14 Nisan 2015 Salı

insan belgeseli


Sabah erkeden kalktım kendime sağlıklı bir kahvaltı hazırladım. Pankek, çilek, muz, nutella, fındık ezmesi ve tabi ki peynir. Büyük dayımın eski eşi olan yengem bizde kalıyor, oturduk kahvaltı yaptık. Sonra ben mail kutumdaki iş listemi hallederken, yengem cinayetleri çözen bir programa daldı. Önceden polis çözemedi çözemedi bunlar nasıl çözecek yalan dolan derken, kanalda çalışan bir arkadaşım cidden büyük bir ekip çalışıyor, geçek deyince inandım. Oturup izlemişliğim yoktu ama iş hallederken gözüm takıldı. Sonra evlilik programına geçti. Ne insanlar var şaşırdım. Ciddi olup olmadıklarını sorguladım ama yok yani bir insan bu kadar olamaz. Teyzeni biri bana ev al diyor, Avrupa tozu yuttum elli yıl, adamın pasaportu olsun evlendiğim adamı gezdirip tozduracağım diyor. Teyze için bir ara ben aramayı düşündüm. Bu programlar resmen insan belgeseli be. İnsanlığın 21. yy da bile ilk evrelerini görebiliyorsun. Diğer ülkelerden seri katil çıkıyor, bizim ülkemizden bolca kaçık çıkıyor. Birazdan da kalkıp güne gideceğiz. Annem gün adresini mesaj atacak. Çalışan kadınlar günden geri kalmıyor sadece saatleri aşağı çekiyor. Gelince de oturup sızan Game Of bölümlerini izlerim. Ya nasıl mutlu oldum bu duruma anlatamam ya. Ben ki sırf 10 11 bölüm az geliyor, her hafta beklemek zorundayım diye bir sezon izleyip bir sezon nadasa yatırırdım. Şimdi ilk haftadan altı bölüm. Hem de istediğim zaman izleyeceğim. Beklemek yok. Bu hayata dair sevmediğim tek şey zaten aldığım her nefesle ölüme yaklaşırken bir de gereksiz beklemeler ve boşa geçirilen zamanlar.

13 Nisan 2015 Pazartesi

tanıksızlaştırma


12 tane ay var. Kış aylarından hoşlanmam, nisanı sevmem. Dedem de babaannem de nisan ayında vefat etti. O gün bugündür her nisan ayında mevlüt okutuyoruz. Cuma günü sınavım yoktu stajdan erken çıkıp eve gelip dinlenirim diye planlarken özel taşımacılık yaptım. O ne mi? Şehir dışından gelenleri ordan burdan topladım. Yenikapı, otogar ve hava alanı arasında geberdim. Keşke annemi gönderip ben evde dip köşe temizlik yapsaydım. Hem anlamadığım şehir dışında oturanlar ne diye gelir. Halam kalktı geldi, yengemler geldi. Oturun lan evinizde ne diye azıtıyorsunuz. Hiç mi mevlüt görmediniz. Hadi baba tarafını anlarımda annem kendi akrabalarını niye çağırıyor. Ev taşıma kapasitesinin üstünde insan aldı. Her taraftan kafa çıkıyordu. Birde bunlar her şeyi mi kurcaladılar. Resmen delirdim. Eline kitabımı alan konusu ne diye yanıma geldi. Okuman mı yok çevir oku işte. Duvardaki postitlerime taktılar. Neden yapıştırmışım. Basit canım istedi sana ne? Unutuyorum gözümün önünde dursun diye ne diye olacak. Çerçevelerle gelen var yanındaki şu kim, bu kim diye. Her biri bir şey istiyor. Şu var mı bu var mı? Ay bir de bende bir yenge var akıllara zarar. Kadın eve girer girmez ilk iş ne zaman başını kapatacaksın dedi. Yok o pantolon darmış ayıpmış. Bana gelince zaten sürekli yok eteğin kısa yok bu dar diyor. Kendi kızına bakmıyor hiç. Kızını sordum arkadaşlarıyla dışarı çıkmış sabah dedi. Sonra bir görüyorum instagram`da hatun İspanya`da. Kadında ki dışarı anlayışına bakın. Mevlüt biter bitmez hala misafir varken topukladım. Sınavım var diye kendimi kütüphaneye kapattım. Annem tutturdu eve gel saat kaç ayıp diyor. Evde yatıya kalanlar var, halam ve diğer yengelerim. “Gelmezsen babanı yoluyorum almaya, gece vakti daha nasıl geleceksin.” dedi. Baktım saat olmuş 11 ve annem beni bırakmayacak, döndüm eve. Bizim sevimsiz yengede evine gitmemiş hala bizde. Kadın içeri girer girmez de ilk dediği şey “Kız dediğin bu saatte mi eve gelir.” Ve işte o an anladım ben cinayet işlerken tanık sevmiyorum. 

