13 Eylül 2015 Pazar

bir donuna kadar ıslanma vakası


Mütemadiyen her yağmurda ıslanıyorum. Bugünde yine aynısı oldu. Lan millet benim iç çamaşırı rengimden her seferinde haberdar olmak zorunda mı? Hayır ıslanmayı anladım neden hep rezil olmak zorundayım. Olay aynen şöyle oldu. Ben bu Joker ile görüşmek için metrobüsüme bindim, yakın diye evinin oraya kadar yürüyeyim dedim. Yağmurun bana ne garezi varsa yine yağmadı üzerime kova kova su boşalttı. Bir yandan koşuyorum bir yandan küfrediyorum. Kafamın içinde az kullandığım organ bir çıkıntı altına girmeyi akıl etti ama boşluk bırakmamış kimse, millet benden zeki tabi. Sonra ben yolda gideceğim yöne yürüyen şemsiyeli birinin yanına koştum ve şemsiyesini paylaşmasını rica ettim. Adamda sağ olsun kırmadı. Beşiktaşa neden metrobüsle gitmeye kalkar ki insan. Aptallık işte. Adamın şemsiyesini hem kullandım, hem de gittiği otele onunla girdim. Bir organizasyon için mi ne gelmiş, o sayede bende lavaboyu kullanırım dedim. Aynada ki ben zavallıydı. Bende üstümdeki beyaz t-shirtü çıkarttım, sizlerin ellerini kuruladığı üfürüklerin içinde güzelce kuruttum. Sonra salaklık yapıp giydiğim tomslarımı çıkarttım onu da kurutmaya uğraştım. O kadar para ver sonra bir yağmur ayakkabılarının canına okusun. Bari çakma olsaydı da verdiğim paraya acımasaydım. Ya da tek ayak üstünde ayakkabı kurutmaya çalışırken görevli kadına yakalanmasaydım. Kadın ciyak ciyak azarladı benim o sefil halime bakmadan. Bende ne yapayım atılmadan önce ıslak atleti gibi olan bluzumu çıkartıp çantaya attım. Salaklık bende ki ince beyaz t-shirtün içine bluz var diye mor sutyen giymişim. Siyah giysem en azından insanlar teşhirci derlerdi. Şimdi ıslak mor sutyenimle fantezi kurdular o bakışlarda onu gördüm. Joker beni almaya gelene kadar öyle lobide gelene geçene manzara oldum. Bir ayakta yarı kurumuş ayakkabı, diğerinde şılap şılap su dolu ayakkabı, ıslak pantolon bekledim öyle. Arabaya koştururken tüm kurumamda boşa gitti zaten. Joker tabi halime güldü, istediğim t-shirtü getirmeyi unuttuğunu söyledi. Bir şeyler almak için bir alışveriş merkezine gittiğimizde ise nedense bir anda unuttuğunu iddia ettiği t-shirt kafamdan geçirildi. Utanmadan bir de “Manzaranın tadını çıkartmak istedim” diyor. Tabi ben ıslak ıslak öleyim o manzara arasın. Hep bunun gibi itler yüzünden kazalar oluyor. Elleri işte gözleri oynaşta.

Kendime Not: Ayakkabın bari çakma olanını giyinseydin. Evet çakmasıda var, farklı bir rengi.Ayağımdaki ile ayırt edemeyince aldım. Keşke bu zavallı olay onun başına gelseydi

