17 Ekim 2014 Cuma

hata değil salaklık


Telefonuma üç adet çağrı gelmiş. İşin garibi sabahın köründe. Koşu ya giderken telefon almayı saçmalık olarak görürüm, evde bıraktım. Tanımadığım numara aramış. Geri döneme zahmetinde bulunmadım. Sonra elimde çalmaya başlayınca açtım. Bizim domuz suratlı ahtapot çıktı. Deliye döndüm. Neden dersiniz telefonum onda yoktu. Kesin Aslan`a anlattı, istedi. Rezil oldum. Bunu fark edince de başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Ardından Aslan biliyorsa Nil Kuşu`na sormuştur dedim. Nil Kuşu`da anlatmadım diye bana kızar kesin. Böylece başımdan aşağı soğuk suyumda döküldü. Buna çemkirmeye başladım “Nerden buldun numaramı, niye anlatıyorsun, senin yüzünden rezil oldum,  bir daha karşıma çıkma,  hayvan herif… ” gözüm döndü. Hala hangi yüzle arıyor. Bundan ses çıkmayınca kapattı sandım ama baktım dinliyor. Sonra “Özür dilerim” dedi. Ne özrü ya. Cidden bu kadar basit mi? Ben mi abartıyorum anlamıyorum ki. Bu benim başkasından hoşlandığımı biliyor. Sanırım sevgilisi de var. Ama bunun ilk bokluğu değil bu. “Kimseye anlatmadım, Aslan`ın telefonundan aldım, fark etmedi ” deyince rahatladım. Cidden kimse bilsin istemiyorum. Utanç verici. Çünkü ben sebep oldum. O kadar çok taviz verdim ki Bay B`ye karşı herkes çantada keklik görüyor beni resmen. Elimizde bir adet salağımız var. Acaba bunla ne yapsak diyor millet resmen. “Aradan kaç gün geçti şimdi mi arayıp özür diliyorsun? ” kimseye anlatamayacağına söz verdi. Rahatsız olduğumu açıkça belirttim, hatta tehdit ettim polise şikayet ederim diye. Salak salak güldü. Yine sinirimi zıplattı. Göt herif. Mümkünse bundan sonra aynı ortamda bulunmayalım diye özellikle belirttim, abartıyorsun dedi. Altı üstü bir öpücükmüş.  Gerçekten öyle mi? Dışardan fazla rahat bir tip çiziyorum anlamıyorum, ama bu bana saygısızca davranılmasını hoş karşılayacağım anlamına gelmiyor. Artık saçma sapan şeylerin içinde olmak istemiyorum. Nerde kırık sandalye var ben ona oturuyorum. Bela çekiyorum, etrafıma topluyorum. Kendimi olmadık şeylerin içinde buluyorum ve bu her zaman eğlenceli olmuyor. Ama bildiğim bir şey varsa sevgilim olmayan adamı bir kez öptüm ve işin sonu pek parlak değildi. Bu ikinci kez oldu ve  hoşlanmıyorum bile. Bundan sonra tövbe elimi sürmem. Üçüncü kez hata değil salaklık olur. 

