Kız kardeşim ayağıma işedi. Tabi biz daha küçüktük. Çişimizi tuta tuta eve gelmişiz. Normal ev koşullarında iki tuvalet olur ve biri dolu. Bizde alaturka için yarışa girdik. İkimizde terliklerimizi giydik sen çık ben çık yapıyoruz. Ben bide o zamanlar nasıl inadım çirkefim evde evlat deyip zor tutuyolar. Bide sekiz yaşındaki çocuğu cami kapısına bıraksalar anında polise öter. Tabi salak değilse.. Neyse ben bu inadımla ben işicem diyorum. Zavallım Sidikli`de sürekli onu ezmemden bıkmış o da inada bindirmiş. Annemde çıkın biriniz diyor ama nafile. En sonunda ne haliniz varsa görün dedi çekti gitti. Sonra ikimizde inat ederken bir baktım bu açmış işiyo hem de ayağıma. Sonra ben kardeşimi öldürdüm. Tabi öyle olmadı ben başladım ağlamaya. Ayağıma işedi anne diyorum. Sonra annem banyoya götürüp güzelce yıkadı. Şimdi ne zaman bir şey olsa benimle kafa bulmak için ayağına işedim hehehee diyor deli kız…
1 Haziran 2014 Pazar
9 Nisan 2014 Çarşamba
bir salak balık
Üzgünüm hem de çok. Ben ki tembelim oturdum günlerce ders
çalıştım. Ben ki tembelim ders sonrası tekrar yaptım. Ben ki tembelim sınavdan
bir saat önce yaptığım uygulamayı sınavda becerip yapamadım. Diyeceksiniz ne
var bunda herkes kötü alır. Haklısınız da. Ama iki dakika beni dinleyin. Ben ilk
defa bu dönem derslerime çalıştım. Onu geç ben hiç bi sınava bu kadar çok
çalıştım. Sonuç hüsran. Çalışmasam bu kadar üzülmezdim ama çalışınca işler
meğer değişiyormuş. Buda yeni bi duygu deneyimi oldu. Ama ben o dersten
kalırsam müthiş planlarım var. Mesela hocanın arabasına çocuk bırakıcağım. Sevmiyor
ya o çocukları “kocanızın çocuğu al birazda siz bakın” diye de bi not düşücem. Plandaki
tek sorun hazır bebek bulmak.
Yada o en sevmediği hocaya gidip arkasından dediklerini
yanlışlıkla yumurtlicam. Off saçmalıyorum yine di mi?
24 Mart 2014 Pazartesi
alışveriş merkezi kullanımı
Hafta sonu yapılacak en büyük hatalardan biri, alışveriş merkezine gitmek. Neden diye soranlara cevabım şudur. Alışveriş merkezine insan sıçmışlar. Dizginlerinden kurtulan at misali insanlar kendilerini alışveriş merkezlerine atıyor. Yapacak hiç bir işleri mi yok hiç anlamıyorum. Hadi işiniz yok anlarım da güzel bahar havasında bile oraya takılıp kalmanızı anlamıyorum. Nasıl bir alışveriş çılgınlığıdır bu. Benim anladığım bu insanların hepsinin deli gibi parası var ve para yok diye ağlıyorlar. Zaten bide indirim furyası var. Indirimde alışveriş yapmak kadar kötü bişey yok ama. Çıldırmış bi kalabalık. Önceden aadece kadınlar aralarında kim alacak diye kavga ederken artık bu kadınlara özel bir durum olmaktan çıktı. Erkekler bile bu yarışmanın bir parçası oldu. Alışveriş merkezleri de hayvan davranışları belgeseli çekilir. Hakaret icin demiyorumda bunu. Bir yırtıcı gibi diğerinin alanina girmesini bekleyenler, bıraksın da ben alayım diye başında bekleyen akbabalar vs. Tabi bide surasi var ki indirim demek o elit mağazaların çarşamba pazarına dönmesi demek. Indirimde ürün almak harika bişey ama ben nefret ediyorum. O karmaşa arama tarama üstüne çıkan gözü dönmüş kadin milleti. iste bu yüzden alışveriş merkezine hafta sonu gitmeyin ve indirim vakti binanin yanından geçmeyin. Tabi hava sıcak veya soğuk ise aşırı mağdur iseniz klima için o kalabalığa katlanabilir.
19 Mart 2014 Çarşamba
ağır kezbanlık
Hem cinslerime şu ara anlam veremiyorum. Ben hep oldum olası uzun saç sevmişimdir. Saçlarımı kestirmeye kıyamam ama bazılarının durumu psikologluk. Saçını totona kadar uzatmak bu da yetmezmiş gibi oturduğunda saçının totonun altında kalması nasıl bir fantezidir. Benim hiç o kadar saçım olmadı olmasında zaten. Yıllardır saç uzatırım ama en azından yılda bi iki kez kestirir o kıyamadığım kırık uçlarından kurtulurum. Ama bunlar çalı süpürgesi saçlarıyla ortalıkta dolaşıyorlar. Ya bir değil iki değil haftada beş altı kıza rastladım. Kırık saç uçları bi yana onları nasıl yıkayıp temiz tutmayı başarıyorlar. Normalde benden uzunsa saç kıskanırım ama bunlar gibisi kalsın. Çünkü tam bi kezbanlık. Ben kendimi bu durumun kıyısından kurtarıp kısa saçlara merhaba dedim. Gerisi AĞIR KEZBANLAR`ın başına.
