4 Şubat 2017 Cumartesi

40 milimetre dedim 100 milimetre anladı


Elimi çabuk tutmaya bakıyorum. Gençken yaptım yaptım, yoksa iş benden geçmiş olacak. Aklınıza boy boy çocuk gelmesin altmışında doğuran var. Ergenliğin verdiği benmerkezcilik, dünya benim etrafımda dönüyor kafasıyla bir liste yapmıştım. Listemin üç beş maddesinin üzerini silmiş olan ben bu akşam bir maddeden daha kurtuldum. Sildiğim maddelerden bir tanesi tanımadığım bir adamla öpüşmekti ki bir iddia sonucunda yapmıştım. Annem duysa bacaklarımı elime verir. Bu kez annemin bildiği diğer çılgınlığa gelirsem toplu taşımada beğendiğim bir çocuğa numaramı yazıp vermiştim. Çocuğun bizim okulda olması evimin dibinde oturması gibi detayları çıkartırsam yine de sonunda ben güzelce rezil oldum. Amma edepsiz liste diyorsan okuma. Devam edenler bir iki de iyi şey var tabi. Mesela ilik nakli donörü olmak için kan verdim. Altı yıl geçti uyan kimse çıkmadı. Yaparken lan ya organ mafyası bulursa diye düşünsem de 12-13 yaşından beri bunu yapmak istiyordum. B akşam üzerinden geçtiğim madde ise güvendiğim bir arkadaşıma saçımı kestirmekti. Bu iş için AvukatKız ve Sidikli`yi görevlendirdim. AvukatKızın iş eğitimi dersinde makas becerisi iyiydi, Sidikli mühendis ölçer biçer güzel keserler diye düşündüm.  Yamuk olsa da kıvırcık dalga arası bu saçlarda fark edilmez dedim. Sonuç yamuk oldu diye diye on santim gitti saç. Ben onlara 4 santim dedim onlar abartısız on santim götürüp bir de rötuş attı. Giden saçlarımın arkasından yaptığım cenaze töreninden sonra sıra geldi bu saçları uzatıp ölmeden bir kez de kendim keseceğim. Kökü bende uzar ya diye bir savunma mekanizması geliştirmiş olsam da, maile düşen mucize saç uzatıyor gibi spam maillere tıklarım bu gidişle. Kuaförden milimetrik kesim bekleyen bir milletin çoluğu çocuğuyuz. 

25 Ocak 2017 Çarşamba

cesur ve özgür olanlar sever


Tenimde hissettiğim rüzgar ve güneçle uyandığım yaz sabahlarını seviyorum.
Sidikli ile Uyuz`a pankek yapmayı, ben yaparken onların sabırsızca beklemelerini seviyorum.
Ailecek yapılan kahvaltıları seviyorum.
Annem ve Sidikli ile dedikodu eşliğinde içilen Türk kahvesini seviyorum.
Babamın dizine yatmayı seviyorum.
Canım sıkıldığında anneme sarılmayı seviyorum.
Sidikli ile yatakta kıkırdaşmayı bazen sessizce sadece sarılıp yatmamızı seviyorum.
Uyuz`un canım sıkkınken beni çileden çıkartmasını ona kum torbası muamelesi yapmasını seviyorum.
Uyuz`un limonlu soda içmem diye tutturduğumda saat kaç olursa olsun çilekli soda aramaya gitmesini seviyorum.
Kız günlerini, gecelerini seviyorum.
Kitapçıda saatlerce takılmayı seviyorum.
Uyuz`un seçtiği filmlere Sidikli ile birlikte bok atmayı seviyorum.
Üçümüzün gittiği tiyatro oyunlarını seviyorum. (Oyunda iş olmasa da bazen birlikte olduğumuz için seviyorum.)
Yazın ailecek yapılan tatillerde annemle babamın güneş batımını izlemek için bizi başlarından savmalarını seviyorum.
O tatillerde sahilde yapılan koşu yarışlarını seviyorum.
Tek başıma güneşin doğuşunu izledikten sonra yüzmeyi seviyorum.
Sidikli ile badminton oynamayı, Avukat Kızla ve Yüzücü ile koşmayı seviyorum.
İş çıkışı kızlarla kahve içmeyi seviyorum.
Uyuz ile okuduğumuz bir kitap hakkında tartışmayı, bir konu hakkında iddialaşmayı seviyorum.
Annemin öperek uyandırmasını seviyorum.
Babamın “Tombiş Kızım” diye beni sevmesini seviyorum.
Joker`in bana Kurbağa demesini seviyorum.
Joker ile playstation oynamayı seviyorum.
Joker gülerken ona bakmayı seviyorum, çalışırken onu seyretmeyi seviyorum.
Geçirdiğim kötü bir günün sonunda kafamı kaldırıp gökyüzüne bakmayı seviyorum.
Nefes almayı ve gülümsemeyi seviyorum.

