Anne ve baba tartışması itinayla lehimize çevrilir.
Asistanın anneannesinin şehir dışına yakın bir yerde evi var. Orman falan çok
güzel. Bizimkiler kışın sık sık gidip, ballandır ballandıra anlattılar.
Kestanelerin fotoğrafları yollanılıp, kıskançlıktan beni çatlattılar. Ben
gidemedim. Annemler izin vermedi. Evet hala annemlerden izin alıyorum. Evet 21
yaşındayım. Ama lütfen burası Amerika değil ki 18 gir evden git. Çok baskıcı
değillerdir ama bazı şeyler için izin almam gerekiyor. On ikiye kadar evde
olmalıyım mesela. Böyle arkadaşlarda kalma işinden hiç hoşlanmazlar hep dil
dökerim. İki yıl önce ilk defa arkadaşımda kaldım desem. Mantık git otur
istediğin kadar ama evine dön. Bu yılbaşında herkes Forvetlere giderken aklıma
dahiyane bir fikir geldi. Uyuzu da yanımda götürmek. Tabi bu benim elli lirama
elveda dememe sebep oldu. Daha da istiyordu da pazarlık yaptım. Cuma tatil
olunca değerlendirmeden olmaz dedik, Asistanın anneannesinin evine postu
sermeye karar verdik. Uyuz`u aradım ilk rica, sonra yalvarma, sonra tehdit
denedim olmadı. Eve gelip şansımı deneyeyim dedim ama cumartesi de
NilKuş`larıyla Sapanca planı yaptık onu söyleyemedim. İki izin kesin izin
vermezler, diye düşünüyordum ki annem babama fena halde sinirliydi. Bu hafta sonu
yine şehir dışındalar. Annemde babama kızgın olunca “Evde yalnız kalacağına
git. Ben gitmedim de ne oldu. Gençken gez dolaş.” dedi. Ne zaman araları bozuk
olsa annem tüm izinleri bayram şekeri gibi dağıtıyor. Şimdi onlar karı koca, arasını
toplar. Önemli olan burda benim izni koparmam. Özgür olmayan bunun kıymetini
bilemez. Yoksa bende biliyorum azıcık hayırlı bir evlat olup, bencillik
yapmayıp ara bulmayı.
30 Nisan 2015 Perşembe
özgürlük şeker gibidir
29 Nisan 2015 Çarşamba
derdini özet geç bana da yazık
Okulu, stajı astım. İş için aradılar, mail attılar müsait
değilim, şuradayım buradayım eve gidince dönerim dedim dönmedim. Sekizde kalkıp
yataktan on ikiye kadar çıkmadım. Bir haftadır elimde sürünen kitabımı bitirdim
böylece. Bütün gün evin içinde boş boş takıldım. Tabi bunu yaparken düşündüm
de. Ne beni mutlu ediyor, ne den hiçbir işi yetiştiremiyorum, insanlara nasıl
davranıyorum, aksattığım şeyler konusunda konuşan vicdanımla sohbet muhabbet.
Anlayacağınız yedim içtim, aylık muhasebemi tamamladım. Sonuç pek iç açıcı
değil ama toparlarım ben. Yani öyle umuyorum. Sidikli gene gidecek ve kondansatör
lazımmış. Basit bir şey değil mi? Ama yok. On on beş elektrikçi, elektronikçiye gittik.
Değerler tutmadı, yok dediler ve biri de o ne dedi. Elektrikçi ama kendini
bakkal sanıyordu sanırım. Herkes şurda vardır dedi. Ama şurda dedikleri yeri
bulamadık. Yol sorarken de bir sürü manyakla diyalog kurup arkalarından dalga
geçtik. Kondansatör satan yeri bulduk sonunda ama bu kez de adam öğretme
aşkıyla yarım saat bir sürü devre gösterdi bizim kıza. Sidikli devre dinlerken
bende İkizi dinledim. Telefonda iki saat sümküre sümküre ağladı. Tamam
anlıyorum zorda iki kelime edip on dakika ağlamak nedir? İçim öldü. Acı çekiyor
evet ama daha öncede aldattı, ne diye eziyet ediyor diye ağladıkça ben kriz
geçirdim. Daha çok konuşsa daha az ağlasaydı keşke. Tamam biliyorum ne kötüsün,
iki dakika teselli etsen ne olur diyorsunuz ama katlanamıyorum ne yapayım.