9 Nisan 2015 Perşembe

vahşisin doğa


Gelsin çocukluğum. Öksürük şurubu. Ama tatlı değil bu seferki. Böyle acımrak bir şey. Günde dört defa bu eziyete katlanmak zorundayım sanırım bir süre. Annem kıçın başın açık dolanma, daha havalar soğuk demişti de, ben söz dinlemedim tabi ki. Bugün iki sınavdan sonra kendimi hastaneye doğru yönlendirdim. İki gündür deliler gibi öksürüyorum çünkü. Ciğerlerimi olduğu yerde sevdiğim için gittim zaten. Bronşit falan dedi. aslında buraya bunlardan bahsetmeye gelmedim. Sınavdan nasıl kaçılır isimli bir yazı yazıp okul defterini kapatmışları maziye götürecektim. Ama ondanda vaz gesize Majo ve Nyota`dan bahsedeceğim. Ders çalışmaya başlamadan önce bir meyveli yoğurt yemek istedim. Aç ayı oynamaz, nasıl ders çalışsın? Yerken de birkaç zaplamadan zarar gelmez dediğimde vefakar, çilekeş anne Nyota`ya rastladım. Majo için nasıl çırpınıyor bir görseniz içiniz parçalanır. Yapayalnız kalmışlar tarafsız bölgede. Avlanma sorunlarının yaşandığı bir dönem ve Majo bir gün daha sadece süt içerse ölecek. Söyledim dimi aslan ana oğul bunlar. Ciddi ciddi belgesel mi anlatıyorsun diyeceksiniz ama evet. Sinirlendim ve üzüldüm çünkü. Majo ve annesini kimse sürüsüne almıyor. Hatta yaklaşamıyorlar bile tehlike diye görülüyor. Majo`nun yaşıtlarıyla oyunlar oynayıp bir aslan nasıl olunur öğrenirken o açlıkla savaşıyor. Annes bir av buluyor, onda da daha kursaklarından geçmeden sırtlan sürüsüyle karşılaşmak zorunda kalıyorlar. Majo yemese ölecek, daha fazla dayanamayacak; yemeye devam ederse de bir başlarına kalmış ana oğlu sırtlanlar harcayacak. Bu belgeseli çekenlere de aferin hani. Lan koskoca BBC sponsor, iki kilo et alıp veremediniz mi hayvana? Bir erkek aslan sahip çıkar diyen varsa bu Türk filmi değil ki. Erkek aslan demek Majo`nun ölmesi demek. Erkek aslanlar kendi yavrularının bile dörtte birini öldürüyor. Bak bunu su aygırları da yapıyordu. Sırf dişinin ilgisi için. Belgesel bitti ama Majo`ya ne oldu öğrenemedim. Bir sürü erkek aslan olma dersini kaçırdı, oynayamadı, yapayalnız kaldı. Nyota desen yavrum yemedi yedirdi, avladı getirdi. Bana da ne olduysa resmen belgeseli izlerken gözlerim doldu. Ama çok tatlıydı kıyamadım be. Gerçi fark ettim ki bizde aynen böyleyiz. Biz kan dökmeden sosyal yaşama aynı bunu uyguluyoruz. Güçsüzden kurtul. Yarın sınavda da Nyoya`dan bahsedip tribünlere oynamayı düşünüyorum.

