9 Mart 2015 Pazartesi

ciddi soru


Sürekli bir memnuniyetsizlik hali var. Her şeye bir mızmızlanma. Hiçbir şeyden memnun değiliz. Ne verirse versin hayat tatmin olmuyoruz. Zaten sürekli bir şikayet sürekli bir şikayet. Zaten şu hayatta bir bizim başımıza geliyor ne gelirse. Bütün aksilikler bir tek bizi buluyor. Derdi olan bir biziz. Trafik sadece bize var. Manyak hocalar, takıntılı patronlar bir bizde var. Geri kalan herkes için hava güneşli iken bir tek bizim üzerimize yağmur yağıyor. Herkesin çok parası var, bir tek bizde yok. Herkes istediği her şeye sahipken biz değiliz. Herkes mutlu, mutlu olmayan, olmayı başaramayan bir tek bizleriz. Her yere de herkeste bir yakınma. Sürekli bir şikayet. Bıkmadan usanmadan sadece mutsuzluklarımızdan bahsediyoruz. Okuyorum, bakıyorum bir Allah`ın kuluda “Lan ben mutluyum. Derdim tasam yok benim.” demiyor. Herkes bir şeylerden yakınıyor. Diyeceksin sen yapmıyor musun? Yapıyorum. Hem de çok yapıyorum. Zaten bunu yazma sebebim de bu. Sürekli yakınmışım. Uzun zamandır insan tek bir keyfim yerimde demez? Bir kez mi memnun olmaz? Sorunum mu var? Aslında birçok insana göre yok. Basit şeyler. Ne bileyim ölür müyüm korkusuyla yaşamıyorum, aç değilim, amansız bir hastalığım yok. E o zaman tüm bu söylenmelerim neden. Neden bu kadar tatminsiz ve yorgun hissediyorum? Derdim ne? Derdiniz ne? Mutlu olan birini gösterin bana.


8 Mart 2015 Pazar

götünüzden iş uydurmayın


On birde ders çalışırken (ALES) masada uyuya kalmışım. Daha önce yatakta bilgisayara sarılıp uyuma vakam var. Sabah kollarımda göremediğimde paniklemiştim. Düştü sanıp yere baktım yok, yatakta yok. Meğer babam çekmiş koparmış kollarımdan. Sonra akıllandım oturayım, yatar pozisyonda derste çalışılmaz dedim. Sonra yine uyuya kalmışım, ama hiç kımıldamadan da kalktım. Her yerim tutulmuştu. Ama o tutulmayla bu kıyaslanamaz. Yatağa nasıl girdim sonra hatırlamıyorum. Ama on ikiye kadar uyudum. Sonra baktım telefon kapanmış, şarja taktım ama açmadım. Bütün gün yataktan çıkmayıp kitap okudum. Özlemişim bu tip şeyleri yapmayı. Aslında yapmayı özlediğim birçok şey var. Ama çok fazla sorumlulukla yaptıklarımdan ne zevk alabiliyorum, ne de istediklerimi yapabiliyorum. Perşembe günü öğleden sonra plan yaptım. Sonra çat mail. Hoca bilmem ne saate toplantı ayarladı haber verdi mi? Vermedi, ayrıca ne toplantısı. Doktor randevum var dedim. Aslında yok öyle bir şey. Hocaya sor dediler. Bilgisayarcı tutturdu hoca kızar gel diye. Gittim dekanlıkta buldum. Anlattım meğer adam istememiş. Kıçlarından uydurmuşlar, birde onlar için bu vakit uygun demişler. Bizim adımıza yalan. Adam delirdi bense sağolun hocam dedim, ortalığı karıştırıp topukladım. Arkadaşımda ben ekti ama eve gelip bitmemiş işleri tamamladım. Cuma sabah kurstan sonra işe gittim. Bütün projeyi üstüme yıktıkları için mi nedir çok iyi davranıyorlar. Pizzamı söylemişler, hazırlamışlar hadi gel diyorlar. Pizza yerine keşke daha az iş verseler. Şimdi bütün gün yatmamı sizde haklı görüyorsunuz dimi? Ahh birde annemi ayartıp on seansına filme gidelim dedik. Hostes`le annesi Ayşe Fatma Teyze`de geldi. (Sidikli Hostesin anne babasına hep Emekli Ali Amca ve Ayşe Fatma Teyze der. Bu yüzden bu lakap çalıntıdır.) Ayşe teyze her sevişme sahnesinde arkadan “Tövbe tövbe” diye es verdi sağolsun. Çıktık taksiye bindik ama şoför kadın çıktı. Gündüz vakti gördüm de gecenin birinde ilk defa görüyorum. Helal be kadına dedim. Hem kendine güvenmesinden hem taşı sıkıp suyunu çıkartmasından, hem de çok güzel araba kullanmasından. Umarım hiçbir kötülük onu bulmaz. Amin deyin.

