30 Kasım 2014 Pazar

anakartımın üzerine su döktün


“Davetiye istememişsin.” Sus sus sonra anlam veremediğim cümlelerle beni ara. Nasılsın dedikten sonra niye arayıp etmedin bir söyle dimi. Ama yok basmıyor benim bu çocuğa aklım. Ne daveti ne istememesi Allah aşkına.  O kadar odaklanmışım ki ona, davranışlarının sebebi dışında hiçbir cümlesini algılayamaz oldum. Sonra yavaşça dank etti kafama. Biz bunla bir vakıfta tanıştık. Bağış yapacak para yok bende ama gönüllü işleri severim. Bu yüzden çocuklara bir faydam olsun diye gönüllü olmaya gitmiştim bunla tanıştım. Zaten onu bu kadarda mükemmel yapan o salak kalbi. Anası kuruculardan birini tanıyormuş. “Ah bizim oğlan sever bu işleri, göndereyim görüşün” demiş. Eh be kadın bula bula benim geleceğim günü mü buldun. Senin yüzünden düştüm bu hallere. “Birlikte gideriz diye düşünmüştüm.” Ah paşam ne de düşüncelisin. Bak aklından beni geçirmiş sevinmeliyim dimi. Sen arama sorma sonra ama düşündüm de. “Gelmeyeceğim işim var diyorum o saatte ne işin olacak" diyor. "Tabi ya benim ne işim gücüm olabilir ki. Şu saatten sonra sırf sen istiyorsun diye gelmem. Dengesizliklerinden bıktım. Lan millete onca iyilik yapıyorsun, pamuk gibi kalbin var, bana niye böyle saçma davranıyorsun?  Derdin ne senin benle. Naz yapmadım, oyun çevirmedim diye mi bu halin? İstemiyorum yan cebime bırak mı yapmam gerekiyordu? İlla köpek çekmem? Ne bok yiyorsan ye!” demek istedim. Ama o mırıl mırıl sesiyle “Ara davetiyeni hazırlasınlar birlikte gidelim konsere” deyince aklım yine boşaldı. Boş akılla da ağzımdan “peki” dışında bir bok çıkmadı. Ama çok kararlıyım Salı günü konserden sonra derdi ne soracağım. Hayır onun yüzünden beynim üzerine su dökülmüş ana karta döndü.

26 Kasım 2014 Çarşamba

lütfen kalbimi kırma


 Kafamı karıştırmasan olmuyor değil mi? Ya da sürekli ışığın rengini değiştirmesen. Güneşli gösterip, yağmurla karşılaştığım günler gibi olmasan. Meteorolojiye ettiğim küfürler gibi bende sana küfür etmesem. Beni evde günlerce unutulan evde aç kalan kedi gibi bırakmasan. Ne bilim azıcık kararlı olsan mesela. Ne istediğimi bilsen. Hatta ne düşündüğümü. Düşündüklerimi bilmesen de olur aslında. Hatta bilme. Bazen çığırından çıkan zihnimle baş edemezsin ki zaten sen. Ya da ne yapsan biliyor musun? Öyle güzel gülme. Nasıl olduğumu sorma. Bana iyi davranma. Sevdiğim şeyleri yapmak için gönüllü olma. Benle konuşma. Beni görmezden gel. Çünkü ben sana bir alışveriş koliğin geriye kalan son Chanel  çantaya baktığı gibi bakıyorum. Dört yaşında bir çocuğun çikolataya baktığı gibi bakıyorum. Lenon`un Yoko`ya baktığı gibi bakıyorum. 