11 Eylül 2015 Cuma

çekirge kaç kere sıçrayabiliyordu


Gizli saklı şeyler daha çok heyecanlı oluyor sanırım. Ne sanması, cidden öyle. Bir kere aman şu görmesin bu görmesin diye mekan konusunda gezmedik yer bırakmıyorsun. Çaktırmamaya çalışarak ortak arkadaşlara sorduğun soruların ise haddi hesabı yok. Liseden beri çok yakın arkadaşım olan Depresyon –Adının hakkını verir hatun. Olmayan fazla kilolardan, iki kişiyi aynı anda idare ettiği dönemler olmasına rağmen sevgilisizlikten, hayvan gibi parası olmasına rağmen parasızlıktan, vücudunun her noktasından yakınan ve sürekli yalnızım diyen biridir- bize kalmaya geldi. Akşam yemeğinden sonrada NilKuşu ve Sarı ile kahve içmeye çıkalım bahanesiyle beni evden kaçırdılar. Kadınlar ve yalnız tuvalete gitmeyen zihniyetimiz yüzünden Depresyon beni peşinden sürükledi. Döndüğümde ise Dr. Salazar`ı yakalamış polis gibi üzerime çullandılar. Lanet telefonu yanıma almaya gerek görmeyen beni Joker neden aramış. Numarasının olduğuna ayrı şaşırmışlar, beni bir değil iki defa aramasına ayrı. Sürekli birbirini tersleyen bizdik, arkadaş bile sayılmayanda bizdik. Mükemmel yalancı genlerim sonuna kadar sebebi inkar edip, numarasını aynı okuldan mezun olan bir arkadaş için aldığımı iddia ettim. Allahtan çocuk hakikaten onunla aynı okul ve aynı bölüm mezunu. Yoksa bu kızlar beni çiğ çiğ yerdi. İki defa aradığı içinde geri dönmek zorunda kaldım. Ben salak salak konuştum, çocuk ne diyorsun kafan mı güzel deyip durdu. Kapatınca da sessize alıp kızlara başka Lady ile karıştırmış, adamın durumu malum dedim geçiştirdim. Tabi ne kadar yediler bilmiyorum. En azından yalanımı destekli söyledim ben.

10 Eylül 2015 Perşembe

hani erkekler değil kadınlar ağlamazdı


Dışarda bir sürü şey olurken sıkıntılarımdan bahsetmek pek bir anlamsız geliyor. Ama yaşıyorum. Şu sıralar Steve babanın dediğini yapıp hayatımın son günü bugün olsa bugün yaptıklarımı yapar mıyım diye sorunca cevabım hep hayır oluyor. Canım sıkılınca kendime gelmek için hep Steve`imin o mezuniyet konuşmasını dinlerim. Herkes gibi bir edebiyatçıyı falan örnek alamadım. Sanırım o da sıradan geldi bana. Bunaldım esasen. Evde durumlar diken üstünde. Uyuz çekti gitti evine, yırttı. Annemi sürekli endişeli görmek beni de ister istemez geriyor. Anneannem zaten pek akıllı birkadın değildi iyice sıyırdı. Yengem geçen gün beş tepsi su böreği açtığını söyledi. Yiyecek o kadar insanı olmayınca da tabi dağıtmış. Sürekli yemek yapıyormuş ki, haspa torunu ben gibi yemek yapmayı pek sevmez. Saat başı annemi arayıp gelmediği için sitem edip kadının suratına suratına telefonu kapatıyor. En son beni arayıp instagrama ağzım gözüm kayık fotoğraflar koyduğum için  azarladı. Milletin değil benim güzel çıkmam lazımmış. Anneanne dediğini pamuk gibi, tonton, güler yüzlü, teknolojiden anlamayan insan olmalı. Ama bizimki sanırsın twitter ceo`su. Tüm sosyal medyada izimi sürmüş resmen. Facebook profilim iki yıldır aynıymış değiştirmeliymişim. Evde kalmışım, ailenin yüz karasıymışım. Gözümün üstünde kaşım varmış ve daha bir sürü şey. Saydı saydı ama üzgün diye, gergin diye sesimi çıkarmadım. Sonra ağladı! Anneannem ağladı! O ağlamaz. Canını ne kadar yakmaya çalışırsanız çalışın kimsenin yanında ağlamaz. Ondan öğrendim ben ağlamamayı. Gördüğüm en güçlü kadındı. Timsah gözyaşlarını dökecekmiş gibi yapıp, insanları kıvama getiren  içindeki çirkef, hesapçı kadına rağmen gerçekten ağlamazdı o. Erkekler değil kadınlar ağlamaz, erkekler mızmızlanmasın diye öyle söylüyoruz derdi. Ama bugün ağladı. Bıkmış her gün endişeyle yaşamaktan. Dedemi boşamaya karar vermiş oğullarına düzgün meslekler seçtirtmediği için. Anneme anlatamadım. Zaten biriktirmiş bekliyor. Anne gözüme toz kaçtı desem ağlayacak. Ruh halim bugün çikita muz şarkısından hallice. Sanırım annemi güldürmek için bir ayak parmaklarımı burnuma sokmadım. 

