Sabah erkeden kalktım kendime sağlıklı bir kahvaltı
hazırladım. Pankek, çilek, muz, nutella, fındık ezmesi ve tabi ki peynir. Büyük
dayımın eski eşi olan yengem bizde kalıyor, oturduk kahvaltı yaptık. Sonra ben
mail kutumdaki iş listemi hallederken, yengem cinayetleri çözen bir programa
daldı. Önceden polis çözemedi çözemedi bunlar nasıl çözecek yalan dolan derken,
kanalda çalışan bir arkadaşım cidden büyük bir ekip çalışıyor, geçek deyince
inandım. Oturup izlemişliğim yoktu ama iş hallederken gözüm takıldı. Sonra evlilik
programına geçti. Ne insanlar var şaşırdım. Ciddi olup olmadıklarını sorguladım
ama yok yani bir insan bu kadar olamaz. Teyzeni biri bana ev al diyor, Avrupa tozu
yuttum elli yıl, adamın pasaportu olsun evlendiğim adamı gezdirip tozduracağım
diyor. Teyze için bir ara ben aramayı düşündüm. Bu programlar resmen insan
belgeseli be. İnsanlığın 21. yy da bile ilk evrelerini görebiliyorsun. Diğer
ülkelerden seri katil çıkıyor, bizim ülkemizden bolca kaçık çıkıyor. Birazdan
da kalkıp güne gideceğiz. Annem gün adresini mesaj atacak. Çalışan kadınlar
günden geri kalmıyor sadece saatleri aşağı çekiyor. Gelince de oturup sızan
Game Of bölümlerini izlerim. Ya nasıl mutlu oldum bu duruma anlatamam ya. Ben ki
sırf 10 11 bölüm az geliyor, her hafta beklemek zorundayım diye bir sezon
izleyip bir sezon nadasa yatırırdım. Şimdi ilk haftadan altı bölüm. Hem de istediğim
zaman izleyeceğim. Beklemek yok. Bu hayata dair sevmediğim tek şey zaten
aldığım her nefesle ölüme yaklaşırken bir de gereksiz beklemeler ve boşa
geçirilen zamanlar.
14 Nisan 2015 Salı
insan belgeseli
13 Nisan 2015 Pazartesi
tanıksızlaştırma
12 tane ay var. Kış aylarından hoşlanmam, nisanı sevmem.
Dedem de babaannem de nisan ayında vefat etti. O gün bugündür her nisan ayında mevlüt
okutuyoruz. Cuma günü sınavım yoktu stajdan erken çıkıp eve gelip dinlenirim
diye planlarken özel taşımacılık yaptım. O ne mi? Şehir dışından gelenleri
ordan burdan topladım. Yenikapı, otogar ve hava alanı arasında geberdim. Keşke
annemi gönderip ben evde dip köşe temizlik yapsaydım. Hem anlamadığım şehir
dışında oturanlar ne diye gelir. Halam kalktı geldi, yengemler geldi. Oturun
lan evinizde ne diye azıtıyorsunuz. Hiç mi mevlüt görmediniz. Hadi baba tarafını
anlarımda annem kendi akrabalarını niye çağırıyor. Ev taşıma kapasitesinin
üstünde insan aldı. Her taraftan kafa çıkıyordu. Birde bunlar her şeyi mi
kurcaladılar. Resmen delirdim. Eline kitabımı alan konusu ne diye yanıma geldi.
Okuman mı yok çevir oku işte. Duvardaki postitlerime taktılar. Neden yapıştırmışım.
Basit canım istedi sana ne? Unutuyorum gözümün önünde dursun diye ne diye olacak.
Çerçevelerle gelen var yanındaki şu kim, bu kim diye. Her biri bir şey istiyor.
Şu var mı bu var mı? Ay bir de bende bir yenge var akıllara zarar. Kadın eve
girer girmez ilk iş ne zaman başını kapatacaksın dedi. Yok o pantolon darmış ayıpmış.
Bana gelince zaten sürekli yok eteğin kısa yok bu dar diyor. Kendi kızına
bakmıyor hiç. Kızını sordum arkadaşlarıyla dışarı çıkmış sabah dedi. Sonra bir
görüyorum instagram`da hatun İspanya`da. Kadında ki dışarı anlayışına bakın.
