İnsanların benim ve aile anlayışım hakkında yorum
yapmasından cidden nefret ediyorum. Benim bildiğim on liran varsa onu
kardeşlerinle paylaşacaksın. O bölünüp duran, devreden, düz hesap yapalım
dediğin ,333333333`lere rağmen. Birimizin canı sıkkınsa, başı dertteyse bir
değil üç kişi sorunu çözeriz. Üniversite birinci sınıftan beri çalışıyorum.
Babam yarım bıraktığım kursları sebep göstererek yeni bir tanesinin parasını
ödemeyi reddedince kendi başımın çaresine bakmam gerektiğini anladım. Kredi
kartım dahil her şeyimi kendim ödedim. Ne zaman alışverişe gitsem kendime bir
parça bir şey alıyorsam bizimkilere de mutlaka alırım. Sidikli ya da Uyuz bir
şey istediğinde de mutlaka uzun veya kısa vadede de olsa alırım. Durumu bazen
abartıp kredi kartımı ödemekte zorlandığım dönemler oldu ama bir şekilde
hallettim hep. Bilgisayarcı ise hep bu durum için söylendi. En son mezuniyetten
ve iş bulmaktan bahsediyoruz “İş bulduktan sonra bizim çocukların masraflarına
yardım edeceğim” dedim. Bilgisayarcı ve Forvet beni suçlamaya başladı. Neymiş
salaklık yapıyormuşum, abartıyormuşum, onların anne babası değilmişim. İtiraz
edince bu kez Bilgisayarcı “Abim bana yardım etmiyor. Kendim hallediyorum her
şeyi.” dedi. Durumların farklı olduğunu söyledikçe bu onların büyüyüp
sorumluluk almasına engel olduğumu söyledi ve Forvet`de bunu destekledi. Kızdım
hem de çok. Bilgisayarcı`nın abisi ile ilişkisiyle bizimkisi aynı değil. Adam
askeri lisedeydi ve liseden beri eve hafta sonundan hafta sonuna geliyor. Mezun
oldu açık denizlerden karaya ayak basmıyor. Bilgisayarcı evden gidip geliyor.
Kazandığı her para zaten kendisine kalıyor. Ama herkesin benim paramı ailemle
paylaşmam gözüne batıyor. Onlar benim kardeşim. Kaldı ki onlar ile durum aynı
değil. Bilgisayarcının okuduğu mühendislikle kusura bakmasın ama tıp bir değil.
Aldığımız toplasan üç beş kitap parasıyla Uyuzun aldığı bir kitabın parasıyla da
aynı değil. Eve çıkmasın o zaman diyor, rahatına düşkünlükle suçluyor ama Bilgisayarcı
hayatı boyunca bir derse erken gelmedi ve evle okul arası yirmi dakika onun.
Uyuz okula gidip gelme ile yaklaşık 5 saat kaybediyordu. Bir insan ortalama
günde 6 saat uyusa siz hesap edin. Sidikli zaten başka şehirde ve bunun yurt
parası-ki özel-, harçlığıydı ayda ne kadara geldiğinden haberi yok. Kalkmış
bana yok şunu ona alma kendisi alsın demesin. Tamam farkındayım abarttım çoğu
zaman ve Sidikli bu durumu abartıp zaman zaman sömürüyor ama artık frenliyorum
kendimi. Uyuz deseniz kesinlikle öyle bir çocuk değil. Babam geçirdiği kazadan
sonra bisiklet için para vermeyince lise birdeyken daha tatilde gidip markette
iş bulup bisikletinin parasını kazanmış bir çocuk. Şimdi kalkmış kardeşlerime
şımarık, bana onların büyümesine engel olan, anne tribine girmiş biri olduğumu
söylüyor. Kusura bakmasın ama şu günümüzü bize sağlayan anne babama
kardeşlerimin isteklerini yüklemek istemiyorsam evet suçladıklarının hepsiyim.
Annem hep en büyük hazineleri olduğumuzu söyler. Bu kadının hazinelerine biraz
yardım etmişim, omuzundan azıcık da olsa yükü almışım, ona birada olsa kendi için
yaşama fırsatı vermişim çok mu? Bilmiyorum ama söyledikleri bencilce geliyor.
Bugün şu noktada duruyorsam her bir şeyi annemle babama borçluyum. Sokakta
milyonlarca anne baba var ve bunların büyük bir çoğunluğu çocuklarıyla
ilgilenmez ailem bana maddi manevi her türlü desteği verdi. Benim onlara en iyi
ödeme şeklimde ancak kardeşlerime her türlü maddi manevi destek vererek
olacağını düşünüyorum.
