Herkes kabus görür tıpkı rüya gibi. Kıçınız açık yatmadıysanız
tabi. “Kabus göremiyorum ne olur bende göreyim “ diyen sadist arkadaşlarım için
birkaç taktik verebilirim. Korktuğunuz ne varsa onla karşılaşmaya bakın.
Böylece şenlikli bir gece sizi bekler. Mesela örümcekten korkan benin 2000`li
yılların saçma örümcekli koca yılanlı filmlerinden bir sahne izlememle gece
örümceklere ordüvr tabağı oluyorum. Örümcek gördüysem eğer, gece duvarda
tarantula var diye çığlık atabiliyorum. Şehrin göbeğinde ne tarantulası demeyin
evine akrep giren insanlar tanıyorum. Kafayı sıyırmadım bence tarantulanın
görünmez olma gücü falan var. Off tamam ben korkağım. En son izlediğim korku
filmi Türk yapımı olan Büyü düşünün. Her yıl Supernatural`a başlayıp iki
bölümden sonra vaz geçen insanım. Bu yıl 11. Bölümden başladım düşünün
geçmişimi. İki yıldır Bloody Mary sendromundan mustaribim. Sonunda cesaretimi toplayıp 1. Sezonu bitirdim.
Gece ışığı açık yatmak zorunda kalmam ve işemeye giderken Sidikli`yi yanımda
götürmem dışında sorunda yoktu. Herkes gibi zaman zaman saçma kabuslar
görüyorum. Uzaylılar mı dersiniz, okyanusta yüzen inekler mi hepsi mevcut.
Hayatımda ilk kez bu kadar çaresiz hissettim kendimi. Elim kolum bağlı korku
içinde. Hiç kurtulamayacağım sandım. Gördüğüm en kötü kabustu. Terler içinde
çırpınarak uyandım. Sıcaktan falanda değil rüzgardan boynum tutuldu zar zor hareket
ediyorum. Kabusumda kına gecesi yaptırıyorlar zorla. Kına gecesinde Sidikli ve
kaynanamdan başka kimse yok ve ben pijamalarla gelmişim. Annem nöbetteymiş
gelememiş. Kızlarda sevgililerinin koynundan çıkamamışlar. Kaşarlar. Sonra bir
anda düğün gününde gelinlik içinde ayna karşısında duruyorum. Harbi güzel
olmuşum. Düğün yeri muhteşem deniz, yeşillik her şey tam ama evlenmek istemiyorum.
Vaz geçtim diyorum herkes saçmaladığımı söylüyor. Ağlayıp vaz geçtim diyorum “zengin
yakışıklı sana aşık sen aşıksın daha ne olsun” diyorlar. Evlenmek istemiyorum
ötesimi var. O an evlenme teklifini kabul ettim diye kendime küfrediyorum, daha
çok küçüğüm diyorum kimse dinlemiyor. Kollarımdan tutup götürürlerken
ellerinden sıyrılıp kaçtım. Daha önce kabuslarımda öldürüldüm, örümceklerle
odada kaldım ama hiç bu kadar korkup endişelenmemiştim.
20 Ağustos 2017 Pazar
kabus görme taktikleri
Etiketler:
ben,
fobi,
günlük,
kabus,
kişisel blog,
kişisel post,
korku,
supernatural
24 Temmuz 2017 Pazartesi
bir gün her istifa hikayesi tedtalk malzemesi olacak
Öldüm mü kaldım mı merak etmediniz mi? Öldüysem bir toplaşıp
çelenk yaptırmanızı beklerdim hani. Trip yapmadığımı söyleyen insanlar şu
halimi görse tansiyonumu kontrol ederlerdi. Arayıp sormayan hayırsız blogger
arkadaşlara yeterli trip gösterisinden bulunduktan sonra mail kutumu dolduran
arkadaşlara da teşekkür edemeden geçemeyeceğim. Son bir yıllık yazımda iç
karartıcı kafa sikme işlemini yaptıktan sonra ne diyeyim sizde haklısınız
çekilecek gibi değilmişim. Neler olduğunu merak edenler ise hayatımda dikkat
kesilebilir. Filmlerde, internet efsanelerinde, kişisel gelişim kitaplarında, kadın/erkek
havalı şekilde işinden istifa eder ve sokağa adımını attığı zaman hayatının
amacını çoktan bulmuş oluyor. İlahi bir güç bir anda gelecek yıllarını
aydınlatmış falan oluyor. Sonra içinden istifa etti dünyayı geziyor banka
hesabını yazdığı yazılarla dolduruyor. Hatta baya iyiyse tedtalk sahnesinden
kendi hayatının beyaz ışığını anlatıyor. Bende ise sokağa adım attığım ilk anda
söylediğim şey “kafanı sikeyim iyi bok yedin”. Plan yok, kafama dank eden
parlak bir fikrim yok… Tüm bunların yerine işsiz kalmak istemeyeceğin bir
ülkede kendimi işsiz yapmış olmam elimdekiler. Üstüne üstlük son maaşını henüz almadığı
için cebinde akbilinden daha değerli bir şeyi olmayan bir kız olarak. Pişmam
mıyım derseniz değil. Arada endişeleniyorum falan ama bir aydır kendimi
dinliyorum, insanlara bakıyorum. Yapmak istediklerimi bulmaya çalışıyorum. Tabi
tüm bunları yaparken içime çektiğim ol tezek kokusuda beynimde bazı şeyleri
farklı görmeme neden olmuş olabilir ama bu başka bir yazının konusu. Eee Sizde
ne var yok?
