Ay ben daha ne yapayım. Çocuğu soyup koynuna mı sokayım.
Gözünü öfke bürümüş, Ferit mağduru muyum ben? Arkadaş arkadaş için çiğ tavuk
yer diyen bakmış mı tadına? Bizim AvukatKız gördüğü günden beri Yüzücü`den
hoşlanıyor. Tanıştırdım, Yüzücü ile koşularımıza davet ettim. Spor salonuna gel dedim. Hatta ve hatta
Yüzücü ile ne zaman kahveye falan çıksak çaktırmadan mesaj attım gel dedim. Her
defa karşılaşılmaz olmaz tabi ama çocuk en son azarlayıp yapma deyince de ben
çöpçatanlık şirketime, şirketteki rengarenk çiçeklere, masamdaki kalemlere en
son da şoförüme veda ettim. Olmayınca olmuyor işte. Adam tanımak istemiyor,
resmen kızdan kaçıyor. Tamam bizim AvukatKız balık balık biraz o yüzden
Yüzücü`nün fiziksele takmasını itici ve şekilci bulsam da seviyorum çocuğu.
Biliyorum bir kendine izin verse hoşlanacak kızdan ama kendi kaybeder. Zaten şu
evlendirme programlarının meşhur elektriği olsa çoktan olurdu o iş. Akşamüzeri
başlayıp hava kararana kadar Avukat kızla çıkıp badminton oynuyoruz. Güzel
güzel oynadığımız bu akşam Yüzücü ile karşılaştık. O hiç görüşememekten
yakındı, istersem spor salonuna gelebileceğimden bahsetti. Sonra koşusuna devam
etti. AvukatKız`da gider gitmez bana carladı. Yemişim çocuğu. Hatta üzerine
çikolata sosu boca etmişim. Çocuk tabi ona bakmazmış. Ay bir de oturdu ağladı.
Aldı beni bir panik. Lan kız çocukluk arkadaşım ben ona öyle bir şey yapar
mıyım? Ben normal baktım. Ben zaten Yüzücü`ye hobi diye bakıyorum. Hem benim
astigmatım var gözlüksüz bulanık görüyorum. Ayrıca Yüzücü`ye bakmak günah mı?
Şöyle düşünürsek o bir orijinal Picasso tablosu. Uzun uzun bakarsın ama alıp
eve götürmek istemezsin çünkü koltuk takımın ve duvarlarının rengine uymaz.
Bendeki de o hesap. Güzele bakıyorum. Ben bir Victoria Secret mankeni de görsem
çikolatalı sosa yatırdıktan sonra yerim. Ona da aynen böyle anlattım. Buda
sümükleri akıta akıta bütler yüzünden stres olduğunu ondan çok hoşlandığını ama
onun dönüp bakmadığını söyledi. Off üzüldüm ama ne yapayım elimden bir şey
gelmiyor ki. En fazla bir hoca bulur, yüzücünün saçından bir saç yolar, aşk
büyüsü yaptırırım. Gerçi onunda işe yarayacağından emin değilim.
Yüzücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yüzücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Eylül 2015 Cuma
5 Mart 2015 Perşembe
hunharca yemek
Felsefem spor yapıyorsam daha çok yemektir. Bu ne perhiz bu
ne lahana turşusu diyeceksiniz ama ne yapayım daha çok acıkıyorum. Yürüyüşten
dönerken fırından ekmekleri sırtlayan teyzeler, koşarken gün de yiyeceği
böreklerin hayalini kuran üç çocuk annesi ev hanımı gibiyim. Bugünde tatlının
dibine vurdum. Zaten çalışırken bir yandan sürekli yiyorum. Ay bu koşma işi
bana hakikaten iyi geldi. Tüm o yoğunluğumun verdiği bunaltıyı aldı götürdü.
Gerçi daha uykusuz kaldım ama olsun. Gül diken olayı bunlar. Bugün Yüzücü kapıya
gelip aldı korkuyorum diye. Çok iyi bu çocuk ya. Hem dırdırımı hem nazımı
çekiyor. Suya düşmüş kedi gibiymişim,
etrafa şaşkın şaşkın bakıyormuşum. Öyle bir tipimde yok ama bırakayım öyle
sansın, işime gelir sırf bu yüzden bil olsa bana katlanması. Galiba şu sıra boş
konuşmalarımı, tüm yakınmalarımı çekecek birine ihtiyacım var. Bu yüzdende onun
spor salonu ısrarlarına bile evet dedim. Ben spor salonunu sevmem hem de. Fazla
soğuk ve ne bilim aletlerin başına geç şunu yap bunu yap olayı beni geriyor.
