Sürekli bir memnuniyetsizlik hali var. Her şeye bir
mızmızlanma. Hiçbir şeyden memnun değiliz. Ne verirse versin hayat tatmin
olmuyoruz. Zaten sürekli bir şikayet sürekli bir şikayet. Zaten şu hayatta bir
bizim başımıza geliyor ne gelirse. Bütün aksilikler bir tek bizi buluyor. Derdi
olan bir biziz. Trafik sadece bize var. Manyak hocalar, takıntılı patronlar bir
bizde var. Geri kalan herkes için hava güneşli iken bir tek bizim üzerimize
yağmur yağıyor. Herkesin çok parası var, bir tek bizde yok. Herkes istediği her
şeye sahipken biz değiliz. Herkes mutlu, mutlu olmayan, olmayı başaramayan bir
tek bizleriz. Her yere de herkeste bir yakınma. Sürekli bir şikayet. Bıkmadan
usanmadan sadece mutsuzluklarımızdan bahsediyoruz. Okuyorum, bakıyorum bir
Allah`ın kuluda “Lan ben mutluyum. Derdim tasam yok benim.” demiyor. Herkes bir
şeylerden yakınıyor. Diyeceksin sen yapmıyor musun? Yapıyorum. Hem de çok
yapıyorum. Zaten bunu yazma sebebim de bu. Sürekli yakınmışım. Uzun zamandır
insan tek bir keyfim yerimde demez? Bir kez mi memnun olmaz? Sorunum mu var?
Aslında birçok insana göre yok. Basit şeyler. Ne bileyim ölür müyüm korkusuyla
yaşamıyorum, aç değilim, amansız bir hastalığım yok. E o zaman tüm bu
söylenmelerim neden. Neden bu kadar tatminsiz ve yorgun hissediyorum? Derdim
ne? Derdiniz ne? Mutlu olan birini gösterin bana.
9 Mart 2015 Pazartesi
8 Mart 2015 Pazar
götünüzden iş uydurmayın
On birde ders çalışırken (ALES) masada uyuya kalmışım. Daha
önce yatakta bilgisayara sarılıp uyuma vakam var. Sabah kollarımda
göremediğimde paniklemiştim. Düştü sanıp yere baktım yok, yatakta yok. Meğer
babam çekmiş koparmış kollarımdan. Sonra akıllandım oturayım, yatar pozisyonda
derste çalışılmaz dedim. Sonra yine uyuya kalmışım, ama hiç kımıldamadan da
kalktım. Her yerim tutulmuştu. Ama o tutulmayla bu kıyaslanamaz. Yatağa nasıl
girdim sonra hatırlamıyorum. Ama on ikiye kadar uyudum. Sonra baktım telefon kapanmış,
şarja taktım ama açmadım. Bütün gün yataktan çıkmayıp kitap okudum. Özlemişim bu
tip şeyleri yapmayı. Aslında yapmayı özlediğim birçok şey var. Ama çok fazla
sorumlulukla yaptıklarımdan ne zevk alabiliyorum, ne de istediklerimi
yapabiliyorum. Perşembe günü öğleden sonra plan yaptım. Sonra çat mail. Hoca
bilmem ne saate toplantı ayarladı haber verdi mi? Vermedi, ayrıca ne
toplantısı. Doktor randevum var dedim. Aslında yok öyle bir şey. Hocaya sor
dediler. Bilgisayarcı tutturdu hoca kızar gel diye. Gittim dekanlıkta buldum. Anlattım
meğer adam istememiş. Kıçlarından uydurmuşlar, birde onlar için bu vakit uygun
demişler. Bizim adımıza yalan. Adam delirdi bense sağolun hocam dedim, ortalığı
karıştırıp topukladım. Arkadaşımda ben ekti ama eve gelip bitmemiş işleri
tamamladım. Cuma sabah kurstan sonra işe gittim. Bütün projeyi üstüme
yıktıkları için mi nedir çok iyi davranıyorlar. Pizzamı söylemişler,
hazırlamışlar hadi gel diyorlar. Pizza yerine keşke daha az iş verseler. Şimdi bütün
gün yatmamı sizde haklı görüyorsunuz dimi? Ahh birde annemi ayartıp on seansına
filme gidelim dedik. Hostes`le annesi Ayşe Fatma Teyze`de geldi. (Sidikli
Hostesin anne babasına hep Emekli Ali Amca ve Ayşe Fatma Teyze der. Bu yüzden
bu lakap çalıntıdır.) Ayşe teyze her sevişme sahnesinde arkadan “Tövbe tövbe”
diye es verdi sağolsun. Çıktık taksiye bindik ama şoför kadın çıktı. Gündüz
vakti gördüm de gecenin birinde ilk defa görüyorum. Helal be kadına dedim. Hem
kendine güvenmesinden hem taşı sıkıp suyunu çıkartmasından, hem de çok güzel
araba kullanmasından. Umarım hiçbir kötülük onu bulmaz. Amin deyin.