11 Haziran 2015 Perşembe
annelik sendromu veya değil
10 Haziran 2015 Çarşamba
bir arabayı kıskanmadığım kalmıştı
Sidikli`ye bir şeyler oldu resmen. Günde on kez arayan hatun
artık ne arıyor ne soruyor. Yapa yalnız kaldım resmen. Kızların hepsi tez ve
sunumlarıyla uğraşıyor. Hostes tatile çıktı adını ilk defa duyduğum garip bir
şehre gitti. Dahi ise SarıKızla ayrıldılar onun sinirini yaşamakla meşgul.
Zaten onların ayrılığı yüzünden ayrı stres yaşıyorum. İkiside arkadaşımız ve
ayrıldıklarını bir tek ben biliyorum. Biz birlikteyiz dedikleri ilk gün
demiştim onlara halbuki ayrılırsanız haber vermeyin araya sokmayın beni demiştim.
Bunlarsa boktan bir sebeple ayrıldılar. Siyaset. Ciddiyim. İkisi oldukça farklı
görüşlere sahipler ve seçimlerden sonra telefonda birbirlerine girip
ayrılmışlar. Aferin yani onlara. Şimdi ikisi ayrı yerlerde depresyon
yaşıyorlar. Sidiklime gelirsek anlatmadım ama uzun zamandır bir erkek arkadaşı
var. Çocuk için beyni olan kaslı diyor. Bizim kız ve maymun iştahını
bildiğimden kısa sürer dedim ama tahmin ettiğim gibi olmadı. Çocuğu da hiç mi
hiç sevmiyorum. Annemde hoşlanmıyor kaldı ki ondan. Bir davranışından mı falan
derseniz benimkisi şu meşhur ilk görüşte sevmediğim insan kategorime girmesi.
Ama anneminkisi tamamen sakala dayalı. Çocuğun saçına sakalına taktı. Anneme
kalsa tüm erkekleri oturtup damat tıraşı yapar. Çocuğun fotoğrafını gördüğü
andan itibaren de çocuğa taktı. Annem takıp laf ettikçe, ben sevmedikçe
Sidikli`de daha çok bağlandı. Bizim kız çabuk bıkar bundan dedik ama öylede
olmadı. Hatta babam bile dedi. Baba? Evet babamda biliyor. Annem öğrenir
öğrenmez yumurtlamış. Daha bizim kız flört aşamasındayken. Annemler şehir
dışına çıktıklarında babam Sidikli`nin hal ve hareketlerinden şüphelenip
sormuş. Annemde hemen biri var demiş. Babam üstüne hemen beni sormuş. Sonrada
derin bir nefes alıp “İyi bari Lady`nin sevgili yok. Sidikli`nin hevesi geçince
bırakır. Lady aşık olursa yandık. Zor ayrılır.” Demiş. Hayır babama çok mu
psikopat gözüktüm anlamıyorum ki. Tamam hoşlandıysam gerçekten kolay kolay vaz
geçemiyorum. Bay Uzun`a hala aşık mıyım sorguluyorum. Ama babamın kızlarını bu
kadar iyi tanıması da hoş değil hani. Adamda zaten mantık şu. Lady bir okul
daha okusun. Sidikli`nin dört yılı var. Sonra yüksek lisan yaparlar. Annem ne
zaman evlenecekler deyince de “kızlarımın aklına boş boş düşünceler sokma”
diyor. Ama bu akşam anladım ki babamda benim gibi Sidikli`ye takmış vaziyette.
Birinci sebep çocuğu hala terk etmedi ve ben hala ondan hoşlanmıyorum. İkinci
sebep artık benimle eskisi kadar sık konuşmuyor. Hatta bizimkilerle de. Annemle
babam oturup bunun sebebinin o çocuk olduğuna karar verdiler. Üçüncü sebep
sabah akşam o salak arabayı yapmak için uğraşıyor ve vakti kalmıyor. Tamam
bende isterim ülke bilimle uğraşsın güneş enerjili elektrik enerjili arabalar
yapılsın. Ama bunu mümkünse Sidikli yapmasın. Çünkü yapayalnız kaldım. Dışarı
çıktığın, etrafında olan insanlar senin yalnız kalmanı engellemiyor. Duygusal
açıdan bir şeyler paylaşabileceğim insanların hiçbiri yok. Asıl yalnızlık bu.
