Kadınlar güzel sözler duymaktan hoşlanırlar. Tatlım, balım,
böceğim, canım, bebeğim-Bu kelime çok saçma değil mi? Neden bebeği olmak isteyeyim
ki? İnsan en çok bebeğini sever falan demeyin hala kulağıma garip geliyor.- tam
kadınların hoşlanacağı şeylerdir. Sevgilim desin, aşkım diye o telefona kaydetsin
isteriz. Gülüm bunların dışındadır haberiniz olsun beyler. O ulağa oldukça kaba
geliyor. En azından benim kulaklarıma. Temel prensip kız arkadaşınıza o güzel
sözcükle birlikte isim takarken sahiplik ekini unutmamak. Erkek tarafından sahiplenilmek
isteriz aslında. Feminist ayaklarını bırakıp kendimizle yüzleşince görüyoruz
sanırım bunu daha çok. Bal, tatlı, böcek derse kafasına ayaklarımızı delicesine
acıtan ama seksi olmak uğruna giydiğimiz stilettoları geçirmek isteriz. Çünkü
biliriz ki o ayakkabı, o topuk ayakta değilken bile can yakar. Ben mi? Hayır,
tüm bu tatlı sözleri istemiyorum. Ben sadece bana Lady demesine razıyım. Telefonumda
tam adıyla kayıtlı, tam adımla kayıtlıyım. Gelin görün ki bana seslenirken,
konuşurken her defasında “KURBAĞA” diyor. Hani şu yeşil olan, öpünce prense
dönüştüğüne inandığımız masaldaki yeşil, bir önceki larva hali siyah minnak balığa
benzeyen. Ben ona benzemiyorum, eminim. Ne yeşilim, nede geçmişimde larva
deneyimi olmadı. Zaten beni öpeninde beni prensese dönüştüğümü gördüğünü
zannetmiyorum. Ama vıraklıyorum. Joker`in iddiası bu yönde. Burak isimli bir
arkadaşa seslenirken, onun kulağına “vırak” olarak gittiği günden beri bana
kurbağa diyor. Bu onunla birlikte değilken rahatsız edici değildi. Birbirimizi sinir
etmek için yakaladığımız birer noktaydı. Şimdi ise onun için sevgi sözcüğü
oldu. Her yerde her zaman kurbağa diyor. Kurbağa aşağı kurbağa yukarı. Hayır o
şirinlik katacak mucizevi “–m” harfi de eksik. Yalnızken söylemesi beni
rahatsız etmekten, başkaları etrafımızdayken her kurbağa deyişinde onun
kafasını ayaklarıma üzülüp giyemediğim stilettoyla delmek istiyorum. Çünkü kendimi
her defasında dalga geçilen, küçük şişman kız gibi hissediyorum. Bunu yazan bir
başkası olsa”Kendine bunu yapma. Git konuş, ilişkide konuşmak önemli iletişim
problemi ilişkiyi bitirir”derdim. Kendime de dedim, ona da. Ama bu onu beni
sevme şekli olarak görüyor anladım. İnsanların yanında dememeye dikkat ederim
dese de sanki özgürlüğünü elinden alıyormuşum bakışları kendimi suçlu
hissettirdi. Bilmiyorum, aslında sorun insanların yanında öyle seslenmesi bile değil.
Düşününce bizi özel kılan bu ama her kurbağa deyişinde önceden ondan ne kadar
nefret ettiğimi, gıcık olduğumu ve yanında gezen kısa etekli uzun bacaklı
kızları hatırlıyorum.
15 Aralık 2015 Salı
13 Aralık 2015 Pazar
insan balık gibidir yemeden bayatmı anlamazsın
Tüm günümü tanımadığım iki insanla geçirdim. Gerçi günün
sonunda ne iş yaparlar, nasıl tanışmışlar, nelerden hoşlanırlar öğrendim.
İnsanlarla rahat konuşup, tanışırım dediğimde herkes garip karşılıyor. Ama
insanlara biraz güvenmek gerekmez mi? Zarar gelebilir korkusuyla ne kadar
kendimizi sarıp sarmalayabiliriz ki? İmkansız. Bende bugün yine benlik yaptım.