Etiketler:
annem,
Ayşe Fatma Teyze,
ben,
götünüzden iş uydurmayın,
günlük,
Hostes
6 Mart 2015 Cuma
ve kazanan benim
Bırakın şurada keyifli keyifli güleyim ilk. Zafer çığlıklarımı
atayım sonra küfredeyim. Birkaç on gün önce sizlere Hostes`ten bahsetmiştim. Ve
yazımın sonuna da Barış görünümlü Burak gibi olan Pilat Bey`i maksimum 2 haftaya
şutlar demiştim. Az önce itiraf etti üç gün önce terk etmiş.10 güncük sürdü ve
ben kazandım. Sevindim hani. Nasıl arkadaşsın sen lafını duyuyorum ama
haklıyım. Baştan dedim ben hepsine. Zaten ayrılma sebepleri de tam olarak
uyardığım konulardan biri. Pilot arkadaşlarıyla dışarı çıkar, kafası güzel
olunca da biri ortaya fikir atar Kapadokya`ya gidelim der. Ne hikmetse bir tek
Pilot ve bir canım cicim arkadaşım dediği kızla giderler. Sabahta bizimkine
dalga geçer gibi “Bil bakalım ben bilmem kimle nerdeyim?” der. Arkadaşı demeyin
kızla daha önce bir ilişkisi olmuş. Lan eski sevgiliyle görüşmeyi geçtim, bir
anda pat diye başka bir şehre gitmek nedir. Sevgilisi olmasa, sevgilisi
arkadaşım olmasa bana ne. Tabi bizimki de açmış ağzını yummuş gözünü. Tam
olarak tahmin etmediğim bir şekilde de olsa Pilot tekmeyi yedi. Üç gündür de sürekli
çiçekler böcekler gönderip “Bir şey yapmadım ama özür dilerim” diyormuş. Hadsiz
herif. Hayır ne desek az, bir de yüzsüzce hala konuşup duruyor. Üzüldüğüm tek
nokta Hostes`in yine ilişki olayını becerememesi. En azından bu kez sağlam bir
sebebi var. Yoksa çok sevindim sepetledi diye. Eminim diğer kızlarda sevindi
ama bir tek ben sevindim deyince
vicdansız olarak mimlediler. Aman ne yapayım. Zaten bu iddayı kazansam da Sidikliyle
daha sabah girdiğim iddiayı kaybettim. Yine Hostes üzerine girmiştim. Bir filme
gitmek için bir ay önceden sözleşmiştik.
Ama art niyetli ben Sidikli`ye “Sevgilisiyle gider aramaz.” dedim. Gerçi o
sevgilisinden ayrılmasa kaybetmezdim ya neyse. Ah be hayat nasıl bir şeysin. Bir
yerden kazandırıp bir yerden kaybettiriyorsun. Keşke bu kadar güvenip miktarı
yüksek tutmasaydım.
