17 Nisan 2015 Cuma

lütfen bu benim fesatlığım olsun


Anneme alamadığım dün ki kahveyi aldım bugün. Bizimkiler Kabataş’ta vapur için bekliyorlardı beni. Sonra nasıl oldu anlamadım kendimizi Dolmabahçe Sarayını gezerken bulduk. Bir ilkokul, altı akraba, iki bir daha gezmekten zarar gelmez ziyaretleri ile 9. turumu tamamladım. Çanta aranıyor ya, işte o an aldı beni bir telaş. Biber gazını bıraksam buraya dedim kabul ettiler. Çantanın içini o cihazdan geçirmemi istediklerinde ise film koptu. Çantamı açtım ve “Şey biber gazı dışında bir adet çakı, falçata ve o ne geziyor diyebileceğiniz bıçak var” dedim. Adam inanmadı ben tek tek tek çıkardım. Baktı güldü “Potansiyel suçlu. Bu kadarını ne yapacaktınız?” dedi haklı olarak. Bende açıkladım ve topluca güldüler. ”Çakı malum savunma, falçata annemle güne gidecektik de gün yapan teyze oğlunun ödevi varmış, yardım eder misin deyince tüm iyi niyetimle tabi dedim. Mukavvada makasla kesilmiyor ya, onlarda falçata olmayınca ben götürdüm.” Adam doğal olarak koca bıçağı merak etti. Salak diyeceksiniz ama iki gün önce annem aldırdı. Bende sardım sarmaladım çantaya attım. Ertesi gün sırt çantama bir kulaklığımı bir cüzdanımı atınca bu çanta öylece kaldı. Sabahta aceleyle cüzdanı kitabı buna attım çıktım. Aslında çok masumum gördünüz mü? İçeri girmeyi becerince de tura başladık. İlk tur Türkçe`ydi ama artık turları koşturarak yapıyorlar sanırım bir ara biz grup olarak kafileye yetişemedik, sarayın içinde kaybolduk. Sonra buldular bizi, rehberde azarladı. Ne yapalım biz bilmiyorduk Nascar yarışlarına katıldığımızı. Sonra haremde Türkçeye yetişemeyince İngilizce`ye girdik ne fark eder dedik. Sonuç devlet bile turistleri kazıklıyor. Rehber burda padişah hanımları ve çocukları kalıyor bilmem kaç oda falan var dedi. Atatürk hakkında ise sadece Türkiye`nin ilk cumhurbaşkanını olan Atatürk burada vefat etti. Kendisi başarılı bir askerdi dedi geçti. Sonra rehber Usain Bolt`a bağladı. Mavi salona kadarda hiç konuşmadan koştur koştur gitti. Biz nerde olduğumuzu tabeladan baktık. İlk defa Dolmabahçeye gittiğimde Atatürk`ün yatağının başında iki asker vardı. Rehber bize O Muhteşem Adamdan bahsetmişti. Bakmaya doyamadığı tablodan. Bundan üç yıl öncede anlatıyorlardı. Şimdi aklıma takılan turist tarifesi mi bu? Yoksa artık anlatmayalım herkese unutturalım mı? Neden diyorsun bunu derseniz selamlığı gezerken aman padişahlar böyle şöyle derken, gelen hediyelerden bahsederken detaylar verilmesi; Atatürk`ten bahsederken “he was a successful soldier” denilip geçilmesi beni rahatsız etti.  Umarım rehberin birinin işini iyi yapması, diğerinin iyi yapmamasından kaynaklanıyordur ve ben pis fesat hatunun biriyimdir.




14 yorum:

  1. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. :)
    Mevcut sağ-muhafazakar eğilimi yerleştirme çalışmaları diyelim. Bir zamanlar "Cumhuriyet" diyerek "Osmanlı" yok sayılıyordu, şimdi tersini yapıyorlar daha doğrusu yapmaya çalışıyorlar. Demem o ki: sağ, sol(geçemez), orta yol(çok zor geçer) kim geçerse geçsin bazı ideolojik dayatmalar olacak. Türkiye'de siyaset bu kadar tek yönlü ve ucuz. hissettiğin şey fesatlığa ait değil sağduyuya ait.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. her geçene göre eğilmek zorunda bırakılmamıza kızıyorum ben.Çünkü kimse farkında değil ama her gelenle yeni bir zihniyet yetişiyor. Bugün benim garipsediğimi benden bir dönem sonrası olması gereken buymuş gibi görüyor. Endişemin temeli ardımızdan büyüyenler