Tüm derdi mi sıkıntı mı bende gelip buraya yazıyorum. Bende isterdim arayıp
Sidikli`ye anlatmak ama atölyedeyken telefonu açmıyor. Güneş enerjine de
arabana da…
Sidikli`ye Not : Olurda bu yazıyı okursan kızmadan önce derin nefes al. Orda annemlerlesin asıl yalnız olan benim demeden önce bir nefes daha al. Sonra ablanın sana ne kadar ihtiyacı olduğunu hatırla kızmaktan vaz geç.
Etiketler:
ben,
günlük,
ilişkiler,
kişisel post,
Sidikli,
yalnızlığım
8 Haziran 2015 Pazartesi
türk sporu nereye gidiyor
İçimdeki olmaz sesi bir kez de haksız çıksın. Şu içimdeki
altıncı his zırvalığı boktan bir yanılmadan ibaret olsun. Ya ben kimin ahını
aldım? Kimin canını yaktım da bütün sorunlular beni buluyor. Lan ben sinek bile
öldüremem ki kimseye zarar vereyim. Kaldıracağını bilmediğim kimseyle dalga
geçmem. İyilik meleği değilim. Bir çok kötü huyum, yaptığım kötülük var ama ne
bilim hak etmiyorum gibime geliyor hala. Bir “zıvanadan çıkmak” lafı nasıl bu
noktaya geldi. Laf arasından söylediğim bu kalıbın zıvanasına taktı. Anlamını
biliyor musun dedi? Hiç merak etmemiştim bireysel anlamını. Ot sararken bir
şeyler diye vızıldadı dikkat bile etmedim. Şu psikolojimsi derste hoca ile şu
arkadaşın ot muhabbetini anlattım. Okulda böyle bir muhabbet geçmesine şaşırdı.
Sonra itiraf ediyorum benim dalga geçerek anlattığım bu olaydan sonra bu bir
rahatladı ve hop itirafımız geldi. Çeşitli otsal bilgilerinin kaynağı kullanmasından
kaynaklanıyormuş. Şoka girdim resmen. Ben konuyu değiştirip içsel savaşımı
verirken bu bir şekilde yine aynı mevzuya getirdi. Kafayı bulunca ki tatlı
krizine, daha dün akşam ki kafa çekişine, sonra liseden beri birçok uyuşturucu
madde kullandığına. Yargılamak bana düşmez. Kullanma diye ahkam kesmekte. Ama
bunu alkolden daha zararsız bir şey olarak gören, kendi kararlarını veren bir
adama bir şeyleri dayatamam. Ama denemek ister misine de katlanamam. Lan belli
ki bağımlılık sende bu. Batmışsın bir bok çukuruna, başkasına denemek ister misin
diye ısrarla sormak nedir? Israrla hayır dememe rağmen! Kızgınım çünkü
konuştukça ot dışında bir sürü uyuşturucu madde saymaya başladı. Yoksa,
isterseniz duyarsızlıkla suçlayın ama beni ilgilendirmez kullanıp kullanmaması. Gönül isterki kullanmasın. İki gündür tanıdığı kızı da takmaz hani. Zaten taksa, denemek istemediğimi belirtmeme
rağmen “Yanımda var dene, bir şey olmaz”
demezdi. Yok canım benim denemek istemem. Zaten bende ki bu şansla eve dönerken
polis çevirir arar diye üç buçuk attım. Hani diyorlar ya “Türk sporu nereye
gidiyor” ben söyleyeyim. Soldan dönünce
spor akademisine aldığınız Centilmen`e gidiyor.