16 Ekim 2014 Perşembe

bunu buraya kim koydu


Hayatta istediğim hiçbir şey yolunda gitmiyor. Mesela yatağa girince hemen uyumak istiyorum ama uyuyamıyorum. Otobüste oturacak yer bulmak istiyorum bulamıyorum. Öfkelenmek, mutsuz olmak istemiyorum. Öfke kontrolüne ihtiyacım vardı benim. Cidden. Küçükken aşırı öfkeliydim. Çok çabuk kızardım. Sonra kendime çıkış yolu buldum. Koştum. Yüzücü`yle bu sayede tanıştım. Aslında koşarken çok kafa tiplerle tanıştım. Mesela bembeyaz, naylon spor kıyafetleriyle koşan ful makyaj teyze. Sabah kaç fark etmez kadın hep böyle geliyor. Kıpkırmızı rujla. Fötr şapkalı amca var bir de. O da her gün tempolu yürür. Kotla koşan abla var ama o akşamları geliyor genelde. Çocuğunu okula bırakıp gelen var. Öğretmeni çekiştiriyorlar, kalori hesaplıyorlar, ardından güne yapacakları börek çörekten bahsediyorlar. Üç yıl önce Yüzücü`yü görünce gözlerim yerinden fırladı. Adam heykel gibiydi. Kalbim Bay Uzun`a ait diye hormonlara her zaman müdahalede edemiyorsun ki. Hem o zamanlar uzunla tanışmayı becerememiştim. Bu gerilme hareketleri yaparken her sabah teyzeler buna musallat olurdu. “Yüzücü evladım nasıl yapılıyor şu, ay oldu mu?” Sanki plates salonu. Zamanla garip bir şekilde arkadaş olduk. Aslında çok konuşmuyoruz. Naber, nasılsın? Daha çok koşuyoruz birlikte. Uzun zamandır da sabah koşusuna gitmemiştim. Yazın zaten staj derdi vardı. Soğuk demedim, bu ara bu öfke vücuttan çıkmalı dedim gittim. AvukatKız sadece yürüyor. Yürürken çeneme vuruyor bolca dırdır ediyorum.Zaten sonrada ağzıma sinek kaçıyor. Ama koşmak ciddi mevzu. Sadece koşarım. Kafamı boşaltır, düşünür, gerekliyi eklerim. Bu kez burdan başka anlatamadığım olayı buna anlatıp akıl alayım dedim. Hafif tempoda koşuyoruz, çünkü konuşurken koşmak ölüm. Kafamı çevirdim buna hararetli hararetli anlatıyorum. Sonra kıçımın üstüne düştüm. Ama ilk hissettiğim şey kafamdaki acı. Ağaca tosladım. Koştuğumuz yolun ortasına ağacı koymuşlar bende küt diye kafayı geçirdim. Anlımın yanı çizik çizik bir kırmızı kaldı. Çanakta oturmaya müsait halin sonuna geldi. Suratımda iz kalmaz umarım. Sonra eve gelince bir şey daha oldu iyice sinirlerim zıpladı. O da yarına kalsın anlatacak kafa sinir kalmadı.


14 Ekim 2014 Salı

hödük


Pazar günlerini severim ben. Geç kalkmalar, güzel kahvaltılar. Geçen pazarımda güzel başladı, boka battı. Kızlarla ayakkabı bakmaya çıktık. Çanta aldık döndük. Çünkü ben bir türlü hangi ayakkabıyı almam gerektiğine karara veremedim. Baktık akşam oldu Reklamcı`yla buluşup yemek yiyelim dedik. Daha doğrusu SarıKız`la planlarına Nil Kuşuyla kendimizi davet ettik. SarıKız tüm gün durgundu. O hafta içi bizimkiyle ayrılıp barışmışlar. İlk ayrılmaları, bize duyurmadan halletmişler ama yemek boyu gerildik. Çünkü ikisi de birbirine ters gidip durdu. Yemekten sonra baş başa kalsınlar dedik. Nil Kuşu Aslan`ı bekleyecekti, tek beklemek istemedi bir kahve içelim dedi. Sevgilisi geldi ama bonusuyla. Joker`de bunla geldi. Limonatam bitsin kalkarım diye düşünürken, Aslanla Nil Kuşu didişmeye başladı. Resmen uğursuzluk vardı üstümde. Çift ayırana çıkacak yakında adım. Nil Kuşu kalktı gitti. Hatun hayatında ilk kez trip yapıyordu. Ayaklandım Aslan fırladı gitti, Joker`de “Karışma kendileri halletsinler” dedi. Sanki karışırım da. Ben sadece Aslan ayaklanmayınca kız yalnız kalmasın diye harekete geçtim. Sonra başladım gülmeye. Sinirlerim bozulunca böyle oluyor. Bir güne iki çift tartışması geçirdim kolay mı? Sonra bu şapşal da güldü, sonra başladık salak salak konuşmaya. Nasıl oldu anlamadım içinden konuşulabilecek insan çıktı. Bunun arabası servisteymiş, Aslan`la gelince ortada kaldı. Paşanın İstanbul karttan haberi yok. İyilik dolu kalbim metrobüse kadar eşlik edip ben senin yerine basarım dedim. İnsanın aklına üç yüz metrede ne gelebileceği belli olmuyormuş. Tın tın yürürken bu it tuttu beni öptü. Yanağımdan falan değil. Bildiğiniz dudağımdan öptü yaa. Tokattı yapıştırdım suratına, dizimi bir taraflarına geçirdim manda yavrusunun demek isterdim ama o filmlerde oluyormuş meğer. Çünkü ben o sıra küçük dilimi yutmakla meşguldüm. Tek tepki veremedim ya. Kafa atmak istedim ama bir bok yapamadım. En çok da bu tepkisizliğime kızdım. Suratının ortasına sonra bön bön baktım. Ne yapıyorsun sen? Dışında bir bok diyemedim. Göt herif birde pişkin pişkin “Seni öpüyorum”  dedi. Nasıl bir insan ya. Resmen taciz etti beni bir de üzerine yaptığı boku söylüyor. Lan iki yılda toplasan birbirimize 20 cümle ancak etmişizdir, kalkmış beni öpüyor ya. Ne zannediyor bu dingil kendini. Sinirden dondum kaldım. “Neden öptün” dedim omzunu silkti bir de ya. Hayvan herif işte. Dışardan bu kadar kolay ve salak mı görünüyorum ya ben. Ama kabahat bende bu domuz suratlı adama yardım edilir mi? Ya nasıl izin verdim ben? Nasıl bağırıp çağıramadım, suratına bir tane geçiremedim?  Döndüm gittim. O sinirle eve kadar yürüdüm. İki gündür de sinirimle boğuşuyorum. Ya cidden insanlara kolay lokma gibi mi gözüküyorum. Hayatımda gerçekten bir Bay Uzundan hoşlandım bir de Bay B`den. Tüm o salak tavırlarım ondandı.  Kimseye de bir bok anlatmadım. Sonra buraya geldim işte. Hem ne diyecektim. Joker sürüsünden sıkılmış, şimdide benimle kafa buluyor mu? Kesin koca ağzını tutamayıp, kankasıyla kafa buluyordur benle. Keşke kafasını tutup direğe vursaydım. İnşallah metrobüste tost olmuştur, binmeyi becerememiştir. Bir de ben bunu şikayet etsem olmaz mı?  Cidden soruyorum. Sokaktan geçen adam öpmüş bu öpmüş aynı hesap. 