Gelen giden derdini anlatıyor. Beynim Sikildi resmen. Üzerine bizim ekiple
kahve içelim dedik, tabi bende surat beş karış. Keyif mi kaldı. Sidikli sebebi
söyleyince NilKuşu döküldü. Bay B ile karşılaşıp duruyormuş beni sormuşmuş.
Hani şu delice hoşlandığım, sonra avucumu yaladığım B. Geçen de hayatımda biri
olup olmadığını sormuş it. Ben onu hiç arkadaşlarına soruyor muyum? Hayır.
Sende sorma. Merhaba de geç. Hatta onu bile deme. Sinirlerim fena halde bozuk. Erkeklerden
de sanırım şu ara nefret ediyorum.
Etiketler:
Bay B,
ben,
dert,
günlük,
kişisel post,
manyak insanlar,
Sidikli
27 Nisan 2015 Pazartesi
siz aldatan erkeklerin sorunu ne?
İlişkinin başında her şey iyi güzeldi de sonunda ne oldu?
Kadın iyiydi, güzeldi, şefkatliydi, sevgi doluydu da sonunda mı şerefsiz oldu?
Hem de boynuzları geçirdikten sonra. Aynı sınıf ve iş yeri aşkı bence dünyanın
en riskli olayı. Bana bu cümleleri kurdurtma sebebi. Prensip meselesi ve
kesinlikle bana göre değil.-Kesin ölmeden böyle dedim diye de ağzıma
sıçılacak.- Asisan ve Balık birinci
sınıftan beri ayrılmadan ilişkilerini yürüterek bir istisnayken, Egeli ile İkiz
bizim inceleme konumuz. Kızımız İkiz, hayran olduğum insanlardan biri. Annesini
biz daha birinci sınıfta iken kaybetti. Evle, ikiz erkek kardeşleriyle
ilgilendi. Her gün okul için saatlerce yol çekti. Egeli onun için ferah bir
nefesti. Ta ki eski sevgilisiyle kızı aldatana kadar. İkiz dünyanın en cool
tiplerinden biri. Ben olsam onun ağzını burnunu dağıtmak için mafyayla anlaşır,
arı kovanını pantolonunun içine doldururdum. O benim şiddet eğilimim yerine
ayrılmak istediğini söyledi ve çekildi. O saatten sonrada Egeli psikopata
bağladı. Kızı sürekli aradı, sosyal ortamlardan engellendiği için binlerce mail
attı. Kız onun olduğu hiçbir ortama girmiyorken, adam karşı yakadaki evine
giderken yanımıza uğradım diyebildi. Eve giderken boğazı geçmekte farklı bir uğrama
şekli tabi. Kızın kapısına dikildi defalarca. Her yerde kızı takip etti.
Metroda defalara güvenlik görevlisine çocuğu şikayet ettiği için kız gidene
kadar çocuğu tuttular. İkiz Egeli `nin babasını aradı, adam “Polise şikayet et
kızım, bu laf söz dinlemiyor” dedi. Polis savcılığa başvur, uzaklaştırma
versinler, sen okulu bitince devam eder dedi. Kız Egeli `nin eğitim hayatını
batırmamak için yine sustu. Egeli`nin babası belediye başkanıymış oğlu yüzünden
adama da laf gelmesin dedi sustu. Oğlu düşünmüyor, sen niye düşünürsün ki? Hem
adam resmen senin hayatına müdahale ediyor be. Ama o hep aman kimseye zarar
gelmesin dedi. Bence tam bir saçmalık ya neyse. Sonuç : Kız hayatında yeni biri
olma olasılığı ise sınıfın ortasında kızın üzerine yürümesine “Şerefsiz,
sürtük, defol bu okuldan senin gibilerin işi yok” gibi şeyler işitmesine sebep
oldu. Bizim çocuklar müdahale etmese kim bilir neler söylerdi, kaldırdığı eli indirmeyi
başarabilirdi . Aldatan o, kıza huzur vermeyen o. Suçlanan kız. Kızdan vaz
geçen kendisi. Yoksa neden aldatsın dimi? Ama erkek o dimi? Aldatsa da
affedilmeli. Terk edilmek mi? Asla olamaz. O terk etmeli. Erkeklerin şu hem
aldatırım hem de elimdekinden vaz geçmem mantığını hiç anlamadım. Siz aldatan
erkeklerin sorunu ne? Hadi onu geçtim bu
hakimiyet kurma ve vazgeçmeme kafası nedir?
