcüleri, organ
mafyalarını, insanlık suçu işleyen herkesi ve bunları gerek cezalandırırken -ki
genelde cezalandırmayıp misafir ediyorlar- aslında destek olanları, politikanın
“p” sini, öldürmek, cinayet, soykırım, katletmek, terör gibi kelimeleri
söylemeyi bırakın aklından geçirenleri de toplayıp götürsünler. Tabi elimizdeki
tüm silahları da elleri değmişken bizde bırakmasınlar. İçimdeki hayallerine,
güvenine kefen geçirilmiş kız oksijensiz bir gezene bırakılmalarını istese de
azıcık da olsa vicdan var, şu dünyadan daha güzel bir yere bırakılsınlar. Belki
yolculuk sırasında akılları başlarına gelir. Ne bileyim belki oradaki
güzelliklere kıyamazlar falan. Bizde nüfusun %10-15 olarak kırk gün kırk gece parti yaptıktan
sonra şimdilerde kaybettiğimi adalet, eşitlik, özgürlük, vicdan, insanlık gibi
soyut kavramlarla hasret gideririz. Organik tarım, açık sınıflarda eğitim,
temiz enerjiden falan faydalanırız. Ne güzel olurdu biraz huzur.
1 Aralık 2016 Perşembe
kusurlarımı sev benim hayaletimi değil
Okuduğum bir kitapta sevgilisi ile beraberken onun hiçbir
kusurunu görmediğini söylüyordu yazar. Ne zaman ki ilişki çatladı, terk edildi,
incitildi o zaman farkına varıyormuşsun. Eğer geri dönerlerse birbirlerine yine
tüm kusurların üstü örtülüyormuş. Etrafındaki herkesin sevgilisi hakkında
sıraladıkları kusurlar, hatırlattıkları fayda etmiyormuş. Yani seviyorsan
karşındaki mükemmel görmeye meyilli ve bu beklenti içerisinde olduğunu birkaç
sayfada anlatmış. Sanırım bu sık duyduğumuz ama biri yazınca hakikaten ya bu
böyle dediğimiz, kendimizde bulduğumuz anekdotlardan biridir. Benim içinde öyle
olması gerekiyordu. Gariptir ki değil. Ben hep kusursuzda kusur ararım. Sonuçta
insan değil miyiz biz? Neden kusursuz olmaya çalışalım ya da kusursuz görelim
ki? Bizleri faklı kılan detaylar kusurlar değil mi? Herkes sevgilisinin, eşinin
dostunun, ailesinin çok zeki, yakışıklı, iyi, eğlenceli, duyarlı, ahlaklı vs
gibi bir çok iyi özelliklerle bezendiğini iddia ederken bu ya gerçekten doğru
olsaydı? Herkes birbirinin aynısı olmaz mı? Gidip büyük kötülükler yapın
demiyorum ama böyle olsa, herkes prenses pembesi haplarla uyutulmuştan farksız
olmazdı bence. Hem bence gerçek sevgi karşındakini kusursuz görmek değil. Eğer
biri benim kusurlarımı görüyorsa ve sevmeye devam ediyorsa bu gerçek sevgidir.
Sidiklinin insanı delirten konuşmak istemediğinde kimseyi dinlemediği,
etrafındaki herkesi değersiz hissettirdiği anları biliyorum. Konuşuyorsunuz ama
o tek tepki göstermiyor. Annemin o her şeyi abarta abarta anlatması, bazen kendi
düşüncelerini babama bizim düşüncelerimiz gibi anlatması, Uyuz`un
sinirlendiğinde kendini kapatıp çekip gitmesi, babamın aklına takılanı size
milyon kez söyleyerek dayatması, benim sinirlendiğimde düşünmeden konuşup
insanları zayıf noktalarından vurup yaralamam.. Bunların hepsi temelde birer
kusur. Gariptir ki tüm bunlara rağmen birbirimizi seviyoruz. Bu sırf bir kaç
genetik olay yüzünden olmamalı. Öyle olsa tahtı için oğullarını kardeşlerini
öldüren insanlarda olmazdı. Kime sorsam hayatındaki insanın tek kusurunu
söylemedi. Herkes ne kadar mükemmel olduğundan bahsedip durdu. İşin garip
tarafı benim Joker`i zerre kadar sevmediğimi, sevsem hiç kusur bulmayacağımı
söylediler. Ama ben onu kusurlarıyla seviyorum, benim kusurlarımı bilsin öyle
sevsin istiyorum. Çünkü bir insanın kusurlarını görüp sevemeye devam etmek o
kişiyi sizin için mükemmel kılar. Mükemmel bir ailem yok çünkü insanlar ve
hataları var tıpkı benim gibi. Ama benim için mükemmeller. İstediğim Joker için
hatalarımla, kusurlarımla mükemmel olmak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