7 Nisan 2015 Salı

galaksi savaşları


Anneanneniz var mı? Durun bu çok saçma bir soru oldu. Varsanız o da olmalı gibi biyolojik ve felsefik saçmalıklarda bulunabilirdim. Ama olay tavuk yumurta tartışma evresinden biraz farklı. Hiçbirinizin benim anneannem gibi bir anneannesi var mı? Etrafındaki her erkeği parmağında oynatan, gelinleriyle sidik yarıştıran, kızına öfkelenip ondan uzakta yaşasın diye beddua eden. Tam bir cadı gibi gözüküyor dimi? Öylede. Obama yerine onu geçirseler dünya üzerindeki savaşları mumla ararsınız. Kadın 3. Dünya savaşlarını, nükleer savaşları bitirir, savaş zamanı gelişen teknolojiyle galaksiler arası savaş hazırlıklarına başlar. Gelinleri yeni bir şey alsın hemen kendi de alır, oğullarını ve dedemi parmağında oynatır. Hatta abisini bile. Öyle farklı bir hali vardır ki şimdiye dek ona hayır diyebilen bir insan görmedim. Herkesin anneannesi börek çörek yapar, bizimkisi nerde fitne fesat altına imza atar.  İstediği zaman insanlara dünyanın en iyi ve en tatlı, masum insanı gibi davranır. Babası tekne kazıntısı kızını ondan daha çok sevdiğini hissettiği an kıskançlıktan delirir. Çünkü şu dünyada onla ilgili iki şeyden biri kocasını herkesten her şeyden çok sevmesidir. Bir de değişmez ve su götürmez merhametidir. Yoldan geçen aç adam mı dersin, kocasından şiddet gören mi dersin eve toplayan, sokaktaki hayvanlara bakan bir kadındır aynı zamanda. Tüm bunları anlatmamın sebebi ise aynı zamanda bu kadının her zaman her şeyi görmesi. İnsanın ruhunu okur. Susar susar en beklenmedik duvarsız halinizde karşınıza geçer ve konuşur. 

Dün akşam kapıyı açanın o olduğunu görünce şaşırdım. İstanbul`a gelmiş. Günüm kötü geçmişti zaten buda üstüne şu sulu göz sakızlar gibi oldu. Merhaba nasılsın, standart yemek muhabbetleri sonra yorgunum dedim uyumaya gittim. Kapım çalındı, içeri girdi yatağımın kenarına oturdu “Biraz konuşalım.” dedi ve durmadı elime uzanıp avuçlarının arasına aldı. Dedim aha kesin ölecek kadın, veda konuşmasını yapacak ve bunu da saklamamı isteyecek. O ölünce kesin keşke onu daha çok sevseydim diye pişman olacağım. Bunların hiç birini söylemeyip beni şaşırttı. “Annenle konuştum. Arkadaşınla kavga etmişsin.” Bir annemin beni anasına şikayet etmesi eksikti o da oldu. Ne var yani hiç kimseyle ben tartışamaz mıyım? Hem biliyorum iki güne geçecek. “Herkes seni düşünüyor. Arkadaşına da haksızlık etmişsin bence, annene de. Senin iyiliğin için söylüyorlar. Sana git ilk bulduğun adamla evlen demiyoruz ki. Hatta ben öyle bir şey yaparsan seni döverim. Ama eğlen. Kendine eğlenmek ve karşı cinsi tanımak için fırsat ver. Sanı bunu gidip elin adamlarıyla fingirdemek olarak da algılama. Ama kimseyi tanımazsan aşıkta olamazsın. Aşk öyle ‘aaa ben ona ilk görüşte aşık oldum’ yalanlarına benzemez, inanma. Okuduğun kitaplara da benzemez, ordaki gibi aşklar bekleme sakın. Ne sen Şirinsin ne de erkeler Ferhat. Adı üstünde kitaplar masallar bunlar. Aşk emek ister. Gülme bana. Şimdi sizin her şey kolay, mesaj yaz, buluş konuş. Bizim zamanımızda yanında erkek görseler evlenmek zorundaydın. Şimdilerde birbirinizi yiyorsunuz.” Sonra kafama patlattı bir tane. “başından savmak için sallayıp durma. Senle neden anlaşamıyoruz biliyor musun?” dedi. “Babama benziyorum. Dolap çevirmekten, süzüm süzüm süzülmekten hoşlanmıyorum” dedim. Tekrar patlattı kafama, üzerine bir de salak dedi. “Babana benziyorsun ama kadın olduğunu unutuyorsun. Erkek değilsin ki. Cilvenin zerresi yok. Cazibe hiç yok. Millete evde kaldı torunun dedirtmem ben. Seninle anlaşamıyoruz, ama seni seviyorum. İnsan canını sevmez mi hiç? Kontrol ediyorsun tıpkı benim gibi.” Hayır yapmıyorum, en son yapacağım şey. Böyle insanlardan nefret ederim ben bir kere. ”Etrafındaki herkes senin düşündüğün gibi düşünsün istiyorsun. Düşünmüyorsa düşünmesini sağlıyorsun. Kendini kimseye kaptırmıyorsun çünkü erkekler senin peşinde koşsun istiyorsun.” Hangi kız istemez ki. ”Koştuklarında da zavallılar olarak görüyorsun. Dikkatini çekmeyen hiçbir erkeği tanıma şansı vermiyorsun. İmkansız olduğunu düşündüğün erkelerin peşinden gidiyorsun sadece. Kalbin kırılınca da tüm suçu onlara yükleyip kös kös oturuyorsun. Çirkinim, annemle Sidiklide olan şey bende yok diyorsun. Çirkin falan değilsin. Hamurunuz aynı. Özgüvensizliğini hala bırakamadın. Çocukken de böyleydin zaten. Hep fark edersin diye bekledim. Ama fazla mı salaksın anlayamadın. Çirkin değilsin. Yalan söyleyemem öyle herkesin dönüp dönüp bakacağı gibi çok güzelde değilsin ama güzelsin.” Sağol be anneanne ilk boka batır sonra teselli gibi birde işe. “Ama aynı cazibe sende de var. Onlar farkındalar. Hele Sidikli zilinin teki. Bastırmayı bırak, kendinin farkına var.” İstemiyorum öyle olsun, türlü dolaplar çevireyim. Beni ben gibi sevseler olmuyor mu? ”üstüne başına dikkat et. Makyaj yap. Bak Sidikli yanındayken dikkat ediyorsun.” Çünkü o giyeceğim kıyafete varana kadar seçiyor ve giymezsem evden çıkamıyoruz. Hoşlanmıyorum ama yapıyorum işte. O kızmasın üzülmesin diye. 