Mevlüt biter bitmez hala misafir varken topukladım. Sınavım var diye kendimi kütüphaneye
kapattım. Annem tutturdu eve gel saat kaç ayıp diyor. Evde yatıya kalanlar var,
halam ve diğer yengelerim. “Gelmezsen babanı yoluyorum almaya, gece vakti daha
nasıl geleceksin.” dedi. Baktım saat olmuş 11 ve annem beni bırakmayacak,
döndüm eve. Bizim sevimsiz yengede evine gitmemiş hala bizde. Kadın içeri girer
girmez de ilk dediği şey “Kız dediğin bu saatte mi eve gelir.” Ve işte o an
anladım ben cinayet işlerken tanık sevmiyorum.
9 Nisan 2015 Perşembe
vahşisin doğa
Gelsin çocukluğum. Öksürük şurubu. Ama tatlı değil bu
seferki. Böyle acımrak bir şey. Günde dört defa bu eziyete katlanmak zorundayım
sanırım bir süre. Annem kıçın başın açık dolanma, daha havalar soğuk demişti
de, ben söz dinlemedim tabi ki. Bugün iki sınavdan sonra kendimi hastaneye doğru
yönlendirdim. İki gündür deliler gibi öksürüyorum çünkü. Ciğerlerimi olduğu
yerde sevdiğim için gittim zaten. Bronşit falan dedi. aslında buraya bunlardan
bahsetmeye gelmedim. Sınavdan nasıl kaçılır isimli bir yazı yazıp okul
defterini kapatmışları maziye götürecektim. Ama ondanda vaz gesize Majo ve
Nyota`dan bahsedeceğim. Ders çalışmaya başlamadan önce bir meyveli yoğurt yemek
istedim. Aç ayı oynamaz, nasıl ders çalışsın? Yerken de birkaç zaplamadan zarar
gelmez dediğimde vefakar, çilekeş anne Nyota`ya rastladım. Majo için nasıl
çırpınıyor bir görseniz içiniz parçalanır. Yapayalnız kalmışlar tarafsız
bölgede. Avlanma sorunlarının yaşandığı bir dönem ve Majo bir gün daha sadece
süt içerse ölecek. Söyledim dimi aslan ana oğul bunlar. Ciddi ciddi belgesel mi
anlatıyorsun diyeceksiniz ama evet. Sinirlendim ve üzüldüm çünkü. Majo ve
annesini kimse sürüsüne almıyor. Hatta yaklaşamıyorlar bile tehlike diye
görülüyor. Majo`nun yaşıtlarıyla oyunlar oynayıp bir aslan nasıl olunur
öğrenirken o açlıkla savaşıyor. Annes bir av buluyor, onda da daha
kursaklarından geçmeden sırtlan sürüsüyle karşılaşmak zorunda kalıyorlar. Majo
yemese ölecek, daha fazla dayanamayacak; yemeye devam ederse de bir başlarına
kalmış ana oğlu sırtlanlar harcayacak. Bu belgeseli çekenlere de aferin hani.
Lan koskoca BBC sponsor, iki kilo et alıp veremediniz mi hayvana? Bir erkek
aslan sahip çıkar diyen varsa bu Türk filmi değil ki. Erkek aslan demek
Majo`nun ölmesi demek. Erkek aslanlar kendi yavrularının bile dörtte birini
öldürüyor. Bak bunu su aygırları da yapıyordu. Sırf dişinin ilgisi için.
Belgesel bitti ama Majo`ya ne oldu öğrenemedim. Bir sürü erkek aslan olma
dersini kaçırdı, oynayamadı, yapayalnız kaldı. Nyota desen yavrum yemedi
yedirdi, avladı getirdi. Bana da ne olduysa resmen belgeseli izlerken gözlerim
doldu. Ama çok tatlıydı kıyamadım be. Gerçi fark ettim ki bizde aynen böyleyiz.
Biz kan dökmeden sosyal yaşama aynı bunu uyguluyoruz. Güçsüzden kurtul. Yarın sınavda
da Nyoya`dan bahsedip tribünlere oynamayı düşünüyorum.
7 Nisan 2015 Salı
galaksi savaşları
Anneanneniz var mı? Durun bu çok saçma bir soru oldu.
Varsanız o da olmalı gibi biyolojik ve felsefik saçmalıklarda bulunabilirdim.
