9 Ekim 2014 Perşembe

hangi kadınlar bunlar


Kadınlar çok zekidir. Onlar istediği her şeyi bir erkeğe yaptırtır. Savaş çıkarır, aslında dünyayı onlar yönetir. Pardon ama nerde bu kadınlar. Kendimizi pohpohlamak için bizim uydurduklarımızdan öte değil dimi bunlar? Çünkü bende bunların hiç biri yok. Tam tersine salağın tekiyim. Pokerde elini belli eden acemi oyuncuyum. Bırakın her şeyi yaptırmayı ben daha Bay B`yi beni sevmesi için ikna edemedim. Kadınların istedikten sonra yapamadıkları yokmuş. Saçmalık. Hepsini aklımıza bizleri pohpohlayan o kadın dergileri sokuyor. “Harikasın, muhteşemsin” söyledikleri hep bu. İnanıyoruz sonrada ortalıkta geziyoruz. İstediğimizi elde edermişiz. Pehh… Ben daha Bay B`nin benden ne istediğini çözemedim. Bir ilgileniyor, sürekli arayıp soruyor, hoşlandığım şeyleri yapıyor. Sonra ben bir dönüyorum adam ortalıkta yok. Hayır belli etmesem ondan hoşlandığımı neyse. Gurur zaten en son ne zaman benle masaya oturdu hatırlamıyorum bile. Değişik sinyaller vermesen. Her adımından sonra ortalıktan kaybolmasan olmaz mı? Eğer yine kaybolacaksan o “Oyuna bilet aldım” dilen diline bal arısı kussun. Yağmur yağsın, donuna kadar ıslan. Biletinde o suyla işe yaramaz bir kağıt hamuru olsun. Yine gideceksen, o bileti cebinde unut. Anneciğin de bakmadan yıkasın. Sende otur biletle birlikte cebinde unuttuğun paraların için üzül.

3 Ekim 2014 Cuma

parmağımdan ne istedin?


Emrivakilerden gerçekten hoşlanmıyorum. NilKuşu, SarıKız ve Dahi Reklamcı benim liseden beri arkadaşlarım. Dahi, Sarı`yı kaptı ve NilKuşu`da Aslan`ı buldu. Sonra bunlar bu akşam dışarı çıkmaya karar vermişler. Akşam saatlerinde de beni aramışlar hadi diyorlar. “Önceden plan yapmışsınız, yorgunum öldüm okulda” diyorum, NilKuşu “Haber vermeyi unuttun diye yapıyorsun, sen takılmazdın ne oldu sana” diyor. Evet ben böyle şeylere takılmam, hakikaten ölmüşüm ama bizim ki orta kulak iltihabından mustarip olsa gerek bir türlü durumu anlamadı. Tabi küçük bir de itirafım var, sizden saklayacak değilim. Bu iki çiftin arsında çok sık kalıyorum ve bazen o fazlalık duygusu beni bunaltıyor. Bu yüzden de birkaç defa aralarından kaçtığım olmuş olabilir. O kadar çok dırdır yaptı ki ilerde ne kadar muhteşem bir kaynana olacağının sinyallerini verdi. Sırf o cırlamayı bıraksın diye yorgun bedenimi sürüye sürüye kaldırdım. Trafik var, bu saatte karşıya mı geçilir, millet işten çıkmış olur, tıkış tıkış toplu taşıma diye söylenince o da benden bıktı alırız seni sus yeter ki dedi. Ben tam vaktinde çıktım ama kapıdaki yanlış araba. Aslan bizimkileri alınca beni de almak Joker`e kalmış. Onunda olacağını bilsem evime koşar, aşamalı olarak tüm kapıları kitlerdim. Dünyada görebileceğiniz en uyuz adam. Küçük büyük tüm dağları o yaratmış. Biz zavallılarda bok böceği. Adresi nerden biliyor ki hem bu. “NilKuşu tarif etti. Kolaymış.” Lanet olası yeni ev uzay mekiğinden bulunur. Önceden tarif edene kadar canım çıkardı. Şimdi banka yüzünden kabak gibi meydanda. “zahmet etmişsin. Ben kendimde gelirdim.” ‘nilkuşu`da yoldan geçene evi tarif edecek’. “Sağır değilim, halimden de memnun değilim. O yüzden sessizce otur.” kaba herif ya. İlk andan beri nefret ettiğim yegane insanlardan biridir. Henüz büyük harflerle birbirimize girmedik ama yakındır. Birinci sınıfa daha yeni başlamıştım daha hiç konuşmadan sinir olduğum bir çocuk vardı. Bir haftayı bulmadan birbirimiz girmiştik. Buna ise bir buçuk yıldır katlanıyorum. Hem de bu kez içgüdülerimi doğruladığına emin olduğum halde. Arabada radyoyu değiştirmeme bile izin vermedi. Yetmezmiş gibi bir de parmağımı koparıyordu öküz. Arabadan indim kapıyı kapatıyordum tam parmağımda bir acı. Daha ne olduğunu anlayamadan ciyaklamaya başladım. Kafamı çevirdim baktım parmağım azıcık araladığım cama sıkışmış. Ben kapıyı kapatırken bu da camları kapatmaya başlayınca parmağım arabanın cam kapatma kuvvetiyle cılız parmak kuvvetimin savaşına dönüştü. İşaret parmağımı çıkardım ama orta parmağım ne yazı ki can çekişti. Neden mi? Çünkü dangalak ben ciyaklarken ne oldu ne oldu diye bağırıp durdu. Parmağımı görünce de panikle “ahh acıyor mu?” dedi. Nasıl bir manyak ki acıyor mu diye soruyor da ben indir şu camı diyene kadar beyni bu işlevi yapmıyor. Hayır salak desem salakta değil ki. Şunun yüzünden millete rezil de oldum. Ben yanan canımın derdinde doluk doluk gözlerle parmağıma bakıyorum o beni azarlıyor. Parmağımın orda ne işi varmış. Allahtan mekanda buz istemeyi akıl edebildi. Bir de öküz dalga geçiyor ”Bula bula orta parmağını mı buldun sokuşturacak yer?” edepsiz inek, klozet kapağı, dolu bebek bezi… 

