11 Haziran 2015 Perşembe

annelik sendromu veya değil


İnsanların benim ve aile anlayışım hakkında yorum yapmasından cidden nefret ediyorum. Benim bildiğim on liran varsa onu kardeşlerinle paylaşacaksın. O bölünüp duran, devreden, düz hesap yapalım dediğin ,333333333`lere rağmen. Birimizin canı sıkkınsa, başı dertteyse bir değil üç kişi sorunu çözeriz. Üniversite birinci sınıftan beri çalışıyorum. Babam yarım bıraktığım kursları sebep göstererek yeni bir tanesinin parasını ödemeyi reddedince kendi başımın çaresine bakmam gerektiğini anladım. Kredi kartım dahil her şeyimi kendim ödedim. Ne zaman alışverişe gitsem kendime bir parça bir şey alıyorsam bizimkilere de mutlaka alırım. Sidikli ya da Uyuz bir şey istediğinde de mutlaka uzun veya kısa vadede de olsa alırım. Durumu bazen abartıp kredi kartımı ödemekte zorlandığım dönemler oldu ama bir şekilde hallettim hep. Bilgisayarcı ise hep bu durum için söylendi. En son mezuniyetten ve iş bulmaktan bahsediyoruz “İş bulduktan sonra bizim çocukların masraflarına yardım edeceğim” dedim. Bilgisayarcı ve Forvet beni suçlamaya başladı. Neymiş salaklık yapıyormuşum, abartıyormuşum, onların anne babası değilmişim. İtiraz edince bu kez Bilgisayarcı “Abim bana yardım etmiyor. Kendim hallediyorum her şeyi.” dedi. Durumların farklı olduğunu söyledikçe bu onların büyüyüp sorumluluk almasına engel olduğumu söyledi ve Forvet`de bunu destekledi. Kızdım hem de çok. Bilgisayarcı`nın abisi ile ilişkisiyle bizimkisi aynı değil. Adam askeri lisedeydi ve liseden beri eve hafta sonundan hafta sonuna geliyor. Mezun oldu açık denizlerden karaya ayak basmıyor. Bilgisayarcı evden gidip geliyor. Kazandığı her para zaten kendisine kalıyor. Ama herkesin benim paramı ailemle paylaşmam gözüne batıyor. Onlar benim kardeşim. Kaldı ki onlar ile durum aynı değil. Bilgisayarcının okuduğu mühendislikle kusura bakmasın ama tıp bir değil. Aldığımız toplasan üç beş kitap parasıyla Uyuzun aldığı bir kitabın parasıyla da aynı değil. Eve çıkmasın o zaman diyor, rahatına düşkünlükle suçluyor ama Bilgisayarcı hayatı boyunca bir derse erken gelmedi ve evle okul arası yirmi dakika onun. Uyuz okula gidip gelme ile yaklaşık 5 saat kaybediyordu. Bir insan ortalama günde 6 saat uyusa siz hesap edin. Sidikli zaten başka şehirde ve bunun yurt parası-ki özel-, harçlığıydı ayda ne kadara geldiğinden haberi yok. Kalkmış bana yok şunu ona alma kendisi alsın demesin. Tamam farkındayım abarttım çoğu zaman ve Sidikli bu durumu abartıp zaman zaman sömürüyor ama artık frenliyorum kendimi. Uyuz deseniz kesinlikle öyle bir çocuk değil. Babam geçirdiği kazadan sonra bisiklet için para vermeyince lise birdeyken daha tatilde gidip markette iş bulup bisikletinin parasını kazanmış bir çocuk. Şimdi kalkmış kardeşlerime şımarık, bana onların büyümesine engel olan, anne tribine girmiş biri olduğumu söylüyor. Kusura bakmasın ama şu günümüzü bize sağlayan anne babama kardeşlerimin isteklerini yüklemek istemiyorsam evet suçladıklarının hepsiyim. Annem hep en büyük hazineleri olduğumuzu söyler. Bu kadının hazinelerine biraz yardım etmişim, omuzundan azıcık da olsa yükü almışım, ona birada olsa kendi için yaşama fırsatı vermişim çok mu? Bilmiyorum ama söyledikleri bencilce geliyor. Bugün şu noktada duruyorsam her bir şeyi annemle babama borçluyum. Sokakta milyonlarca anne baba var ve bunların büyük bir çoğunluğu çocuklarıyla ilgilenmez ailem bana maddi manevi her türlü desteği verdi. Benim onlara en iyi ödeme şeklimde ancak kardeşlerime her türlü maddi manevi destek vererek olacağını düşünüyorum. 