5 Mart 2015 Perşembe
hunharca yemek
Felsefem spor yapıyorsam daha çok yemektir. Bu ne perhiz bu
ne lahana turşusu diyeceksiniz ama ne yapayım daha çok acıkıyorum. Yürüyüşten
dönerken fırından ekmekleri sırtlayan teyzeler, koşarken gün de yiyeceği
böreklerin hayalini kuran üç çocuk annesi ev hanımı gibiyim. Bugünde tatlının
dibine vurdum. Zaten çalışırken bir yandan sürekli yiyorum. Ay bu koşma işi
bana hakikaten iyi geldi. Tüm o yoğunluğumun verdiği bunaltıyı aldı götürdü.
Gerçi daha uykusuz kaldım ama olsun. Gül diken olayı bunlar. Bugün Yüzücü kapıya
gelip aldı korkuyorum diye. Çok iyi bu çocuk ya. Hem dırdırımı hem nazımı
çekiyor. Suya düşmüş kedi gibiymişim,
etrafa şaşkın şaşkın bakıyormuşum. Öyle bir tipimde yok ama bırakayım öyle
sansın, işime gelir sırf bu yüzden bil olsa bana katlanması. Galiba şu sıra boş
konuşmalarımı, tüm yakınmalarımı çekecek birine ihtiyacım var. Bu yüzdende onun
spor salonu ısrarlarına bile evet dedim. Ben spor salonunu sevmem hem de. Fazla
soğuk ve ne bilim aletlerin başına geç şunu yap bunu yap olayı beni geriyor.
Ama Yüzücü bakmam için ısrar edince tamam dedim. Akşam bizim basket ekibini
ektim, Yüzücüyle buluştuk gittik. Sahibi
de arkadaşıymış. “Lady bir hafta bir denesin severse gelmeye devam eder.” dedi.
Arkadaşı “Geçici kart ayarlarız gelsin bir ay denesin Yüzücü`ğüm. Senin
misafirin, kırmayız.” dedi. Hayır hep dört ayak üstüne düşmem ben. Genelde tek
ayağımın üzerine düşer kırarım. Sanırım spor salonu olayını sevmediğimden
oluyor. Sevsem kesin “Şunu hatırına bu kadar indirdik” derler ama on yirmi
fazlasını bana yedirirlerdi. Arkadaşı hoca çağıralım ilgilensin dedi Yüzücü ben
hallederim dedi. Plates ağrı gelirmiş bilmem ne, şu bu hareket, şunu bunu
kullan. Bana “Seninle ilgilendiğimi sandı, o yüzden istediği kadar gelsin dedi”
dedi. Ay biliyorum benimle ilgilenmediğini de parantez arasında belirtmesen
de olurdu. Hem Avukat ondan fena halde hoşlanıyor. Arkadaşımın aşkısın der
kaslarına göz ucuyla bakarım. Neyse ne işte. Ortam iyi güzel hoş da açık alanda koşmak gibi
değil ki. Bir de ne bilim garip bir fobim oluştu tuvalete bile tek gidemez
oldum. Tamam kızlar hep tuvalete tek gitmez diyeceksiniz ama ben giderdim. Şimdi
millete hadi gidelim diyorum. O yüzden Yüzücü sürüklediği için onsuz oraya da
gitmem. Hem sabah koş akşam oraya git ölürüm. Henüz ölmeyi de planlamıyorum. Daha
çok zırt pırt arayıp, mail atıp duran patronumu öldürmek istiyorum. Bu da
önceden planlanmış cinayete girer mi? Cezam ne kadar artar acaba.