29 Eylül 2014 Pazartesi

bakkal baba hayali


Suratsızız. Toplum olarak “ne kadar güler yüzlü ve misafirperveriz” desek de. Bana artık bunlar tamamen yalan geliyor. Daha kapı komşunu tanımıyorsun ama “ahh biz diğer ülkeler gibi değiliz. Biz bir başkayız.” diyoruz. Tamam haklı tarafları yok değil elbette var ama haklı olmayan tarafları da var. Son on yılda çok değiştik be biz. 21 yaşındasın ne bileceksin demeyin sakın. Ben sokakta oynadım şimdi sokaklarda park edilmiş arabadan başka bir şey yok. Hava koşullarından dolayı sivrisinek gibi içeri kaçmadı bu çocuklar. Yazında ortalıkta yoklardı. Ben küçükken az mı bilmem ne teyzenin ekmeğini almaya, bilmem ne ablanın acil kahvesini almaya gitmedim. Şimdi çikolatanız kalmasa sokakta bakkala gönderecek çocuk yok. Hahah bakkal mı dedim? Bakkal mı kaldı da ben bakkal diyorum. Her taraf zincir marketler dolu. Bağımsız yaşayabilen market bile yok. Zaten şimdikilerde bakkal deyince bön bön bakıyor bu ne diyor diye. Oysa ben hatırlıyorum babam işini gücünü bıraksın bakkal açsın diye hayal ederdim. Böylece aldığım şeyler için para ödemeyecek ve sonsuza kadar, istediğim kadar şey yiyebilecektim. Bunun obur bir çocuk olmamla da ilgisi yok. Laf arsından sorduğum hemen her arkadaşımın bakkal baba hayali varmış. Şimdiler de çocukların hayali babasının Apple`dan hisse alması. Çocukların konuşmak denen şeyden ise haberleri yok. Gerçi büyüklerin var mı? 