Etiketler:
ben,
blogger,
günlük,
iş,
kişisel blog,
kişisel post
16 Mart 2017 Perşembe
bir evren kalmıştı gıcık olmayan
Freud her şeye burnunu sokmayı seven bir adammış bence. Yaptığımız
ettiğimiz her hareketi üşenmemiş incelemiş. Şansıma bağladığım birçok şeye
dışarlama tarzı bir şey demiş, sorunu yine bana bulmuş. Kucağıma çocuk alırım elime sıçar ama savunma
mekanizması. Pehh… Bir de tüm suçu çevrende meydana gelenlere atmamalısın,
olumsuzsun diyen tipler var. Hava güzel diye kapıyı pencereyi açtım kek
yapıyorum mutfağa kuş girmiş. Bir de arsız hayvan beni görünce kaçmadan önce
halıya sıçtı. Uçan kuşun bile garezi var bana. Geçenler hafta sonu şehir dışına
çıktım. Bindiğim otobüste tam karşımda bir anne oğul oturdu. Hayat güzel çiçekler
böcekler demeye kalmadan o canavar
hapşırdı. Hapşırırken toplumumuzun yetişkin bireyinin bir çoğu gibi tabi ki
ağzını kapatmadı. Lan ben senin virüslerini çekmek zorunda mıyım boyutunu geçip
o haydut balgamını da fışkırttı. Ciddiyim! Ya bir insan iyi ki yırtık kotumu
giymekten son dakika caydım da dizimde duran o iğrenç şey tenime değmedi oldu. Çocuk falan demeden boğazlamak istedim ama o
sıra öğürmekle meşguldüm. Daha önce sabah erken gittiğim bir sabah asansörde
kaldım ve yarım saat biri duyar diye ciyak ciyak bağırdım. Tabi o saatte bir
karga bir ben çalıştığımız için duyan olmadı. Güvenliği aramak 20 ordan
çıkartmalı bir yirmi dakika daha sürdü. Ofise girdiğimde ise orda olan patronuma
iki kat arasında sıkışan beni duyup duymadığını sorduğumda adam “O bağıran sen
miydin ya? Uyandırdın” dedi adam. İşkolik
öküz ne olcak. Lan bir bak bağırıyor biri. Geçen elektrik kesindi jeneratör birkaç
dakika geç çalıştı ama yine kaldık asansörde. Sanırım Allah bu kez halime acıdı
da canım sıkılmasın diye yanımda birini de sürükledi. Freud mu haklı ben mi
bilmiyorum ama evrenin en sevmediği hatta gıcık olup zorbalık yaptığı bir tek
ben varmışım gibi geliyor.