“Söz ver bana arkadaşından özür dileyeceksin ve kendini sevmeye başlayacaksın. Üstüne başına dikkat edeceksin. Olmaz deyip her şeyi kestirip atmayacaksın. Şu saçlarını da bir kestir. Ölüp gidersem söz vermedim, kalbini kırdım kadının diye üzülürsün bak. Ben sen mutlu ol diye diyorum. İnsan her zaman kendisinin neyin mutlu edeceğini bilmez. Kimseye şans vermezsen benim yaşıma geldiğinde yapayalnız kalırsın.” Sonra öptü gitti. Bilinç altıma nasıl olsa bir bomba yerleştirmişti.

lanetoner


Paratoner nedir biliyor musunuz? Hani ilk okulda fala hayat bilgisi dersinde veriyorlardı. Hani yıldırımsavarda deniyor. Havadaki elektrik yükünü alıyor toprağa hop aktarıyor. Bende onun bir benzerini yapıyorum. Bela topluyorum ama toprağa aktaramıyorum. Uğursuzluk biriktiriyorum ben. talihsizlik sözcüğünü güzel ülkeme ben kazandırdım. Annem hep onunla kırgın olmammamı yoksa işlerimin ters gideceğini söyler. Ben anlatayım siz karar verin. Bir kez beni kızdırdı evden tripli çıktım, tramvayın altında kalıyordum. Yine bir kez böyle tartışmışız sınava yetişemedim. Sonra otobüs sert fren yaptı otobüste düştüm. Kolum yeşil mor kırmızı mavi gibi çeşitli renkler aldın. En çok maviyi sevdim am şirine usulü. Bugün annemin tabiriyle kıçım başım açık(anne sözlüğü: Soğuk havada ince giyinmek) okula gittim. Hava güzeldi ama yağmur bastırdı, ıslandım kaldım. Şuan boğazlarım gene pert. Bende ki uğursuzluk sınavı bile etkiledi. Hoca cevap anahtarını silmeyi unuttu. Uygulamaları yaptık, sonra başladık yazılı dokümanı beklemeye. Sınavımda kötü geçti zaten. Koç ya koskoca Koç bile uğursuzluğumdan nasibini aldı. Kredi kartımın son günü olduğunu fark ettim. Görevli yüzüme baka baka kapıyı kitledi, beş oldu dedi. tam beş bankamatik değiştirdim ama işlem bir türlü olmadı. Hesabıma yatırdım internet bankacılığını denerim ne uğraşıyorum dedim, o da olmadı.sonra kendimi 444`lü hatta müzik dinlerken buldum. Sonunda oldu diye sevinecekken kadın iki dakika bekleteceğim dedi gitti. Sistem arızası varmış. Yarın ödeyin dedi. Lan koskoca Koç be anne. Yapıkrediyi çökerttin resmen. Asıl bomba ise bana anneannem oldu. Bir de onun bitmek bilmeyen nasihatleri. Kafam kazan oldu.