26 Eylül 2014 Cuma

dünyanın en hızlı alışveriş yapan kadının şerefine


Filmlerdeki o üstünü başını kapıya kadar ancak toplayıp, hızlıca işine yetişmeye çalışan insan benim. Farkım ben okula gidiyorum ve kimse bunun için bana para ödemiyor. Haftanın her günü dersim var. Ama o sabah dersleri diye koydukları saatler yarasaların hala ortalıkta dolaştığı, kargaların uykularına daha yeni daldığı saatler. Benimse 7 alarma rağmen uyanamadığım ve bu yüzden geceliğimle gitsem ne olur diye düşündüğüm saatler. Derste zaten uyuyorum. Gözlerim açık ama aslında beynen yatakta rüya seçiyorum kendime. Hocayla göz göze geldiğimde dünyanın en önemli şeyini anlatıyor, onu dinlemezsem binlerce kişi ölecekmiş gibi davranıyorum. Tıp okumuyorum ki kaçırdığım yer bana ölen hasta olarak dönsün. Ya da hukuk da değil. Adamı iyi savunamadım diye yıllarca hapislerde çürüsün, yanlış kararla idama gönderim. İdam kalkmıştı gerçi bizde ama bu ülkede ne olacağı belli olmaz. Bu kadar hukuk düşünmek AvukatKız`ın radarına takıldı herhalde dersten sonra aradı. Pricingini çıkaramamış, yaptırdığı yere gitmemiz lazımmış, yenisini almış çok güzelmiş miş mış miş. Dayanamadım tamam dedim gittik. Bu işini hallederken ben evde dağınık bıraktığım yatağımın soğuyup soğumadığını düşünüyordum. Ta ki yıllardır değiştirmediğim telefon melodim çalana kadar. Arayan Bay B. Eveeeet, arada konuşuyoruz, dışarı çıkıyoruz ama sadece arkadaşız. Kesinlikle hala delicesine hoşlanıyorum ama ya bu öküz anlamıyor ya da ben bunu düzgünce belli edemiyorum. Ben adamın sesini duyunca kalk krizinden ölmemek için dualar okuyorum. Ölürsem Bay B`ye bu tehlikeli dünya da neler olur diye düşünüyorum. Kızın birine aşık olduğunu sanacak, sonra başkasına aşık olacak. Bu kızın biri bunu hamileyim diye kandırıp evlenecek. Bu zavallı kazandığı parayı bir dolandırıcıya kaptıracak. Dolandırıcıda bunun evlendiği kızın biriyle Havana sahillerine kaçacak. Sonra bizim zavallı Bay B`de tüm bunlardan sonra aşık olduğu kıza geri dönmek isteyecek ama kız evli mutlu çocuklu olacak. Bay B`ye de sevgi emek ister diyecek. Sonunda bu da beni kalp krizinden öldürdüğünü hatırlayıp mezarımda ağlayacak. Ama olaylar klasik bir Türk sineması kıvamına gelmeden önce bu bana “Naber, nasılsın, ne yapıyorsun? Aaa dışarda mısın? Bende oralardayım yarım saate gelirim görüşelim mi?” diyecek. Bende koca sırıtışımla nikah masasında “Evet” diye böğüren gelinler gibi böğürüceğim. Sonra  AvukatKız`ın gözlerinde yansımamı göreceğim. Yataktan çıkmış saçlar, konsere gidip sabah erken derse giden şiş gözler, evde giydiği eski tshirtle kombini tamamlayan salak sırıtışlı kız. Allah`tan dağınık biriyim de eve geldikten sonra pantolonumu yerde bırakmışım yoksa kıçımada kesin ev taytımı geçirirdim.  Sizi bilmem ama benim ev tayımda tshirtümde var. Modası geçmiş ya da zevksizlik abidesi ya da çok eskimiş ama sevip atmaya kıyamadığım şeylerde oluşuyor bu. Tabi ben o “EVET” kelimeleri söylerken halimi hiç düşünmedim. Ama Allahtan beynim arada çalışıyor. Kendimi ilk gördüğüm mağazaya attım ve kendime yeni şeyler alıp üzerime geçirdim. Sonrada bir kozmatik zımbırtısına girip o deneme ürünüyle gözlerimdeki garip renkli halkayı kapattım. İşin iyi tarafıysa bu yaptıklarımı o bilmiyor. Acınası halimin bugün farkına vardım. Özsaygımı çöp toplama merkezine götürmüşler meğer ben uyurken. Niye böyle yapıyorum ki ben. Ohh sonbaharda geldi zaten, tam depresyon havası. Yatağımda cipsim, dondurmam, brownim ve çikolatamla, kahve için sütün ısınmasını bekliyoruz. Sonra ne yapacaksın diyen olursa, çizgi film açıp depresyonuma depresyon katacağım.