Güzel sanatlar final ödevim için müze gezmeye gittim. Joker gelebileceğini
söylemişken işleri çıktı gelmedi. Benimde gidicek kimsem yoktu tek gittim ne
yapayım. Tam boş boş dolaşıp çıkacakken yanındaki bayana mozaikler hakkında
bilgi veren bir adama, bedava rehber dinleyen turist misali götüm götüm
yanaştım. Bunlar ilerledi ben ilerledim. En sonunda dikkat çekti tabi. Tanıştım
katılıp katılamayacağımı sordum ve bir bakışım baştan bu kez rehber eşliğinde
geziyorum. Adam hakikaten rehbermiş ve ben kız arkadaşıyla randevusunun
göbeğine +1 oldum. Müze kartla girdiğimden ödeve iliştireceğim bileti benim
için bedava aldılar. Hatta bu kadarla kalmayıp ordan çıkınca onlarla gezmeye
devam ettim. Şaka gibi ama bütün gün birlikte gezdik, harika sohbetler ettik ve
çok güzel şeyler öğrendim. Üstüne birde İstanbul`da yaşayıp onu tanımadığımı fark
ettim. Ara sokaklarda kalmış sinagog kapıları, kiliseler ne bileyip eski taş
yollar harikaydı. Mal mısın sen tanımadığın insanların randevusuna ne salça
oluyorsun diyeceksiniz ama ben dedim onlara ayıp oluyor gideyim falan ama yok
bırakmadılar beni. Evet evet kendimi yine yeniden sevdirdim. En son birlikte
tarihi bir meyhaneye oturunca annemin 5, babamın 3, Joker`in ise 13 kez aradığını
fark ettim. Telefon sessizdeydi, gezerken aklıma çıkarmak gelmemiş. Bir kez daha
fark ettim ki hakikaten yeni insanlar tanımayı seviyorum. Çok keyif aldım bugün
her şeyden. İyi ki dedim kimse yokmuş yanımda. Yoksa hayatta böyle bir günüm
olmazdı. Hem biz otururken Joker`de geldi. Resmen gün sonu pastam oldu. Biz
didişip birbirimizle uğraşırken de onları eğlendirmiş olduk. Hani yalnızım,
yalnız kaldım diyoruz ya değiliz. Bugün bende çok söyledim ama yine fark ettim
ki yalnızlık seçim. Seçmezseniz kalamazsınız.
Etiketler:
ben,
blog,
günlük,
insan,
Joker,
kişisel blog,
kişisel post
11 Aralık 2015 Cuma
yazarken kendimden bıktım
Garip huylarım var benim. Huy tanımına da girmeyebilir. Belki takıntıda denebilir. Her neyse. Bende ki garip bulduğum şeylerin listesini yapmaya itildim. Metrodan çıkarken sağ taraftaki turnikeyi ısrarla kullandığımı fark etmem bir arkadaşım sayesinde oldu. Evet ben hep çıkarken en sağdaki turnikeyi kullanıyorum ve her girişte de sol turnike. Bende bu garip bir şekilde takıntı. Sonra ışıkta uyuyamam ve odanın kapısı açıksa da uyuyamam. Bembeyaz çarşafların içinde de yatamam. Ne o öyle kefen mi bu yatak örtüsü mü? O yüzden hiçbir zaman Martha Steward kadınlarından olamayacağım. Şeftaliyi tüylü diye yemem ama kayısının tüylü olması hiç rahatsız etmez. Her sabah uyandığımda elma yerim. Elma kesinlikle ekşi olmalı, kırmızı elmadan hoşlanmam. Tattan ziyade pamuk prenses yüzünden sevmem. Duştan sonra dört bardak su içerim. Neden bilmiyorum ama çok susuyorum. Sevdiğim ve özlediğim şeyleri yerken burum akıyor. Çok iğrenç dimi? Joker köpek gibisin diyor. Adam Pavlov gibi inceliyor resmen beni. Hayvanlardan korkarım, sineği bile öldürmem. Yatak değiştiririm ama öldürmek yok. Babamın hediye ettiği ucuna şemsiye tasarlattığı gümüş kolyemi boynumdan hiç çıkarmam. Kulağımdaki prisingden ise yaprak şeklinde gümüş küpemi hiç çıkarmam. Etrafta bu iki takıyı takan olursa Lady misin diye sorun. Şifreleme takıntım var. Uzun komplike şifreler kullanırım. Her çocuğu illa ağlatırım. Şu zamana kadar ağlatmadığım çocuk yoktur. Kızgınsam koşarım, bazen öfkem geçmez canım çıkar bu yüzden. Yabancı bir evde yatıyorsam yaz kış fark etmez kapüşonlu hırkayla yatar kafamı kapatırım. Yatıya kalacaksam çantamda yiyecek bulundurur, asla çok yemem, gece aç midemi çantadakilerle doyururum. Yanından geçtiğim trafik ışıklarında karşıya geçmesem de basarım. Yani İstanbul trafiğinin sebebi benim. Canım sıkıldığında gidip insanlarla tanışırım. Otobüste orda burda pek fark etmez. Milyonlarca renkli postitim, fosforlu kalemim var ve hiç kullanmam. Ders çalışmayı sevmem, son geceden önce ders çalışmam. Sevdiğim insanların poposunu ellerim. Sapıkça değil şirinlikten ve herkesin değil. Kardeşlerimin, kızların bir de bir iki kuzenin. Tanıştığım her insanı bir çizgi film karakteriyle özdeştiririm. Yüksekten hoşlanmam ama adrenalin sevdiğimden paraşüt falan olaylarına girmişliğim var. Birinden ödünç aldığım kitabı seversem tekrar okumayacak olsam da alır kütüphaneme eklerim. Yolda yürürken şarkı söylerim yüksek seste. Üzgünsem portre çizerim ama kesinlikle füzenle.