10 Haziran 2015 Çarşamba

bir arabayı kıskanmadığım kalmıştı


Sidikli`ye bir şeyler oldu resmen. Günde on kez arayan hatun artık ne arıyor ne soruyor. Yapa yalnız kaldım resmen. Kızların hepsi tez ve sunumlarıyla uğraşıyor. Hostes tatile çıktı adını ilk defa duyduğum garip bir şehre gitti. Dahi ise SarıKızla ayrıldılar onun sinirini yaşamakla meşgul. Zaten onların ayrılığı yüzünden ayrı stres yaşıyorum. İkiside arkadaşımız ve ayrıldıklarını bir tek ben biliyorum. Biz birlikteyiz dedikleri ilk gün demiştim onlara halbuki ayrılırsanız haber vermeyin araya sokmayın beni demiştim. Bunlarsa boktan bir sebeple ayrıldılar. Siyaset. Ciddiyim. İkisi oldukça farklı görüşlere sahipler ve seçimlerden sonra telefonda birbirlerine girip ayrılmışlar. Aferin yani onlara. Şimdi ikisi ayrı yerlerde depresyon yaşıyorlar. Sidiklime gelirsek anlatmadım ama uzun zamandır bir erkek arkadaşı var. Çocuk için beyni olan kaslı diyor. Bizim kız ve maymun iştahını bildiğimden kısa sürer dedim ama tahmin ettiğim gibi olmadı. Çocuğu da hiç mi hiç sevmiyorum. Annemde hoşlanmıyor kaldı ki ondan. Bir davranışından mı falan derseniz benimkisi şu meşhur ilk görüşte sevmediğim insan kategorime girmesi. Ama anneminkisi tamamen sakala dayalı. Çocuğun saçına sakalına taktı. Anneme kalsa tüm erkekleri oturtup damat tıraşı yapar. Çocuğun fotoğrafını gördüğü andan itibaren de çocuğa taktı. Annem takıp laf ettikçe, ben sevmedikçe Sidikli`de daha çok bağlandı. Bizim kız çabuk bıkar bundan dedik ama öylede olmadı. Hatta babam bile dedi. Baba? Evet babamda biliyor. Annem öğrenir öğrenmez yumurtlamış. Daha bizim kız flört aşamasındayken. Annemler şehir dışına çıktıklarında babam Sidikli`nin hal ve hareketlerinden şüphelenip sormuş. Annemde hemen biri var demiş. Babam üstüne hemen beni sormuş. Sonrada derin bir nefes alıp “İyi bari Lady`nin sevgili yok. Sidikli`nin hevesi geçince bırakır. Lady aşık olursa yandık. Zor ayrılır.” Demiş. Hayır babama çok mu psikopat gözüktüm anlamıyorum ki. Tamam hoşlandıysam gerçekten kolay kolay vaz geçemiyorum. Bay Uzun`a hala aşık mıyım sorguluyorum. Ama babamın kızlarını bu kadar iyi tanıması da hoş değil hani. Adamda zaten mantık şu. Lady bir okul daha okusun. Sidikli`nin dört yılı var. Sonra yüksek lisan yaparlar. Annem ne zaman evlenecekler deyince de “kızlarımın aklına boş boş düşünceler sokma” diyor. Ama bu akşam anladım ki babamda benim gibi Sidikli`ye takmış vaziyette. Birinci sebep çocuğu hala terk etmedi ve ben hala ondan hoşlanmıyorum. İkinci sebep artık benimle eskisi kadar sık konuşmuyor. Hatta bizimkilerle de. Annemle babam oturup bunun sebebinin o çocuk olduğuna karar verdiler. Üçüncü sebep sabah akşam o salak arabayı yapmak için uğraşıyor ve vakti kalmıyor. Tamam bende isterim ülke bilimle uğraşsın güneş enerjili elektrik enerjili arabalar yapılsın. Ama bunu mümkünse Sidikli yapmasın. Çünkü yapayalnız kaldım. Dışarı çıktığın, etrafında olan insanlar senin yalnız kalmanı engellemiyor. Duygusal açıdan bir şeyler paylaşabileceğim insanların hiçbiri yok. Asıl yalnızlık bu. Tüm derdi mi sıkıntı mı bende gelip buraya yazıyorum. Bende isterdim arayıp Sidikli`ye anlatmak ama atölyedeyken telefonu açmıyor. Güneş enerjine de arabana da…

Sidikli`ye Not : Olurda bu yazıyı okursan kızmadan önce derin nefes al. Orda annemlerlesin asıl yalnız olan benim demeden önce bir nefes daha al. Sonra ablanın sana ne kadar ihtiyacı olduğunu hatırla kızmaktan vaz geç.