Ama Yüzücü bakmam için ısrar edince tamam dedim. Akşam bizim basket ekibini
ektim, Yüzücüyle buluştuk gittik. Sahibi
de arkadaşıymış. “Lady bir hafta bir denesin severse gelmeye devam eder.” dedi.
Arkadaşı “Geçici kart ayarlarız gelsin bir ay denesin Yüzücü`ğüm. Senin
misafirin, kırmayız.” dedi. Hayır hep dört ayak üstüne düşmem ben. Genelde tek
ayağımın üzerine düşer kırarım. Sanırım spor salonu olayını sevmediğimden
oluyor. Sevsem kesin “Şunu hatırına bu kadar indirdik” derler ama on yirmi
fazlasını bana yedirirlerdi. Arkadaşı hoca çağıralım ilgilensin dedi Yüzücü ben
hallederim dedi. Plates ağrı gelirmiş bilmem ne, şu bu hareket, şunu bunu
kullan. Bana “Seninle ilgilendiğimi sandı, o yüzden istediği kadar gelsin dedi”
dedi. Ay biliyorum benimle ilgilenmediğini de parantez arasında belirtmesen
de olurdu. Hem Avukat ondan fena halde hoşlanıyor. Arkadaşımın aşkısın der
kaslarına göz ucuyla bakarım. Neyse ne işte. Ortam iyi güzel hoş da açık alanda koşmak gibi
değil ki. Bir de ne bilim garip bir fobim oluştu tuvalete bile tek gidemez
oldum. Tamam kızlar hep tuvalete tek gitmez diyeceksiniz ama ben giderdim. Şimdi
millete hadi gidelim diyorum. O yüzden Yüzücü sürüklediği için onsuz oraya da
gitmem. Hem sabah koş akşam oraya git ölürüm. Henüz ölmeyi de planlamıyorum. Daha
çok zırt pırt arayıp, mail atıp duran patronumu öldürmek istiyorum. Bu da
önceden planlanmış cinayete girer mi? Cezam ne kadar artar acaba.
4 Mart 2015 Çarşamba
36 bedene elveda
Saat onda olan dersleri seviyorum. Bugünde onun nimetlerinden faydalandım. Dün
markete giderken kot pantolonumun düğmesini kapatamadım. Uzandım göbeği içeri
çektim zıpladım hatta anne yardım et dedim. Sonunda kapandı ama içinde sıkıştım
kaldım. O an fark ettim artık 36 beden bir pantolonun içine giremiyorum. İşim gücüm
ne yazık ki hep bilgisayara bağımlı. Bende istedim şöyle atlamalı zıplamalı bir
işim olsun, derslerde 2 saat kıçımızı tahtadan kaldırmadan oturmak zorunda
kalmayalım. Küçükken şişkoydum, sonra kendiliğinden gitti. Yemek yemeyi severim
ama kilo almazdım. Hatta koşu yapmadığım dönemlerde bile. Bu kez nasıl olduysa
ipin ucu kaçmış. Ama garip bir şekilde de bu halimi sevdim desem. Yani ne
biliyim daha az kemikli daha iyi duruyor gibime geldi. Ama sonra aklıma içine
giremeyeceğim kıyafetler geldi. Bende sabah altıda koşuya gittim. Kapıma da
anneme not bıraktım. En nefret ettiğim şey koşuya giderken telefon taşımaktır
çünkü. Anahtarımı bir de gençlere kötü örnek olmak istemem ama çakımı attım
çıktım. Normalde bu kadar erken çıkmam ama amacım Yüzücü`ye yetişmek. Adamın fixi
yaz kış şortuyla koşmak –bacakları cidden iyi- ve altıda başlayıp sekiz buçuğa
kadar koşmak. Normalde bu kadar erken kalkmam ama özledim sanırım onu. Tabi asıl
sebep başına ekşiyip dırdır etmek. Atladığı kısım ise üç beş kişi bile değil o
saatte koşan. Bir tek fötr şapkalı amca var. O da koşamıyor yürüyor. Yani beni
kesmeye kalksalar amcadan bana hayır yok. Hayır adam her gün geliyor da ya
bugün gelmezse. Kabahat bende keşke telefon numarasını falan alsaydım. En
azından arar sorardım. Evet, evet götüm yemiyor bu saatte koşmayı. Ben tırs
tırs giderken arkamdan biri karın boşluğuma doğru hamle yapıp böhledi. O ara
küçük bir kalp spazmı geçirdim tabi ben ama ilk hamlem geri doğru dönüp elimi
yumruk yapıp şakacı vatandaşa saldırmak oldu. Milleti kıtır kıtır kestikleri
bir ülkede olduğumuzu unuttu herhalde, o yüzden korkuttu. Koştuk ama o koşmayı
bana sorun. Her hücrem tembelliğe alışmış can çekişti, şu an ise sızım sızım
sızlıyor. Oturunca da başladım konuşmaya. Sustu sustu, bende anlattım sustuğunu
bile fark etmedim. Sonra “eee ne diyorsun” deyince de “Göbek yapmışsın” dedi.