9 Eylül 2015 Çarşamba

daha güzel bir gün istiyorum


İlk okul 5. sınıfa gidiyordum yeni ve genç bir öğretmenimiz  vardı. Sürekli değişik şeylerle karşımıza çıkardı. Bir gün sınıfta rast gele seslenip “nesin sen?” diye sormuştu. Uzaylı diyen vardı, erkek, kız diyen vardı, isimlerini söyleyen vardı, öğrenciyim diyen vardı. Cevabımı hala hatırlama sebebim, öğretmenimizin verdiğimiz cevapların bizim için neyin önemli olduğuna dair ipucu verdiğini söylemişti. İnsanım demiştim. Çünkü aklıma başka bir şey gelmemişti. Bir köpek olsam köpektim derdim, bir kuş olsam kuş. Benim için hep insan olmak önemli oldu. Din, dil, mezhep fark etmedi. Annem bizi bir fanusun içine koymuştu. O fanusta kadın erkek için renk yoktu, kadın çalışırken erkek oturmazdı. Yine o fanusun içindeyken herkes benim için insandı. Çünkü annem bana daha fazlasını öğretmedi. Etnik kimliklerden habersizdim. Benim için önemli olan yazın gittiğin köyündü. İnsana vurmak suçtu. Cana kastetmeyi geçtim, vurmak. Hala düşünüyorum annemle babam bizi nerde sakladı. Büyüdükçe kirlendim. İlk defa bir savaşın nasıl yapıldığını televizyonlar ırak bombalanırken yayınladığında gördüm, o gün haber izleyeceğim tutmuş. Ben bana kızılsa da barıştan yanayım. Kim neyin hesabını yapar bilmem. Sadece insanlar ölmesin istiyorum. Her kadın bir anne adayı. Hiçbir kadın evlat acısı çekmesin istiyorum. Çünkü ben hasta olduğumda perişan olan annemin evlatlarını kaybeden annelerin yerinde olma ihtimali beni korkutuyor, üzüyor. Haber izlemiyorum son bir haftadır. Gazete okumayı bıraktım ama herkes konuşuyor. Dinlemek istemiyorum çünkü çok etkileniyorum. Her haberle birlikte tüylerim diken diken oluyor. Ama duymamak imkansız oluyor. Her gün lütfen bugün kimsenin canı yanmasın diye uyanıyorum ama sanki mucize istiyormuşum gibi olmuyor. Ben kimsenin canı yanmasın diyorum, ama her haberle birlikte insanların gözünü öfke bürüyor ve beni ölüm istemediğim için suçluyorlar, anlamadığımı söylüyorlar. Anlıyorum. Çünkü anneannem her gün telefon başında bekliyor benim. Küçük dayım komiser doğu görevi yapıyor, büyük dayım albay onunda görev bölgesi doğu. Annem her gün endişeli. Ama ne var biliyor musunuz? İnsan hayatını önemli gördüğüm için ben suçluyum. Ölüm ve silahla  hiçbir şey çözülmüyor kimse bunu öğrenemedi. Öğrenemedik taşla sopayla bir yerlere saldırırken de çözüm bulunamadığını. Keşke çocuk kalsaydım. Yazın köye gitsem, ağaçların arasında koştursam, havanın güneş açtığı günler denize girsem, yazın ortasında bolca yağmura maruz kalsam. Keşke dayılarımın hayatı içi endişelenmek yerine, etraftaki börtü böcek için endişelensem.