6 Mart 2015 Cuma

ve kazanan benim


Bırakın şurada keyifli keyifli güleyim ilk. Zafer çığlıklarımı atayım sonra küfredeyim. Birkaç on gün önce sizlere Hostes`ten bahsetmiştim. Ve yazımın sonuna da Barış görünümlü Burak gibi olan Pilat Bey`i maksimum 2 haftaya şutlar demiştim. Az önce itiraf etti üç gün önce terk etmiş.10 güncük sürdü ve ben kazandım. Sevindim hani. Nasıl arkadaşsın sen lafını duyuyorum ama haklıyım. Baştan dedim ben hepsine. Zaten ayrılma sebepleri de tam olarak uyardığım konulardan biri. Pilot arkadaşlarıyla dışarı çıkar, kafası güzel olunca da biri ortaya fikir atar Kapadokya`ya gidelim der. Ne hikmetse bir tek Pilot ve bir canım cicim arkadaşım dediği kızla giderler. Sabahta bizimkine dalga geçer gibi “Bil bakalım ben bilmem kimle nerdeyim?” der. Arkadaşı demeyin kızla daha önce bir ilişkisi olmuş. Lan eski sevgiliyle görüşmeyi geçtim, bir anda pat diye başka bir şehre gitmek nedir. Sevgilisi olmasa, sevgilisi arkadaşım olmasa bana ne. Tabi bizimki de açmış ağzını yummuş gözünü. Tam olarak tahmin etmediğim bir şekilde de olsa Pilot tekmeyi yedi. Üç gündür de sürekli çiçekler böcekler gönderip “Bir şey yapmadım ama özür dilerim” diyormuş. Hadsiz herif. Hayır ne desek az, bir de yüzsüzce hala konuşup duruyor. Üzüldüğüm tek nokta Hostes`in yine ilişki olayını becerememesi. En azından bu kez sağlam bir sebebi var. Yoksa çok sevindim sepetledi diye. Eminim diğer kızlarda sevindi ama  bir tek ben sevindim deyince vicdansız olarak mimlediler. Aman ne yapayım. Zaten bu iddayı kazansam da Sidikliyle daha sabah girdiğim iddiayı kaybettim. Yine Hostes üzerine girmiştim. Bir filme gitmek  için bir ay önceden sözleşmiştik. Ama art niyetli ben Sidikli`ye “Sevgilisiyle gider aramaz.” dedim. Gerçi o sevgilisinden ayrılmasa kaybetmezdim ya neyse. Ah be hayat nasıl bir şeysin. Bir yerden kazandırıp bir yerden kaybettiriyorsun. Keşke bu kadar güvenip miktarı yüksek tutmasaydım.

5 Mart 2015 Perşembe

hunharca yemek


Felsefem spor yapıyorsam daha çok yemektir. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diyeceksiniz ama ne yapayım daha çok acıkıyorum. Yürüyüşten dönerken fırından ekmekleri sırtlayan teyzeler, koşarken gün de yiyeceği böreklerin hayalini kuran üç çocuk annesi ev hanımı gibiyim. Bugünde tatlının dibine vurdum. Zaten çalışırken bir yandan sürekli yiyorum. Ay bu koşma işi bana hakikaten iyi geldi. Tüm o yoğunluğumun verdiği bunaltıyı aldı götürdü. Gerçi daha uykusuz kaldım ama olsun. Gül diken olayı bunlar. Bugün Yüzücü kapıya gelip aldı korkuyorum diye. Çok iyi bu çocuk ya. Hem dırdırımı hem nazımı çekiyor.  Suya düşmüş kedi gibiymişim, etrafa şaşkın şaşkın bakıyormuşum. Öyle bir tipimde yok ama bırakayım öyle sansın, işime gelir sırf bu yüzden bil olsa bana katlanması. Galiba şu sıra boş konuşmalarımı, tüm yakınmalarımı çekecek birine ihtiyacım var. Bu yüzdende onun spor salonu ısrarlarına bile evet dedim. Ben spor salonunu sevmem hem de. Fazla soğuk ve ne bilim aletlerin başına geç şunu yap bunu yap olayı beni geriyor. Ama Yüzücü bakmam için ısrar edince tamam dedim. Akşam bizim basket ekibini ektim,  Yüzücüyle buluştuk gittik. Sahibi de arkadaşıymış. “Lady bir hafta bir denesin severse gelmeye devam eder.” dedi. Arkadaşı “Geçici kart ayarlarız gelsin bir ay denesin Yüzücü`ğüm. Senin misafirin, kırmayız.” dedi. Hayır hep dört ayak üstüne düşmem ben. Genelde tek ayağımın üzerine düşer kırarım. Sanırım spor salonu olayını sevmediğimden oluyor. Sevsem kesin “Şunu hatırına bu kadar indirdik” derler ama on yirmi fazlasını bana yedirirlerdi. Arkadaşı hoca çağıralım ilgilensin dedi Yüzücü ben hallederim dedi. Plates ağrı gelirmiş bilmem ne, şu bu hareket, şunu bunu kullan. Bana “Seninle ilgilendiğimi sandı, o yüzden istediği kadar gelsin dedi” dedi. Ay biliyorum benimle ilgilenmediğini de parantez arasında belirtmesen de olurdu. Hem Avukat ondan fena halde hoşlanıyor. Arkadaşımın aşkısın der kaslarına göz ucuyla bakarım. Neyse ne işte.  Ortam iyi güzel hoş da açık alanda koşmak gibi değil ki. Bir de ne bilim garip bir fobim oluştu tuvalete bile tek gidemez oldum. Tamam kızlar hep tuvalete tek gitmez diyeceksiniz ama ben giderdim. Şimdi millete hadi gidelim diyorum. O yüzden Yüzücü sürüklediği için onsuz oraya da gitmem. Hem sabah koş akşam oraya git ölürüm. Henüz ölmeyi de planlamıyorum. Daha çok zırt pırt arayıp, mail atıp duran patronumu öldürmek istiyorum. Bu da önceden planlanmış cinayete girer mi? Cezam ne kadar artar acaba.