Kendime 2 not: sınıf arkadaşlarından ve iş yeri arkadaşlarından uzak dur.
25 Nisan 2015 Cumartesi
keşke beni boş vaktinde yaratsaydın
Kızlarda hep kendinden büyüklere aşık olma gibi bir durum
vardır. Mesela lisede milli güvenlik dersine giren albaya aşıktım. Yaşıtım oğlu
vardı ama iyi bir üvey anne olabilirdim. Sonra kuzenimin anne tarafından kuzeni
vardı. Ben orta okula başladığımda o üniversiteye gidiyordu. Tüm yaz yüzme
bilmiyorum numarasına yattım. Galiba babamı en çok kızdırdığım dönemdi. Sonra
Çöpçatan teyzenin yeğeni var. Ben ilk okulu bitirdiğimde mezun olmuştu. Ne
zaman teyzesine gelse hasta olurdum. O kontrol etsin hastaneye gerek yok diye
yırtınırdım. Sonra ergenlik seviyem iyileştikçe düzeldim. Adıyla hitap ederken
Doktor Abi demeye başladım. Ben lise üniversite derken o evlendi, baba oldu.
Çöpçatan Teyze`de hastalık hastası olduğu için Doktor Abinin yanına sık sık
gidiyor. Hatta çıkmıyor. Doktor abimde ne yapsın teyzesi, bölüm bölüm
gezdiriyor. Sonunda psikiyatri servisine bırakacak iade kabul etmeyecek ama orası
başka bir yazının konusu. Çöpçatan Teyzeye sordum nasıl ayarladın bunu diye,
aman yok iyi çocukmuş çıtlatmış o da hemen kabul etmiş. Ama bugün ikinci kahve
karşılığında cevabımı aldım ben. Çöpçatan sultanı facebook arkadaşı olarak kabul
etmeyecektim. Gerçi üç yıl, yok girmiyorum, görmedim ya, gereksiz diye
oyaladım. Salak anıma gelip bilgisayarımı bir şey bakmak için kullanınca açık facebook`ta kendi isteğini onayladı.
Kendi bilgisayarın diye kapatmazsan böyle olur işte. Bunun Doktor Bey ile
alakası ne mi? Doktor Abi`nin asistanıymış. Bizim Çöpçatan Teyze önüne gelene benim
resimlerimi gösteriyormuş. Sonra da adıma efsaneler yazıyormuş. Yok çok
şöyleymişim yok çok böyle. Bu da tesadüfen bizimkine yakalanmış, fotoğrafı
görünce de ne çıkar demiş kabul etmiş işte. Hayatımda hiç bu kadar yerin dibine
geçmemiştim. Çöpçatan Teyze hala, yok beğendiklerime gösterdim, birinin
sevgilisi olmasa güzel olurdu gözüm onda kaldı diyor birde. Uff umarım Doktor
Abi bilmiyordur. Daha bakamam suratına. Çok rezilce.
Ya ben çok mu çirkinim hem. Kaç kişiye gösterdi beni de bir
kişi sadece görüşmeyi kabul etti. Umarım Doktor Beyin dediği abartıdır. Tamam bir
Adraiana Lima değilim. Zaten tanrı onu boş vaktinde yaratmış, ben azıcık
aceleye gelmişim de hadi amaaa!!! O kadarda çirkin değilim ya. Bizim
Çöpçatandaki pazarlama stratejilerine ve tipime kanmadılarsa cidden çirkinim
demektir. Gidip intihar edeceğim ben.