8 Haziran 2015 Pazartesi

türk sporu nereye gidiyor


İçimdeki olmaz sesi bir kez de haksız çıksın. Şu içimdeki altıncı his zırvalığı boktan bir yanılmadan ibaret olsun. Ya ben kimin ahını aldım? Kimin canını yaktım da bütün sorunlular beni buluyor. Lan ben sinek bile öldüremem ki kimseye zarar vereyim. Kaldıracağını bilmediğim kimseyle dalga geçmem. İyilik meleği değilim. Bir çok kötü huyum, yaptığım kötülük var ama ne bilim hak etmiyorum gibime geliyor hala. Bir “zıvanadan çıkmak” lafı nasıl bu noktaya geldi. Laf arasından söylediğim bu kalıbın zıvanasına taktı. Anlamını biliyor musun dedi? Hiç merak etmemiştim bireysel anlamını. Ot sararken bir şeyler diye vızıldadı dikkat bile etmedim. Şu psikolojimsi derste hoca ile şu arkadaşın ot muhabbetini anlattım. Okulda böyle bir muhabbet geçmesine şaşırdı. Sonra itiraf ediyorum benim dalga geçerek anlattığım bu olaydan sonra bu bir rahatladı ve hop itirafımız geldi. Çeşitli otsal bilgilerinin kaynağı kullanmasından kaynaklanıyormuş. Şoka girdim resmen. Ben konuyu değiştirip içsel savaşımı verirken bu bir şekilde yine aynı mevzuya getirdi. Kafayı bulunca ki tatlı krizine, daha dün akşam ki kafa çekişine, sonra liseden beri birçok uyuşturucu madde kullandığına. Yargılamak bana düşmez. Kullanma diye ahkam kesmekte. Ama bunu alkolden daha zararsız bir şey olarak gören, kendi kararlarını veren bir adama bir şeyleri dayatamam. Ama denemek ister misine de katlanamam. Lan belli ki bağımlılık sende bu. Batmışsın bir bok çukuruna, başkasına denemek ister misin diye ısrarla sormak nedir? Israrla hayır dememe rağmen! Kızgınım çünkü konuştukça ot dışında bir sürü uyuşturucu madde saymaya başladı. Yoksa, isterseniz duyarsızlıkla suçlayın ama beni ilgilendirmez kullanıp kullanmaması. Gönül isterki kullanmasın. İki gündür tanıdığı kızı da takmaz hani. Zaten taksa, denemek istemediğimi belirtmeme rağmen  “Yanımda var dene, bir şey olmaz” demezdi. Yok canım benim denemek istemem. Zaten bende ki bu şansla eve dönerken polis çevirir arar diye üç buçuk attım. Hani diyorlar ya “Türk sporu nereye gidiyor”  ben söyleyeyim. Soldan dönünce spor akademisine aldığınız Centilmen`e gidiyor.  