25 Eylül 2014 Perşembe

benim hala en sevdiğim şarkı küçük kurbağa


Şu sıralar pek bir meşgulüm. Her yerden iş teklifleri yağıyor. Spor yapmadan zayıflayabiliyorum. Hatta ben var ya şu yiyip yiyip kilo almayanlardanım. Ahh bahsettim mi bir de bana loto çıktı. Eveet artık çok zenginim. Falcımda bu yıl kesin dünya güzeli seçileceğimi söyledi. Beyaz lamborghini içinden çıkıp prensimde bilmem kaç karatlık, bilmem ne kesimli elmasıyla dizleri üzerine çöküp evlenme teklifi etti. Çok gencim daha dedim reddettim. Söylediklerimin umarım tek bir kelimesine bile inanmamışsınızdır. Zaten buram buram yalan kokuyor. İşin gerçeği ise dördüncü sınıfa gelmiş ama bir baltaya sap olmadığını hisseden ben kaygılar içerisindeyim. İş bulmak ayrı sorun, hala hangi baltaya sap olacağını bilememek ayrı sorun. Şu yaşıma göre hep canım ne isterse onu yaptım. Canımın istediği her şeyi öğrendim, istemediklerimin bir kısmını ise zorla öğrendim ya da öğrenmiş taklidi yaptım. Küçükken şişkoydum ama yemek yerken dünya umurum da olmazdı. Zaten tek joule harcamadan gitti kilolar yine umursamadım yemeye devam ettim. Ama geçen gün kendimi 21`e geldin bak bundan sonra yediklerin kalır derken buldum. Üç yıldır edinmiş olduğum rahatlama seansım olan sabah koşularıma yorgunum diye kalkmamazlık edip, yaşlandım demeye başladım. Evlerim, arabalarım olsun demedim mesela hiç. Millet şuradan ev alırım, şu model arabam olsun derken ben en ucuz yolla dünyayı nasıl gezerim diye düşündüm. En ucuz yol çünkü mühim olan parayı deli kazanıp, en lüksle yaşamak değildi derdim. En kısa sürede bulduğumla  başlayacaktım turuma. Hiçbir zaman paraya önem vermeyen beni geçen gün şu model arabam olsun diye ciddi ciddi hayal kurarken yakaladım. Ne var şimdi bunlarda, herkesin kaygısı, herkesin planları diye bilirsiniz. Ama ben bunları dert etmezdim sorun o. Sanki birisi tüm o çocuk kırıntılarımı toplayıp boğazın sularına bırakıyor gibi hissediyorum. Büyümek dedikleri buysa tadı pek bir tuzlu geldi bana. Ama yok senin derdin büyümek değil bahar depresyonu derseniz o da kabulüm. 