Dışarıda işemem. Çok zorda kalırsam oturmadan ayakta yapıyorum. Erkekler anlamaz kadınlar bilir ve bunun için inanın sağlam bacak egzersizi gerekiyor. Herkesin yaptığı yemeği yemem. Mutfağı görmem lazım, temiz olduğunu bilmem lazım, sevmem lazım bir de güzel görülmeli. Yeni tarif takıntım var ve ilk tadına asla ben bakmam. Kendimi çok seviyorum ölmek istemem malum. Ağız şapırtısından, geğirilmesinden nefret ederim. Sağa sola öne arkaya çok allanırım. Bir dakika bile sabit duramam. Yalnız hissettiğimde ortamdaki en sevdiğim insana gidip bana sarılmasını isterim. Dağınıklıkta düzenim vardır, yerinden oynatılınca anlar çemkirim. Çok beğendiğim şeyleri alırım giyemeyecek olsam da. Misal kırmızı bir eteğim var götü açıkta geziyor demesinler diye giyemiyorum. Başkasının kullandığı el havlusunu dahi kullanmam. Hatta evdekilerin bile. Havlum ayrıdır ve misafir olduğum evde hep üstüme silerim ellerimi. Parfüm sıkmak için yaz kış balkona çıkarım. Bu Sidikli astımı çocukken azıtık olduğundan kalan bir alışkanlık. O uyurken özellikle sıkıp rahatsız etmemek için başlayıp sonradan üzerime yapışan bir huy. Başladığım işi bitirmeden kalkmam başından ve çalışırken konuşmayı sevmem. Yaptığım iş sıkıntılı veya uzun bir işse mutlaka klasik müzik dinlerim agresifliğimi alır. Şemsiye kullanmam. eski tshirtlerimi evde giye orası burası yırtılsa da annem çöpe atarak beni delirtmeyi göze alana kadar giyerim. Aldığım her hediyenin aynısından kendime de alırım. Sonuçta beğenmiş almışım neden kendime de hediye verip şımartmayayım. Yatağımın hemen yanında hep bir el feneri bulundururum. İnsanlara asla 1 dakikaya kadar geliyorum falan demem. Genelde “100 kadar say ordayım” falan derim. Pijama altı giymem uyurken sanırım bahsetmiştim daha önce. Takıntıdan ziyade alışkanlığa giren bir diğer huyum çıkardığım sütyeni dolabımın kulpuna asarım diğer kulpta zaten hep uyu bandım asılıdır. Annemden sütyen yüzünden yediğim azardan bahsetmeme gerek yok sanırım. Off çok daraldım. Bunlar ilk aklıma gelip, insanlar bu kız mal ya demeyecek seviyede olanlar daha fazla yazamayacağım. Devamı evet var ama yoruldum be. Meğer ne manyakmışım haberim yokmuş. Yüzde kırkı buysa annem kesin doğurduğuna pişmandır.
Okumaya katlanan not: Mimleyen aradaşları tek tek yazamayacak kadar yıprandım yazıyı yazarken ama onlar kendilerini biliyorlar. Tabi benim teşekkür ettiğimi de. Dimi? Ve Melodram yapmazsa evde kalsın, Cha yapmazsa anasıyla kalsın, Müpte yapmazsa bir daha bloga giremesin amin.