Ama olay tavuk yumurta tartışma evresinden biraz farklı. Hiçbirinizin benim
anneannem gibi bir anneannesi var mı? Etrafındaki her erkeği parmağında
oynatan, gelinleriyle sidik yarıştıran, kızına öfkelenip ondan uzakta yaşasın
diye beddua eden. Tam bir cadı gibi gözüküyor dimi? Öylede. Obama yerine onu
geçirseler dünya üzerindeki savaşları mumla ararsınız. Kadın 3. Dünya
savaşlarını, nükleer savaşları bitirir, savaş zamanı gelişen teknolojiyle
galaksiler arası savaş hazırlıklarına başlar. Gelinleri yeni bir şey alsın
hemen kendi de alır, oğullarını ve dedemi parmağında oynatır. Hatta abisini
bile. Öyle farklı bir hali vardır ki şimdiye dek ona hayır diyebilen bir insan
görmedim. Herkesin anneannesi börek çörek yapar, bizimkisi nerde fitne fesat
altına imza atar. İstediği zaman
insanlara dünyanın en iyi ve en tatlı, masum insanı gibi davranır. Babası tekne
kazıntısı kızını ondan daha çok sevdiğini hissettiği an kıskançlıktan delirir.
Çünkü şu dünyada onla ilgili iki şeyden biri kocasını herkesten her şeyden çok
sevmesidir. Bir de değişmez ve su götürmez merhametidir. Yoldan geçen aç adam
mı dersin, kocasından şiddet gören mi dersin eve toplayan, sokaktaki hayvanlara
bakan bir kadındır aynı zamanda. Tüm bunları anlatmamın sebebi ise aynı zamanda
bu kadının her zaman her şeyi görmesi. İnsanın ruhunu okur. Susar susar en
beklenmedik duvarsız halinizde karşınıza geçer ve konuşur.
Dün akşam kapıyı açanın
o olduğunu görünce şaşırdım. İstanbul`a gelmiş. Günüm kötü geçmişti zaten buda
üstüne şu sulu göz sakızlar gibi oldu. Merhaba nasılsın, standart yemek
muhabbetleri sonra yorgunum dedim uyumaya gittim. Kapım çalındı, içeri girdi
yatağımın kenarına oturdu “Biraz konuşalım.” dedi ve durmadı elime uzanıp
avuçlarının arasına aldı. Dedim aha kesin ölecek kadın, veda konuşmasını
yapacak ve bunu da saklamamı isteyecek. O ölünce kesin keşke onu daha çok
sevseydim diye pişman olacağım. Bunların hiç birini söylemeyip beni şaşırttı.
“Annenle konuştum. Arkadaşınla kavga etmişsin.” Bir annemin beni anasına
şikayet etmesi eksikti o da oldu. Ne var yani hiç kimseyle ben tartışamaz
mıyım? Hem biliyorum iki güne geçecek. “Herkes seni düşünüyor. Arkadaşına da
haksızlık etmişsin bence, annene de. Senin iyiliğin için söylüyorlar. Sana git
ilk bulduğun adamla evlen demiyoruz ki. Hatta ben öyle bir şey yaparsan seni
döverim. Ama eğlen. Kendine eğlenmek ve karşı cinsi tanımak için fırsat ver.
Sanı bunu gidip elin adamlarıyla fingirdemek olarak da algılama. Ama kimseyi
tanımazsan aşıkta olamazsın. Aşk öyle ‘aaa ben ona ilk görüşte aşık oldum’
yalanlarına benzemez, inanma. Okuduğun kitaplara da benzemez, ordaki gibi
aşklar bekleme sakın. Ne sen Şirinsin ne de erkeler Ferhat. Adı üstünde
kitaplar masallar bunlar. Aşk emek ister. Gülme bana. Şimdi sizin her şey
kolay, mesaj yaz, buluş konuş. Bizim zamanımızda yanında erkek görseler
evlenmek zorundaydın. Şimdilerde birbirinizi yiyorsunuz.” Sonra kafama patlattı
bir tane. “başından savmak için sallayıp durma. Senle neden anlaşamıyoruz
biliyor musun?” dedi. “Babama benziyorum. Dolap çevirmekten, süzüm süzüm
süzülmekten hoşlanmıyorum” dedim. Tekrar patlattı kafama, üzerine bir de salak
dedi. “Babana benziyorsun ama kadın olduğunu unutuyorsun. Erkek değilsin ki.
Cilvenin zerresi yok. Cazibe hiç yok. Millete evde kaldı torunun dedirtmem ben.