10 Mart 2014 Pazartesi
gezen erkek nüfusu
Biri bana sokakta gezen erkek nüfusunu açıklasın lütfen. Ya hepsi mi işsiz güçsüz anlamıyorum. Okula gidiyorum otobüs tıklım tıklım erkek dolu. İki yaşlı oluyor hadi gezmeye gitti, üçü hastaneye, dördü iş için geri kalanların o otobüste, tramvayda metroda ne işi var. Yada çok zenginler merak uğruna otobüs falan eziyeti çekiyorlar. Sora sokağa bakıyorum yine aynı terane. Kadın diyolar dırdır ve gezme erkek için en önemli kafaya kakma mevzusu. Ama gel gör ki sokakta erkek nüfusu patlamış gidiyor. Aralarında gün yapıyolarda o yüzden mi sokaklardalar anlamadım. Hayır kadınları nereye sakladık. Adamlar geziyor boyna. Hani ataerkildik. Olan cidden bize oluyor. Bi çalışalım erkekler gezsinler.
Yazıyı okuyana not: Bu kız feminist ruh hali içinde.
Etiketler:
gezen erkek nüfus,
günlük,
kişisel blog,
kişisel post
27 Şubat 2014 Perşembe
sevişmek şart mI?
İnsanı zorla sevişmeye teşvik ediyorlar. Şimdi olay şu. Yirmi bir yaşına geldim ama hala ara ara sivilce dediğimiz iğrenç şeyler çıkıyor. Regl dönemi diyosun gelip geçiyor. Bide gelip bi türlü geçmeyen tek tükle başlayıp bir sabah uyanınca on tane olmuşlar tarzında çıkanlarda oluyor. Bunlara baş belası öküzler diyor ve isim takıp benimsiyorsun. Mesela anlının ortasına bi Hayri, dudağının hemen yanına bi Rezzak kamp kurabiliyor. Sonra sen kalkıp cilt doktoruna gidebiliyorsun. O şu tedavi falan diyip duruyor ki zaten piyasadaki tüm ilaçları siz çoktan tüketmişsiniz. Sonra anneniz ikide bir evlenince geçer diyip duruyor. Sonunda sevişcem mi illa anne diyince kötü bi bakış yiyorsunuz. Ee arkadaşlarınızda düzenli seks hayatı olunca geçiyormuş diyince artık şarteller vs sizde bi atıyor. Yani insanın aklına olmadık fikirler sokan bu kadın ordusu iş uygulayayım diyince pis bakışlarınızı üzerinizde eksik etmiyor. Bunun sevişmesiz çözümü yok mu yaaaa.
20 Şubat 2014 Perşembe
dolar, euro, DİŞÇİ
Ekonomistliğe falan başlamadım. Sadece çürük bi dişim var. Aslında
ufacık bi nokta ama inanılmaz acı veriyordu. Geçen sene ilk defa dolgu
yaptırdım. Dişçimde konuşkan, esprili biri olsa da fark ettim ki ben dişçiden
çok korkuyorum. Dişçimi seviyorum ama eline aletlerini alana kadar. İşte yine
dişim ağrıyınca soluğu onda aldım ama çok eminim öyle iğnesiz halledeceğiz. Ama
o koltuğa oturunca dişçimin ağzından çıkanlar benim kaçma dürtümü tekrar harekete
geçirdi. Zaten ağzıma bilmediğim aletler sokup durması yetmiyormuş gibi bide
iğneler ortaya çıkınca fena oluyorum. Neyse beyaz çürük o yüzden böyle dedi. İğneleri
yaptı, kırdı, sıvadı bişeyler yaptı işini bitirdi. Sonra daha üç ay önce
kontrol ettiği üst düşlerimde küçük çürümeler şu beyaz çürümelerden olduğunu
söyledi. Bu demek ki birdişim daha hunharca parçalanacaktı. Neyse dedim
kalktım. İş ücrete gelince dudağımda uçukta çıktı. Çünkü geçen senenin iki katı
fiyat istiyordu. Ki beni tanıyor seviyor diye bu fiyat… neden diye sormadan
edemedim. Cevap kısa öz “dolar Euro yükseldi. Eeee senin bi sonraki randevuyu
ne zamana verim.” Benim cevapta kısa net “Dolar Euro düşünce haberleşiriz.” Tabi
böyle olmadı. Geçen sene yaptırdığım dolgu ki kanal tedavisiydi bir yılda dört
kez şişlik yaptı. Bu gidişimde de öyle olunca açalım dedi. Açtık iltihap ölmemiş
sinir vs. sonuç dişimin dörtte biri geceleri dişçi ile ilgili gördüğüm kabuslar
eseri kırıldı. Nasıl korkup dişimi sıktıysam artık.
Eee dolar Euro düşünce görüşürüz millet. Ekonominin ağzına edildi ilaçlar ve o verdiğimiz güzellik kremleri fiyatlarıda arttıyor. En iyisi stok yapın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







