30 Nisan 2015 Perşembe

özgürlük şeker gibidir


Anne ve baba tartışması itinayla lehimize çevrilir. Asistanın anneannesinin şehir dışına yakın bir yerde evi var. Orman falan çok güzel. Bizimkiler kışın sık sık gidip, ballandır ballandıra anlattılar. Kestanelerin fotoğrafları yollanılıp, kıskançlıktan beni çatlattılar. Ben gidemedim. Annemler izin vermedi. Evet hala annemlerden izin alıyorum. Evet 21 yaşındayım. Ama lütfen burası Amerika değil ki 18 gir evden git. Çok baskıcı değillerdir ama bazı şeyler için izin almam gerekiyor. On ikiye kadar evde olmalıyım mesela. Böyle arkadaşlarda kalma işinden hiç hoşlanmazlar hep dil dökerim. İki yıl önce ilk defa arkadaşımda kaldım desem. Mantık git otur istediğin kadar ama evine dön. Bu yılbaşında herkes Forvetlere giderken aklıma dahiyane bir fikir geldi. Uyuzu da yanımda götürmek. Tabi bu benim elli lirama elveda dememe sebep oldu. Daha da istiyordu da pazarlık yaptım. Cuma tatil olunca değerlendirmeden olmaz dedik, Asistanın anneannesinin evine postu sermeye karar verdik. Uyuz`u aradım ilk rica, sonra yalvarma, sonra tehdit denedim olmadı. Eve gelip şansımı deneyeyim dedim ama cumartesi de NilKuş`larıyla Sapanca planı yaptık onu söyleyemedim. İki izin kesin izin vermezler, diye düşünüyordum ki annem babama fena halde sinirliydi. Bu hafta sonu yine şehir dışındalar. Annemde babama kızgın olunca “Evde yalnız kalacağına git. Ben gitmedim de ne oldu. Gençken gez dolaş.” dedi. Ne zaman araları bozuk olsa annem tüm izinleri bayram şekeri gibi dağıtıyor. Şimdi onlar karı koca, arasını toplar. Önemli olan burda benim izni koparmam. Özgür olmayan bunun kıymetini bilemez. Yoksa bende biliyorum azıcık hayırlı bir evlat olup, bencillik yapmayıp ara bulmayı.

29 Nisan 2015 Çarşamba

derdini özet geç bana da yazık


Okulu, stajı astım. İş için aradılar, mail attılar müsait değilim, şuradayım buradayım eve gidince dönerim dedim dönmedim. Sekizde kalkıp yataktan on ikiye kadar çıkmadım. Bir haftadır elimde sürünen kitabımı bitirdim böylece. Bütün gün evin içinde boş boş takıldım. Tabi bunu yaparken düşündüm de. Ne beni mutlu ediyor, ne den hiçbir işi yetiştiremiyorum, insanlara nasıl davranıyorum, aksattığım şeyler konusunda konuşan vicdanımla sohbet muhabbet. Anlayacağınız yedim içtim, aylık muhasebemi tamamladım. Sonuç pek iç açıcı değil ama toparlarım ben. Yani öyle umuyorum. Sidikli gene gidecek ve kondansatör lazımmış. Basit bir şey değil mi? Ama yok.  On on beş elektrikçi, elektronikçiye gittik. Değerler tutmadı, yok dediler ve biri de o ne dedi. Elektrikçi ama kendini bakkal sanıyordu sanırım. Herkes şurda vardır dedi. Ama şurda dedikleri yeri bulamadık. Yol sorarken de bir sürü manyakla diyalog kurup arkalarından dalga geçtik. Kondansatör satan yeri bulduk sonunda ama bu kez de adam öğretme aşkıyla yarım saat bir sürü devre gösterdi bizim kıza. Sidikli devre dinlerken bende İkizi dinledim. Telefonda iki saat sümküre sümküre ağladı. Tamam anlıyorum zorda iki kelime edip on dakika ağlamak nedir? İçim öldü. Acı çekiyor evet ama daha öncede aldattı, ne diye eziyet ediyor diye ağladıkça ben kriz geçirdim. Daha çok konuşsa daha az ağlasaydı keşke. Tamam biliyorum ne kötüsün, iki dakika teselli etsen ne olur diyorsunuz ama katlanamıyorum ne yapayım. Gelen giden derdini anlatıyor. Beynim Sikildi resmen. Üzerine bizim ekiple kahve içelim dedik, tabi bende surat beş karış. Keyif mi kaldı. Sidikli sebebi söyleyince NilKuşu döküldü. Bay B ile karşılaşıp duruyormuş beni sormuşmuş. Hani şu delice hoşlandığım, sonra avucumu yaladığım B. Geçen de hayatımda biri olup olmadığını sormuş it. Ben onu hiç arkadaşlarına soruyor muyum? Hayır. Sende sorma. Merhaba de geç. Hatta onu bile deme. Sinirlerim fena halde bozuk. Erkeklerden de sanırım şu ara nefret ediyorum. 