şekeri elinden alınmış çocuk


Kimin nazari değdi lan. Hangi kem göze geldim. Kime ne yaptım acaba da beddua etti. Lan küçükken annemin anlattığı masalların hep sonu “sonsuza dek mutlu yaşadılar” ile biterken, ben bırak sonsuza kadarı azıcık mutluluk yüzü görmedim. Düşünüyorum yerlere çöp atmadım, hayvanlara eziyet edemedim. Acaba bankamatik sorasında bunak dediğim teyzemi beddua etti de tuttu. Hakketmişti ama o. Yaşına başına bakmadan dövesim gelmişti. Noel Baba’yı mı kızdırdım acaba? Ayda yılda bir bir şey istedim; onu da veriyormuş gibi yapıp boka batırdı. Mutlu olacağım hayalleriyle yattım, altını ıslatan çocuk misali kalktım. Hoşlanıyorum dedi, öpmeye kalktı sonra ses yok. Benden hoşlandığını söyledikten sonra bir şeyler olmamız gerekmiyor muydu? Hayır öpmeye kalkmasa beni öyle “ayy çok seviyorum seni yaa” diye ona buna söylemem gibi olabilirdi. Ama eyleme geçtiysen olmaz hani. Olur mu? Kafam zerre basmıyor yaa. Ailede ki tek özürlü benim bence. Ya bence benden değil. Tamamen onun saksı olmasından. Ya o günden sonra oturdu bekledim, bir arasın, bir mesaj atsın. Ama yok tık yok hem de. Dayanamadım akşama doğru bende dayanamadım. Bok vardı sanki, yazdım. “İyiyim teşekkürler sen nasılsın?”  bu kadar ya, bu kadarcık. Dilenciye bir lira verdiğinde ayıplandığın zamanları yaşıyoruz, bu hala önüme beş kuruş atıyor. Niye böyle yapıyor ki? Erkeksel bir taktik falan mı bu? Ne aradı ne sordu. Bende daha fazla gurumu şey edip yazamadım. Off zaten gurur mu kaldı ki? Adamın yakasına yapıştım ki ben resmen. Adam istemiyor işte. İstese kaç aydır köpek çeker mi? Hatayı nerde yaptım yaa. Aşk bu hata falan demeyin oluyor işte. Bu işler tamamen taktiksel anladım. Acaba ben nerde hata yaptım. Oturup bir plan çıkarsaydım böyle olmazdı. Yazsın, arasın, karşıma çıksın yaa. Ne olur lütfen….

20 Kasım 2014 Perşembe

onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine


Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar. Sınavlarmış falan umurumda değil dakika itibariyle. Ağzım kulaklarımda, kapı gıcırtısına kalkıp oynuyorum. Midemden fil sürüsü geçiyor, beynim bateri çalıyor. Enerji patlaması yaşıyorum resmen. Dünyayı iki tur koşup gelebilirim. Sebep sebep… Biz bu Bay B olacak beyaz atlı prensimle dersten sonra buluştuk. Maksat azıcık kafa dağıtmaktı ama bir anda baktım bu iltifatlar yağdırıyor. Yediğim yemek boğazımda trafik yaptı yutamadım o an gelince. ”Senden hoşlanıyorum ben” dedi. Nefes almayı unuttum. Gözleri yerinden çıkacaktı resmen. Uzun zamandır ben bu anı bekliyordum. Allah`ım birde gülümsüyordu ki sanki bir dondurmaydım ve güneşin altına bırakıp gitmişlerdi. Ne söylemeliydim ya da gerekiyor muydu bilemedim.  Sadece gülebildim. Bir de aklıma gelince yutkundum. İnsanın aklı başından gidiyormuş meğer. Bir de yalan yok içimde bir kız çıkıp yaşasın kazandım diye çığlıklar attı. Büyük ödülü kapmış gibi hissettim. Bendeki tam anlamıyla azimle sıçan durumu. Adamın peşinden kaç aydır koşuyorum. Ben bir gülümsemeye bu kadar açken, o benden hoşlandığını söyledi. Tabi küçük bir salaklığım var. Anlatsam mı bilmedim? Çok özel geldi bir an. Sonra dedim kızım en boktan şeylerini yazdın. Bunu mu saklayacaksın, ne var ki bunda? Aslında özelden çok tam bir öküzlük. Dip dibe oturduk bir şeyler içiyoruz, gerginim ama sanki bir şey olmamışçasına sağdan soldan konuşma çabası içerisindeyim. Çünkü adam dedi, gülümsedi ve geçti. Sonra bu suratıma, gözlerime şu romantik filmlerdeki bakışlardan atmaya başladı. Öpüşmeden önceki ağır müzik ağır çekimli duygusal anlar var ya, işte tam onlardan. Kafasını yaklaştırdı yaklaştırdı; bakışları attı attı ve benden pıskırma gibi bir gülme sesi çıktı. Eveettttt. Tutamadım kendimi güldüm. Sevinçten değil hem de çok komik geldi. Hatta tutamadım kafamı çevirip kahkaha attım. Ama ne yapayım, komikti işte. Biri fırlayıp “KESTİK” diye bağıracak gibi geldi. Evet batırdım ama ne yapayım hapşırmak gibi tutamadığım bir şeydi. Çocuk bence mutluluktan kafayı sıyırdığımı düşünüyor. Off zaten suratı düştü, bozuldu. Espriye vurdu ama Sidikli “çocuğun egosuna sıçmışsın” dedi öyle mi ki? 