Okuyana not: Sevmek için büyük şaşalı şeylere ihtiyacımız olduğunu düşünmedim hiçbir zaman. Başkaları için anlamı olmayan, küçük şeyler ben severken çok havalı geliyor. Sizin neler sevdiğiniz merak ediyorum. 

17 Ocak 2017 Salı

ölürsem parasız kalsın 18742169685 gün evlenemesin


Adam kadını çok sever. Yanından beş dakika ayrılmak istemez. Kadın ailesini görmeye gitmek istediğinde, adam işleri dolayısıyla kadına eşlik edemeyecek diye gitsin istemez. Ona çiçekler alır, özel günleri kaçırmaz, sık sık sevdiğini söyler. Gittiği her yerde eşlik eder. Eh bu kez işi var diye eşlik edemez. Kadın ailesini ziyarete gider adam her gün arar, onu özlediğini söyler. Kadın ölür. Adam yıkılır, ağlar sızlar. Kocaman olmuş üç çocuğuna daha sıkı sarılır. Sonra bir gün benim yengemin telefonu çalar. Ardından ağladığı biricik arkadaşının o delicesine aşık kocasından haber vardır. Adam çok aşıktı, ayrılmak istemezdi, yirmi yıl ilk günden son güne kadar sevmişti ve kadının kırkı çıkmadan düğün yapmaya kalkan yine aynı adamdan. Adam seviyordu, aşıktı falan ya hani yine sevecekti canım. Ama kırk gün beklemek bide fazla gelmişti sanırım adama ki çat diye evlenme kararı alıp, uygulamaya soyunmuş. Yengemde dönüp arkadaşlarına gün parasını 300 liraya çıkartma teklifinde bulunur. Annemi arar olanı anlatır ve erkeği parasız bırakmanın en iyisi olduğuna dair nutuk atar kapatır. Annem bütün gün eve de ölmesi halinde babamın kaç gün bekleyeceğini düşünüp durur. Bense sanırım bir kez daha aşka olan inancımı kaybettim. 

5 Ocak 2017 Perşembe

tabutuma çivimi kalbime masajını yaparım


Neşemi kaybedince yeni yıl yazısı bile kasvet doldu. İçim kararınca tüm o karanlığı üzerinize salmak istemedim. Noel Baba ile de zaten aram çok iyi değil. O yüzden kendime küçük istekler koydum hep. Bu yıl ki hedefim biten keçeli kalemlerim yerine bir paket almaktı ki aldım. Bu yıl hayallerimi gerçekleştirmek istiyorum. Çalışmayı seviyorum ama ben gezmeyi de seviyorum. Kendimi bu yıl alanımda daha iyi olmak istiyorken kendime iki adet uçak bileti aldım. İki günde bir şehir az çok biter felsefesi ile hareket ettim. Hayat fazlasıyla kısayken kendimi, hayallerimi ertelemeyi bırakıyorum İşmiş güçmüş yaktım gemileri hak ediyorum bu performansa. Kendime bir seyahat bloğu açmaya karar verdim. Gittiğim hoşlandığım yerleri yazmak istiyorum. Bu yaz işaret dili kesinlikle öğreneceğim kafaya koydum. Yaz içinde Sidikli ile bir yurt dışı planımız var ama hedef Avrupa değil Asya. Pastacılık kursu gibi bir şeyler düşünüyorum. Ve en önemli kararın buraya yazmadığım için fark edilmeyen bu ölü toprağımdan bıktım. Ruhum çalınmış gibi. O eki beni o kadar çok özledim ki. Beni sınırlayan, yargılayan herkesten her şeyden sıyrılmaya karar verdim. Bir yıldır etrafımdaki herkes beni olmayan kalıplara sokuşturmaya çalışırken izin verdim. Onlar beni tabutuma koydu ben çivimi çaktım. Buraya yazmak en çok sevdiğim şeyken, burda kendimi dinlerken kendi sesimi kıstım. Yazarken fark ettiğim karşıma çıkan beni yabani otlarla kapatmışım. Ama şunu bir kez daha hatırladım, hayatta yaptıklarımız sonsuzlukta yankılanır. Benim sonsuzluğumun imzası ruhum. Kendimi buz kalıbına sokmak başıma gelen beni oluşturan her iyi ve kötü yaşantıma, güldüğüm ağladığım her güne haksızlık. Sizleriniz planınız ne bilmiyorum ama benim planım o insandan vazgeçmeyen, umudunu yitirmemiş, hayattan zevk alan o kıza kalp masajı yapmak.