13 Ekim 2014 Pazartesi

ben ve sinirlerim



Baştan uyarıyım herkesi hakaret içerikli bir yazıdır. Ya birilerini boğazlayacağım, daha iyisi öldürecektim ya da buraya kusacaktım. Sinirden köpürüyorum. Ne sanıyor bu dangalak kendini. Tüm o salak salak konuşmalarına, hatta varlığına dayanıyorum. Huysuzluk çıkarmamak için ne olsa, ne söylese sineye çekiyorum. Ama bu kadarı fazla ya. Saygısızlık. Hep onun istekleri. Her boka zaten bir sürü bahanesi var kurbağa suratlının. Öküz. Hayvan herif. Salak. Mal. Domuz götü. Tezek kafalı. Beyin yok adamda. Beyin yerine taş, toprak koymuşlar. Kafandaki her hücreyi ezmek istiyorum. Elektrik verilmiş havuza atmak istiyorum. Kafanda karpuz patlatmak istiyorum. Ağzından çıkan her sözü tekmeleyerek geri sokuşturmak istiyorum. Bir daha da o fil kulaklı aptal ahtopot suratını görmek istemiyorum.

10 Ekim 2014 Cuma

o elin belimde ne işi var?


Birinci sınıfta her üniversitede bölümlere özel tanışma bilmem neleri oluyor. Hemen hemen her sazan birinci sınıfta buna atlıyor. Bizde pek kaynaşma meraklısı hocalar yüzünden üst sınıfları dahil ettikleri bir tanışma merasiminde Bay Uzunla tanışma şerefine eriştim. Sorun şuydu ki o kadar çok kişi ile konuştum ki yanıma gelip benle konuşan bu çocuğun adını unuttum. Bay Uzun`dan ilk gördüğüm an itibariyle komik bir söz ama deli gibi hoşlandım. Hoşlandığın çocuğun adını nasıl unutursun demeyin, karşınızda teyzesinin adını unutmuş insan var. Hatta arkadaşına dönüp benim adım neydi diye soran. Uykusuzluğun yan etkileri işte. Sonra ben adını aradım taradım bulamadım. Bayan Bilgisayar duruma müdahale edince çocuğun tc`sine kadar bulduk. Okulda ona olan aşkımı bilen bir tek oydu. Çocuğun ders programını çıkarıp benimle birlikte orda burda bekleyende bir tek oydu. Karşılaşma olasılığımız olduğu günlerde aynanın başında bolca vakit geçirirken, olasılığın olmadığı günlerden merhaba yataktan yeni kalkmış kız modeli. Onunla tanışmak içinse kendimi paraladım. İçimdeki fırsatçı sürtük ortaya çıktı. İnsanları Bay Uzuna giden basamak olarak görmeye başladım. Üst sınıfların kademeli olarak hepsiyle tanıştım. Her yerde karşısına çıktım ama o zamanların meşhur hareketi face`den eklemeye cesaret edemedim. Sonunda bunlar okulların düzenlediği gezilerden birine katılmaya karar verdiklerinde olay kulağıma geldi. Arkadaşlarımı ikna edip olaya dahil oldum ve şans yüzüme güldü. Aynı otobüs de iki sıra arkama kuruldu. Dışardan dünyanın en cool adamı, kendini en beğenmiş adamı duran adamından hoşlanmıştım ben. Öyle kendini beğenmiş tavırlı haline rağmen. İki sıra arkamda oturan eğlenceli, geveze herife ise aşık oldum. Yaptığım her şey onun için olmuştu. Beş gün boyunca deyim yerindeyse kıçından ayrılmadım. İsteğim gözüne gözüne kendimi sokmak ama onun benle ilgilenmesi. Benim ondan hoşlandığımı anlamaması. Salak işte. Sanki aylardır gölge gibi izlemenden anlamayacaktı. Bazen çok salak olabiliyorum. Arkadaşlarımı bildiğiniz kendi amaçlarım uğruna kullandım. Reklamcı`nın, Nil Kuşu`nun Sarı`nın kafasınıBay uzunla doldurdum. O beş günde söylediği her sözü defalarca anlattım. Saçımla oynadı, iki çift iltifat etti diye sevinç çığlıklarımla Reklamcı`yı sağır ettim.  