16 Ekim 2014 Perşembe
bunu buraya kim koydu
Hayatta istediğim hiçbir şey yolunda gitmiyor. Mesela yatağa
girince hemen uyumak istiyorum ama uyuyamıyorum. Otobüste oturacak yer bulmak
istiyorum bulamıyorum. Öfkelenmek, mutsuz olmak istemiyorum. Öfke kontrolüne
ihtiyacım vardı benim. Cidden. Küçükken aşırı öfkeliydim. Çok çabuk kızardım.
Sonra kendime çıkış yolu buldum. Koştum. Yüzücü`yle bu sayede tanıştım. Aslında
koşarken çok kafa tiplerle tanıştım. Mesela bembeyaz, naylon spor
kıyafetleriyle koşan ful makyaj teyze. Sabah kaç fark etmez kadın hep böyle
geliyor. Kıpkırmızı rujla. Fötr şapkalı amca var bir de. O da her gün tempolu
yürür. Kotla koşan abla var ama o akşamları geliyor genelde. Çocuğunu okula
bırakıp gelen var. Öğretmeni çekiştiriyorlar, kalori hesaplıyorlar, ardından
güne yapacakları börek çörekten bahsediyorlar. Üç yıl önce Yüzücü`yü görünce
gözlerim yerinden fırladı. Adam heykel gibiydi. Kalbim Bay Uzun`a ait diye
hormonlara her zaman müdahalede edemiyorsun ki. Hem o zamanlar uzunla tanışmayı
becerememiştim. Bu gerilme hareketleri yaparken her sabah teyzeler buna
musallat olurdu. “Yüzücü evladım nasıl yapılıyor şu, ay oldu mu?” Sanki plates
salonu. Zamanla garip bir şekilde arkadaş olduk. Aslında çok konuşmuyoruz.
Naber, nasılsın? Daha çok koşuyoruz birlikte. Uzun zamandır da sabah koşusuna
gitmemiştim. Yazın zaten staj derdi vardı. Soğuk demedim, bu ara bu öfke
vücuttan çıkmalı dedim gittim. AvukatKız sadece yürüyor. Yürürken çeneme
vuruyor bolca dırdır ediyorum.Zaten sonrada ağzıma sinek kaçıyor. Ama koşmak
ciddi mevzu. Sadece koşarım. Kafamı boşaltır, düşünür, gerekliyi eklerim. Bu
kez burdan başka anlatamadığım olayı buna anlatıp akıl alayım dedim. Hafif
tempoda koşuyoruz, çünkü konuşurken koşmak ölüm. Kafamı çevirdim buna hararetli
hararetli anlatıyorum. Sonra kıçımın üstüne düştüm. Ama ilk hissettiğim şey
kafamdaki acı. Ağaca tosladım. Koştuğumuz yolun ortasına ağacı koymuşlar bende
küt diye kafayı geçirdim. Anlımın yanı çizik çizik bir kırmızı kaldı. Çanakta
oturmaya müsait halin sonuna geldi. Suratımda iz kalmaz umarım. Sonra eve gelince
bir şey daha oldu iyice sinirlerim zıpladı. O da yarına kalsın anlatacak kafa
sinir kalmadı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