18 Kasım 2014 Salı

lady`nin eli uzun


Bir sonraki evre çelik kapı, sonra cepçilik, hatta tarihi eser falan. Bir proje hocaya asistanlık yapıyorum. Tabi tek bende değil. Cv dolduracağız diye, bir çok kurban veriyoruz. Bizim bu hoca yurt dışına giderken odasındaki dolabın anahtarını bana verdi. Biz devam edelim vs. diye. Görevliye kapıyı açtıracaktık, Xboxlar içinde bendeki anahtarı kullanacaktık. Kullandık da. Hoca geldi, proje toplantısı yapılacak dedi ayağının tozuyla. Bendende anahtarlarını istedi. Çıkartıp vermem ve diğer üniversitelerden olaya dahil olan eğitim kadrosuna rezil olmamamız geriyordu. Ama ben anahtarı kaybettiğimi fark ettim. Kaybettim ve nerde unuttuğumu hatırladım aslında. Telefonu mağazada kasada unutan adamdan anahtarı kantinde unutması beklenen bir davranış. Ama bunu günler önce yapması ölü ardından fatiha okumak gibi bir şey. Hocada bağrınca panikledim ve buda beynimin çalışma hızını etkiledi. İnternetten tel tokayla kilit açma videosu izledim. Çantamdan iki tel toka çıkardım ve 4 dakikalık bir süre içinde kilidi açtım. Hayrı birde bu işi ben ilk defa yaptım. Düşünsenize çocukluktan beri bu iş için eğitildiğimi. Bir Arsen Lüpen`nin Türkiye şubesi olabilirdim. Hocayı projedeki katkılarımdan dolayı hiç memnun edemedim ama kilit açma konusunda kendime hayran bıraktım. Kapınızı iyi kilitleyin. Layd kilit açmayı sevdi. Asma kilit alıp üzerinde deneme bile yaptım, cidden iyiyim bu işte.