Etiketler:
alışkanlık,
ben,
blog,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post,
sadece ben,
takıntılarım
8 Aralık 2015 Salı
oku adam ol aşısı
Benim açımdan bugünü diğerlerinden farklılaştıran hiç bir şey olmadı. Yine aynı ritüel, yolda bir iki sitede dolaş dur. Buzzfeed`di bilmeyen yoktur. Varsa da onedio onun bir şubesi gibi desem sanırım yeterli olur. Çocuklara hep sorarız ya büyünce ne olacaksın diye, heh işte o soruya cevap veren çocukların yazılarını paylaşmışlar. Soru aynı soru sadece cevap Ayşe Fatma değilde Jack, Eli terafından veriliyor. Batman olmak isteyen var, prenses, kurt, Burger King, yedi yaşında olup sekiz olacağım diyen var, köpek olacağım diyen var, Black Spiderman deyip kötülerin tarafına çoktan geçen var. Hatta patates ve mail kutusu olmak isteyen var. Bizim çocuklara aynı soruyu sorunca verdikleri cevap klasiktir. Doktor, öğretmen, avukat, manken, şarkıcı.. Bir kaç çocukta duyduğum Ben 10 var birde. Gerçi onun modası çoktan geçmiş bile olabilir. Okurken eğlendim ama bitince aklımdaki tek soru "Lan bizim çocuklar niye böyle şeyler olmak istemiyorlar?" oldu. Bu çocuklar için eminim üç beş kişi "Salak ya bunlar patates olmak nedir?" derler. Çünkü bize göre mantıklı olan onların doktor olmak istemesi. Bizim çocuklardan biri mail kutusu olacam ben desin bak konuya komşuya o nasıl anlatılıyor. "Bizim bir tanıdık var, kızı mail kutusu olmak istiyormuş büyüyünce. Yazık çok da iyi bir aile ama çocuk işte satamazsın satamazsın" der. Önemli olan çocuğun hayal gücü değildir. Çocuk dediğinin zaten hayal kurduğu, yaratıcı olduğu nerde görülmüş. Çocuk dediğin mantıklı kararlar vermeli, oyun falan oynamamalı, bulutları kırmızı çizmemeli, denizi pembe boyamamalı. Çünkü hiç biri öyle değil. Karpuzu mora boyadığında biz değil miyiz kızan yeşil olacak o diye. Çocukların hayal dünyasına balta vurmakta üstümüzde yok. Çünkü mazallah hayal kurup ressam falan olmaya kalkarlar ne yaparız sonra. Bunun ben okuyamadım yavrum sen oku kurtar kendiniyle alakası da yok. Avukat bir tanıdığım yaşına girmemiş oğlu için "Ben avukat oldum sürünüyorum oğlum doktor olacak benim" diye geziniyor. Biliyorum herkes çocuğunun iyi yerlere gelmesini ister, başarılı olmasını. Ama adam doktor değilde Picasso oldu diye başarısız olmaz ha ne dersiniz?
5 Aralık 2015 Cumartesi
rusişleri bakanı Sidikli
Dün işten sonra kız kıza dışarı çıkalım dedik AvukatKız`la.
Sidikli`de ilgilenenler bilir İnavasyon Haftası sayesinde okulda çalıştığı
projelerden biri için sponsor avına geldi. Salak okulun altın kuralları
yüzünden İstanbul`da evinde kalacağına okulun zorunlu tuttuğu otelde kalıyor.
İki gün kardeşimi göreceğim onunda önüne okul geçti resmen. Sidikli`nin
sevimsiz sevgilisi Gevşek`in annesi Sidikli için kitap imzalatmış. Şu Kafes var
ya hani şu aman çok tatlı yazar diye milletin adam Türkiye`de iken instagramda
resim paylaşıp nispet yaptığı yazar. Bir de piyango bileti alıp göndermiş. Resmen
kızın gözünü boyamaya çalışıyor. Evet, evet çocuktan hoşlanmıyorum diye anasına
çamur atıyorum. Ama Sidikli benden çok kimseyi sevmesin istiyorum. Operaya
bilet almış oğluyla gitsin diye. Elitlikten ölüyorsun ama o çapsız oğlunla
bizimkisi ancak lol turnuvasına gider, anası operalarda gezse kaç yazar. Ay bak
yine sinirlendim. Dünde aynen böyle sinirlendikçe bir tane daha içelim, bir
tane daha derken AvukatKızı sarhoş etmeyi başardım. Bende tık yok, bir çakır
keyiflik bile ama Sidikli ve AvukatKız biz dövme, prising yaptıracağız diye tutturdular.