27 Nisan 2015 Pazartesi

siz aldatan erkeklerin sorunu ne?


İlişkinin başında her şey iyi güzeldi de sonunda ne oldu? Kadın iyiydi, güzeldi, şefkatliydi, sevgi doluydu da sonunda mı şerefsiz oldu? Hem de boynuzları geçirdikten sonra. Aynı sınıf ve iş yeri aşkı bence dünyanın en riskli olayı. Bana bu cümleleri kurdurtma sebebi. Prensip meselesi ve kesinlikle bana göre değil.-Kesin ölmeden böyle dedim diye de ağzıma sıçılacak.-  Asisan ve Balık birinci sınıftan beri ayrılmadan ilişkilerini yürüterek bir istisnayken, Egeli ile İkiz bizim inceleme konumuz. Kızımız İkiz, hayran olduğum insanlardan biri. Annesini biz daha birinci sınıfta iken kaybetti. Evle, ikiz erkek kardeşleriyle ilgilendi. Her gün okul için saatlerce yol çekti. Egeli onun için ferah bir nefesti. Ta ki eski sevgilisiyle kızı aldatana kadar. İkiz dünyanın en cool tiplerinden biri. Ben olsam onun ağzını burnunu dağıtmak için mafyayla anlaşır, arı kovanını pantolonunun içine doldururdum. O benim şiddet eğilimim yerine ayrılmak istediğini söyledi ve çekildi. O saatten sonrada Egeli psikopata bağladı. Kızı sürekli aradı, sosyal ortamlardan engellendiği için binlerce mail attı. Kız onun olduğu hiçbir ortama girmiyorken, adam karşı yakadaki evine giderken yanımıza uğradım diyebildi. Eve giderken boğazı geçmekte farklı bir uğrama şekli tabi. Kızın kapısına dikildi defalarca. Her yerde kızı takip etti. Metroda defalara güvenlik görevlisine çocuğu şikayet ettiği için kız gidene kadar çocuğu tuttular. İkiz Egeli `nin babasını aradı, adam “Polise şikayet et kızım, bu laf söz dinlemiyor” dedi. Polis savcılığa başvur, uzaklaştırma versinler, sen okulu bitince devam eder dedi. Kız Egeli `nin eğitim hayatını batırmamak için yine sustu. Egeli`nin babası belediye başkanıymış oğlu yüzünden adama da laf gelmesin dedi sustu. Oğlu düşünmüyor, sen niye düşünürsün ki? Hem adam resmen senin hayatına müdahale ediyor be. Ama o hep aman kimseye zarar gelmesin dedi. Bence tam bir saçmalık ya neyse. Sonuç : Kız hayatında yeni biri olma olasılığı ise sınıfın ortasında kızın üzerine yürümesine “Şerefsiz, sürtük, defol bu okuldan senin gibilerin işi yok” gibi şeyler işitmesine sebep oldu. Bizim çocuklar müdahale etmese kim bilir neler söylerdi, kaldırdığı eli indirmeyi başarabilirdi . Aldatan o, kıza huzur vermeyen o. Suçlanan kız. Kızdan vaz geçen kendisi. Yoksa neden aldatsın dimi? Ama erkek o dimi? Aldatsa da affedilmeli. Terk edilmek mi? Asla olamaz. O terk etmeli. Erkeklerin şu hem aldatırım hem de elimdekinden vaz geçmem mantığını hiç anlamadım. Siz aldatan erkeklerin sorunu ne?  Hadi onu geçtim bu hakimiyet kurma ve vazgeçmeme kafası nedir?
Kendime not: sınıf arkadaşlarından ve iş yeri arkadaşlarından uzak dur.
Kendime 2 not: sınıf arkadaşlarından ve iş yeri arkadaşlarından uzak dur. 