5 Haziran 2015 Cuma

bir sakinleştirici iğneye hayır demem


Onlar nasıl istatistik soruları. Bütün test tipleri birbirine girdi. Hangisinde hangi testi uygulayayım bilemedim. Ama önemli olan istatistikmiş olasılıkmış değil mezuniyette giyeceğim elbise. Yumurta kapıya geldi çattı bende hala tık yok. Kızların hepsi aldılar. Hepsi böyle uzun uzun, balık balık gezecek. Türk magazin tarihi bile bir gecede bu kadar çok pişti görmedi. Aynı elbiseden bakalım kaç kişi giyecek merak ediyorum. Zaten o elbiseleri önümüzdeki elli yıl giyebilirler. İlk bir görümce topuzu yaparlar mezuniyette giyerler. Düğün çıkar bu kez elti topuzu yapılır giyilir. Ben ve uzun elbise ise elliden önce buluşur gibi gözükmüyor. Ne var gencim işte. Henüz o kokoş kokoş abiyelerin içine girebilecek kadar ölmedi ruhum. Kaç kilo şey onlar kımıldamaya kalksan üç gün sonra adım atabiliyorsun. Kızlar o kadar dolaştı hep aynı şeyler. Bende bizim evin yakınlarındaki butiğe gittim ve bir elbiseye aşık oldum. Tam yaşıma uygun pati elbisesi. Koca abiyeler giyip 50 göstermek istemiyorum, ama diğer kızlar bu konuda fazla ısrarcı. Annemi aradım at fotoğraf bakayım dedi. Sora üşenmedi geldi. Gelirken de yanında kahveye gelen komşuyu getirmiş. Elbiseyi giydim çıktım kadın başladı “Aman bu çok kısa eğilsen götün gözükür. Hiç güzel olmamış.” Annem siyahına da bak dedi, giydim çıktım aynı elbise farklı renk ama elbisenin boyu iki parmakcık daha uzun. Kadın tutturdu bunu al. Lan içim karardı diyorum kadın götün açık diyor. Cidden yok öyle bir şey. Kabine girdim elbise uzattı içeri al bunu dene diyor. Bedeni XL. İçine abartısız üç tane daha benden sokarlar. Ama kadına göre bu daha uzun daha iyi olurmuş. Ne yapayım boyum yüzünden standart bedenler bana kısa geliyor. Kadının biri de elbiseyi gördü üstümde dışarda ben onu istiyorum diye olay çıkarttı. Tek beden elimdeki. Annem alacağız diyor, komşu kısa diyor, kadın görevliye "devamlı müşterinim" diyor. Nasıl gözüm döndüyse giyindim çıktım almıyoruz dedim. Annem tutturdu ben alıyorum diyor, kadın almıyor işte ben alırım diyor. Bende açtım ağzımı yumdum gözümü. Kadın koca göbeğiyle o elbisenin içine giremez, imkansız. Bastı bacak boyunla bu sana mini elbise değil uzun elbise olur, onu da kestirmek zorunda kalırsın dedim. Hızımı alamayıp komşuya döndüm tam çemkiriyordum annem totomu bir cimcikledi kendimden geçtim yeminle. Annemi bıraksak kafama bir tanede geçirecek en sağlamında bir tane. Sonra sinirlendim çıktım. Eve gelince de annemle tartıştık. Bağırıp çağırmak isterdim ama onu da yapamıyorum annem işte. “Ne takıyorsun milleti ben alacağız dedim onlara ne. Bıktım senin bu sinirinden” diyor. Ama sende 22 yıldır annemsin biliyorsun huyum suyumu ne diye kuyruk takıp geliyorsun. Şimdi tek dileğim o kadın o elbiseyi giydiğinde üstünde patlarda almak zorunda kalır hiç giyemez. Komşuda inşallah rüzgarlı bir havada elbise giyer de götü gözükür amin.

3 Haziran 2015 Çarşamba

nü`den tanrıya


Nü`sü bitti tanrısı başladı. Bir çok şeker ve etkileyici özelliği var. Hayattan zevk alması ve keyfini çıkarması güzel. Eve giriş çıkış saatlerim üzerine dalga geçse de aksatmadan eve bırakması güzel. Beni cidden dinlemesi güzel. Yardım organizasyonlarına katılması güzel. Kültürlü olması güzel. Olmadık sürprizlerle karşıma çıkması da güzel. Kimsenin sormadığı soruları sorması da güzel. Mesela bana hayatta ki amacımı sorması. Benim ki mutlu olmak. Hayat görüşümü sevmesi güzel. Ama tüm bunlara rağmen tanrı yok deyip beni ikna etmeye çalışması can sıkıcı. Önemli olan inanıp inanmaması değil. Önemli ve sıkıcı olan beni bu konuda ikna etmeye çalışması. Neymiş mutlu olmak için kendimi kandırmayı bırakmalıymışım. Tanrı ya inanmakla kendimi kandırıyormuşum, mutluluğumu engelliyormuşum. Sinirden çatladım. En sonunda “İnanmaya ihtiyacım var. Kendini kandırmak diyorsan de. O halde kendimi kandırmak beni mutlu ediyor. İç huzurumu koruyor. Bahsettiğin diğerleri gibiyim. Bir şeylere inanmaya ihtiyacım var. Sana diyor muyum illa bir şeylere inan.” diye çemkirdim. İyi oldu. Ona mı soracağım neye inanıp inanmayacağımı. 