10 Şubat 2017 Cuma
ahlak kumkuması kesilceksen okuma
Kansermiş. Son sınıfta beni gereksiz toplantılara sokan bir yerde
staj yaptım. Kodaman tiplerin arasında bağlı olmadığım ama güçlü isimlerden
biri olan ve sanırım ofiste en sevdiğim adam oydu. Gelen giden takım elbise ile
dolanırdı, o ise en güçlü isimlerden biri olmasına rağmen kot pantolon tshirt
ve gömlek giyer uzun saçlarını da toplardı. Dünyanın en rahat tiplerinden
biriydi. Sanırım ayrılırken hoşça kal demeden tüydüğüm için pişman olduğum tek
isimdi. İş tekliflerini kabul etmemiştim. Geçen yıl tekrar iş teklifiyle
geldiklerinde ise çalıştığım yeri yüz üstü bırakmak istemedi. Teklif ettikleri
şeyi reddederken çok gel gitler yaşadım. Onun altında çalışacaktım ve beni
kendi yeri için eğitecekti. Joker`in
beni sevdiğini hiç söylememesinin sebebi de sanırım o. Joker yanımdayken
karşılaştıktan sonra Joker yüzüme şoka girmiş halde “sen bu adamdan
hoşlanıyorsun” demişti. Hoşlanıyor muyum? Ben mi? Hadi ama!! Sevgilim var ne
hoşlanması!! Adam babam yaşında ya da daha doğrusu ondan bir iki yaş büyük!!
Saçmalamayın ne alakası var!! ”Sanırım biraz” oldu ama cevabım. Lan kızım mal
mısın? İnsan sevgilisine bunu der mi? Başka birinden hoşlandığını söylememeli,
inkar etmeli, üste çıkmalı, sen beni nasıl böyle bir şeyle suçlarsın diye
çemkirmeli. Bense onun yerine doğruyu söyledim. Hep kendinden çok yaşlı
adamlarla evlenen kadınları para avcılığıyla suçladım. Hep. Çünkü adam yaşlıdır
kadın genç. Parası için evlenmediyse ne diye evlendi. Aşk olabilirmiş. Ona aşık
olmadım ama ondan hoşlandım. Adamın babamdan büyük olması bile bu durumu
değiştiremedi. Hem ne yani ellilik Brad Pitt versek ağzınızın suyu akmaz mı?
Bence aramızda koca boşayacaklar bile olabilir. İşin şakası tabi bu.
Okuldan
bir kızla başladık staja. Dışardan bizim geldiğimizde işleri organize etmesi
gereken adam bir boka yaramayınca ayrılmıştı. Hiçbir şey bilmeyen biz ve başımızdaki
kadın sorumlu kalakalmıştık öylece. Öğrenmek için denemek için çok çırpındık.
Gece onlara on birlere kadar çalıştık. Yalnız kalmayalım koca binada diye
beklerdi. Diğer kız tüm işi üzerime yıktı gitti tek başıma kaldım, geldi odama
benimle bir sandalye çekip muhabbet etti. Stajyerdim ama koca odada tektim. Önümde
iki bilgisayar öylece yalnızlıktan sıkılırdım. O gelir konuşur, sorduğum her
soruya cevap verirdi. Kaldı ki o kadar bilgiliydi ki, tamamen farklı alanlarda
olsak bile çok şey öğrendim ondan. Çünkü biliyordu ve öğretmekten çekinmez, ben
kimim havasıyla gezmezdi, paylaşmaktan çekinmezdi. Sonra odamın merkezi sistem
zırvalığının bahar ayı girer girmez kesilip benim efsane hasta olduğum dönem
odama daldı, bir masa aldırttı dekore edilmiş odasıyla alakası olmayan masayı
oraya getirtti. Benden sorumlu olan kadına “Kızı hasta ettik orda bizim odalar
hala sıcak” dedi. Bu kadın aman ona dikkat et, patronlar ağzının içine bakıyor,
öyle cool göründüğüne bakma diyordu adam benim için odasındaki oturma grubu
zırvalığından kurtuluyordu. Sonra ne mi oldu? Okuldan staja giderken daha bir
mutlu gitmeye başladım. Saatlerce benimle sohbet ettiği oluyordu. Bir iki kez
azardan koruduğu oldu. Sanmayın ki asıldı. Düzgün bir insandı. Göğüs dekolteli
şeylerden giymekten sırf insanlar oramdan başka bir yere bakmıyor diye giymem
ama o konuşurken sadece yüzüme bakıyordu. Konuşurken diğerlerinin yaptığı gibi
bakışlar aşağı yukarı oynamazdı. Bizim sorumlu kadın ve diğerleri ondan çekinse
de o komikti, sıcakkanlıydı. Herkesin komik karikatürlerini yapmıştı mesela.
Sayesinde saatlerce güldüm. Sayesinde alanının en güçlü insanlarıyla tanıştım.