24 Nisan 2015 Cuma
ben yine yeniden hep sizi seçerdim
İstanbul hani iki ayrı kıtada ya, o yüzden bana hiç aynı
şehirmiş gibi gelmiyor. Gerçi aynı yakada olan yerler bile bana şehir dışı gibi
geliyor. Oturduğun yakada okul kazandın kazandın, yoksa ya yollarda
sürünüyorsun ya da eve falan çıkmak zorunda kalıyorsun. İstanbul`da iki semt
arası gidiş süresiyle, başka yerlerde şehir değiştiriliyor. Bu kadar yakınma
sebebim Sidikli gitti başka şehre, Uyuz burda kalsın diye dil döktüm, dualar
ettim. Burda kaldı da ne oldu karşıda kazandı okulu. Git gel zor oluyor dedi
eve çıktı. Sonra eve sürekli gelen adam elini ayağını çekti. Kardeşimle
ayaküstü görüşür oldum. İkisi de yokken kendimi çok ama çok yalnız
hissediyorum. Bir reklam vardı. Reklamda arkadaşlarımızın kendi seçtiğimiz
ailemiz olduğunu söylüyordu. Çok hoşuma gitmişti. Haklı da bulmuştum. Ama dün
fark ettim ki o ikisi kardeşim olmasa da benim kendim için seçtiğim ailem
olurlardı. Üçümüzde mükemmel değiliz, bir sürü kişilik problemimiz var. Ama bir
araya geldiğimizde birbirimiz için mükemmeliz ve güçlüyüz. İşte bu yüzden dün
yorgunlukla uyuya kaldığımda kucaklayıp yatağıma götüren Uyuz`u gördüğümde ben
kalkmadan ortadan kaybolur diye kortum. Sabah erken kaldır sabah dersim var
diye saçmalamışım, resmi tatil olduğunu unutarak. O leyla ben leyla sabah altı
buçukta dürttü. Gerçi onun derdi sohbet etmekmiş. Kaydım kenara yanıma uzandı. Tekrar
uykuya dalıp, dünyayı ele geçiren robortları yok etmeye devam edecekken “abla”
dedi. Bu kırmızı alarm demek. İkisi de bana abla demezler. Tabi bir şey isteyeceklerse,
başları beladaysa, dertleri varsa durum değişir. Robotların dünyayı ele
geçirilmesinden daha korkunç bir şey varsa o da ikisinden birinin bana “abla”
demesi. “Aşık oldum” dedi. Meğer haftalardır eve daha az gelmesinin sebebi
oymuş. Vay be dedim, resmen elin kızı pabucumu uzaya fırlattı. Ama kafama denk
gelen Sidiklinin attığı yastık oldu. Onsuz dedikodu yapılmaz tabi. Bizde fizik
kurallarını zorlayarak tek kişilik yatağa annemin tabiriyle üç eşek sığmaya
çalıştık. Uzun zamandır bir araya gelip sohbet etmemişiz, çenemiz düştü ve ben
bunu çok özlemişim. Kızın üçüncü dereceden kuzenine kadar öğrendikten sonra
kahvaltı hazırlamaya kalktık. Annemlere sürpriz yapacaktık ama o kadar gürültü
yaptık ki komşular bile uyandı, annemler numaradan şaşırdı. Ben bu ara taktığım
üzere pankek yaptım, Uyuza sigara böreği sardırdık ama kol böreğine daha çok
benzedi. Sidikli masayı hazırlarım dedi ama sürekli kaytardı. Bir orduyu
doyuracak kadar hazırladığımız kahvaltı tam iki saat sürdü. İki demlik çay
bitti. En son sömestrda hep birlikte kahvaltı yaptığımız için özlemişiz. Keşke bir
kardeşimiz daha olsaydı. O zaman annem, babam ve ben bu kadar yalnızlık
çekmezdik. Annemde evden masayı toplamadan kaçan çocuklarına bir tane kaçmayacak
çocuk eklemiş olurdu. Bütün gün şehri gezdik, eğlendik. Akşamda biletler satışa
çıkar çıkmaz aldığım Efes maçına gittik. İyi ki geceden almışım çünkü ertesi
gün bizimkilerden almak isteyenler bilet bulamadı. Hemen tükenmiş geriye 190
liralıklar kalmış. O kadar para bizde ne gezer tabi. Tabi ilerde para yer para
sıçarsam neden almayayım. Ama şimdi o parayı ben üç taksit yaparım. Tabi altı
varsa daha makbule geçer. Basketbol ekibim var ya hani, onlarda almıştı ve
yenildiğimiz için yıkıldılar. Tamam bende çok üzüldüm ama Madrid`te
gidemeyecektik. Sen o kadar takip et, maçlara git, demiyorlar ki gel Madrid`e
de biz seni götürelim. Hep biz mi destek olacağız, azıcıkta onlar olsun. Aman boşverin
bunları, yine saçmalıyorum. Önemli olan uzun zamandır bir şeyler yapmadığım
kardeşlerimle ben bugün harika vakit geçirdim.