25 Nisan 2015 Cumartesi

keşke beni boş vaktinde yaratsaydın


Kızlarda hep kendinden büyüklere aşık olma gibi bir durum vardır. Mesela lisede milli güvenlik dersine giren albaya aşıktım. Yaşıtım oğlu vardı ama iyi bir üvey anne olabilirdim. Sonra kuzenimin anne tarafından kuzeni vardı. Ben orta okula başladığımda o üniversiteye gidiyordu. Tüm yaz yüzme bilmiyorum numarasına yattım. Galiba babamı en çok kızdırdığım dönemdi. Sonra Çöpçatan teyzenin yeğeni var. Ben ilk okulu bitirdiğimde mezun olmuştu. Ne zaman teyzesine gelse hasta olurdum. O kontrol etsin hastaneye gerek yok diye yırtınırdım. Sonra ergenlik seviyem iyileştikçe düzeldim. Adıyla hitap ederken Doktor Abi demeye başladım. Ben lise üniversite derken o evlendi, baba oldu. Çöpçatan Teyze`de hastalık hastası olduğu için Doktor Abinin yanına sık sık gidiyor. Hatta çıkmıyor. Doktor abimde ne yapsın teyzesi, bölüm bölüm gezdiriyor. Sonunda psikiyatri servisine bırakacak iade kabul etmeyecek ama orası başka bir yazının konusu. Çöpçatan Teyzeye sordum nasıl ayarladın bunu diye, aman yok iyi çocukmuş çıtlatmış o da hemen kabul etmiş. Ama bugün ikinci kahve karşılığında cevabımı aldım ben. Çöpçatan sultanı facebook arkadaşı olarak kabul etmeyecektim. Gerçi üç yıl, yok girmiyorum, görmedim ya, gereksiz diye oyaladım. Salak anıma gelip bilgisayarımı bir şey bakmak için kullanınca  açık facebook`ta kendi isteğini onayladı. Kendi bilgisayarın diye kapatmazsan böyle olur işte. Bunun Doktor Bey ile alakası ne mi? Doktor Abi`nin asistanıymış. Bizim Çöpçatan Teyze önüne gelene benim resimlerimi gösteriyormuş. Sonra da adıma efsaneler yazıyormuş. Yok çok şöyleymişim yok çok böyle. Bu da tesadüfen bizimkine yakalanmış, fotoğrafı görünce de ne çıkar demiş kabul etmiş işte. Hayatımda hiç bu kadar yerin dibine geçmemiştim. Çöpçatan Teyze hala, yok beğendiklerime gösterdim, birinin sevgilisi olmasa güzel olurdu gözüm onda kaldı diyor birde. Uff umarım Doktor Abi bilmiyordur. Daha bakamam suratına. Çok rezilce.
Ya ben çok mu çirkinim hem. Kaç kişiye gösterdi beni de bir kişi sadece görüşmeyi kabul etti. Umarım Doktor Beyin dediği abartıdır. Tamam bir Adraiana Lima değilim. Zaten tanrı onu boş vaktinde yaratmış, ben azıcık aceleye gelmişim de hadi amaaa!!! O kadarda çirkin değilim ya. Bizim Çöpçatandaki pazarlama stratejilerine ve tipime kanmadılarsa cidden çirkinim demektir. Gidip intihar edeceğim ben.