      Sil
  3. Cumhuriyetin osmanlı ideolojisini baskılamasıyla, bugünkü yeni osmanlı'nın cumhuriyet ideolojisini baskılaması asla bir tutulamaz. Cumhuriyet kurulduğunda, toplumsal anlamda geri bir formasyon aşıldı, kısmen tasfiye edildi ve ileri doğru bir adım atıldı. Bugün ise geriye doğru gidiliyor. O yüzden, "Zamanında da cumhuriyetçiler bunu yapmıştı" denmesi, "Demokratik bir şekilde ortaçağa dönüyoruz" demektir ve asla kabul edilemez.
    Lady Witch, tesadüf olduğunu hiç sanmıyorum yaşadıklarının, toplumsal hayatın içine sinen "karşıdevrimin" örneklerinden biri bu sadece.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söylediklerinizi yıllardır demokratik-sol söylüyor zaten. bakın ne haldeyiz:)
      Gidip Türk Modernleşmesinin ikinci evresi olan Cumhuriyet modernleştirmesine bakmanızı rica edicim. Cumhuriyetle birlikte yapılan her ne varsa Osmanlı'nın son dönem aydınlarınca söylenmiş, yapılması arzu edilmiştir.Hatta bir çoğu osmanlı hanedanlığı zamanında yapılmıştır. Atatürk bunları devrimsel bir şekilde yapabilecek kaynağa ve güce sahipti sadece... Osmanlı'nın devleti modernleştirip halkı kendi haline bıraktığı yerde, Cumhuriyet hem devleti hem toplumu dönüştürdü. İkisinin ortak yönü, devletçi gelenekle yukarıdan aşağı bir değişim gerçekleştirmeleridir. Bu değişim batıda, toplumun alt kesimlerinden yukarıya doğru gerçekleşmiştir. Şöyle söyleyeyim: batıda halk devleti dönüştürdü, Türkiye'de ise devlet toplumu dönüştürdü. Sizce hangisi daha verimlidir? Bakın bunlar bir iki cümleyle açıklanamayacak kadar kapsamlı konular. Karşı devrim diye bir şey yok. Mevcut iktidar devrimsel bir hareket yapmayacak kadar iyi tanıyor toplumunu. Tehlike de burada zaten. Muhafazakar sistemin arzu ettiği şekilde evrimsel bir değişme gerçekleşiyor. Basit tabirle kurbağanın kazanı yavaş ısınıyor.

      Yapmamız gerekn lady witch gibi sağduyu ile düşünüp, detayları yorumlayıp bunu aktarabildiğimiz kişilere aktarmamız.

      Sil
    2. 1. Şu an ne haldeysek, bunun sorumlusu demokratik solun ne söylediği değil, şu anda ülkeyi uçuruma sürükleyen AKP iktidarıdır. Üstelik bu tezler demokratik solun değil, benim de sahiplendiğim sosyalist hareketin tezleridir.
      2. Batıda halk devleti dönüştürdü söylemi koca bir yanlış okumadır. Bakalım, jakobenizmin babası Ropespierre Fransız Devrimi'ni tepeden inmeci bir şekilde daha ileri taşırken mi halk devleti dönüştürüyordu? Almanya'da Bismarck baskıcı bir şekilde prenslikleri birleştirirken mi halk devleti dönüştürüyordu? Yoksa krallığı devirecek halk hareketi olmadığında, İngiltere'de hala ortadan kalkmamış krallık kurumunu mu değiştirdi halk? Geçelim... Eğer toplumsal bir dönüşüm olacaksa, bu tarihin her döneminde, öncü bir gücün iradi olarak toplumu ileri çekmesiyle olmuştur. Dolayısıyla cumhuriyet modernleşmesi her ne kadar problemleri içinde barındırsa da, ileri ve meşru bir hamledir.
      3. Bu söylemler, liberal tarih okumasının içler acısı durumudur. Sözde, AKP bugün halkın ihtiyaçlarını anlıyor, tepeden inmeci değil, halktan gelerek toplumu "olması gerektiği" gibi dönüştürüyor. Bu sayede batıda olup bizde olmayan dönüşümler sağlanıyor... Hadi ordan :) Yaşanan adlı adınca karşı devrimdir. Kusura bakmayın, şu anda yaşananların "yavaş dönüşümler" olduğunu söylüyorsanız, hiçbir şeyden haberiniz yok. İktidarda hırsızlığı tescillenmiş, kendi insanlarını öldüren, özelleştirmeler ve kadrolaşma sayesinde elektrik hizmetini bile sağlayamayan, etrafındaki bütün ülkelerle düşman olmuş bir ekip var. Bu mu yavaş yavaş ısınma? Bu yaşanan adlı adınca karşıdevrim ve diktatörlük. Yumuşatarak meşru göstermeye çalışmayalım.
      İnsanlara bir şeyler aktarmayla çözülecek bir mesele de değil bu. Çünkü herkes neyin ne olduğunu biliyor. Sorun insanların bir şeylerin farkında olmaması değil, farkında olanların harekete geçmemesi. Bir şeylerin farkında olan insanların "sağduyulu olalım canım, ne olacak, sakin sakin takılıyoruz" işte diyerek yerinde oturmasıdır.