2 Haziran 2015 Salı

sipariş puanları bunlar


Statü ne olursa olsun sömürge sistemi değişmiyor. Sadece isimler değişiyor. Amerikalı öğrenciler üzerinde değil de, Türkiye`de bilmem ne üniversitesi şu sınıf öğrencilerinden bilmem kaç gönüllü üzerinde yapılan araştırmalara göre diyor. Sonra unvanı artsın diye gerekli olan puanı toplamak adına size makale yazdırıyor, milyon tane düzeltme istiyor, yayınlamazsan ben yayınlarım diyor. Yayınlarsam tabi onun ismi üstte olacak. Bulguları bekliyorsun gecenin bir vakti mail atıyor ve 80 veriden 33 tanesi var. Gerisi ne oldu diyorsun, görevliler mırın kırın. Sonra toplum olarak ağlıyoruz yok gelişme yok, bilime değer vermiyoruz. Siz tutun kadroları sadece statü için isteyen adamlarla doldurun sonra bunlardan bilim bekleyin. Bir de demez mi yok bu alıntının yılı dolmuş, adamın kemikleri sızlarmış. Lan ağacı ağaç diye tanımlamış diye adamın kemikleri niye sızlasın. Milyon tane makale okudum hepsinde aynı tanım. Madem kullanılmaz bu neden alıntının geçtiği kitap 89,60 dolarcık. Salak mı bu Amerikalılar. İki güne hazır olacakmışmış. Başka derdi varsa söyleseydi keşke. Çocuğunun bezi değiştirilecek, gazı çıkartılacaksa biz onu da yapardık. Nasıl olsa öğrenci demek köle demek.

1 Haziran 2015 Pazartesi

prenses olmayıda beceremedim


Sıradan bir gün neden sevilmez ki. Sıradanlık güzeldir kardeşim. Keyfini çıkarmak, sıradanlığa bırakmak lazım kendini. Bayan Ego`yla sıradan bir plan yaptık. Buluştuk bu yeni pricingini çıkaramamış. Taksim`e yaptırdığı yere gidelim çıkartsınlar, sonrada bir şeyler içeriz dedik. Gündüz vakti meğer metro baya boş oluyormuş. Metroyu boş görmeden de bu dünyadan gitmek istemezdim. Biz sohbet ederken karşıda oturan bir çocuk dikkatimi çekti. Bu bizim okuldaydı diyorum o tutturdu değildi demeye. Neymiş o tüm okulu tanırmış. Ama dedikodular benim kulağımdan geçerdi. Ben tanımayayım da kim tanısın dimi ama. Sonunda iddialaştık ve çözümü kızlara sormakta bulduk. Kızlara tarifle adam bulduramayacağımıza göre parlak fikirlerimden birini daha devreye soktum. Telefonu aldım çaktırmadan çocuğa zoomladım. Çekmek için keşke o düğmeye basmasaydım. Parmağıma kıramp girseydi keşke. Koca bir ses çıktı. Sadece bu olsa umursamam ama çocuğun suratında flaş patlattım yaa. Keşke o led bozulsaydı da benim derdim bozulan telefonum olsaydı. “Çocuk ne oluyor lan” diye döndü. Az bile tepki verdi ama ben sanki cevap bekliyormuş, bu kınama cümlesi değilmiş gibi “Flaşı açık unutmuşum.” dedim. Özür dilemem geriyordu ya da açıklamak ama baktık gelmişiz indim. Ama utancımı da yanımda gezdirdim bütün gün. Kızlar dalga geçti güldü. Benimse aklımdaki çocuğun arkadaş çevresiydi. Ben bunun hala takıldığı arkadaşlarından bir ikisini lisede ölümüne yürürlerken prenses edasıyla reddettim. Hiç birine burnumu sildiğim peçetemi atmadım. Şimdi bu arkadaşlarına anlatınca çocuklar çok fena dalga geçecekler. İyi ki kız bizi reddetmiş, aslından iyilik etmiş bize diyecekler. Verilmiş sadakamız var diyecekler. Allah anamızın babamızın duası sayesinde bizi bu kızdan korumuş diyecekler. Umarım bir daha cenazemde karşılaşırız. Mümkünse onda bile karşılaşmayalım.