5 Haziran 2015 Cuma
bir sakinleştirici iğneye hayır demem
Onlar nasıl istatistik soruları. Bütün test tipleri
birbirine girdi. Hangisinde hangi testi uygulayayım bilemedim. Ama önemli olan
istatistikmiş olasılıkmış değil mezuniyette giyeceğim elbise. Yumurta kapıya
geldi çattı bende hala tık yok. Kızların hepsi aldılar. Hepsi böyle uzun uzun,
balık balık gezecek. Türk magazin tarihi bile bir gecede bu kadar çok pişti
görmedi. Aynı elbiseden bakalım kaç kişi giyecek merak ediyorum. Zaten o
elbiseleri önümüzdeki elli yıl giyebilirler. İlk bir görümce topuzu yaparlar
mezuniyette giyerler. Düğün çıkar bu kez elti topuzu yapılır giyilir. Ben ve
uzun elbise ise elliden önce buluşur gibi gözükmüyor. Ne var gencim işte. Henüz
o kokoş kokoş abiyelerin içine girebilecek kadar ölmedi ruhum. Kaç kilo şey
onlar kımıldamaya kalksan üç gün sonra adım atabiliyorsun. Kızlar o kadar
dolaştı hep aynı şeyler. Bende bizim evin yakınlarındaki butiğe gittim ve bir
elbiseye aşık oldum. Tam yaşıma uygun pati elbisesi. Koca abiyeler giyip 50
göstermek istemiyorum, ama diğer kızlar bu konuda fazla ısrarcı. Annemi aradım
at fotoğraf bakayım dedi. Sora üşenmedi geldi. Gelirken de yanında kahveye
gelen komşuyu getirmiş. Elbiseyi giydim çıktım kadın başladı “Aman bu çok kısa
eğilsen götün gözükür. Hiç güzel olmamış.” Annem siyahına da bak dedi, giydim
çıktım aynı elbise farklı renk ama elbisenin boyu iki parmakcık daha uzun.
Kadın tutturdu bunu al. Lan içim karardı diyorum kadın götün açık diyor. Cidden
yok öyle bir şey. Kabine girdim elbise uzattı içeri al bunu dene diyor. Bedeni
XL. İçine abartısız üç tane daha benden sokarlar. Ama kadına göre bu daha uzun
daha iyi olurmuş. Ne yapayım boyum yüzünden standart bedenler bana kısa
geliyor. Kadının biri de elbiseyi gördü üstümde dışarda ben onu istiyorum diye
olay çıkarttı. Tek beden elimdeki. Annem alacağız diyor, komşu kısa diyor,
kadın görevliye "devamlı müşterinim" diyor. Nasıl gözüm döndüyse giyindim çıktım
almıyoruz dedim. Annem tutturdu ben alıyorum diyor, kadın almıyor işte ben
alırım diyor. Bende açtım ağzımı yumdum gözümü. Kadın koca göbeğiyle o elbisenin
içine giremez, imkansız. Bastı bacak boyunla bu sana mini elbise değil uzun
elbise olur, onu da kestirmek zorunda kalırsın dedim. Hızımı alamayıp komşuya
döndüm tam çemkiriyordum annem totomu bir cimcikledi kendimden geçtim yeminle.
Annemi bıraksak kafama bir tanede geçirecek en sağlamında bir tane. Sonra
sinirlendim çıktım. Eve gelince de annemle tartıştık. Bağırıp çağırmak isterdim
ama onu da yapamıyorum annem işte. “Ne takıyorsun milleti ben alacağız dedim
onlara ne. Bıktım senin bu sinirinden” diyor. Ama sende 22 yıldır annemsin
biliyorsun huyum suyumu ne diye kuyruk takıp geliyorsun. Şimdi tek dileğim o
kadın o elbiseyi giydiğinde üstünde patlarda almak zorunda kalır hiç giyemez.
Komşuda inşallah rüzgarlı bir havada elbise giyer de götü gözükür amin.
3 Haziran 2015 Çarşamba
nü`den tanrıya
Nü`sü bitti tanrısı başladı. Bir çok şeker ve etkileyici
özelliği var. Hayattan zevk alması ve keyfini çıkarması güzel. Eve giriş çıkış
saatlerim üzerine dalga geçse de aksatmadan eve bırakması güzel. Beni cidden
dinlemesi güzel. Yardım organizasyonlarına katılması güzel. Kültürlü olması
güzel. Olmadık sürprizlerle karşıma çıkması da güzel. Kimsenin sormadığı
soruları sorması da güzel. Mesela bana hayatta ki amacımı sorması. Benim ki
mutlu olmak. Hayat görüşümü sevmesi güzel. Ama tüm bunlara rağmen tanrı yok
deyip beni ikna etmeye çalışması can sıkıcı. Önemli olan inanıp inanmaması
değil. Önemli ve sıkıcı olan beni bu konuda ikna etmeye çalışması. Neymiş mutlu
olmak için kendimi kandırmayı bırakmalıymışım. Tanrı ya inanmakla kendimi kandırıyormuşum,
mutluluğumu engelliyormuşum. Sinirden çatladım. En sonunda “İnanmaya ihtiyacım
var. Kendini kandırmak diyorsan de. O halde kendimi kandırmak beni mutlu
ediyor. İç huzurumu koruyor. Bahsettiğin diğerleri gibiyim. Bir şeylere
inanmaya ihtiyacım var. Sana diyor muyum illa bir şeylere inan.” diye
çemkirdim. İyi oldu. Ona mı soracağım neye inanıp inanmayacağımı.