      Sil
    3. Sosyalist hareketi savunuyorsan biz neyi tartışıyoruz :)
      Sahiplendiğiniz sosyalist harekete bu ülkede en büyük darbeyi cumhuriyetçi sosyal demokratlar vurmamış mıdır?
      Modernite kapitalizm demektir. Gelenekselin önüne geçen rasyonel düşüncedir. Bu düşünce batı halkına zorla mı dikte ettirildi. Batının seküler yaşantısı sizce bir tesadüf mü? İşin gerçeği batı aydınlanmasında saklı. Onlar moderndir, öz kaynaklarıyla, toplum talepleriyle. Biz modernleştirilmişizdir, siyasal dinamiklerle, devlet talepleriyle, dış kaynaklarla ve model alarak.Bu kadar açık ve net.
      Oralardaki hareketlerin kaynağına eğilin, Fransız Devrimindeki aktör kimdi? Bahsettiğiniz öncü güç kimdi gerçekten? Devlet mi yoksa çıkarlarını sağlama almak amacıyla onun karşısına dikilen burjuva mı? Almanya'ya gelirsek; halk hareketlerine, alman devrimine bakmanızı rica edicim yine.Bakın bakalım Avrupada ilk emeklilik sistemini, sağlık-kaza sigortalarını getiren kimdi? o sağ eğilimli toprak ağası Bismark olmasın sakın, acaba bunu aklına esti de mi yaptı? Çünkü sol hareketin güçlendiği bir dönemde bunu yapmak zorundaydı. Batıda sınıfsal hareketler vardı. gerçekten çok akıllı bir adamdı. Böylelikle Marx'ın öngördüğü patlamanın olamayacağını kanıtladı bir nevi.Almanya o dönemde daha liberal olan avrupa devletlerinden bile fazla hak veriyordu vatandaşlarına. İngiliz devrimine bakın bakalım.Avrupadaki sendikal halk hareketlerine bakın, değişimler tepeden inmemi yoksa o tepedekileri bunları yapmaya mecbur bırakan halk kitlelerince mi gerçekleştirilmiş. Var mı bizde böyle hareketler? Çok rica ederim haklı çıkmak amacıyla kavramların anlamlarını olayların gerçek boyutunu değiştirmeyelim.
      AKP de dahil bu ülkedeki bütün hükümetler, hatta genişletelim: doğu devletleri tepeden inmecidir. Halk istiyor diye bir şey yapılmaz bizde. Doğu toplumlarında toplum devletle var olur... Batıda devlet zayıflayınca gelişme kaydedilebiliyor bizde bunun olması zor.

      Bu devlet bir diktatörlük olabilir fakat tekrar söylüyorum "devrim yapmıyor".Devrim: Hızlı köklü değişmedir.İran devrimine bakalım 1 yılda siyasi rejim değişirken 1-2 yılda kültürel devrim gerçekleşmiştir. Ben mi yanlış hatırlıyorum AKP 2000 başlarında gelmedi mi iktidara? Anayasa aynı, rejim aynı fakat dikkatli bakılınca görülebilen toplumsal-kültürel bir değişim var ve bu yavaş gerçekleşiyor.