Seninle anlaşamıyoruz, ama seni seviyorum. İnsan canını sevmez mi hiç? Kontrol
ediyorsun tıpkı benim gibi.” Hayır yapmıyorum, en son yapacağım şey. Böyle
insanlardan nefret ederim ben bir kere. ”Etrafındaki herkes senin düşündüğün
gibi düşünsün istiyorsun. Düşünmüyorsa düşünmesini sağlıyorsun. Kendini kimseye
kaptırmıyorsun çünkü erkekler senin peşinde koşsun istiyorsun.” Hangi kız
istemez ki. ”Koştuklarında da zavallılar olarak görüyorsun. Dikkatini çekmeyen
hiçbir erkeği tanıma şansı vermiyorsun. İmkansız olduğunu düşündüğün erkelerin
peşinden gidiyorsun sadece. Kalbin kırılınca da tüm suçu onlara yükleyip kös
kös oturuyorsun. Çirkinim, annemle Sidiklide olan şey bende yok diyorsun.
Çirkin falan değilsin. Hamurunuz aynı. Özgüvensizliğini hala bırakamadın.
Çocukken de böyleydin zaten. Hep fark edersin diye bekledim. Ama fazla mı
salaksın anlayamadın. Çirkin değilsin. Yalan söyleyemem öyle herkesin dönüp
dönüp bakacağı gibi çok güzelde değilsin ama güzelsin.” Sağol be anneanne ilk
boka batır sonra teselli gibi birde işe. “Ama aynı cazibe sende de var. Onlar
farkındalar. Hele Sidikli zilinin teki. Bastırmayı bırak, kendinin farkına
var.” İstemiyorum öyle olsun, türlü dolaplar çevireyim. Beni ben gibi sevseler
olmuyor mu? ”üstüne başına dikkat et. Makyaj yap. Bak Sidikli yanındayken
dikkat ediyorsun.” Çünkü o giyeceğim kıyafete varana kadar seçiyor ve giymezsem
evden çıkamıyoruz. Hoşlanmıyorum ama yapıyorum işte. O kızmasın üzülmesin diye.
“Söz ver bana arkadaşından özür dileyeceksin ve kendini sevmeye başlayacaksın.
Üstüne başına dikkat edeceksin. Olmaz deyip her şeyi kestirip atmayacaksın. Şu
saçlarını da bir kestir. Ölüp gidersem söz vermedim, kalbini kırdım kadının
diye üzülürsün bak. Ben sen mutlu ol diye diyorum. İnsan her zaman kendisinin
neyin mutlu edeceğini bilmez. Kimseye şans vermezsen benim yaşıma geldiğinde
yapayalnız kalırsın.” Sonra öptü gitti. Bilinç altıma nasıl olsa bir bomba
yerleştirmişti.
Etiketler:
anneanne kabusu geldi,
ben,
günlük,
kişisel post,
öğüt
lanetoner
Paratoner nedir biliyor musunuz? Hani ilk okulda fala hayat
bilgisi dersinde veriyorlardı. Hani yıldırımsavarda deniyor. Havadaki elektrik
yükünü alıyor toprağa hop aktarıyor. Bende onun bir benzerini yapıyorum. Bela
topluyorum ama toprağa aktaramıyorum. Uğursuzluk biriktiriyorum ben.
talihsizlik sözcüğünü güzel ülkeme ben kazandırdım. Annem hep onunla kırgın
olmammamı yoksa işlerimin ters gideceğini söyler. Ben anlatayım siz karar verin.
Bir kez beni kızdırdı evden tripli çıktım, tramvayın altında kalıyordum. Yine bir
kez böyle tartışmışız sınava yetişemedim. Sonra otobüs sert fren yaptı otobüste
düştüm. Kolum yeşil mor kırmızı mavi gibi çeşitli renkler aldın. En çok maviyi
sevdim am şirine usulü. Bugün annemin tabiriyle kıçım başım açık(anne sözlüğü: Soğuk
havada ince giyinmek) okula gittim. Hava güzeldi ama yağmur bastırdı, ıslandım
kaldım. Şuan boğazlarım gene pert. Bende ki uğursuzluk sınavı bile etkiledi. Hoca
cevap anahtarını silmeyi unuttu. Uygulamaları yaptık, sonra başladık yazılı dokümanı
beklemeye. Sınavımda kötü geçti zaten. Koç ya koskoca Koç bile uğursuzluğumdan
nasibini aldı. Kredi kartımın son günü olduğunu fark ettim. Görevli yüzüme baka
baka kapıyı kitledi, beş oldu dedi. tam beş bankamatik değiştirdim ama işlem
bir türlü olmadı. Hesabıma yatırdım internet bankacılığını denerim ne
uğraşıyorum dedim, o da olmadı.sonra kendimi 444`lü hatta müzik dinlerken
buldum. Sonunda oldu diye sevinecekken kadın iki dakika bekleteceğim dedi
gitti. Sistem arızası varmış. Yarın ödeyin dedi. Lan koskoca Koç be anne.