Hayatımda ilk defa o gidiyor diye gece kulübüne gittim. Annemler aramasın dışardayken diye Sidikliklimle A B ve hatta C planı yaptım. Arkadaşlarımı yalvar yakar sürükledim. İyi yanıysa sabaha kadar onunla dans etmek oldu. Kötü yanıysa beş dakika yanımdan ayrıldığında başıma gelmeyen kalmadı. İlk bir el belime sarıldı. Kafamı yavaşça eğdim baktım bu eli tanımıyorum dedim. Arkamı döndüm salağın biri bön bön suratıma bakıyor. Şu Bay Uzun`a giden yolda edindiğim arkadaşlar benim çıkar güttüğümü bilmeden gelip beni salağı kollarından zorla söküp, küçük çaplı aksiyon yarattılar. Alkolün etkisiyle zırlamaya başlayan Bayan Bilgisayar hoşlandığı çocuğun adını sayıklamaya başlayınca lavaboya yöneldik ama kolumdan biri çekince kızı kaybettim. Sonunda hava alırken buldum. Bizi  arayan milletten habersiz. Bay uzun bizi bulduğunda ilk defa biri beni azarlıyor diye sevindim. Çok psikopatça dimi?
Bende ki psikopatça bir takıntı mıydı bilmiyordum. Çoğu zaman bir saplantı olduğunu düşünüyordum. Halan evet belki diyorum ama şu bir gerçek ki hala zaman zaman  düşünüyorum. İlk defa cidden birinden hoşlandım. Ama bir çok keşkem var. Keşke Bayan Bilgisayar`ı dinlemeyip kendimi geri çekmeseydim. Keşke sonunu görecek kadar cesaretim olsaydı. Keşke döndükten sonra her şeyi olduğu gibi bıraksaydım. Keşke bu kadar zorlamasaydım. Keşke anneme verdiğim her sözü tutmasaydım. Belki o zaman aklım daha çok başımda olurdu. Keşke onu rüyamda görüp, uyanıp şu satırları yazmasaydım. 

9 Ekim 2014 Perşembe

hangi kadınlar bunlar


Kadınlar çok zekidir. Onlar istediği her şeyi bir erkeğe yaptırtır. Savaş çıkarır, aslında dünyayı onlar yönetir. Pardon ama nerde bu kadınlar. Kendimizi pohpohlamak için bizim uydurduklarımızdan öte değil dimi bunlar? Çünkü bende bunların hiç biri yok. Tam tersine salağın tekiyim. Pokerde elini belli eden acemi oyuncuyum. Bırakın her şeyi yaptırmayı ben daha Bay B`yi beni sevmesi için ikna edemedim. Kadınların istedikten sonra yapamadıkları yokmuş. Saçmalık. Hepsini aklımıza bizleri pohpohlayan o kadın dergileri sokuyor. “Harikasın, muhteşemsin” söyledikleri hep bu. İnanıyoruz sonrada ortalıkta geziyoruz. İstediğimizi elde edermişiz. Pehh… Ben daha Bay B`nin benden ne istediğini çözemedim. Bir ilgileniyor, sürekli arayıp soruyor, hoşlandığım şeyleri yapıyor. Sonra ben bir dönüyorum adam ortalıkta yok. Hayır belli etmesem ondan hoşlandığımı neyse. Gurur zaten en son ne zaman benle masaya oturdu hatırlamıyorum bile. Değişik sinyaller vermesen. Her adımından sonra ortalıktan kaybolmasan olmaz mı? Eğer yine kaybolacaksan o “Oyuna bilet aldım” dilen diline bal arısı kussun. Yağmur yağsın, donuna kadar ıslan. Biletinde o suyla işe yaramaz bir kağıt hamuru olsun. Yine gideceksen, o bileti cebinde unut. Anneciğin de bakmadan yıkasın. Sende otur biletle birlikte cebinde unuttuğun paraların için üzül.