24 Nisan 2015 Cuma

ben yine yeniden hep sizi seçerdim


İstanbul hani iki ayrı kıtada ya, o yüzden bana hiç aynı şehirmiş gibi gelmiyor. Gerçi aynı yakada olan yerler bile bana şehir dışı gibi geliyor. Oturduğun yakada okul kazandın kazandın, yoksa ya yollarda sürünüyorsun ya da eve falan çıkmak zorunda kalıyorsun. İstanbul`da iki semt arası gidiş süresiyle, başka yerlerde şehir değiştiriliyor. Bu kadar yakınma sebebim Sidikli gitti başka şehre, Uyuz burda kalsın diye dil döktüm, dualar ettim. Burda kaldı da ne oldu karşıda kazandı okulu. Git gel zor oluyor dedi eve çıktı. Sonra eve sürekli gelen adam elini ayağını çekti. Kardeşimle ayaküstü görüşür oldum. İkisi de yokken kendimi çok ama çok yalnız hissediyorum. Bir reklam vardı. Reklamda arkadaşlarımızın kendi seçtiğimiz ailemiz olduğunu söylüyordu. Çok hoşuma gitmişti. Haklı da bulmuştum. Ama dün fark ettim ki o ikisi kardeşim olmasa da benim kendim için seçtiğim ailem olurlardı. Üçümüzde mükemmel değiliz, bir sürü kişilik problemimiz var. Ama bir araya geldiğimizde birbirimiz için mükemmeliz ve güçlüyüz. İşte bu yüzden dün yorgunlukla uyuya kaldığımda kucaklayıp yatağıma götüren Uyuz`u gördüğümde ben kalkmadan ortadan kaybolur diye kortum. Sabah erken kaldır sabah dersim var diye saçmalamışım, resmi tatil olduğunu unutarak. O leyla ben leyla sabah altı buçukta dürttü. Gerçi onun derdi sohbet etmekmiş. Kaydım kenara yanıma uzandı. Tekrar uykuya dalıp, dünyayı ele geçiren robortları yok etmeye devam edecekken “abla” dedi. Bu kırmızı alarm demek. İkisi de bana abla demezler. Tabi bir şey isteyeceklerse, başları beladaysa, dertleri varsa durum değişir. Robotların dünyayı ele geçirilmesinden daha korkunç bir şey varsa o da ikisinden birinin bana “abla” demesi. “Aşık oldum” dedi. Meğer haftalardır eve daha az gelmesinin sebebi oymuş. Vay be dedim, resmen elin kızı pabucumu uzaya fırlattı. Ama kafama denk gelen Sidiklinin attığı yastık oldu. Onsuz dedikodu yapılmaz tabi. Bizde fizik kurallarını zorlayarak tek kişilik yatağa annemin tabiriyle üç eşek sığmaya çalıştık. Uzun zamandır bir araya gelip sohbet etmemişiz, çenemiz düştü ve ben bunu çok özlemişim. Kızın üçüncü dereceden kuzenine kadar öğrendikten sonra kahvaltı hazırlamaya kalktık. Annemlere sürpriz yapacaktık ama o kadar gürültü yaptık ki komşular bile uyandı, annemler numaradan şaşırdı. Ben bu ara taktığım üzere pankek yaptım, Uyuza sigara böreği sardırdık ama kol böreğine daha çok benzedi. Sidikli masayı hazırlarım dedi ama sürekli kaytardı. Bir orduyu doyuracak kadar hazırladığımız kahvaltı tam iki saat sürdü. İki demlik çay bitti. En son sömestrda hep birlikte kahvaltı yaptığımız için özlemişiz. Keşke bir kardeşimiz daha olsaydı. O zaman annem, babam ve ben bu kadar yalnızlık çekmezdik. Annemde evden masayı toplamadan kaçan çocuklarına bir tane kaçmayacak çocuk eklemiş olurdu. Bütün gün şehri gezdik, eğlendik. Akşamda biletler satışa çıkar çıkmaz aldığım Efes maçına gittik. İyi ki geceden almışım çünkü ertesi gün bizimkilerden almak isteyenler bilet bulamadı. Hemen tükenmiş geriye 190 liralıklar kalmış. O kadar para bizde ne gezer tabi. Tabi ilerde para yer para sıçarsam neden almayayım. Ama şimdi o parayı ben üç taksit yaparım. Tabi altı varsa daha makbule geçer. Basketbol ekibim var ya hani, onlarda almıştı ve yenildiğimiz için yıkıldılar. Tamam bende çok üzüldüm ama Madrid`te gidemeyecektik. Sen o kadar takip et, maçlara git, demiyorlar ki gel Madrid`e de biz seni götürelim. Hep biz mi destek olacağız, azıcıkta onlar olsun. Aman boşverin bunları, yine saçmalıyorum. Önemli olan uzun zamandır bir şeyler yapmadığım kardeşlerimle ben bugün harika vakit geçirdim.