Etiketler:
ben,
Efes aşkına,
günlük,
kardeş,
kişisel post,
Sidikli,
Uyuz
22 Nisan 2015 Çarşamba
hepsi maydanoz için
Herkesin pazartesi sendromu var benimse Çarşamba. Dört yıllık
üniversite hayatımda her dönem Çarşamba günleri sekiz buçukta dersin oldu. Bu
dersler beşten öncede bitmedi. Bu dönem dörtte bitiyor diye sevindim. Düşünün
bendeki mağduriyeti. Bu Çarşamba ise hocanın bir toplantısı var diye yarım
saate bitti son dersim. Geleneksel Çarşamba basketbol günlerini iki saat öne
çektik. Hatta daha sabah gelen Sidiklimi de çağırıp deli gibi eğlendik. Eve dönerken
bunca sporla giden kalorileri geri kazanmak için Pasta Sanatıdan macaron aldık.
Çok seviyorum ya böyle renkli renkli. Mutlu mesut eve dönerken elinde
poşetlerle sokak arasından çıkan teyzeleri gören Sidiklinin aklına dahiyane bir
fikir geldi. Pazara gidelim. En son çocukken gitmiştim sanırım. O zamanlar
anneme yalvarırdık gitmek için götürmezdi, bizi evde bırakırdı. Resmen cümbüş
yeri. Her yerden bir “Gel abla!Gel gel"sesi yükseliyor. Millet bir şeyler seçiyor.
Baya eğlenceli bir ortam. Anneme bir şey lazım mı diye aradık, annem vurmadı
öldürdü. Bir de elli bin defa “Aman çantanıza dikkat edin. Cüzdanını
çaldırırsın bak. Telefonunu çantana koy.” Çantayı çalınca sanki telefonu
bırakırlar. Ama annem yaklaşık yedi dakika boyunca tembihlerinden bizi mahrum
etmedi. Sonunda telefonu kapatınca semiz otlarına, nanelere, fesleğenlere
kavuştuk. Ot ağırlıklı bir alışveriş yaptık. Annem bizi meğer baya ot sever
yetiştirmiş. Semiz otuyla meğer ne büyük aşk yaşıyormuşum. Yalnız meyve sebze
seçme konusunda eksiklerimiz varmış onu fark ettim. Patlıcanı nasıl seçmem
gerekiyor bilemedim mesela. Ablanın birinden rica ettim, kadın baya profesyonel
anlattı. Bir iki kendi seçti, sonrada bana seçtirtip doğru anlamışmıyım baktı.
Sonra gülüp “Öğretmenim ben meslek alışkanlığı” dedi. yalnız şunu anladım hayat
cidden pahalı. Her şeyin kilosu dört lira beş lira. Ben en son çocukken pazara
gittiğimde domates beş yüz bindi. Eski para vardı, o kadar olmuş hani. Tek maaşla
ve bu sadece asgari ücret olanlar nasıl yaşıyor? Adamlar mucizeye imza
atıyorlar bence. Adamlar o parayla ay çıkarıyor, biz üç beş sokağı aklımızda
tutamayıp çıkamadık, kaybolduk. Abla kardeş azıcık salağız. Zaten akıllı olsak
o yorgunluk üstüne oraya girmez, annemi istekleri için aramaz, bu kadar şeyi
tükenmiş kollarla taşımaya kalkmazdık. Ama azıcık akıl olsa bende sırf Sidiklinin
maydanoz aşkı uğruna geri dönmezdim. Sonuçta kural ihlali yüzünden ceza
niyetine onu potaya asmadılar.