4 Mart 2015 Çarşamba

36 bedene elveda


Saat onda olan dersleri seviyorum.  Bugünde onun nimetlerinden faydalandım. Dün markete giderken kot pantolonumun düğmesini kapatamadım. Uzandım göbeği içeri çektim zıpladım hatta anne yardım et dedim. Sonunda kapandı ama içinde sıkıştım kaldım. O an fark ettim artık 36 beden bir pantolonun içine giremiyorum. İşim gücüm ne yazık ki hep bilgisayara bağımlı. Bende istedim şöyle atlamalı zıplamalı bir işim olsun, derslerde 2 saat kıçımızı tahtadan kaldırmadan oturmak zorunda kalmayalım. Küçükken şişkoydum, sonra kendiliğinden gitti. Yemek yemeyi severim ama kilo almazdım. Hatta koşu yapmadığım dönemlerde bile. Bu kez nasıl olduysa ipin ucu kaçmış. Ama garip bir şekilde de bu halimi sevdim desem. Yani ne biliyim daha az kemikli daha iyi duruyor gibime geldi. Ama sonra aklıma içine giremeyeceğim kıyafetler geldi. Bende sabah altıda koşuya gittim. Kapıma da anneme not bıraktım. En nefret ettiğim şey koşuya giderken telefon taşımaktır çünkü. Anahtarımı bir de gençlere kötü örnek olmak istemem ama çakımı attım çıktım. Normalde bu kadar erken çıkmam ama amacım Yüzücü`ye yetişmek. Adamın fixi yaz kış şortuyla koşmak –bacakları cidden iyi- ve altıda başlayıp sekiz buçuğa kadar koşmak. Normalde bu kadar erken kalkmam ama özledim sanırım onu. Tabi asıl sebep başına ekşiyip dırdır etmek. Atladığı kısım ise üç beş kişi bile değil o saatte koşan. Bir tek fötr şapkalı amca var. O da koşamıyor yürüyor. Yani beni kesmeye kalksalar amcadan bana hayır yok. Hayır adam her gün geliyor da ya bugün gelmezse. Kabahat bende keşke telefon numarasını falan alsaydım. En azından arar sorardım. Evet, evet götüm yemiyor bu saatte koşmayı. Ben tırs tırs giderken arkamdan biri karın boşluğuma doğru hamle yapıp böhledi. O ara küçük bir kalp spazmı geçirdim tabi ben ama ilk hamlem geri doğru dönüp elimi yumruk yapıp şakacı vatandaşa saldırmak oldu. Milleti kıtır kıtır kestikleri bir ülkede olduğumuzu unuttu herhalde, o yüzden korkuttu. Koştuk ama o koşmayı bana sorun. Her hücrem tembelliğe alışmış can çekişti, şu an ise sızım sızım sızlıyor. Oturunca da başladım konuşmaya. Sustu sustu, bende anlattım sustuğunu bile fark etmedim. Sonra “eee ne diyorsun” deyince de “Göbek yapmışsın” dedi. 