Yapıkrediyi çökerttin resmen. Asıl bomba ise bana anneannem oldu. Bir de onun
bitmek bilmeyen nasihatleri. Kafam kazan oldu.
Etiketler:
anneanne kabusu geldi,
ben,
depresyon,
günlük,
kişisel post
6 Nisan 2015 Pazartesi
nane limon
Özür dilemek erdem dediler inandık. Sonra yaptığımız her
hatadan sonra özür dilemeye başladık. Sonra bu alışkanlık yaptı. Nasıl olsa
özür var yap gitsin istediğini. Bağır çağır, kazık at, yalan söyle sonra ola ki
yakalandın özür dile. O kadar çok güveniyoruz ki hata yapmaktan, insanları
kırmaktan çekinmiyoruz. Affedileceğimizden eminiz çünkü. Biliyorum ama ben, dil
ne kadar affettim unutalım dese de kırılan kırılmış oluyor. Anlık öfkelerin
kurbanı olup ilişkilerimizi kesip biçiyoruz sonrada halkalı çöplüğüne
bırakıyoruz. Gerçi oranında üzerini örttük nihayetinde dimi? Bende yaptım çok
yaptım. Ama en çokta özür dileyince affetmeleri koyuyor bana. Öyle
hissetmediklerini hissediyorum ama normal davranıyorlar. Ağzıma kendim
sıçsaydım da şu öfke patlamalarını yaşamasaydım. Ne yapayım öfke düğmemin
camını kırıp bastıklarında kendimi kaybediyorum. Strike yapan bir oyuncu olu veriyorum.
Aradaki fark öfkem dinince pişman oluyorum söylediklerime. Sonuçta benim
devirdiğim üç beş lobut değil, koca koca çamlar. Herkesle aram nane limon. Ben o
kadar sinirliyken keşke çarpılsaydım. En azından bu kadar millete çemkirmezdim.
Özür diledim önemli değil dediler ama eksik be bir şeyler. Annem bile hala trip
yapıyor, kızlar nasıl yapmasın. Keyfim yok, sınavlarım var. Bütün gün başında oturup
hiçbir şey çalışmadım. Yarın sınavda da büyük bir ihtimal yine boş bol
oturacağım.
1 Nisan 2015 Çarşamba
nankörüm ama böylede mutluyum
Herkesle aram bozuldu. Sidikli anneme kızların çöpçatanlık
merakından bahsetmiş. İlk annemle tartıştık. Kadın yumuşakça “Hiç
eğlenmiyorsun, değişiklik olur.” Manasına gelecek laflar ettikçe ben çemkirdim.
Haksızım bağıracak ne var ama herkes taktı. İlla bir erkek arkadaşım olmak zorunda
mı? Ben uyumaya vakit ayıramıyorum sevgili kalsın hani. Hem dedim o kadar
sevmiyorum bu tip şeyleri. Sonra aradım Sidikli`nin ağzına sıçtım. NilKuşu “bak
adayımız” isimli resimden sonra aradım onunla da tartıştım. Herkese sorarsan
benim iyiliğimi istiyor. Lan şu dünyada sevgilisi olmayan bir tek ben miyim?
İstemiyorum işte. Hem tanıştırma, randevu ayarlama nedir ya. Çok utanç verici
ve kasıntı. Hoşlanmadığın bir adamla ne işin olur. Tamam çok salağım kabul
ediyorum. Olaya fazlaca romantik bakıyor bile olabilirim ama ben o
karşılaştığındaki olayı seviyorum. Ben hep o an karar veririm. Böyle ısmarlama
olayları da sıkıcı bulurum. Diyorlar tanışmadan nasıl karar verebilirsin.
Bilinçaltım bu berbat boktan bir olay kızım senin burda ne işin var diye
bağırırken ne bekliyorlar. Herkesin benim hakkında bir fikri, yapmam gerekenler
listesi var. Lan birinizde sormuyorsunuz sen ne istersin diye. He birde
nankörlük yapıyormuşum. Onlar beni düşünüp bunları bunları yapıyormuş.
Nankörlükse nankörlük. Bana ne yapmam gerektiğini söylemesinler, ısrar
etmesinler. Daha çok bunalıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