6 Nisan 2015 Pazartesi

nane limon


Özür dilemek erdem dediler inandık. Sonra yaptığımız her hatadan sonra özür dilemeye başladık. Sonra bu alışkanlık yaptı. Nasıl olsa özür var yap gitsin istediğini. Bağır çağır, kazık at, yalan söyle sonra ola ki yakalandın özür dile. O kadar çok güveniyoruz ki hata yapmaktan, insanları kırmaktan çekinmiyoruz. Affedileceğimizden eminiz çünkü. Biliyorum ama ben, dil ne kadar affettim unutalım dese de kırılan kırılmış oluyor. Anlık öfkelerin kurbanı olup ilişkilerimizi kesip biçiyoruz sonrada halkalı çöplüğüne bırakıyoruz. Gerçi oranında üzerini örttük nihayetinde dimi? Bende yaptım çok yaptım. Ama en çokta özür dileyince affetmeleri koyuyor bana. Öyle hissetmediklerini hissediyorum ama normal davranıyorlar. Ağzıma kendim sıçsaydım da şu öfke patlamalarını yaşamasaydım. Ne yapayım öfke düğmemin camını kırıp bastıklarında kendimi kaybediyorum. Strike yapan bir oyuncu olu veriyorum. Aradaki fark öfkem dinince pişman oluyorum söylediklerime. Sonuçta benim devirdiğim üç beş lobut değil, koca koca çamlar. Herkesle aram nane limon. Ben o kadar sinirliyken keşke çarpılsaydım. En azından bu kadar millete çemkirmezdim. Özür diledim önemli değil dediler ama eksik be bir şeyler. Annem bile hala trip yapıyor, kızlar nasıl yapmasın. Keyfim yok, sınavlarım var. Bütün gün başında oturup hiçbir şey çalışmadım. Yarın sınavda da büyük bir ihtimal yine boş bol oturacağım.


1 Nisan 2015 Çarşamba

nankörüm ama böylede mutluyum


Herkesle aram bozuldu. Sidikli anneme kızların çöpçatanlık merakından bahsetmiş. İlk annemle tartıştık. Kadın yumuşakça “Hiç eğlenmiyorsun, değişiklik olur.” Manasına gelecek laflar ettikçe ben çemkirdim. Haksızım bağıracak ne var ama herkes taktı. İlla bir erkek arkadaşım olmak zorunda mı? Ben uyumaya vakit ayıramıyorum sevgili kalsın hani. Hem dedim o kadar sevmiyorum bu tip şeyleri. Sonra aradım Sidikli`nin ağzına sıçtım. NilKuşu “bak adayımız” isimli resimden sonra aradım onunla da tartıştım. Herkese sorarsan benim iyiliğimi istiyor. Lan şu dünyada sevgilisi olmayan bir tek ben miyim? İstemiyorum işte. Hem tanıştırma, randevu ayarlama nedir ya. Çok utanç verici ve kasıntı. Hoşlanmadığın bir adamla ne işin olur. Tamam çok salağım kabul ediyorum. Olaya fazlaca romantik bakıyor bile olabilirim ama ben o karşılaştığındaki olayı seviyorum. Ben hep o an karar veririm. Böyle ısmarlama olayları da sıkıcı bulurum. Diyorlar tanışmadan nasıl karar verebilirsin. Bilinçaltım bu berbat boktan bir olay kızım senin burda ne işin var diye bağırırken ne bekliyorlar. Herkesin benim hakkında bir fikri, yapmam gerekenler listesi var. Lan birinizde sormuyorsunuz sen ne istersin diye. He birde nankörlük yapıyormuşum. Onlar beni düşünüp bunları bunları yapıyormuş. Nankörlükse nankörlük. Bana ne yapmam gerektiğini söylemesinler, ısrar etmesinler. Daha çok bunalıyorum.