8 Haziran 2014 Pazar

bazen korkuyorum




Bazen biri ruhumu sıkmışçasına korkuyorum. Her şeyden herkesten ama en çok da kendimden. Zaten ben değilmiyim en çok kendime zarar veren. Zamanım azalıyor ve ben daha ne kadar yaşayacağımı bile bilmiyorum. Buna rağmen boşa geçirilen zamanlar bırakıyorum. Sonra gelsin pişmanlıklar. Ama bu korku niye onu çözebilmiş değilim. Zaten problemle de aram pek iyi değildi. X dediler her bilinmeyene. Bende bekledim o dereceli denklemleri öğretsinler diye. Meğer aslında öğrenmek istemiyormuşum. Tüm hayatımın belası olacakmış. Al yine bir sürü denklem bir sürü x.. Kim uğraşacak, kim savaşacak. En iyi diyorum bazen tamamen serbest bırakmak. Rüzgar, güneş, bi kaç damla falan… yine hüzünlendim dimi? Bazen böyle oluyor işte. Ruhum yaralı benim..

2 Haziran 2014 Pazartesi

kobay ben

 
 Adı Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birine gidiyorum. Ama içinde yarısından fazlası gereksiz yer kaplıyor. İstatistik falan diyolar eline tutuşturuyorlar bi anket. Hadi bakalım doldur. İçinden yine mi ya allah belanızı versin diyorsun. Ama dışından ah canım tabi oluyor.  Çünkü  adam bi kere tanıdık. Onu geç onun tanıdığı işine yarıyor, onu da geç aklına vereceği final soruları geliyor.  Suratında koca bi sırıtışla alıyorsun. Ashlında o da farkında kalem oynatmak istemediğini ama nezaket kuralları işte. Sonra eh aldık bi kere diyip başlıyorsun. Ama bu kadarda olmaz. 6 sayfa 7 sayfa anket mi olur? 100 soru. Yüz bitmek bilmeyen soru. Sanki kendisi bunu çözemiş gibi getirip verdiği şeye bak. İnsan bi düşünür ben bunu çözer miyim diye.  On soru sonunda oflama yirmiden sonra yanındakinin cevaplarını aynen geçirme elliden sonra rast gele çözme. Bide hocalar var. Bilmem nemin anketi, bilmem ne hocanız gönderdi. Daha beteri bi araştırma yapıyorum bana yardımcı olurmusunuzla başlayıp, araştırmaya katılan her öğrenciye finalde ek yirmi puanla devam edip, sonunda katılmayan herkes kalıra kadar gidiyor. Sonra bilemem ne testi bilmem ne bişeyi testine girip çıkıyorsun. Beynini dikkatini bilmem neni ivik divik ediyorlar. Anlayacağınız gazetedeki Amerikada üniverste öğrencileri üzerinde yapılan bir deneye göre olayının Türk versiyonlarını yaşıyoruz. Meğer zavallılar baya çekmiş.
 

1 Haziran 2014 Pazar

ayağıma işedi ama


Kız kardeşim ayağıma işedi. Tabi biz daha küçüktük. Çişimizi tuta tuta eve gelmişiz. Normal ev koşullarında iki tuvalet olur ve biri dolu. Bizde alaturka için yarışa girdik. İkimizde terliklerimizi giydik sen çık ben çık yapıyoruz. Ben bide o zamanlar nasıl inadım çirkefim evde evlat deyip zor tutuyolar. Bide sekiz yaşındaki çocuğu cami kapısına bıraksalar anında polise öter. Tabi salak değilse.. Neyse ben bu inadımla ben işicem diyorum. Zavallım Sidikli`de sürekli onu ezmemden bıkmış o da inada bindirmiş. Annemde çıkın biriniz diyor ama nafile. En sonunda ne haliniz varsa görün dedi çekti gitti. Sonra ikimizde inat ederken bir baktım bu açmış işiyo hem de ayağıma. Sonra ben kardeşimi öldürdüm. Tabi öyle olmadı ben başladım ağlamaya. Ayağıma işedi anne diyorum. Sonra annem banyoya götürüp güzelce yıkadı. Şimdi ne zaman bir şey olsa benimle kafa bulmak için ayağına işedim hehehee diyor deli kız…

9 Nisan 2014 Çarşamba

bir salak balık

      Üzgünüm hem de çok. Ben ki tembelim oturdum günlerce ders çalıştım. Ben ki tembelim ders sonrası tekrar yaptım. Ben ki tembelim sınavdan bir saat önce yaptığım uygulamayı sınavda becerip yapamadım. Diyeceksiniz ne var bunda herkes kötü alır. Haklısınız da. Ama iki dakika beni dinleyin. Ben ilk defa bu dönem derslerime çalıştım. Onu geç ben hiç bi sınava bu kadar çok çalıştım. Sonuç hüsran. Çalışmasam bu kadar üzülmezdim ama çalışınca işler meğer değişiyormuş. Buda yeni bi duygu deneyimi oldu. Ama ben o dersten kalırsam müthiş planlarım var. Mesela hocanın arabasına çocuk bırakıcağım. Sevmiyor ya o çocukları “kocanızın çocuğu al birazda siz bakın” diye de bi not düşücem. Plandaki tek sorun hazır bebek bulmak.
Yada o en sevmediği hocaya gidip arkasından dediklerini yanlışlıkla yumurtlicam. Off saçmalıyorum yine di mi?