Not: klavyede parmaklarım zor olsa da şu yazıyı yazabildim. Eğer
birkaç yazı okuyup yorum yapabilirsem başarılı, Sidiklinin saçlarını öremeyi
becerebilirsem süper, belgesel geleneğimizde uyumayı başarabilirsem de muhteşem
bir insan olarak tarihe geçerim ben.
20 Nisan 2015 Pazartesi
hadi beni biliyoruz da senin aklın nerede
Ben bir taşla iki kuş vurmayı severim. Dünkü planlarımı da
tam olarak bir taşla kuş sürüsü avlamak üzere yaptım. Robot seminerine girip,
ardından da şu Çöpçatan teyzenin ayarladığı çocukla görüşürüm dedim. El kadar
bebeler baya baya robot yapmış. Lan biz acaba çocukken çok mu salaktık? İki
logoyu üst üste koyunca sevinçten delirirdim ben. Şu görücü çocuktan bahsetmekten
kaçıyorum sanırım. Ben yağmur trafiğinde söylene söylene zamanında yetiştim.
Gelmemişti oh dedim oturdum beklemeye başladım. Adam beni tam 17 dakika
bekletti. Trafiktir şudur budur dedim ama ayıp. 3 dakika daha bekletse bırakıp
gidecektim. Zaten deli gibi gerginim. Sihirbaz olur, hostesi kutuya koyar ve
kılıçları saplar ya, benim sihirbaz hile yapmayı unutmuş da kan revan acı
çekiyor gibi hissediyorum. Ama adam tatlıydı ve mesajlarında da kibardı. Sabır taşım
fırında fazla kalmış kurabiye çatlarken bizimki damladı. Beklettim mi diye
sordu bir de. Lan yirmi dakika geç kalmışsın farkındasın ne soruyorsun. “17
dakika kadar” dedim, tutamadım kendimi. İlk gıcık olduğum hareketi yapıp özür
dilemedi, güldü oturdu karşıma. Sonrası iyiydi ama. Gergin olduğumu fark edince
boca güldürdü beni. Ve evet bende her kadın gibi güldüren erkeklerden
hoşlanıyorum. Yoksa bende biliyorum çok sıradan olduğunu. En azından boş boş
konuşmuyor, güldürmek için çaba harcadığını belli etmiyor. Ben rahatlayınca
dilim çözüldü tabi, içimi kemiren soruyu sordum. Hadi beni zorladılar da buna
ne yaptılar. Çünkü içinde bulunduğumuz durum pekte mantıklı gözükmedi bana.
Neden? Çöpçatan Teyze çocuk doktor dedi. Adam doktor ve görücü usulü randevuyu
kabul etti öyle mi? Kesin manyak falan diye düşündüm. İtiraf ediyorum sığ
düşüncelerimle kesin göt göbek çıkmıştır bunda ondan diye düşündüm. Biliyorum
çünkü üzgünüm ama doktor tayfası o altı yıllık ders döneminden sonra ya havada
karada kız bırakmayız moduna giriyorlar, ya da kendilerine kimseleri layık
görmüyorlar. Yaşayan örnekler kuzenlerim ve daha mezun bile olmamış Uyuz`um.
Çocuğun tip düzgündü fotoğrafta, bu kez dedim kesin benden kısadır bu ama
kısada çıkmadı. Konuşurken hazırda bekleyen psikopatlığa yatkın hal ve
hareketler görmeyince de merak ettim bu malın benle işi ne? Cevap vermedi. Onunla
başka bir gün bir kahve daha içersem söyleyecekmiş. Çok şeker geldi bir anda
gözüme. Ama iç sesim Var mısın Yok musun da kutu açıyor sanki ne gerek var
bunlara diye bağırıyor. Senden hoşlanmasam sırf meraktan sanki senle görüşmeyi
kabul ederim. Gerçi kesin meraktan yaparım ama Çöpçatan Teyze`yi sıkıştırmak
daha kolay değil mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