2 Haziran 2015 Salı
sipariş puanları bunlar
Statü ne olursa olsun sömürge sistemi değişmiyor. Sadece
isimler değişiyor. Amerikalı öğrenciler üzerinde değil de, Türkiye`de bilmem ne
üniversitesi şu sınıf öğrencilerinden bilmem kaç gönüllü üzerinde yapılan
araştırmalara göre diyor. Sonra unvanı artsın diye gerekli olan puanı toplamak
adına size makale yazdırıyor, milyon tane düzeltme istiyor, yayınlamazsan ben
yayınlarım diyor. Yayınlarsam tabi onun ismi üstte olacak. Bulguları
bekliyorsun gecenin bir vakti mail atıyor ve 80 veriden 33 tanesi var. Gerisi
ne oldu diyorsun, görevliler mırın kırın. Sonra toplum olarak ağlıyoruz yok
gelişme yok, bilime değer vermiyoruz. Siz tutun kadroları sadece statü için
isteyen adamlarla doldurun sonra bunlardan bilim bekleyin. Bir de demez mi yok
bu alıntının yılı dolmuş, adamın kemikleri sızlarmış. Lan ağacı ağaç diye
tanımlamış diye adamın kemikleri niye sızlasın. Milyon tane makale okudum
hepsinde aynı tanım. Madem kullanılmaz bu neden alıntının geçtiği kitap 89,60
dolarcık. Salak mı bu Amerikalılar. İki güne hazır olacakmışmış. Başka derdi
varsa söyleseydi keşke. Çocuğunun bezi değiştirilecek, gazı çıkartılacaksa biz
onu da yapardık. Nasıl olsa öğrenci demek köle demek.
1 Haziran 2015 Pazartesi
prenses olmayıda beceremedim
Sıradan bir gün neden sevilmez ki. Sıradanlık güzeldir
kardeşim. Keyfini çıkarmak, sıradanlığa bırakmak lazım kendini. Bayan Ego`yla
sıradan bir plan yaptık. Buluştuk bu yeni pricingini çıkaramamış. Taksim`e yaptırdığı
yere gidelim çıkartsınlar, sonrada bir şeyler içeriz dedik. Gündüz vakti meğer
metro baya boş oluyormuş. Metroyu boş görmeden de bu dünyadan gitmek
istemezdim. Biz sohbet ederken karşıda oturan bir çocuk dikkatimi çekti. Bu
bizim okuldaydı diyorum o tutturdu değildi demeye. Neymiş o tüm okulu tanırmış.
Ama dedikodular benim kulağımdan geçerdi. Ben tanımayayım da kim tanısın dimi
ama. Sonunda iddialaştık ve çözümü kızlara sormakta bulduk. Kızlara tarifle
adam bulduramayacağımıza göre parlak fikirlerimden birini daha devreye soktum.
Telefonu aldım çaktırmadan çocuğa zoomladım. Çekmek için keşke o düğmeye
basmasaydım. Parmağıma kıramp girseydi keşke. Koca bir ses çıktı. Sadece bu
olsa umursamam ama çocuğun suratında flaş patlattım yaa. Keşke o led bozulsaydı
da benim derdim bozulan telefonum olsaydı. “Çocuk ne oluyor lan” diye döndü. Az
bile tepki verdi ama ben sanki cevap bekliyormuş, bu kınama cümlesi değilmiş
gibi “Flaşı açık unutmuşum.” dedim. Özür dilemem geriyordu ya da açıklamak ama
baktık gelmişiz indim. Ama utancımı da yanımda gezdirdim bütün gün. Kızlar
dalga geçti güldü. Benimse aklımdaki çocuğun arkadaş çevresiydi. Ben bunun hala
takıldığı arkadaşlarından bir ikisini lisede ölümüne yürürlerken prenses
edasıyla reddettim. Hiç birine burnumu sildiğim peçetemi atmadım. Şimdi bu
arkadaşlarına anlatınca çocuklar çok fena dalga geçecekler. İyi ki kız bizi
reddetmiş, aslından iyilik etmiş bize diyecekler. Verilmiş sadakamız var
diyecekler. Allah anamızın babamızın duası sayesinde bizi bu kızdan korumuş
diyecekler. Umarım bir daha cenazemde karşılaşırız. Mümkünse onda bile
karşılaşmayalım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