Bir sürü bilmediğim şey öğrendim. Şaka gibi belki ama sohbetler sırasında
hayata başka bakmayı bile öğrendim. Kadın sır küpüdür diyordu ama adam
hobilerinden bahsediyordu, boşandığı eşinden, gençken batırdğı işlerden,
üniversitede yaptıklarından, yıllardır değişmeyen tatile gittiği kıyı
kasabasından, arkadaşlarından, ailesinden ne bileyim daha birçok şey. Sorumlu
kadına boşandığı eşini sorduğumda anlattığı için aval aval bakmasını mesela hiç
unutmuyorum. “Senin hiç kötü bir alışkanlığın yok mu? Sigara içmezsin,
sessizsin... Gerçi daha çok gençsin” dediğinde sırf çocuk gibi görmesin diye
“Alkol var sayılmaz mı?” demiştim. Nasıl bir imaj çizdiysem şaşırmıştı. Bira
sevmem ama tekila ve viski güzel deyince Jack`i viskiden kabul etmeyip ertesi
gün ofise viski şişesiyle gelmişti. Fincanda kahve yerine azıcık hakikaten
güzel viski yudumlamış olabilirim. Adamdan hoşlanıyordum ama ben lisede milli
güvenlik dersine giren Albaydan da hoşlanırdım. Aile üniformalı diye bana diğer
kadınlardan daha da çekici gelirdi üniformalı erkek. O kadarki adam gel
evlenelim dese benden iki yaş büyük oğluna üvey anne olmaya hazırdım. Hayranlık,
belki de gerçekten hoşlantı. Ama adamın ki sadece normal olan dedim. Lan kızım
adamın çocuğu yok kesin kızı olsun istiyordu al seni koydu yerine dedim. Lan
keşke o kadar seksi sigara içmese. Ya da ne olurdu bir otuz yıl kadar erken
doğsam. Sonra bizim patronun beni varisi gibi toplantıdan toplantıya soktuğu
bir akşam odaya döndüğümde masamda özel numarasının yazılı olduğu bir kağıt
duruyordu. Nasıl sevindim anlatamam. Adam da benden hoşlanıyor olabilirdi.
Yoksa neden özel numarasını falan bıraksın. Hem de ev telefonu dahil. Tamam
azıcık bu konularda salak olabilirim ama sizden hoşlanan erkeği az çok
anlarsınız. Vardı işte bir şeyler. Bir sonraki hafta gittiğimde durdu durdu
sonra “Lady, telefon numaramı bıraktım, aldın mı?” dedi. Evet aldım ama eve
gidince babamı görünce aklıma direk gelen şu oldu. Baban aklından geçenleri yani
bu adamdan hoşlandığını bilse çok üzülürdü. Kim kızının kendinden bir aç yaş
büyük birisine aşık olmasını ister ki? Hayır bizim sülale bir Serdar-Chloe
çifti kaldıramazlardı biliyorum hani. “Aldım” dedim. ”Aramadın” dedi. Nasıl
arayayım babam üzülür annem bacaklarımı kırar. Tüm bunlara rağmen diğer cümlesine
başlayana kadar sevincimden uçtum. Sonuçta aramadığımı fark etti. Sonra
aklımdan geçenlerin ağzına sıçan o cümleyi kurudu “Neyse bir şey lazım olur,
aklına bir şey takılırsa bu numaralardan
daha çabuk ulaşırsın ” Sonra ben sorumluma staj bitirme evraklarını imzalattım.
Şansıma Patron o gün gelip benden okul bitince orada devam etmemi, her işi çabuk
kavradığımı, alanım olmasa da geleceğimin parlak olduğunu söyledi. Olmaz dedim
yüksek lisans yapacağım dedim. Adam “Burada yüksek yapmayan iki dil bilmeyen
yok. Çalış çalışırken yaparsın” dedi ama kabul etmedim. Sebep belki hoşlandığım
adamın uygun olmamasıydı, belki
kariyerimde ilerlediğim şeyde ne kadar geleceğin parlak deşeler de çok severek
yapmamamdı. Hala bilmiyorum. Ama öğrendiğim bir şey var. Kadınlar her zaman
para için kendinden büyük erkeklerle birlikte olmuyor. Ondan bana Itzachk Perlman`ı
bana sevdiren adam olduğu için hala hoşlanıyorum. Belki de duygularımı yanlış
değerlendiriyorum. Hayranlık sadece ama bunu kimseye hiç kimseye anlatmadım.