4 Mart 2015 Çarşamba
36 bedene elveda
Saat onda olan dersleri seviyorum. Bugünde onun nimetlerinden faydalandım. Dün
markete giderken kot pantolonumun düğmesini kapatamadım. Uzandım göbeği içeri
çektim zıpladım hatta anne yardım et dedim. Sonunda kapandı ama içinde sıkıştım
kaldım. O an fark ettim artık 36 beden bir pantolonun içine giremiyorum. İşim gücüm
ne yazık ki hep bilgisayara bağımlı. Bende istedim şöyle atlamalı zıplamalı bir
işim olsun, derslerde 2 saat kıçımızı tahtadan kaldırmadan oturmak zorunda
kalmayalım. Küçükken şişkoydum, sonra kendiliğinden gitti. Yemek yemeyi severim
ama kilo almazdım. Hatta koşu yapmadığım dönemlerde bile. Bu kez nasıl olduysa
ipin ucu kaçmış. Ama garip bir şekilde de bu halimi sevdim desem. Yani ne
biliyim daha az kemikli daha iyi duruyor gibime geldi. Ama sonra aklıma içine
giremeyeceğim kıyafetler geldi. Bende sabah altıda koşuya gittim. Kapıma da
anneme not bıraktım. En nefret ettiğim şey koşuya giderken telefon taşımaktır
çünkü. Anahtarımı bir de gençlere kötü örnek olmak istemem ama çakımı attım
çıktım. Normalde bu kadar erken çıkmam ama amacım Yüzücü`ye yetişmek. Adamın fixi
yaz kış şortuyla koşmak –bacakları cidden iyi- ve altıda başlayıp sekiz buçuğa
kadar koşmak. Normalde bu kadar erken kalkmam ama özledim sanırım onu. Tabi asıl
sebep başına ekşiyip dırdır etmek. Atladığı kısım ise üç beş kişi bile değil o
saatte koşan. Bir tek fötr şapkalı amca var. O da koşamıyor yürüyor. Yani beni
kesmeye kalksalar amcadan bana hayır yok. Hayır adam her gün geliyor da ya
bugün gelmezse. Kabahat bende keşke telefon numarasını falan alsaydım. En
azından arar sorardım. Evet, evet götüm yemiyor bu saatte koşmayı. Ben tırs
tırs giderken arkamdan biri karın boşluğuma doğru hamle yapıp böhledi. O ara
küçük bir kalp spazmı geçirdim tabi ben ama ilk hamlem geri doğru dönüp elimi
yumruk yapıp şakacı vatandaşa saldırmak oldu. Milleti kıtır kıtır kestikleri
bir ülkede olduğumuzu unuttu herhalde, o yüzden korkuttu. Koştuk ama o koşmayı
bana sorun. Her hücrem tembelliğe alışmış can çekişti, şu an ise sızım sızım
sızlıyor. Oturunca da başladım konuşmaya. Sustu sustu, bende anlattım sustuğunu
bile fark etmedim. Sonra “eee ne diyorsun” deyince de “Göbek yapmışsın” dedi.
2 Mart 2015 Pazartesi
mekiğe koyun en uzak gezegene gönderin
Rahat bırakın ne olur rahat bırakın. Artık o kadar çok
yoruldum ki. Herkes bir şey bekliyor, herkes şunu da yap bunu da yap deyip
duruyor. Mail adresimi “öldü” sebebi kullanıp kapatmak istiyorum. Telefonumun
çalmasından nefret ediyorum. Ve herkes o kadar bencil ki. Kimse benim kendi
özel işlerim olabileceğini düşünmüyor. Kendilerine uysun yeter. Onların işi
hallolsun, önemli ve hayati olan o. Sonunda hepsine siktirin gidin diyeceğim. Staj
yaptığım yerden mail atmışlar bir sürü iş. Ders programım yüzünden hep bölük
pörçük gidiyorum ya sanki onlar ne zaman ne derlerse yapmam gerekiyor gibi
davranıyorlar. İyi niyetten bildiğim ama orda işim olmayan birkaç iş yaptım ve
üzerime yapıştırdılar. Okulda hocaya asistanlık yapıyorum adam bir yerin
görevini üstlenmemi isterken başta, şimdi arayıp “Dekan hoca bir şey rica etti
bilmem kim becerememiş dedim benim çok iyi yapanım var. Zaten fakülte işi kırmayalım
dekanı Lady`ciğim”. Arkadaş mail atıyor “Okulun bilmem ne fakültesinde çıkmış
sen anlıyorsun diye sana yönlendirmemi söyledi hoca.” Proje yaptığımız hoca
maili geçtim whatsapp`den rahat vermiyor. Arkadaşlarım “Ya sen şunu biliyordun
halleder misin?” diyor hayır diyemiyorum. Sonra sabah 7`ye kadar çalışıp, 8.30`daki
derse giremiyorum, sonrakine yetişmek için yırtınıyorum. İnsanların bir sürü
paraya yapacakları işleri bedavadan ameleliğine yapıyorum. Hayırı bile kabul
etmiyorlar. Peki bunların getirisi, yorgunluk, yorgunluk, sinir, isyan. O
yüzden cv dolduracağım diye beni bu hale sokan kapital yarışçı düzenin ağzına
sıçayım. Özellikle sabah arayıp uyandıranların inşallah çocukları olur ve
sabahlara kadar ağlar. Umarım makaleleri ellerinde patlar. Umarım hepsinin
ellerinde gezen o Maclerine su dökülür. En önemli ve aminlik duamı sona
sakladım. İnşallah mail adresleriniz hacklenir.