4 Eylül 2015 Cuma

sergi seviyorum yoksa bakmam


Ay ben daha ne yapayım. Çocuğu soyup koynuna mı sokayım. Gözünü öfke bürümüş, Ferit mağduru muyum ben? Arkadaş arkadaş için çiğ tavuk yer diyen bakmış mı tadına? Bizim AvukatKız gördüğü günden beri Yüzücü`den hoşlanıyor. Tanıştırdım, Yüzücü ile koşularımıza davet ettim.  Spor salonuna gel dedim. Hatta ve hatta Yüzücü ile ne zaman kahveye falan çıksak çaktırmadan mesaj attım gel dedim. Her defa karşılaşılmaz olmaz tabi ama çocuk en son azarlayıp yapma deyince de ben çöpçatanlık şirketime, şirketteki rengarenk çiçeklere, masamdaki kalemlere en son da şoförüme veda ettim. Olmayınca olmuyor işte. Adam tanımak istemiyor, resmen kızdan kaçıyor. Tamam bizim AvukatKız balık balık biraz o yüzden Yüzücü`nün fiziksele takmasını itici ve şekilci bulsam da seviyorum çocuğu. Biliyorum bir kendine izin verse hoşlanacak kızdan ama kendi kaybeder. Zaten şu evlendirme programlarının meşhur elektriği olsa çoktan olurdu o iş. Akşamüzeri başlayıp hava kararana kadar Avukat kızla çıkıp badminton oynuyoruz. Güzel güzel oynadığımız bu akşam Yüzücü ile karşılaştık. O hiç görüşememekten yakındı, istersem spor salonuna gelebileceğimden bahsetti. Sonra koşusuna devam etti. AvukatKız`da gider gitmez bana carladı. Yemişim çocuğu. Hatta üzerine çikolata sosu boca etmişim. Çocuk tabi ona bakmazmış. Ay bir de oturdu ağladı. Aldı beni bir panik. Lan kız çocukluk arkadaşım ben ona öyle bir şey yapar mıyım? Ben normal baktım. Ben zaten Yüzücü`ye hobi diye bakıyorum. Hem benim astigmatım var gözlüksüz bulanık görüyorum. Ayrıca Yüzücü`ye bakmak günah mı? Şöyle düşünürsek o bir orijinal Picasso tablosu. Uzun uzun bakarsın ama alıp eve götürmek istemezsin çünkü koltuk takımın ve duvarlarının rengine uymaz. Bendeki de o hesap. Güzele bakıyorum. Ben bir Victoria Secret mankeni de görsem çikolatalı sosa yatırdıktan sonra yerim. Ona da aynen böyle anlattım. Buda sümükleri akıta akıta bütler yüzünden stres olduğunu ondan çok hoşlandığını ama onun dönüp bakmadığını söyledi. Off üzüldüm ama ne yapayım elimden bir şey gelmiyor ki. En fazla bir hoca bulur, yüzücünün saçından bir saç yolar, aşk büyüsü yaptırırım. Gerçi onunda işe yarayacağından emin değilim.