14 Aralık 2016 Çarşamba

bu kedi mideye indirmeden önce sıçanıyla oynar


İnsaf be. İçime sıçtınız topunuz. Bir bir gelmeyip kamyonla kum boşaltıyorsunuz üstüme. Dedemin hastalığı döneminde bahsedemedim, sonra erteledim ama Hostes birine aşık oldu. Başta iyi biri sanırım desem de sonra ilişkisini hiç desteklemedim. Çocuğun gözleri kaşları fazla oynak ve resmen bizim kızın ona olan zaafını kullanıyor. En büyük problemleri kıskançlıkken boyna ayrılıp barışıyorlar derken, İtalya`da romantik bir evlenme teklifine kandı. Evlenmek istemiyor ama evet dedi, nişan bile yaptılar. Söyledim ne kadar karışmam desem de çünkü çocukluk arkadaşım ve kız kardeşim be o benim. Mantıklı gelen her şeyi dedim, erken karar verme bile dedim ama dilemedi. Çocukla tanıştıktan sonra psikologdan yardım almaya ile başladı ki çocuk ona bile karşı. Ailesi desen Hostes`ten duyduğum kadarıyla bence ucuz insanlar. Annesinin ağızından “Her şeyi sen ödeme bölüşün, taksiyle giderken bırak o ödesin, yedirme ona.” tarzı cümleler sarf etmiş bir kadınken; Babasının iphone azizliğine uğramış whatsapp konuşmasında adamın üzerine alınan ama kredisinin oğlu tarafından ödenecek ev için “Evlenince kıza ödetirsin krediyi” gibi bir cümle sarf edilmiş. Şaka olma olasılığı bile olsa bence iğrenç ve ucuz bir hareket. Nasıl insanlarsınız ya? Hep kendime insanları yargılama derim ama sıçarım kendi ağzıma bu ne kardeşim. Keza Hostes akşam bunlar tartışmışlar ağlayarak bize geldi ve o gittikten bir saat sonra Hostes`in Whatsapp`ından şöyle bir mesaj geldi “Lady Hostese söyle artık eve gitsin yeter bu kadar.” Köpek mi eğitiyorsun ve bu ne! Şifreleri birbirlerine vermişler instagramda ve bizim kızlarla edepsiz bir grup konuşmasının altına bize yorum yazıp ardından “Hostesle birlikte kullanıyoruz haberiniz olsun” dedi yavşak herif. Madem birlikte kullanıyorsun gördün konuşuyoruz çık dimi. Okuyup üzerine böyle bir şey yapmak nedir? Hostes telefonunu hacklediğinden şüpheleniyordu ve bu yazdığı ile durum iyice ayyuka çıktı. Ağzına sıçtım ama az geldi. Oturdum durumla alakalı yasaları araştırdım. Gün olur bunlar ayrılırsa ağzına sıçacağım onun. Tüm kayıtları yedekledim hem bilişim suçundan hem de özel hayatın gizliğinden bastıracağım. Bunun gibi hayvan dolu ülke. Üzerlerine üç beş düzgün şey geçiriyorlar, bir diploma, biraz da para al sana sıçan ordusu. 

11 Aralık 2016 Pazar

lambadan dilek cini çıkmıyor bari ufo duysun


Şu ara hayata dair tek beklentim UFO saldırısı. Şöyle gelseler o koca uzay araçlarını boş buldukları arazilere indirseler ne hoş olur. Önceleri UFO varsa -ki ben varlığına inanıyorum- gelsinler bir beni alsınlar gitseler derdim. Oturur iki çekirdek çitler dedikodu yapardık diyorum. Varlığına kanıtım yok ama yokluğuna da kanıtınız yok. Hem insanoğlu işte fazla kibirli. Koskoca evren sadece biz yaşayalım hatta onunda içine sıçıp bırakalım diye var edilmedi bence. Eğer öyleyse özgür irade zımbırtısını elimize tutuşturularak çok büyük kazıklandık. Bir 3 yıl önce bu kadar karamsar bile değildim. İnsanlara güzel bir günün geleceğine inanırdım. Şimdi  bir UFO`nun sesimi duyacağını  ve kabile lideri dahi olsa kendini lider olarak gören herkesi toplayıp gitmesini istiyorum. Hatta zahmet olmazsa giderken bütün para babalarını, silah tüccarlarını, tecavüzcüleri, organ mafyalarını, insanlık suçu işleyen herkesi ve bunları gerek cezalandırırken -ki genelde cezalandırmayıp misafir ediyorlar- aslında destek olanları, politikanın “p” sini, öldürmek, cinayet, soykırım, katletmek, terör gibi kelimeleri söylemeyi bırakın aklından geçirenleri de toplayıp götürsünler. Tabi elimizdeki tüm silahları da elleri değmişken bizde bırakmasınlar. İçimdeki hayallerine, güvenine kefen geçirilmiş kız oksijensiz bir gezene bırakılmalarını istese de azıcık da olsa vicdan var, şu dünyadan daha güzel bir yere bırakılsınlar. Belki yolculuk sırasında akılları başlarına gelir. Ne bileyim belki oradaki güzelliklere kıyamazlar falan. Bizde nüfusun %10-15  olarak kırk gün kırk gece parti yaptıktan sonra şimdilerde kaybettiğimi adalet, eşitlik, özgürlük, vicdan, insanlık gibi soyut kavramlarla hasret gideririz. Organik tarım, açık sınıflarda eğitim, temiz enerjiden falan faydalanırız. Ne güzel olurdu biraz huzur.