22 Nisan 2015 Çarşamba

hepsi maydanoz için


Herkesin pazartesi sendromu var benimse Çarşamba. Dört yıllık üniversite hayatımda her dönem Çarşamba günleri sekiz buçukta dersin oldu. Bu dersler beşten öncede bitmedi. Bu dönem dörtte bitiyor diye sevindim. Düşünün bendeki mağduriyeti. Bu Çarşamba ise hocanın bir toplantısı var diye yarım saate bitti son dersim. Geleneksel Çarşamba basketbol günlerini iki saat öne çektik. Hatta daha sabah gelen Sidiklimi de çağırıp deli gibi eğlendik. Eve dönerken bunca sporla giden kalorileri geri kazanmak için Pasta Sanatıdan macaron aldık. Çok seviyorum ya böyle renkli renkli. Mutlu mesut eve dönerken elinde poşetlerle sokak arasından çıkan teyzeleri gören Sidiklinin aklına dahiyane bir fikir geldi. Pazara gidelim. En son çocukken gitmiştim sanırım. O zamanlar anneme yalvarırdık gitmek için götürmezdi, bizi evde bırakırdı. Resmen cümbüş yeri. Her yerden bir “Gel abla!Gel gel"sesi yükseliyor. Millet bir şeyler seçiyor. Baya eğlenceli bir ortam. Anneme bir şey lazım mı diye aradık, annem vurmadı öldürdü. Bir de elli bin defa “Aman çantanıza dikkat edin. Cüzdanını çaldırırsın bak. Telefonunu çantana koy.” Çantayı çalınca sanki telefonu bırakırlar. Ama annem yaklaşık yedi dakika boyunca tembihlerinden bizi mahrum etmedi. Sonunda telefonu kapatınca semiz otlarına, nanelere, fesleğenlere kavuştuk. Ot ağırlıklı bir alışveriş yaptık. Annem bizi meğer baya ot sever yetiştirmiş. Semiz otuyla meğer ne büyük aşk yaşıyormuşum. Yalnız meyve sebze seçme konusunda eksiklerimiz varmış onu fark ettim. Patlıcanı nasıl seçmem gerekiyor bilemedim mesela. Ablanın birinden rica ettim, kadın baya profesyonel anlattı. Bir iki kendi seçti, sonrada bana seçtirtip doğru anlamışmıyım baktı. Sonra gülüp “Öğretmenim ben meslek alışkanlığı” dedi. yalnız şunu anladım hayat cidden pahalı. Her şeyin kilosu dört lira beş lira. Ben en son çocukken pazara gittiğimde domates beş yüz bindi. Eski para vardı, o kadar olmuş hani. Tek maaşla ve bu sadece asgari ücret olanlar nasıl yaşıyor? Adamlar mucizeye imza atıyorlar bence. Adamlar o parayla ay çıkarıyor, biz üç beş sokağı aklımızda tutamayıp çıkamadık, kaybolduk. Abla kardeş azıcık salağız. Zaten akıllı olsak o yorgunluk üstüne oraya girmez, annemi istekleri için aramaz, bu kadar şeyi tükenmiş kollarla taşımaya kalkmazdık. Ama azıcık akıl olsa bende sırf Sidiklinin maydanoz aşkı uğruna geri dönmezdim. Sonuçta kural ihlali yüzünden ceza niyetine onu potaya asmadılar.
Not: klavyede parmaklarım zor olsa da şu yazıyı yazabildim. Eğer birkaç yazı okuyup yorum yapabilirsem başarılı, Sidiklinin saçlarını öremeyi becerebilirsem süper, belgesel geleneğimizde uyumayı başarabilirsem de muhteşem bir insan olarak tarihe geçerim ben.