19 Eylül 2014 Cuma

alo, Lady`nin malikanesi


Annem altın köşeyi dönmüş de meğer benim haberim yokmuş. E-Devlet zımbırtısından sanırım herkesin haberi var. Annemde geçen gün keşfe çıktı. Sonra bir ciyaklama sesi. Bizim ki öyle ciyaklayıp koş koş deyince aklımdan geçen hakkında dedikodu yapmaktan dava açıldı. İşin gerçek yüzüyse bizimkine Amasya`da  dönüm dönüm arazi, garip ama su kanalı, birkaç daire var gözüküyor. Amasya ile alakamızsa benim aslında bir robot olmam kadar. Bakıyoruz TC, anne, baba her şey aynı ama mallar annemin değil. Mesai saatleri çoktan geçti diye bizim ki endişe dolu bir gece geçirdi. Neymiş bu nasıl olurmuş, ya halledemezse ne yapacakmış, üzerine kalırsa sahipleri yıllar sonra onu bulup yakasına yapışırsa ne dermiş. Babamsa annemin mutfak masraflarından kısıp, borsaya girip, yatırım olarak arazi aldığını düşünüyor. Sabahta yağmur çamur demedi tuttu kolumdan tapuya götürdü. Görevliye durumu açıkladı adam sakince bakalım dedi. Adam atı baktı “abla her şey tutuyor senin bunlar” diyor. Annem “olamaz, yapamazsınız” diyor. Sanki çocuğunu aldılar, engel olmaya çalışıyor. Adam “Miras kalmıştır belki” diyor. Annem ”Millet işi güzü bıraktı bana miras bıraktı öylemi. Sen çok Türk sineması mı izledin? Filmlerde olur o. Hem mirası da Mısırlı akraba bırakıyor, Amasyalısı değil.” diyor. Başladılar annemle tartışmaya. Adam tutturdu kimlik bilgileri tutuyor nasıl değiştireyim, kime vereyim olmayana mı deyip durdu. Annemse yok vergisi vardır uğraşamam, kime veriyorsan ver diyor. Lan o kadar yer var şehir merkezinde bir de bizim ki hala üç kuruşluk verginin derdinde. Görevli çıldırmak üzereyken bizimki bir arazide doğum tarihinin farklı olduğunu fark etti de Amasya tapuyu falan aradılar sonunda. “Farklı olanı değiştiririz ama diğerlerine söz vermeyelim. Olmadı satarsın iyi para eder” diye de akıl verdiler. Birkaç güne düzelmezse peşinizi bırakmam deyip adamı tehdit etti öyle çıktı kadın. Devlet memurunu tehdit etmek umarım büyük suç değildir. Bir iki güne hata düzeldi ama olan benim hayallere oldu. O arazilere elma ağacı dikip yılda bir kez toplamaya gidecek, sonra pazarda organik bunlar diye satacaktım. Belki ihracata bile girerdim.

16 Eylül 2014 Salı

evde mi kaldım ben şimdi?


Facebook`da ki o düğün davetiyelerine bir türlü anlam veremem ben. Facebook`dan çağırıyorsan bu adresini bilecek kadar yakın değilsin düğün davetiyesini gönderemiyorsun demek. Ya da Türk usulü kapı dolaş ver veya şunla bunla gönder. Telefonla haber verende var. Buda olmayınca Facebook. Ama dünyanın en saçma olayı. Face`de bin tanıdık olsa ki birçoğunu tanımıyorsun, tanıdığınla oradan görüşmüyorsun zaten. O zaman ne diye oradan davetiye gönderiyorsun. Ben evleniyorum millet, demek için mi? Toplu tweet olsa ona da el atarlar. İki yıldır birkaç mesaj dışında konuşmadığım, öncelerde canciğer kuzu sarması olduğum bir arkadaş bunu yaptı. Hayır o kadar kopmuşuz ki, evlenmeyi bırak sevgilisi olduğundan bir haberdim. Ay bir de bu kız benden küçük. 94`lü ya. Bir yaş falan ama olsun. Hayır niye bu yaşta evlenilir. Daha okulu bitmedi. Son sınıf hukuk öğrencisi. Millet bir de kafa bulmuş. Mezun olunca boşar durur diye. Problem bende mi? Yaşı küçük değil mi? Çocuk gelin be bu. Bu yaşta ne evlenmesi hem. Kariyer, ayakları üzerinde durma, dünyayı gezme. İnsan bu yaşta bence bunların planını yapar, bunları hayal eder. Çoluk çocuk, birine bağlı kalma bırakın şuraya beni saksı olurum ben. Yanlış mı düşünüyorum yoksa? O aşkı buldu ve beklemek gereksiz. Geri kalan her şey saçmalık. Tüm planlarında o altı fosforlu kalemle çizilmiş kelime mi? Şansız ve saçma olan o değil de ben miyim?  Evde mi kaldım. Okuldan bir arkadaşım nişanlandı, birinde final dönemi  gözüm kadar tek taş gördüm. Aman yaa evlensinler. Bu saatten sonra beynimi değiştiremem ki. Tribi bile beni depresyona soktu. Bu konuyu düşünmem için önümde on uzun yılım var.