1 Aralık 2016 Perşembe

kusurlarımı sev benim hayaletimi değil



Okuduğum bir kitapta sevgilisi ile beraberken onun hiçbir kusurunu görmediğini söylüyordu yazar. Ne zaman ki ilişki çatladı, terk edildi, incitildi o zaman farkına varıyormuşsun. Eğer geri dönerlerse birbirlerine yine tüm kusurların üstü örtülüyormuş. Etrafındaki herkesin sevgilisi hakkında sıraladıkları kusurlar, hatırlattıkları fayda etmiyormuş. Yani seviyorsan karşındaki mükemmel görmeye meyilli ve bu beklenti içerisinde olduğunu birkaç sayfada anlatmış. Sanırım bu sık duyduğumuz ama biri yazınca hakikaten ya bu böyle dediğimiz, kendimizde bulduğumuz anekdotlardan biridir. Benim içinde öyle olması gerekiyordu. Gariptir ki değil. Ben hep kusursuzda kusur ararım. Sonuçta insan değil miyiz biz? Neden kusursuz olmaya çalışalım ya da kusursuz görelim ki? Bizleri faklı kılan detaylar kusurlar değil mi? Herkes sevgilisinin, eşinin dostunun, ailesinin çok zeki, yakışıklı, iyi, eğlenceli, duyarlı, ahlaklı vs gibi bir çok iyi özelliklerle bezendiğini iddia ederken bu ya gerçekten doğru olsaydı? Herkes birbirinin aynısı olmaz mı? Gidip büyük kötülükler yapın demiyorum ama böyle olsa, herkes prenses pembesi haplarla uyutulmuştan farksız olmazdı bence. Hem bence gerçek sevgi karşındakini kusursuz görmek değil. Eğer biri benim kusurlarımı görüyorsa ve sevmeye devam ediyorsa bu gerçek sevgidir. Sidiklinin insanı delirten konuşmak istemediğinde kimseyi dinlemediği, etrafındaki herkesi değersiz hissettirdiği anları biliyorum. Konuşuyorsunuz ama o tek tepki göstermiyor. Annemin o her şeyi abarta abarta anlatması, bazen kendi düşüncelerini babama bizim düşüncelerimiz gibi anlatması, Uyuz`un sinirlendiğinde kendini kapatıp çekip gitmesi, babamın aklına takılanı size milyon kez söyleyerek dayatması, benim sinirlendiğimde düşünmeden konuşup insanları zayıf noktalarından vurup yaralamam.. Bunların hepsi temelde birer kusur. Gariptir ki tüm bunlara rağmen birbirimizi seviyoruz. Bu sırf bir kaç genetik olay yüzünden olmamalı. Öyle olsa tahtı için oğullarını kardeşlerini öldüren insanlarda olmazdı. Kime sorsam hayatındaki insanın tek kusurunu söylemedi. Herkes ne kadar mükemmel olduğundan bahsedip durdu. İşin garip tarafı benim Joker`i zerre kadar sevmediğimi, sevsem hiç kusur bulmayacağımı söylediler. Ama ben onu kusurlarıyla seviyorum, benim kusurlarımı bilsin öyle sevsin istiyorum. Çünkü bir insanın kusurlarını görüp sevemeye devam etmek o kişiyi sizin için mükemmel kılar. Mükemmel bir ailem yok çünkü insanlar ve hataları var tıpkı benim gibi. Ama benim için mükemmeller. İstediğim Joker için hatalarımla, kusurlarımla mükemmel olmak.