20 Nisan 2015 Pazartesi

hadi beni biliyoruz da senin aklın nerede


Ben bir taşla iki kuş vurmayı severim. Dünkü planlarımı da tam olarak bir taşla kuş sürüsü avlamak üzere yaptım. Robot seminerine girip, ardından da şu Çöpçatan teyzenin ayarladığı çocukla görüşürüm dedim. El kadar bebeler baya baya robot yapmış. Lan biz acaba çocukken çok mu salaktık? İki logoyu üst üste koyunca sevinçten delirirdim ben. Şu görücü çocuktan bahsetmekten kaçıyorum sanırım. Ben yağmur trafiğinde söylene söylene zamanında yetiştim. Gelmemişti oh dedim oturdum beklemeye başladım. Adam beni tam 17 dakika bekletti. Trafiktir şudur budur dedim ama ayıp. 3 dakika daha bekletse bırakıp gidecektim. Zaten deli gibi gerginim. Sihirbaz olur, hostesi kutuya koyar ve kılıçları saplar ya, benim sihirbaz hile yapmayı unutmuş da kan revan acı çekiyor gibi hissediyorum. Ama adam tatlıydı ve mesajlarında da kibardı. Sabır taşım fırında fazla kalmış kurabiye çatlarken bizimki damladı. Beklettim mi diye sordu bir de. Lan yirmi dakika geç kalmışsın farkındasın ne soruyorsun. “17 dakika kadar” dedim, tutamadım kendimi. İlk gıcık olduğum hareketi yapıp özür dilemedi, güldü oturdu karşıma. Sonrası iyiydi ama. Gergin olduğumu fark edince boca güldürdü beni. Ve evet bende her kadın gibi güldüren erkeklerden hoşlanıyorum. Yoksa bende biliyorum çok sıradan olduğunu. En azından boş boş konuşmuyor, güldürmek için çaba harcadığını belli etmiyor. Ben rahatlayınca dilim çözüldü tabi, içimi kemiren soruyu sordum. Hadi beni zorladılar da buna ne yaptılar. Çünkü içinde bulunduğumuz durum pekte mantıklı gözükmedi bana. Neden? Çöpçatan Teyze çocuk doktor dedi. Adam doktor ve görücü usulü randevuyu kabul etti öyle mi? Kesin manyak falan diye düşündüm. İtiraf ediyorum sığ düşüncelerimle kesin göt göbek çıkmıştır bunda ondan diye düşündüm. Biliyorum çünkü üzgünüm ama doktor tayfası o altı yıllık ders döneminden sonra ya havada karada kız bırakmayız moduna giriyorlar, ya da kendilerine kimseleri layık görmüyorlar. Yaşayan örnekler kuzenlerim ve daha mezun bile olmamış Uyuz`um. Çocuğun tip düzgündü fotoğrafta, bu kez dedim kesin benden kısadır bu ama kısada çıkmadı. Konuşurken hazırda bekleyen psikopatlığa yatkın hal ve hareketler görmeyince de merak ettim bu malın benle işi ne? Cevap vermedi. Onunla başka bir gün bir kahve daha içersem söyleyecekmiş. Çok şeker geldi bir anda gözüme. Ama iç sesim Var mısın Yok musun da kutu açıyor sanki ne gerek var bunlara diye bağırıyor. Senden hoşlanmasam sırf meraktan sanki senle görüşmeyi kabul ederim. Gerçi kesin meraktan yaparım ama Çöpçatan Teyze`yi sıkıştırmak daha kolay değil mi?