Yok dedim olmaz dedim, açık yer yoktur dedim dinlemediler. AvukatKız birde
tutturdu Atlas Pasajındaki dövmecide olmazsa olmaz diye. Gittik baktık hala
açık, bu kez bizimkiler başladı pazarlık yapmaya. Şeker gibi adama en son saç
yolduruyorlardı. “11.20 de açık yer bulmuşsunuz, ne pazarlığı?” dedi adam ama
gel de bizimkilere anlat. Hayır, mekandakiler ve ben gülme krizine girdik
bunlar yüzünden. Prising yaparken de adam videoya aldırdı. Neden müşteri
kovuyor diye suçlanmak istemiyormuş. Zaten AvukatKız “içince acımaz sanmıştım”
deyince dövme yapmayı adam reddetti, bizimki tutturdu. Adam ayılınca gel deyip
çekti gitti. Bizimki de diğerlerine güvenemeyip minnacık bir dövme yaptırdı.
Annenle babanı ne yaptın onca saat derseniz, son otobüsü kaçırdık Sidikli`nin
arkadaşları gelsin diye bekliyoruz dedik. Gerçi doğruluk payı var. Sidikli`ye
sevgili ara gelsin asın seni biz eve gideriz o gelince diyorum adam meyhanede
arkadaşlarıyla diye kalkamazmış gelsin dedi. Lan it bu kız senin sevgilin ne
demek gelemem ya. Kimse kusura bakmasın, prenses sendromu falan demesin ama o
kızın gelip alınması gerektiğini düşünüyorum. Ne demek ya sen gel.
Dayılanmasını biliyor oraya gitme, burdan geçme, onla konuşma. Ama paşam iki
adımlık yere kızı almaya gelmedi biz bıraktık. Yazın konserde de bize taksiye
kadar eşlik bile etmemişti. Ya bu adam bu kızın sevgilisi nasıl bu kadar rahat
olabiliyor. Ay bilmiyorum sinirlerim zıpladı. Zaten son paramızı dövmecide
bırakıp, Sidikli`ye de son kuruşuma kadar verince AvukatKız`la yedi lira ile
ortada kaldık. Kuzu kuzu Joker`i aradım geldi aldı bizi. Yalnız yedi lira
paramız kaldı dediğimizde mal mısınız bakışı atıp “Neden para çekmediniz?”
dedi. Benim bankada kuruşum kalmadı da AvukatKız`a sen çek niye demedim
bilmiyorum. Kafan güzel demeyin eve gelip annemle iki saat lak lak ettik, anlasa annem anlardı. Sabahta babamın zoruyla
erkenden kalkıp kongre merkezinde aldık soluğu. Hocamda Amerika`dan bu organizasyon için
dönmüş. Adam tüm günümü kitledi yine. Ay birde cumhurbaşkanı geldiğinde
kalabalıkta ezildim asabım bozuldu. Sanırsınız rock yıldızı. Milletteki bu
adama ulaşma isteğiyle, ergen kızların Justin Bieber konserinde üst üste çıkmasıyla
aynı geliyor. Bizim Sidikli proje için adamla baya sohbet etti kız da nasıl bir
umursamazlık varsa kırk yıllık dostuyla konuşur gibi umursamazdı. Kaldı ki en
olması gerekende bu. İnsanların mevki sahibi kişilerin yanında şekilden şekile
girmesine sinir oluyorum. El ayak öpme moduna geçenlere ise uyuz oluyorum. Zaten
Sidikli`ye göre beş dakika daha konuşsalar adam Sidikli`yi Rusişleri Bakanı
yapacakmış. Sidikli Putin`le görüşmesi halinde bırakın okul projelerine destek
verecek kişi bulmayı, doğalgazı tüm ülkeye bedava alabileceğini düşünüyor. Sen
sevgilini daha getirteme ama bedava doğalgaz al. Sidiklim be özgüvenin bence
götünde patladı senin.
Kurşun Dökmesini Bilen Okuyanıma: Sidikli`nin otelden gelesi beklerken, AvukatKız dürüm
yiyelim dedi ben tam girişinde yeri öptüm. Düşmeden çok uzun zaman
geçiremiyorum sanırım ben. Hayrınıza bir okuyun, kurşun dökün be.