2 Mart 2015 Pazartesi

mekiğe koyun en uzak gezegene gönderin


Rahat bırakın ne olur rahat bırakın. Artık o kadar çok yoruldum ki. Herkes bir şey bekliyor, herkes şunu da yap bunu da yap deyip duruyor. Mail adresimi “öldü” sebebi kullanıp kapatmak istiyorum. Telefonumun çalmasından nefret ediyorum. Ve herkes o kadar bencil ki. Kimse benim kendi özel işlerim olabileceğini düşünmüyor. Kendilerine uysun yeter. Onların işi hallolsun, önemli ve hayati olan o. Sonunda hepsine siktirin gidin diyeceğim. Staj yaptığım yerden mail atmışlar bir sürü iş. Ders programım yüzünden hep bölük pörçük gidiyorum ya sanki onlar ne zaman ne derlerse yapmam gerekiyor gibi davranıyorlar. İyi niyetten bildiğim ama orda işim olmayan birkaç iş yaptım ve üzerime yapıştırdılar. Okulda hocaya asistanlık yapıyorum adam bir yerin görevini üstlenmemi isterken başta, şimdi arayıp “Dekan hoca bir şey rica etti bilmem kim becerememiş dedim benim çok iyi yapanım var. Zaten fakülte işi kırmayalım dekanı Lady`ciğim”. Arkadaş mail atıyor “Okulun bilmem ne fakültesinde çıkmış sen anlıyorsun diye sana yönlendirmemi söyledi hoca.” Proje yaptığımız hoca maili geçtim whatsapp`den rahat vermiyor. Arkadaşlarım “Ya sen şunu biliyordun halleder misin?” diyor hayır diyemiyorum. Sonra sabah 7`ye kadar çalışıp, 8.30`daki derse giremiyorum, sonrakine yetişmek için yırtınıyorum. İnsanların bir sürü paraya yapacakları işleri bedavadan ameleliğine yapıyorum. Hayırı bile kabul etmiyorlar. Peki bunların getirisi, yorgunluk, yorgunluk, sinir, isyan. O yüzden cv dolduracağım diye beni bu hale sokan kapital yarışçı düzenin ağzına sıçayım. Özellikle sabah arayıp uyandıranların inşallah çocukları olur ve sabahlara kadar ağlar. Umarım makaleleri ellerinde patlar. Umarım hepsinin ellerinde gezen o Maclerine su dökülür. En önemli ve aminlik duamı sona sakladım. İnşallah mail adresleriniz hacklenir.

nasıl başladım nasıl bittirdim


Annemler evde yokken en çok sevindiğim şey tüm hafta sonu yatakta kalabilecektim ve annem “Kalk artık yatağını topla.” diye sıradan söylevlerine başlamayacaktı. Minicik küçük hesaplar peşindeydim.  Ama cumartesi demediler iş için sabahın köründe yine aradılar. Direndim ama iş beklemez tabi.  Eh annemde temizlik falan deyince mecbur kol paça sıvayıp giriştim. Biz kadınların zavallı kaderi değil miydi temizlik? Çekmeyen var mı ki? Kızlar gelecek diye markete gittim, deli gibi yemek yaptım. Dahi ile Skype da lak lak yaptığım vakit bile bir yandan odayı topladım. Ama güzelim yemeklerim elimde patladı. Tok geldi haspalar. Sabaha kadar durmadan konuştuk ve yaptığım üzerine onlara satabildiğim pasta ve kurabiyelerden yedik. Muhabbet yine döndü dolandı bana geldi. NilKuşu kafaya koymuş tanıştıracaklar listesine beni ikna etmeye. Yok şöyle iyi yok böyle iyi. Tanışsam ne olurmuş, ne zararı varmış istemezsem olmazmış. Sorun o değil ki! Sorun ben kimseyi istemiyorum. Ama onlara göre öyle değil. İzin vermiyormuşum kendime, karşımdakilere şans tanımıyormuşum, saklıyormuşum kendimi. Doğru mu bilmiyorum ama bunaldım. O kadar ısrarcılar ki fena halde canımı sıkıyorlar. Baktım susmuyorlar, havada aydınlanmaya başlamış, yatalım dedim. Bir saat sonra tam 7:04 de Aslan aradı NilKuşu`nu.. kalk gel diye. Lan daha yeni yatmışız, o kıçında pireler horul horul uyumuş. Kapattı telefonu daldık tekrar uykuya. Üç saat geçti annem arıyor. Amcamlarla Uludağ`a gitmişler, fotoğraf atmış bilmem ne. Ben evde kalayım, kar topu bile oynayamayayım o nispet yapsın bana. Ah kalleş anam ahhhhh. Hem kıskandırsın hem de uyandırsın beni. Sabah uykusunun bana olan nefretini sırtladım kahvaltı hazırladım. Çil yavrusu gibi millet dağılınca da vurdum kafayı yattım. Uyandığımda ise böyle üzerimde garip bir şey vardı. Kendimi yalnız, hüzünlü ve korkak hissediyordum. Gerçi uzun süredir böyleyim ama yüzüme vurulmuş gibi şimdi. Belirsizlikler beni çok korkutuyor. Sorumluluklardan bıktım. İnsanların sürekli bir beklenti içerisinde olmasından usandım. Uyusam uyusam uyusam.