3 Ekim 2014 Cuma

parmağımdan ne istedin?


Emrivakilerden gerçekten hoşlanmıyorum. NilKuşu, SarıKız ve Dahi Reklamcı benim liseden beri arkadaşlarım. Dahi, Sarı`yı kaptı ve NilKuşu`da Aslan`ı buldu. Sonra bunlar bu akşam dışarı çıkmaya karar vermişler. Akşam saatlerinde de beni aramışlar hadi diyorlar. “Önceden plan yapmışsınız, yorgunum öldüm okulda” diyorum, NilKuşu “Haber vermeyi unuttun diye yapıyorsun, sen takılmazdın ne oldu sana” diyor. Evet ben böyle şeylere takılmam, hakikaten ölmüşüm ama bizim ki orta kulak iltihabından mustarip olsa gerek bir türlü durumu anlamadı. Tabi küçük bir de itirafım var, sizden saklayacak değilim. Bu iki çiftin arsında çok sık kalıyorum ve bazen o fazlalık duygusu beni bunaltıyor. Bu yüzden de birkaç defa aralarından kaçtığım olmuş olabilir. O kadar çok dırdır yaptı ki ilerde ne kadar muhteşem bir kaynana olacağının sinyallerini verdi. Sırf o cırlamayı bıraksın diye yorgun bedenimi sürüye sürüye kaldırdım. Trafik var, bu saatte karşıya mı geçilir, millet işten çıkmış olur, tıkış tıkış toplu taşıma diye söylenince o da benden bıktı alırız seni sus yeter ki dedi. Ben tam vaktinde çıktım ama kapıdaki yanlış araba. Aslan bizimkileri alınca beni de almak Joker`e kalmış. Onunda olacağını bilsem evime koşar, aşamalı olarak tüm kapıları kitlerdim. Dünyada görebileceğiniz en uyuz adam. Küçük büyük tüm dağları o yaratmış. Biz zavallılarda bok böceği. Adresi nerden biliyor ki hem bu. “NilKuşu tarif etti. Kolaymış.” Lanet olası yeni ev uzay mekiğinden bulunur. Önceden tarif edene kadar canım çıkardı. Şimdi banka yüzünden kabak gibi meydanda. “zahmet etmişsin. Ben kendimde gelirdim.” ‘nilkuşu`da yoldan geçene evi tarif edecek’. “Sağır değilim, halimden de memnun değilim. O yüzden sessizce otur.” kaba herif ya. İlk andan beri nefret ettiğim yegane insanlardan biridir. Henüz büyük harflerle birbirimize girmedik ama yakındır. Birinci sınıfa daha yeni başlamıştım daha hiç konuşmadan sinir olduğum bir çocuk vardı. Bir haftayı bulmadan birbirimiz girmiştik. Buna ise bir buçuk yıldır katlanıyorum. Hem de bu kez içgüdülerimi doğruladığına emin olduğum halde. Arabada radyoyu değiştirmeme bile izin vermedi. Yetmezmiş gibi bir de parmağımı koparıyordu öküz. Arabadan indim kapıyı kapatıyordum tam parmağımda bir acı. Daha ne olduğunu anlayamadan ciyaklamaya başladım. Kafamı çevirdim baktım parmağım azıcık araladığım cama sıkışmış. Ben kapıyı kapatırken bu da camları kapatmaya başlayınca parmağım arabanın cam kapatma kuvvetiyle cılız parmak kuvvetimin savaşına dönüştü. İşaret parmağımı çıkardım ama orta parmağım ne yazı ki can çekişti. Neden mi? Çünkü dangalak ben ciyaklarken ne oldu ne oldu diye bağırıp durdu. Parmağımı görünce de panikle “ahh acıyor mu?” dedi. Nasıl bir manyak ki acıyor mu diye soruyor da ben indir şu camı diyene kadar beyni bu işlevi yapmıyor. Hayır salak desem salakta değil ki. Şunun yüzünden millete rezil de oldum. Ben yanan canımın derdinde doluk doluk gözlerle parmağıma bakıyorum o beni azarlıyor. Parmağımın orda ne işi varmış. Allahtan mekanda buz istemeyi akıl edebildi. Bir de öküz dalga geçiyor ”Bula bula orta parmağını mı buldun sokuşturacak yer?” edepsiz inek, klozet kapağı, dolu bebek bezi…