nasıl başladım nasıl bittirdim
Annemler evde yokken en çok sevindiğim şey tüm hafta sonu
yatakta kalabilecektim ve annem “Kalk artık yatağını topla.” diye sıradan
söylevlerine başlamayacaktı. Minicik küçük hesaplar peşindeydim. Ama cumartesi demediler iş için sabahın köründe
yine aradılar. Direndim ama iş beklemez tabi.
Eh annemde temizlik falan deyince mecbur kol paça sıvayıp giriştim. Biz kadınların
zavallı kaderi değil miydi temizlik? Çekmeyen var mı ki? Kızlar gelecek diye
markete gittim, deli gibi yemek yaptım. Dahi ile Skype da lak lak yaptığım
vakit bile bir yandan odayı topladım. Ama güzelim yemeklerim elimde patladı. Tok
geldi haspalar. Sabaha kadar durmadan konuştuk ve yaptığım üzerine onlara
satabildiğim pasta ve kurabiyelerden yedik. Muhabbet yine döndü dolandı bana
geldi. NilKuşu kafaya koymuş tanıştıracaklar listesine beni ikna etmeye. Yok
şöyle iyi yok böyle iyi. Tanışsam ne olurmuş, ne zararı varmış istemezsem olmazmış.
Sorun o değil ki! Sorun ben kimseyi istemiyorum. Ama onlara göre öyle değil. İzin
vermiyormuşum kendime, karşımdakilere şans tanımıyormuşum, saklıyormuşum kendimi.
Doğru mu bilmiyorum ama bunaldım. O kadar ısrarcılar ki fena halde canımı
sıkıyorlar. Baktım susmuyorlar, havada aydınlanmaya başlamış, yatalım dedim. Bir
saat sonra tam 7:04 de Aslan aradı NilKuşu`nu.. kalk gel diye. Lan daha yeni
yatmışız, o kıçında pireler horul horul uyumuş. Kapattı telefonu daldık tekrar
uykuya. Üç saat geçti annem arıyor. Amcamlarla Uludağ`a gitmişler, fotoğraf
atmış bilmem ne. Ben evde kalayım, kar topu bile oynayamayayım o nispet yapsın
bana. Ah kalleş anam ahhhhh. Hem kıskandırsın hem de uyandırsın beni. Sabah
uykusunun bana olan nefretini sırtladım kahvaltı hazırladım. Çil yavrusu gibi
millet dağılınca da vurdum kafayı yattım. Uyandığımda ise böyle üzerimde garip
bir şey vardı. Kendimi yalnız, hüzünlü ve korkak hissediyordum. Gerçi uzun
süredir böyleyim ama yüzüme vurulmuş gibi şimdi. Belirsizlikler beni çok
korkutuyor. Sorumluluklardan bıktım. İnsanların sürekli bir beklenti içerisinde
olmasından usandım. Uyusam uyusam uyusam.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