24 Mart 2014 Pazartesi

alışveriş merkezi kullanımı

   

Hafta sonu yapılacak en büyük hatalardan biri, alışveriş merkezine gitmek. Neden diye soranlara cevabım şudur.  Alışveriş merkezine insan sıçmışlar. Dizginlerinden kurtulan at misali insanlar kendilerini alışveriş merkezlerine atıyor.  Yapacak hiç bir işleri mi yok hiç anlamıyorum. Hadi işiniz yok anlarım da güzel bahar havasında bile oraya takılıp kalmanızı anlamıyorum. Nasıl bir alışveriş çılgınlığıdır bu. Benim anladığım bu insanların hepsinin deli gibi parası var ve para yok diye ağlıyorlar. Zaten bide indirim furyası var. Indirimde alışveriş yapmak kadar kötü bişey yok ama. Çıldırmış bi kalabalık. Önceden aadece kadınlar aralarında kim alacak diye kavga ederken artık bu kadınlara özel bir durum olmaktan çıktı. Erkekler bile bu yarışmanın bir parçası oldu. Alışveriş merkezleri de hayvan davranışları belgeseli çekilir.  Hakaret icin demiyorumda bunu. Bir yırtıcı gibi diğerinin alanina girmesini bekleyenler, bıraksın da ben alayım diye başında bekleyen akbabalar vs. Tabi  bide surasi var ki indirim demek o elit mağazaların çarşamba pazarına dönmesi demek. Indirimde ürün almak harika bişey ama ben nefret ediyorum. O karmaşa arama tarama üstüne çıkan gözü dönmüş kadin milleti. iste bu yüzden alışveriş merkezine hafta sonu gitmeyin ve indirim vakti  binanin yanından geçmeyin.  Tabi hava sıcak veya soğuk ise aşırı mağdur iseniz klima için o kalabalığa katlanabilir.

19 Mart 2014 Çarşamba

ağır kezbanlık



Hem cinslerime şu ara anlam veremiyorum. Ben hep oldum olası uzun saç sevmişimdir. Saçlarımı kestirmeye kıyamam ama bazılarının durumu psikologluk. Saçını totona kadar uzatmak bu da yetmezmiş gibi oturduğunda saçının totonun altında kalması nasıl bir fantezidir. Benim hiç o kadar saçım olmadı olmasında zaten. Yıllardır saç uzatırım ama en azından yılda bi iki kez kestirir o kıyamadığım kırık uçlarından kurtulurum. Ama bunlar çalı süpürgesi saçlarıyla ortalıkta dolaşıyorlar. Ya bir değil iki değil haftada beş altı kıza rastladım. Kırık saç uçları bi yana onları nasıl yıkayıp temiz tutmayı başarıyorlar. Normalde benden uzunsa saç kıskanırım ama bunlar gibisi kalsın. Çünkü tam bi kezbanlık. Ben kendimi bu durumun kıyısından kurtarıp kısa saçlara merhaba dedim. Gerisi AĞIR KEZBANLAR`ın başına.

10 Mart 2014 Pazartesi

gezen erkek nüfusu



Biri bana sokakta gezen erkek nüfusunu açıklasın lütfen. Ya hepsi mi işsiz güçsüz anlamıyorum. Okula gidiyorum otobüs tıklım tıklım erkek dolu. İki yaşlı oluyor hadi gezmeye gitti, üçü hastaneye, dördü iş için geri kalanların o otobüste, tramvayda metroda ne işi var. Yada çok zenginler merak uğruna otobüs falan eziyeti çekiyorlar. Sora sokağa bakıyorum yine aynı terane. Kadın diyolar dırdır ve gezme erkek için en önemli kafaya kakma mevzusu. Ama gel gör ki sokakta erkek nüfusu patlamış gidiyor. Aralarında gün yapıyolarda o yüzden mi sokaklardalar anlamadım. Hayır kadınları nereye sakladık. Adamlar geziyor boyna. Hani ataerkildik. Olan cidden bize oluyor. Bi çalışalım erkekler gezsinler. 
Yazıyı okuyana not: Bu kız feminist ruh hali içinde.