kuş sıçınca şans bebek sıçınca ne


Çocuklar benden nefret ediyor. Hayır yani bir çocuk beni görünce niye ağlar. Ciyak ciyak hem de. Hadi ağla ananın kucağına veririm susarsın da elime sıçmak nedir? İnsan azıcık edepli olur. Büyüklerine saygı gösterir. Hayır anan senin için kabız dedi kabız olan insan sıçamaz. Ay bebek ne şirin bilmem neyi de yemezler şekerim. Bebek bokuda kokuyor. Anan durumdan memnun olabilir ama ben değilim. İki dakika kucağa alalım dedim sekiz aylık bebek elime sıçtı ya. Elimi geçin tüm üstümü batırdı. Nasıl bir sıçmaysa artık bezlere sığmadı elime sıçtı. Elimdeki ıslaklığı hissedince ben çişe razıydım. Ay birde bu bana ne zaman baksa ağlayan çocuk nasıl gülüyor nasıl gülüyor. Ah aah, erkek milleti işte. Bunların götü bezlisi de, donlusu da aynı. Hepsi biz dünyanın gelmiş geçmiş en nadide türüne eziyet ediyor. Yazık değil miydi bana? Herkeslere kıyılır da bana kılmazdı. Hadi oğlu yaptı kadında sevinmesin mi? ”Ay benim oğlumun kabızı geçmiş mi? Yerim ben seni oğluşum. Ay Lady uğurlu geldin valla. Kaç gündür sıçamıyordu, kabızdı yavrum.” Sevin bazım sende sevin. Annem beni çamaşır suyuyla yıkasın sen sevin. 

2 Eylül 2015 Çarşamba

beni arıyordum


Erkekler kendine bu kadar haksızlık etme dedi birisi.Ve devam etti "kaç yaşında olursan ol, kim olursan ol, her insan yeni bir dünyadır. Hiç bir zaman insanları bir kalıba sığdırtma. Tek çaban kendini gerçekleştirmek olsun...gerisi gelecektir" Evet söylediği sözlerden etkiledim. Etrafımızdaki herkesi kalıplara sıkıştırmıyor muyuz? Hele beyaz atlılarımız var, öyle insan dünya üzerinde yok. Zaten ne istiyorsak an geliyor ama bu olmamış diyoruz. Hiç bir zaman bizim üstün standartlarımıza erişemiyorlar. Medeniyet isterim kıskanmasın deriz, kıskanmıyor diye ağlarız sonra. Bu arkadaşlıklarımız içinde geçerli. Onları olduğu gibi değil bizim istediğimiz gibi görüyoruz. Yapmaktan hoşlanmadığımı söylesem de yapıyorum bunu fark ettim ben. Hoşlanmadığım dediğim her şeyi bir bir üzerime yapmış buldum. Söylediğimle olduğum kişi olmaktan git gide uzaklaşmaya başladım. Ya ben insanların söylediklerinin beni üzmesine kırmasına izin vermezdim. Hayatı olduğu gibi kabul eder üzerine planlar kurmazdım. İnsan davranışları üzerine hesaplar yapmazdım. Kendime değer verirdim. Kendimi severdim. Ama şuan olduğum kadını sevmiyorum. Aciz, takıntılı, pireyi deve yapan, kendi duygu ve düşüncelerinden çok insanların onun hakkındaki düşüncelerine göre kendini yargılayan kadını sevmiyorum. O kadın olmaktan hoşlanmadım.Başkaların beni üzmesine izin vermek istemiyorum ya da beni değiştirmeye kalmalarını. Hareketlerimi benliğimi kısıtlamalarını da istemiyorum. Sirk için eğittikleri maymun değilim ben. Oturup planlar kuran, çıkarımlarda bulunanan, hesap kitaba göre davranan biri olmaya devam da etmek istemiyorum. Eski ben olmak dilediğim gibi davranmak iç güdülerime göre hareket etmek, gerçekten düşündüklerimi söylemek istiyorum. Şu an olduğum kişinin bana sahip olmasını istemiyorum. Resmen yıllardır tanıdığım benin yerini bir kaç ayda yepyeni biri aldı. Kaldı ki bence bu büyümek değil yozlaşmak. Kendime olan saygımı geri istiyorum ben.

Not : Sözleri söyleyene sanırım uyandırma işlemi için teşekkür etmem gerekiyor. İsim vermek ister mi bilemedim.