Sidikli`ye bile. Numarasını saklayıp, ne aradım ne kaydettim. Kimseciklere de
anlatmadım. Çünkü biliyorum herkes yargılayacak ayıplayacak. Hatta burda bile
anlatmak isteyip defalarca vaz geçtim. Çünkü ben bile Yaşlı erkeklerle birlikte
olan kadınları yargıladım. Sonra kendim ondan hoşlandığım için yargılanmak
istemedim. Sadece sorumluma hoşça kal deyip topukladım, eşyalarımı almak için
bile uğramadım. Şimdiyse hala sıcak gülümsemesiyle aklımda, sevgilim olan
adamın bana ondan hoşlanıp hoşlanmadığımı sorduğu düşüncesi. Joker ona olan
bakışımdan anlamış. Bakışlarımın her şeyi yansıttığını iddia ediyor beyefendi.
Yalan söylemek istemedim, çünkü o söylemiyor. “Beni onun için terk etmezsin
dimi?” dediğinde Joker tereddütsüz “Hayır” çıktı ağzımdan. Bugün onun yerini
almam için aradıklarında kanser olduğunu öğrendim. Canım yanıyor.
Etiketler:
aşk,
ben,
ilişkimin anatomisi,
Joker,
kanser,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post
4 Şubat 2017 Cumartesi
40 milimetre dedim 100 milimetre anladı
Elimi çabuk tutmaya bakıyorum. Gençken yaptım yaptım, yoksa
iş benden geçmiş olacak. Aklınıza boy boy çocuk gelmesin altmışında doğuran
var. Ergenliğin verdiği benmerkezcilik, dünya benim etrafımda dönüyor kafasıyla
bir liste yapmıştım. Listemin üç beş maddesinin üzerini silmiş olan ben bu
akşam bir maddeden daha kurtuldum. Sildiğim maddelerden bir tanesi tanımadığım
bir adamla öpüşmekti ki bir iddia sonucunda yapmıştım. Annem duysa bacaklarımı
elime verir. Bu kez annemin bildiği diğer çılgınlığa gelirsem toplu taşımada
beğendiğim bir çocuğa numaramı yazıp vermiştim. Çocuğun bizim okulda olması
evimin dibinde oturması gibi detayları çıkartırsam yine de sonunda ben güzelce
rezil oldum. Amma edepsiz liste diyorsan okuma. Devam edenler bir iki de iyi
şey var tabi. Mesela ilik nakli donörü olmak için kan verdim. Altı yıl geçti
uyan kimse çıkmadı. Yaparken lan ya organ mafyası bulursa diye düşünsem de
12-13 yaşından beri bunu yapmak istiyordum. B akşam üzerinden geçtiğim madde
ise güvendiğim bir arkadaşıma saçımı kestirmekti. Bu iş için AvukatKız ve Sidikli`yi
görevlendirdim. AvukatKızın iş eğitimi dersinde makas becerisi iyiydi, Sidikli mühendis
ölçer biçer güzel keserler diye düşündüm. Yamuk olsa da kıvırcık dalga arası bu saçlarda
fark edilmez dedim. Sonuç yamuk oldu diye diye on santim gitti saç. Ben onlara
4 santim dedim onlar abartısız on santim götürüp bir de rötuş attı. Giden
saçlarımın arkasından yaptığım cenaze töreninden sonra sıra geldi bu saçları
uzatıp ölmeden bir kez de kendim keseceğim. Kökü bende uzar ya diye bir savunma
mekanizması geliştirmiş olsam da, maile düşen mucize saç uzatıyor gibi spam
maillere tıklarım bu gidişle. Kuaförden milimetrik kesim bekleyen bir milletin
çoluğu çocuğuyuz.
Etiketler:
AvukatKız,
ben,
günlük,
kız meseleleri,
kişisel blog,
kişisel post,
saç kestirmek,
sadeceben,
Sidikli
25 Ocak 2017 Çarşamba
cesur ve özgür olanlar sever
Tenimde hissettiğim rüzgar ve güneçle uyandığım yaz
sabahlarını seviyorum.
Sidikli ile Uyuz`a pankek yapmayı, ben yaparken onların
sabırsızca beklemelerini seviyorum.
Ailecek yapılan kahvaltıları seviyorum.
