Adı Türkiye’nin en
iyi üniversitelerinden birine gidiyorum. Ama içinde yarısından fazlası gereksiz
yer kaplıyor. İstatistik falan diyolar eline tutuşturuyorlar bi anket. Hadi
bakalım doldur. İçinden yine mi ya allah belanızı versin diyorsun. Ama dışından
ah canım tabi oluyor. Çünkü adam bi kere tanıdık. Onu geç onun tanıdığı
işine yarıyor, onu da geç aklına vereceği final soruları geliyor. Suratında koca bi sırıtışla alıyorsun. Ashlında
o da farkında kalem oynatmak istemediğini ama nezaket kuralları işte. Sonra eh
aldık bi kere diyip başlıyorsun. Ama bu kadarda olmaz. 6 sayfa 7 sayfa anket mi
olur? 100 soru. Yüz bitmek bilmeyen soru. Sanki kendisi bunu çözemiş gibi
getirip verdiği şeye bak. İnsan bi düşünür ben bunu çözer miyim diye. On soru sonunda oflama yirmiden sonra
yanındakinin cevaplarını aynen geçirme elliden sonra rast gele çözme. Bide hocalar
var. Bilmem nemin anketi, bilmem ne hocanız gönderdi. Daha beteri bi araştırma
yapıyorum bana yardımcı olurmusunuzla başlayıp, araştırmaya katılan her
öğrenciye finalde ek yirmi puanla devam edip, sonunda katılmayan herkes kalıra
kadar gidiyor. Sonra bilemem ne testi bilmem ne bişeyi testine girip çıkıyorsun.
Beynini dikkatini bilmem neni ivik divik ediyorlar. Anlayacağınız gazetedeki
Amerikada üniverste öğrencileri üzerinde yapılan bir deneye göre olayının Türk
versiyonlarını yaşıyoruz. Meğer zavallılar baya çekmiş.
üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Haziran 2014 Pazartesi
kobay ben
Etiketler:
anket,
ben,
günlük,
istatistik,
kobay,
üniversite
7 Ocak 2014 Salı
yalan final
Yıllardır kandırılıyoruz. Hemde çocukluğumuzdan beri. Sürekli
bize hayal ürünü olan, gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan şeyleri
öğretiyorlar. Bizlere umut satıyorlar.
İlk olarak bize küçüklüğümüzden itibaren masallar anlatmaya
başlıyorlar. Sonu sonsuza kadar mutlu biten. Sonsuza kadar kimin mutlu olduğu
görülmüş ki. Kim sonsuz yaşamı bulmuşta mutlu olmuş bi türlü anlamadım. Masalların
sonunu tatlıya bağlıyorlar çocuklar için. Sonra bi bakıyorsun deniz kızı sonsuz
kadar prensiyle yaşamamış. Prensi sürtüğün biriyle evlenmiş, deniz kızı da
köpüklere karışmış.. zaten kırmızı başlıklı kız kadar korkunç bi hikaye yok. Kurt
var kızı yiyecek daha ne olsun.
Sonra reklamlar var. Size ürünleri allıyorlar pulluyorlar
gösteriyorlar. Ama elbiseyi giydiğinizde mankendeki reklamdaki hatun gibi
üzerinizde durmuyor. Çikolatanın akışkan karemeli diyolar eğer yazsa o karamel
oradan akmıyor.
Okula gidiyorsun annenler harika bi yer, çok eğlenceli diye
allayıp pulluyor sonra sen göte geliyorsun. Oyun oynamak yerine masanın başında
annele babandan kaçmaya çalışıyorsun.
Sonra seni her yıl değiştirdikleri boktan sınav sistemlerine
tabi tutuyorlar. Değiştirdikleri müfredatla kendilerinin ideolojilerini benimseyecek
ot beyinler yaratmakla kalmayıp, bildiğin üzerinde deney yapıyorlar. Üniversiteye
girersen eğer hiç çalışmak zorunda kalmayacaksın rahatlayacaksın diyorlar. Ama bu
da götlek bi herifin ortayaattığı saçmalıktan ibaret. Boş günlerin final zamanı
burnundan geliyor.
Sonra sana küçükken diyorlar ki büyüyünce çok güzel bi kız
olacaksın. Sende evleneceksin, seni seven biri olacak bolca çocukların. Ama büyüyorsun
bakıyorsun ki ya çelimsiz yada şişko bi ergen olmuş ve gençliğinde bunun
ezikliğini yaşayan salak bi hatun olmuş çıkmışsın. Seni seven biri ya olmuyor
yada her şeyin olduğu gibide aşkın sonu geliyor ve sen boynuzla üç çocukla
ortada kalıyorsun. Gerçi kimse gerçekten istediğin bu mu diyede sormuyor. Doğdun
büyüdün öldünün arasına evlilik bi zorunluluk gibi yapıştırılıyor.
Tüm bu zırvalıklarımın sebebi mi? Kandırıldım. Üniversite hayatı
bok gibi. Ama lanet lise de öyleydi ve özlersin dediler, şimdilerde mumla arar
oldum. Finallerden çakıyorum. Alttan dersi yine veremeyerek salaklar tarihine
giricem. Onu bırakın tembelim hem de fazlasıyla. Kendime öfkem ama buraya
kusuyorum. Hayat gerçekten çekilmez, bense fazla nefret edilesi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