4 Aralık 2015 Cuma
bir saksı nelere kadir
Cenazeye çelenk, düğüne çelenk, doğuma, hastaya çiçek, özel günlere çiçek, böyle bir arada esince ki Türk erkeğine çok esmez yine çiçek gönderiliyor. Çiçeği sırf bu günler için besleyip büyüten, işin ticaretini yapan koca bir sektör. Ve ben buna karşıyım. Babaannem çiçeğin toprakta güzel olduğunu söylerdi ben küçükken. Çünkü ben her defasında o kırmızı gelinciği koparmak için yanıp tutuşurdum. Ne var ki her seferinde kopardığım da üzülürdüm. Çünkü elimdekinin sonu belli solup gidecek. Anlamam uzun süremi aldı ama sonunda çiçek sektöründen nefret ettiğim kararına vardım. Bir çiçek sipariş edeceksiniz kimse gül ağacını satmıyor. Herkes solup gidecek gülü satıyor. Bu yüzden de her ne kadar kibarlık ettiklerini düşünseler de işe girdiğim için çiçek gönderen arkadaşlarıma uyuz oldum. Tamam tebrik etmek için yaptınız anlıyorum da, bu kadar ince olmak zorunda mısınız Allah aşkına. Kimse kusura bakmasın, öküzlüklede suçlansam bana biraz saçma geliyor. Ay işe girmiş hemen çiçek gönderelim. Koş yetiş, sen eksik kalma. Boşuna demiyorum besleyin beni burda oyayım gözünüzü. Ama ne yapayım, kaç yıldır arkadaşımsınız bilin bir zahmet koparılmış çiçeğe karşı olduğumu. Sonra elin Joker`i gelip tahtınızı sarsmasın. Adam kaktüs göndermiş. Hem de saksıda derdim de, malum o hep saksıda salakça olur bunu demem. Diğerlerinin yaptığı saçma gelirken, o yapınca direk ne ince, tatlı çocuk bu moduna girdim. Bir de demiyor mu "Seni bir buketle kandıramam, pek senlik olaylar değil." Ben ona hiç bahsetmemişken bunu bende fark edebilmesi çok hoşuma gitti. Lütfen bana bunun çok hoş bir jest olduğunu, "böyle giderse ben buna çok pis aşık olurum, korkmama gerek yok ama" duygusunun bende panik yaratmaması gerektiğini söyler misiniz?
Etiketler:
aşk,
ben,
çiçek sektörü düşmanı,
günlük,
iş buldum,
Joker,
kişisel post
2 Aralık 2015 Çarşamba
besle beni oyayım gözünü
Adam Amerika`ya gitti ama yakamdan düşmedi. Şu yapılacak,
buraya gidilecek, şununla görüşülecek. Ne dediyse yaptım. Adam Amerika`ya gitti
ama arkasında resmen beni asistan bıraktı. Tamam dedim benim yararıma ama ben
ona şu eğitimi almak istiyorum demedim. Gerçi istiyordum o yüzden teşekkür edip
gittim geldim. Projesinin tüm amelelik işlerini yürüttüm çünkü rica etti ve şu
eğitimi almak için bana olanak sağladı. Off tamam ne kadar amele işini yapsam
da adamın üzerimde hakkı var. Kankası olan diğer hoca da zaten kanatları altına
alıp hem işlerini yaptırdı hem, olanaklar sağladı. Ne kadar oflasam poflasam
salak arama saatlerine ve maillere küfretsem de yaptım ve çok şey öğrendim. Dün
aradı "Lady, bu kadar evde oturduğun yeter. Şöyle bir arkadaşım var. Yarın
12 de seni bekliyor ama hep geç kalır sen birde git. Bu arada şurada bir eğitim
ayarladım şunu öğreneceksin. İki gün haftada sana izin verecek. Şu kadar maaş
verecek. Yarın formaliteden git bir görüş" dedi. Gittim görüştüm başla
dediğinde en son kendime masa seçiyordum. Adam sana iş buldu daha ne
söyleniyorsun diyeceksiniz ama saat farkını umursamayıp gecenin dördünde aranınca
“Hocam öldünüz mü?” tepkinize inanın salak
salak konuşmakla suçlanmak tüm minnettarlığınızı alıp götürüyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