Annem ve Sidikli ile dedikodu eşliğinde içilen Türk
kahvesini seviyorum.
Babamın dizine yatmayı seviyorum.
Canım sıkıldığında anneme sarılmayı seviyorum.
Sidikli ile yatakta kıkırdaşmayı bazen sessizce sadece
sarılıp yatmamızı seviyorum.
Uyuz`un canım sıkkınken beni çileden çıkartmasını ona kum
torbası muamelesi yapmasını seviyorum.
Uyuz`un limonlu soda içmem diye tutturduğumda saat kaç
olursa olsun çilekli soda aramaya gitmesini seviyorum.
Kız günlerini, gecelerini seviyorum.
Kitapçıda saatlerce takılmayı seviyorum.
Uyuz`un seçtiği filmlere Sidikli ile birlikte bok atmayı seviyorum.
Üçümüzün gittiği tiyatro oyunlarını seviyorum. (Oyunda iş
olmasa da bazen birlikte olduğumuz için seviyorum.)
Yazın ailecek yapılan tatillerde annemle babamın güneş
batımını izlemek için bizi başlarından savmalarını seviyorum.
O tatillerde sahilde yapılan koşu yarışlarını seviyorum.
Tek başıma güneşin doğuşunu izledikten sonra yüzmeyi
seviyorum.
Sidikli ile badminton oynamayı, Avukat Kızla ve Yüzücü ile
koşmayı seviyorum.
İş çıkışı kızlarla kahve içmeyi seviyorum.
Uyuz ile okuduğumuz bir kitap hakkında tartışmayı, bir konu
hakkında iddialaşmayı seviyorum.
Annemin öperek uyandırmasını seviyorum.
Babamın “Tombiş Kızım” diye beni sevmesini seviyorum.
Joker`in bana Kurbağa demesini seviyorum.
Joker ile playstation oynamayı seviyorum.
Joker gülerken ona bakmayı seviyorum, çalışırken onu
seyretmeyi seviyorum.
Geçirdiğim kötü bir günün sonunda kafamı kaldırıp gökyüzüne
bakmayı seviyorum.
Nefes almayı ve gülümsemeyi seviyorum.
Okuyana not: Sevmek için büyük şaşalı şeylere ihtiyacımız
olduğunu düşünmedim hiçbir zaman. Başkaları için anlamı olmayan, küçük şeyler
ben severken çok havalı geliyor. Sizin neler sevdiğiniz merak ediyorum.
Etiketler:
ben,
günlük,
kişisel blog,
kişisel gelişimim,
kişisel post,
sadece ben,
sevdiklerim
17 Ocak 2017 Salı
ölürsem parasız kalsın 18742169685 gün evlenemesin
Adam kadını çok sever. Yanından beş dakika ayrılmak istemez.
Kadın ailesini görmeye gitmek istediğinde, adam işleri dolayısıyla kadına eşlik
edemeyecek diye gitsin istemez. Ona çiçekler alır, özel günleri kaçırmaz, sık
sık sevdiğini söyler. Gittiği her yerde eşlik eder. Eh bu kez işi var diye
eşlik edemez. Kadın ailesini ziyarete gider adam her gün arar, onu özlediğini
söyler. Kadın ölür. Adam yıkılır, ağlar sızlar. Kocaman olmuş üç çocuğuna daha
sıkı sarılır. Sonra bir gün benim yengemin telefonu çalar. Ardından ağladığı
biricik arkadaşının o delicesine aşık kocasından haber vardır. Adam çok aşıktı,
ayrılmak istemezdi, yirmi yıl ilk günden son güne kadar sevmişti ve kadının
kırkı çıkmadan düğün yapmaya kalkan yine aynı adamdan. Adam seviyordu, aşıktı
falan ya hani yine sevecekti canım. Ama kırk gün beklemek bide fazla gelmişti
sanırım adama ki çat diye evlenme kararı alıp, uygulamaya soyunmuş. Yengemde
dönüp arkadaşlarına gün parasını 300 liraya çıkartma teklifinde bulunur. Annemi
arar olanı anlatır ve erkeği parasız bırakmanın en iyisi olduğuna dair nutuk
atar kapatır. Annem bütün gün eve de ölmesi halinde babamın kaç gün
bekleyeceğini düşünüp durur. Bense sanırım bir kez daha aşka olan inancımı
kaybettim.
Etiketler:
aşk,
ben,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post,
nankör
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