17 Kasım 2014 Pazartesi

makaleden bozma günlük


Çarşamba günü hayatı yeniden sorguladım. Alttan aldığım dersin soruları kraliçe arı, bu yıl ki dersin sorularıysa işçi arıydı. İyi ki arı sokmasına alerjim yok. Moralim gün için pişirdiği kabarmayan kekini gören ev hanımı gibi oldu. Tek istediğim eve gidip ağlamaktı; ama ağlamak pek benlik iş değil. Hele bir sınav için ben almayayım dedim Brezilya-Türkiye maçına gittik bizimkilerle. Burada yapayalnız olan Brezilyayı desteklemeden olmaz dedik ve çok eğlendim. Evde depresyona girmekten iyidir. Hem o zaman nasıl ayağım kayıp kıçımın üzerine düşüp, milleti gülmekten kendinden geçirecektim. Mor bana yakıştı ama. Off ben bir de çok üşüyorum. Hem de çok. Gerçi kendimi bildim bileli böyle. Yazın çorapsız gezmeyen birinden bahsediyorum burada. Doktor sürekli demir hapı yazardı. Aç içiliyor birde o ve mide bulandırıyor. Son hapı içtim deyip çöpe atmıştım. ama bu üşüme normal değildi hani bende Cuma sabahı doktora gittim. Kan testi yaptılar, sonuç beklerken hastane koridorunda ders çalıştım. Sonuç çıkınca az kalsın kurtulamıyordum o hastaneden. Kan testi sonuçlarımı gören doktor hastaneye yatırmamız lazım seni dedi.  Aşırı düşükmüş, sık sık bayılıp başım dönüyor muymuş, çok uyuyor muymuşum. Yok dedim ama adam inanmadı. Ben ısrarcı çıkınca da şaşırdı. Tutturdu yatırıp tedavi etmelilermiş. Sınavım var, olmasa da iyiyim diyorum, doktor sana bir şey olursa sağlık bakanlığıyla başım derde girer derdinde. Sonunda oturup anlaştık bir sürü bir şeyler verdi, yiyecek listesi tutuşturdu. Tam işim bitti dedim, bu kez de kan takmamız lazım diye tutturdu. Hayır takmasına takta beş dakika bekle çık olayı değil ki bu. Sınava geç kalıyorum hani.  Bir de kötü hissetsem kendimi cidden hak vereceğim. Şu sıralarda bolca hap, kan şurupları içiyorum ve iğrenç. Annemde “pekmez yeme, bal yeme, şunu yeme bunu yeme” deyip duruyor. Ay birde ben Cuma sınavda çok güzel kopya çektim. Kopya malzemelerimi toplarken hoca başımda beklediği için azıcık sıkıntı yaşadım ama elim hızlı çıktı, yakalanmadım. Doktor dinlen dedi ama ben bir de Efes maşına gittim. Fark ettiniz mi bilmem ama biz son dakikaları cidden seviyoruz. Millet olarak yumurta kapıya dayanmadan kıçımızı kaldırmıyoruz. Kuzenim geldi hafta sonu. Yanında da gudubet kız arkadaşını getirmiş. Nasıl sinir oluyorum kıza anlatamam. Annem Sidiklimin yatağında yatırdı bir de onu. Kızı gece kalkıp boğmak istedim. Kötü biri değil ama uyuz ya. Böyle ay ben yaparım zahmet etmeyinler, sürekli şöyle yapsan daha iyi canımlar. Anca akıl veriyor. Şunu giysen bunu çıkarsan… Hafta sonu geldi dinleneceğim dedim, bunlar yüzünden dinlenemedim. Rehber olacağım zaten bu gidişle.  Kuzenim hatırına yaptım o şehir turunu. Yoksa o haspa için parmağımı kaldırmam. Off niye böyleyim ben yaa. Niye gördüğüm on insanın ikisini boğazlamak, üçünü doğramak, ikisini evire çevire dövmek, ikisini ısırmak son kalanı bağrıma basmak istiyorum. Çok mu kötüyüm diye düşünüyorum. Ama yok bu kız yazın kuzenimin düğününde benim için soğuk, kendini beğenmiş demiş. Sonra tanıyınca iyi kızmış demiş ama yemezler. Ne yani ilk gördüğümün boynuna mı sarılacaktım. Kaldı ki onu görünce ilk hissettiğim o sarı saçlarını yolmaktı ya neyse. Off bu kuzenlerimde de akıl yok. Salak saçma tipleri getiriyorlar. Off aslın da ben mutsuzum be. Bunu fark ettim. Millete bok atmam da sanırım bundan. Nerden başladım nereye geldim. Aman sanki makale yazıyorum da olmamış değil diyecekler.

11 Kasım 2014 Salı

uçsam mı uçmasam mı


Korkudan üç buçuk atıyorum. Totalde bir tane alttan dersim var ama on derse bedel. Geçen yıl dersi geçen öğrenci sayısı 7. Bu yıl adam alt sınıfları fazla salak bulduğundan daha kolay şeyler gösterdi ama ben yine de deli korkuyorum. Ya da o sınavdan sonra adamın vereceği diğer dersin sınavı yüzünden de bu kadar korkuyor olabilirim. Ama sorun bundan çok ders çalışma çabalarım arasında telefonuma gelen snapler. Çocukluk arkadaşım Hostes var.  Güzelce İngiliz dil ed. okurken bıraktı hostes oldu. Hayaliymiş falanmış filan. Ablasının yanında Almanya`dayken bir arkadaşı dalga amaçlı girersin falan dedi, kız okulu bıraktı. Tam sopalık ama işini fazlaca seviyor. Tabi yatılı Afrika`ya postalamıyorlarsa. Aç kalıyor, odadan dışarı çıkmıyordu. İlk sınavdan sonra bunu aradım belki keyfimi yerine getirir diye, kapalıydı. Pislik sonra Roma`dayım dönünce ararım dedi ve snaplerin ardı arkası kesilmedi. Kıçımızın donduğu günlerde bir yandan sınava çalışırken bir yandan buna üzülüyordum ben Afrika`ya gitti diye.   Keşke kendime daha çok üzülseymişim. Hatun hangi sahilde güneşleniyorsa sağ olsun beni kıskançlıktan çatlatmayı başardı. Kucağında yavru aslanla, elinde garip kertenkelelerle fotoğraflarını atınca bu benim sonum oldu. Lan şurada oturdum geçebilir miyim diye düşünüyorum. Bundan beş altı ay sonra iş bulabilir miyim diye düşünmeye başlayacağım. İki gün sonra iki çöp toplamak beni bozmaz, dünyayı geziyorsun zaten deyip hostesliğe soyunursam şaşırmayın. Pislik yaa bu kız. İnsanın aklını başından alıyor.