      İnsanlara birşeyler aktarmayla çözülecek mesele değil elbette, hiçbir şey yapmamaktansa basit de olsa bir şey yapmak evladır. En basitinden bilmediğini öğrenmeli insan.

      Sil
    4. Ben Avrupa'daki örnekler birebir aynıdır demedim... Üstelik bu farklılıkları da sanki olmaması gereken şeylermiş gibi söyleyen sizsiniz.
      Eşitsiz gelişim teorisini çöpe atarak, merkez emperyalist ülkeler ile zincirin zayıf halkalarındaki ülkelerin gelişim dinamiklerinin "benzer" olması gerektiğini mi iddia ediyorsunuz yani?
      Elbette Avrupa ile Türkiye gibi ülkeler arasında gelişim dinamikleri açısından fark olacak, onlara benzemeye çalışarak ya da gittikleri yoldan giderek değil, farklı bir şekilde aşılacak ama bu.

      Sil
    5. "Eşitsiz gelişim teorisini çöpe atarak, merkez emperyalist ülkeler ile zincirin zayıf halkalarındaki ülkelerin gelişim dinamiklerinin "benzer" olması gerektiğini mi iddia ediyorsunuz yani?"

      Hayır

      "Elbette Avrupa ile Türkiye gibi ülkeler arasında gelişim dinamikleri açısından fark olacak, onlara benzemeye çalışarak ya da gittikleri yoldan giderek değil, farklı bir şekilde aşılacak ama bu."

      Kesinlikle.

      Bakın mesela japon modernleşmesiyle kıyaslandık zamanında, biz de onlar gibi yapalım dedi bazı büyüklerimiz. Aslında doğu toplumları otorite-itaat ilişkisi paydasında buluşurken bazı farklılıklar barındırıyor. Japonlardaki sadakat,disiplin bizde yok mesela. Onlarda devletçilik daha muntazam çalışırken, bizdeki malum. Bizim siyasal kültürümüz kahve ağzından öteye gidemiyor içi boş propaganda ağırlıklı. siyasal katılım da yine takım zihniyetinden öteye gidemiyor. Bilgi çağında bilgi ile konuşmaya başladığımızda o zaman bizim için de bir umut var.

      Sil
    6. Ben aranıza girmeme hakkımı kullanıyorum :D Ama şu var çok mutlu oldum. Ne alaka derseniz ülkede tartışmayı hakarete vardırmadan suçlamadan yapan insan görmez olmuştum. ben köşemde mutluluğumu yaşıyorum

      Sil
  4. hehe falçata bıçak ne o birilerine estetik mi yapcan çizcen mi yaaa nascar ha ha haaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çakı benim suçum ama gerisi annemin. :D
      Cidden hızlılar ama koşmazsan yetişemezsin.

      Sil
  5. O tamamen o rehberin suçudur yoksa biz de en son arkadaşlarla gittiğimizde iyi bir anlatıcı vardı. Hoş tarih mezunu arkadaşla gezdim ben ve rehber onun anlatmasını duyunca biraz sinirlendi ama ne yapsın çocuk daha önce defalarca gitmiş, ıncık cıncık öğrenmiş her şeyi bana aktarıyor ahahahahaha
    Yalnız o çanta ne öyle ya ahahahahaha cidden potansiyel suçluymuşsun da haberin yokmuş :D
    Hadi bibergazı bende de var (hatta herkeste var) çakı desen bende olmasa da yanımdakilerde illa oluyor (bkz.bira açacağı, törpü, tınak makası, minik bıçak ve kerpeten var içinde, işlev büyük) ama falçata ve bıçak ahahahahahahahaha
    Ben de bir keresinde anneme onun isteği üzerine pasta bıçağı almıştım ama bıçak bıçak gibi değil ki arkadaş resmen cm döner bıçağı. Kılıç gibi yanımda gezdirmek zorunda kalmıştım sığmamıştı hiçbir yere ahahahahaaha

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizde İstanbulda doğup büyüyüp hiç ayak basmamış vardı. En çok ben gitmişim işte her akrabayla şehir turu malum.
      Hahah benim ki Allah`tan pasta bıçağı falan değildi :D Daha ufak çalıştık :D

      Sil